Kenarda Kalmış Bir Yürek…


1464cu

Zindanlar ölüm yetiştiriyormuş, bildim,
Hayatsa zindanları çoğaltıyor…

Yalnızlığı bir kuyu yapmışlar, beni içine atmışlar sanki. Dünya bir köle pazarını andırıyor. Sanki bir zindan.. Ve nihayetinde bir gün rüyam olmasını umuyorum.

Kenarda kalmış bir yürek yaşıyor şimdi bedenimde. Kocaman bir perde var önünde. Sadece gözyaşımı çağırdığım zamanlar – ki çoğu zaman kendiliğinden geliyor – aralanan bir perde.. Hiç anlam veremiyorum sadece labirentin ortasına konulduğumda çıkışı bulabilmeme. Ne zaman dümdüz bir ovaya düşsem, kaybediyorum yolumu.

Yalnızlığı bir kuyu yapmışlar, beni içine atmışlar sanki. Kollarımı dizlerimin üstüne koyup durmadan ağlıyorum: “Ey ışık! Sen misin gözlerimi kamaştıran, beni rahatsız eden? Gözlerim, karanlığın dostu olmuştu çoktandır. Git! Sen de kaybolma bu kuyuda.”

Kenarda kalmış bir yürek yaşıyor şimdi bedenimde. Peçesi düştüğünde hayallerimin, göğüm, yağmur yüklü bulutlarla doluyor. Ve ansızın bastırıyor yağmur. Ruhumu hayallerime şemsiye yapmak istiyorum, ama ben yanlarına varıncaya kadar sırılsıklam oluyorlar. Hiç bir zaman yetişemiyorum.

Evet, yaşamın anlaşılamaz yönünün farkındayım. Bu garip, insanı özünden uzaklaştıran ama kendimizi kaptırmaktan alamadığımız düzenin içinden sıyrılmaya çalıştıkça, biz de anlaşılamaz oluyoruz. Önce hayallerimizi atıyoruz kuyuya, sonra önceliklerimizi, sonra olması gerekenlerimizi ve en sonunda bedenimizi atıyoruz. Her seferinde bir yanılgıyla karşılaşıyoruz. Bir hafıza yitimiyle.. Düştüğümüz vehmine kapılıyoruz.

Yalnızlığı bir kuyu yapmışlar, beni içine atmışlar “gibi” sanki. Sonbaharın eşliğinde bir hüzün şarkısı çınlıyor beynimde. Kendimden ödün vermeden kendim olmaya çalışırken, zamanın o kadar da geçtiğini anlayamıyorum ve ne zaman “sona yaklaştım” desem, aslında herşeyin başlangıç şartlarından çok farklı olduğunu görüyorum. Sonuç: Yine kendimi kaybediyorum.

Bir gün rüya ile gerçeğin gittikçe yaklaşıp hızlı bir çarpışmayla bütün olduğu anda, aralarındaki aynanın sır evrenine karıştığı anda içimdeki kuyunun buz gibi eriyeceğini biliyorum. Ve ben o gün su üstünde yürüye(bile)rek özgürlüğü(mü)n tadını çıkaracağım.

Şimdi kenarda kalmış bir yürek yaşıyor belki bedenimde. Bir “gel” çağrısını duymak için bekliyor kulakları. Bir “gel” işareti görmek için gözlüyor uzakları. Belki “gel” diyen yine kendisi olacak. Belki de rüyası.. Ama olsun biliyor ki; “gel” diyene gittiğinde, sonrasında köle de olsa, zindana da atılsa aslında aynaların tuzla buz oldugu “o an”a gidiyor.

Gördün mü umut? Yine bir kar tanesi olup avucuna düştüm.. Ve eridim..

Didar Elif

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s