Bir Eş Olarak Hz. Muhammed (s.a.v)


Son Peygamber olarak gönderilen ve hayatının her safhasında “en güzel örnek” olan Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed sallallahu aleyhi vesellem, aile hayatında da “eşsiz bir hayat arkadaşı” olarak rehberlik ediyor bizlere, çağlar ötesinden…

“Modern hayat” denilen keşmekeşlerle dolu yaşantımızda, her zamankinden daha çok muhtaç olduğumuz aile içi iletişime, huzur ve saadetimize kapı aralayıp, asırların eskitemediği güzellikteki hayat tarzıyla Peygamber Efendimiz (sav) yine en büyük rehberimiz ve öğretmenimiz olarak elimizden tutuyor. Yeter ki, biz de O’nun sünnet-i seniyyesine tutunmak için bir el uzatmış olalım!…

Bu bölüme gelinceye dek, bir evlat ve akraba olarak bize sunduğu eşsiz güzellikteki resimlerini hasret ve hayranlıkla seyrettik Peygamberimizin… Aşağıdaki satırlarda ise Resûl-i Ekrem (sav) Efendimizin eşleriyle olan ikili ilişkilerini, onu bize bir eş ve hayat arkadaşı olarak anlatan bilgiler çerçevesinde ele almaya çalışacağız.

Konuya girmeden önce ifade etmemiz gereken bir husus vardır: Allah Teâlâ tarafından, “mü’minlerin anneleri” (Ahzâb, 6) olarak nitelendirilerek büyük bir şeref bahşedilen Peygamberimizin eşleri, “Ezvâc-ı Tâhirât” denilen o muhterem hanımefendiler sayesinde bizler, Nebiyy-i Muhterem (sav) Efendimiz hakkında pek çok bilgiye sahibiz. Denilebilir ki, insanlık âleminde, tüm insanlar arasında, aile hayatı hakkında en detaylı bilgilere sahip olunan tek kişi Sevgili Peygamberimizdir…

“O’nunla birlikte kadınlar değer buldu”

Önce, bir nebze Sevgili Peygamberimizin dünyaya geldiği yıllardan bahsedelim isterseniz… Kız çocuklarının kızgın çöl kumlarına gömülerek hayat hakkının elinden alındığı, savaşlar sebebiyle esir edilenler yanında, yetim kalanların da türlü türlü mağduriyetler yaşadığı bir ortamda, kadının herhangi bir değeri yoktu tabiatiyle…

Böylesi bir ortamda, hükümdar kızları veya varlıklı/itibarlı bir aileye mensup olanların dışında kalan kadınların, ne sosyal statüsü ne de değeri vardı. Resûl-i Ekrem (sav) Efendimiz işte bu anlayışın hüküm sürdüğü topraklarda dünyaya gelmişti. Gelişi, bütün “âlemlere rahmet” olduğu gibi, ezilen ve hor görülen, yok sayılan, mağdur edilen ve zaman zaman alınıp satılan bir metâ olmaktan kurtulamayan tüm kadınlara da rahmet vesilesi oldu. O’nun getirdiği dinin mukaddes kitabı, kadınlardan bahseden nice ayetlerle doluydu. Dahası, O’na nazil olan sûrelerden biri, Levh-i Mahfûz’dan “Kadınlar” anlamında “Nisâ” sûresi olarak geliyordu… Bir başka ayet ise çarpıcı ifadesiyle tüm insanların dikkatini çekiyordu:

“…Diri diri gömülen kız çocuklarına hangi suçtan dolayı öldürüldüklerinin sorulduğu o kıyamet gününde…” (Tekvîr, 8-9)

İslâm dini, kadını vahyin muhatabı olarak görmüş ve mukaddes kitaptaki sayısız ayetle bu değeri perçinlemişti.

Gelen vahiyleri destekleyen tavır ve davranışlarıyla kız çocuklarına ayrı bir önem veren ve daima onlar lehinde inisiyatifler kullanan Peygamber Efendimiz, gösterdiği çaba ve gayretleriyle cinsiyet ayrımını ortadan kaldırmaya muvaffak oluyordu. Dahası:

−Bana dünyanızdan üç şey sevdirildi: Kadın, güzel koku ve gözümün nuru namaz. Buyurmak suretiyle, kadına manevî bir değer de atfediyordu.

Bu ifade bile, o dönem için başlı başına bir inkılaptı diyebiliriz. Çünkü, bu hadiste kadın, insanı farklı âlemlere götüren güzel koku ve kişiyi Allah ile buluşturan namaz ile birlikte zikrediliyordu. Demek ki kadın, insanı Allah’tan alıkoyan değil, belki ona Allah’a kulluk yürüyüşünde yardımcı olan bir unsurdu. Nitekim Sevgili Peygamberimizin, kendisine gelen vahyi ilk paylaştığı kişi de yine bir kadındı… O, her zaman ve her hususta kendisini destekleyen eşi Hz.Hatice (ra) annemizdi…

Kurduğu yuvasında ilk eşi Hz.Hatice (ra) ile birlikte 25 yıl kadar mutlu bir evlilik hayatı süren Sevgili Peygamberimiz, onun vefatından sonra bir süre yalnız yaşamış ve sonra yine bir dul hanım olan Hz.Sevde (ra) annemizle ikinci evliliğini yapmıştı.

