Abdullah b. Mes’ûd: Kesintisiz Bir Işık


“Misvak Sahibi” diyorlar ona. Sahip olduğu diğer eşyaların sözcülüğünü üstleniyor misvak: Bir yastık, bir elbise ve bir çift terlik… Kısa boylu, uzun saçlı, esmer ve zayıf adam, Son Peygamber’in inci dişleri için misvak kesiyor erak ağacından. Rüzgar estikçe sallanıyor dallarla. Sallandıkça iki ince dal ortaya çıkıyor ve güldürüyor arkadaşlarını. İşte o anda yüzü asılıyor Nebî’nin . “Neden gülüyorsunuz?” diye soruyor ashabına. “Ayaklarının inceliğine gülüyoruz!”diyorlar. Son Peygamber yemin ediyor kendisine can veren Allah’a. Ve yemininin sağlam kulpuna şu levhayı asıyor: ” Kıyamet günü onun ayakları, Uhud Dağı’ndan ağır gelecek mîzanda.”

Demek ki bu ayakları izlemek gerekiyor:

Küçük çoban dal gibi bacaklarıyla koşuşturuyor koyunlar arasında. Hz. Peygamber, dostu Hz. Ebu Bekir’le geçiyor sürünün yanından ve sütü olup olmadığını soruyor küçük çobana. İbn Mes’ûd, Ukbe b. Ebî Muayt’ın emaneti olduğunu söylüyor sürünün. Bunun üzerine hiç yavrulamamış, sütü olmayan bir koyun göstermesi isteniyor ondan. İbn Mes’ûd süt verme ihtimali olmayan bir koyunu yanaştırıyor Nebî’ye. Nebî, koyunu sağmaya başlıyor mübarek elleriyle. Küçük çoban işte o gün büyüyor. Büyüyor ve evrensel bir yarışta altıncı olarak göğüslüyor ipi. Fakat bu öyle bir yarış ki bir madalyayla sona ermiyor. Son Nefes ipine değene kadar çırpınıyor ayaklar.

Demek ki bu ayakları izlemek gerekiyor:

İşkenceden payını alan bedeni Habeşistan’a götüren işte bu ayaklar. Bu ayaklar  Peygamber’den sonra ilk kez Kâbe’de Kur’ân okumaya götürüyor sahibini. Ey Kur’ân’ı indirildiği tazeliğiyle dinlemek isteyenler! Abdullah b. Mes’ûd’a kulak vermeye çağırıyor Nebî! “İste! Alacaksın!” diyor İbn Mes’ûd’un tilâvetini dinlerken.  Bu ayaklar ilk hicret eden kafile içinde yerini alıyor Medine’ye. Uhud’ta dağılırken ordu dimdik duruyor ve cezalandırmak için yürüyor Ebû Cehil’i Bedir’de. Son Peygamber, Ebu Cehil’in kılıcını ona veriyor sildiği için tarihten “Firavun”u. Parlıyor cehlin paslı kılıcı.

Ah ne kadar seviyor efendisini! Uykudan o uyandırıyor ibadet vakti geldiğinde. Asasıyla yol açıyor önünden. Ayakkabılarını çevirip hazırlıyor, gitmek istediğinde. Ve hep şu duayı okuyor: “Allah’ım! Tükenmeyen bir îman, sonsuz gerçek nimetler ve kesintisiz bir ışık ver bana. Beni cennette Peygamber’in dostu yap.” Yüce Allah duasını kabul ediyor İbn Mes’ûd’un. Kesintisiz ışığı kucaklıyor bu naif ayna. “Sahabi Hanım’ın oğlu sahabî” cennetle müjdelenen on bahtlıdan oluyor. Fakat kıyametin dehşetini yaşamaktansa kül olmaya razı o.  Dört elle sarılıyor ilme. Yetmişi aşkın sûreyi Peygamber’den öğreniyor. İnsanlar uyurken  geceyi ihya ediyor, sevinirlerken hüzünleniyor, gülerlerken ağlıyor. Katı kalplilikten, zulümden, kibirden ve kalp kırmaktan Allah’a sığınıyor. Bu ruhla tefsir ve fıkıh okullarının temellerini atıyor Kûfe’de.   Ebû Mûsa el- Eş’arî’nin ” O varken bana bir şey sormayın!”sözünü, Hz. Ali, “O Kur’ân ve Sünnet’i bilir,” diyerek tamamlıyor. Ve ayna yansıtıyor  kesintisiz ışığı.

Yeni Müslüman olanlar ondan öğreniyorlar İslâm’ı. Her öğüdü kulaklarında çınlıyor: ” Kalpler boş zarflardır, Kur’ân’la doldurun”, “Gündüzün uyuşuğu, gecenin leşi olmayın!”, “Namaz kılan Melik’in kapısını çalar!”, ” En gamlı ev, içinde Allah’ın Kitabı’nın okunmadığı evdir.”, “İlim Allah’tan korkmaktır.”, “Bilip de uymayana yazıklar olsun!”, “Takvaya sarılanlar efendilerdir, fakihlerse kumandan!”, “Nice zevkler var ki ardında upuzun bir keder bırakır.”, ” Kur’ân’a göre hareket et! Sana boş şeyler getireni dostun olsa da reddet!”, “Yeryüzünde dilden daha fazla hapsedilmeye lâyık bir şey yoktur.”, “Hiçbiriniz dinini bir adama bağlamasın. Eğer ille de birine uymak istiyorsanız, ölülere uyun. Zira diri adamın fitnesinden her zaman korkulur.” İbn Mes’ûd en can alıcı sözünü ise kendisine “İyiliği emretmeyen ve kötülüğü yasaklamayan mahvoldu!” diyen İdris eş- Şeybânî’ye söylüyor: ” Daha doğrusu, kalbi iyiliği tanımayan ve kötülüğü doğal karşılayarak alışkanlık haline getiren mahvolmuştur.”

Abdullah b. Mes’ûd, küçük bir çobanken tanıştığı Son Peygamber’in hayat tarzını kadıyken de, valiyken de, maliye nazırıyken de değiştirmiyor. O, ” Halk doğruyu seçerse ben de doğruyu seçerim. Halk doğru yoldan saparsa, ben de saparım,” diyen kimliksiz ve kararsız kişiler olmaktan sakındırıyor müminleri. Herkesin inkar ettiği zamanlarda bile mümin kalmaya çağırıyor Müslümanları. ” Dünyaya aşık olan âhirette, âhirete aşık olan dünyada zarara uğrar. Fani dünyayı âhiret için vurun duvara!” diyor. Ona göre dünyanın tadı kaçmış, gam ve gölgesi kalmıştır. Artık ölüm en güzel armağan haline gelmiştir. Hak Teala dolunaylı bir gecede ayla baş başa kaldığımız gibi hepimizle birer birer baş başa kalacaktır. Ve soracaktır o müthiş soruyu tepeden tırnağa bizi ürperten: ” Ey Ademoğlu peygamberlere uydun mu! Bildiklerin arasında neleri yaptın? O halde seni aldatan ne!”

Altmış yaşlarında vefat ediyor İbn Mes’ûd.

Demek ki bu ayakları izlemek gerekiyor…

A. Ali Ural

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s