Daha sonra Medine döneminde her biri bir hikmet ve özel sebep gereği yaptığı evlilikleriyle Nebiyy-i Muhterem (sav) Efendimiz, eşleri vasıtasıyla insanlara ve özellikle de kadınlara dinlerini anlatma hususunda farklı bir imkâna sahip olmuştu.

O’nu bizlere bir eş ve hayat arkadaşı olarak anlatan ve tanımamıza imkân sağlayan bu değerli hanımefendilerin aktardığı bilgiler çerçevesinde, Sevgili Peygamberimizin aile hayatından günümüze yansıyan mesajları tespit etmek üzere, gelin geçmiş günlere bir göz atalım yeniden…

“Vefasıyla da en güzel örnek…”

Resûl-i Kibriyâ (sav) Efendimiz, ilk eşi Hz.Hatice (ra) annemizi sık sık hayırla anmış ve onu sitayiş dolu sözlerle yâd etmiştir. Hatta onun hatırasına karşı gösterdiği derin saygı Hz.Aişe’nin dikkatini çekmiş ve onu bu kadar anmasındaki sebebi öğrenmek istemişti. Sevgili Peygamberimizden aldığı cevap anlamlıydı:

−Allah bana ondan daha hayırlısını vermemiştir. Çünkü insanlar benim peygamberliğimi inkâr ederken, o bana inandı. Herkes beni yalanlarken o beni tasdik etti. Çevremdekiler benden mallarını esirgerken, o benim için bütün malını feda etti. Ayrıca o, çocuklarımın da annesiydi… Doğrusu ben onun sevgisiyle rızıklandırıldım!…

Bu sevgi öylesine saf, öylesine katıksız ve öylesine kuşatıcıydı ki, vefatının üzerinden yıllar geçse de Sevgili Peygamberimiz, daima Hz.Hatice’den bahsetmiştir. Dolayısıyla nikâh merasimlerinde yapılan duada,

−Allah’ım! Nikâhları kıyılan şu gençlere, Hz.Muhammed (sav) ile Hz.Hatice (ra) arasındaki muhabbetin ve ülfetin bir benzerini nasib eyle, diyerek onların isimlerine yer verilmesi boşuna değildir.

Sevgili Peygamberimizin, ona olan vefasının iki zirve örneği vardır ki, bunları sizlerle paylaşmak istiyorum.

“Hatice’nin kabrinin karşısında”

İslâm ordusu büyük bir ihtişamla Mekke’ye girmiş ve şanlı komutan Resûl-i Kibriyâ (sav) Efendimiz de mahzun bir şekilde terk ettiği yurduna muzaffer bir komutan olarak geri dönmüştü. Akşam olunca nerede gecelemek istediği kendisine sorulunca, Yüce Resûl (sav) Hacûn mevkiinde kendisi için bir çadır kurulmasını arzu ettiğini bildirdi… Burası, Cennetü’l-Muallâ’yı karşıdan gören bir yerdi… Ve burası, sevgili eşi Hz.Hatice’nin kabrinin tam karşısındaki bir alandı… Ne dersiniz? Kendisine Mekke’nin en güzel ve ihtişamlı evleri tahsis edilmek üzere hazır beklerken, Sevgili Peygamberimizin, Cennetü’l-Muallâ kabristanının karşısında gecelemeyi istemesi, yıllar önce kaybettiği ama hiç unutamadığı eşine olan vefasından başka neyle açıklanabilir?…

“Hatice’nin arkadaşına ilgisi…”

Asr-ı Saadet’in, insanlara mutluluk bahşettiği güzel günleri… Bir gün Peygamberimizin kapısı çalınır. Gelen yaşlı bir kadındır. Resûl-i Ekrem (sav) Efendimiz onu görünce yüzünde büyük bir sevinç gözlenir. Hemen içeriye buyur edilir ve geleneklere göre değerli misafirler için uygulanan bir işlemi yaparak, sırtındaki hırkasını çıkarıp yere serer ve misafirini onun üzerine oturtur. Kısa ziyareti esnasında hâl-hatırı sorulan bu yaşlı kadına, muhabbetle ikramlarda bulunan Sevgili Peygamberimiz, bir müddet sonra memnuniyeti yüzünden okunan misafirini yine güleryüzle yolcu eder. O’nun, bu yaşlı kadına, böylesine ilgisinin sebebini merak ederek “kim olduğunu” soran Hz.Aişe’ye Efendimizin cevabı çok anlamlıdır:

−O, Hatice’nin çok sevdiği yakın bir arkadaşıydı…

Hz.Hatice (ra) vefat edeli yıllar olmasına rağmen, Peygamberimizin, eşine duyduğu saygı ve sevgisinden dolayı hayatta kalan arkadaşlarına gösterdiği bu alâkayı, sadece bir şey izah edebilir: Vefâ duygusu…

Mehmet Emin Ay

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s