Bütün Yollar Yalnızlığa Çıkar…


510602594_2f68b7fb00_b

Bu yazı bir aşkın öyküsü aslında. Belki de ölene dek sürecek bir bağlılığın hikayesi. Çok öncelerden, çocukluğumdan başlayabilirim bu öyküye. Uzunca zamandır tanıştığımı bilip de bir türlü adlandıramadığım bu kavramın adını ilk duyduğum an hissettiğim şeylerden… Öylesine yoğundu ki o sıralar içimdeki yalnızlık; kelimenin tam anlamıyla aşık olmuştum bu duyguya. Benim için vazgeçilmez bir şey olmuştu. Kendimle başbaşa kalmak, kendimi dinlemek, bana inanılmaz zevk veriyordu. İçimdeki boşluğun beni hızla içine çektiği dipsiz bir kuyu olduğunu anladığım o an, hayatımdaki devrimlerden biridir. Bu “yalnız kalmak” ile alakalı değil, “yalnız hissetmek” ile alakalı bir durum.

Biraz anlatmaya çalışayım isterseniz. Çevrenizde bir çok kişi olabilir. Arkadaşlarınız, eşiniz, dostunuz, sevgiliniz, aileniz, komşularınız, kısacası hayatınızda ki herkes sizi çok sevebilir, önemli sayabilir, değer verebilir. Fakat siz yine de kendinizle başbaşa kaldığınızda içinizdeki o derin yalnızlığı hissedersiniz. Yalnız olduğunuz duygusu hızla kuşatır içinizi. Bir süre sonra da içinden çıkamadığınız bir girdaba dönüşür. Bir çok şey yaşarsınız, seversiniz, sevilirsiniz, eğlenir, güler, üzülür, paylaşırsınız herşeyi birileriyle. Ama içinizden bir ses hep size: “bunu biz yapıyoruz, onlar değil” der. İşte o ses, yalnızlığın sesidir. Sonrasında okuduğunuz her kitapta, izlediğiniz her filmde, dinlediğiniz her şarkıda, zevk aldığınız, nefret ettiğiniz her şeyde onu görür, hisseder, izlerini takip edersiniz.

“Yalnızlık paylaşılmaz, paylaşılsa yalnızlık olmaz” derken bu duygunun yüceliğine atıfta mı bulunuyordu acaba Özdemir Asaf? Ya da “Yalnızlık Sözleri”nde en içten ve mahrem duygularını paylaşan “hayatımın adamları”ndan biri bu duyguyu yenmeye mi çalışıyordu?

Yüzyıllar boyunca binlerce şair ve yazar hep neden yalnızlığı anlatmaya, bunu vuslatla yenme çalıştılar ve hep yalnız öldüler? Peygamber acaba “hüzün yılları”nda yalnızlığı iliklerine dek hissetmiş miydi? Ebu Bekir’e mağarada “üzülme Allah (c.c.) bizimle beraberdir” derken Ebu Bekir’in yalnızlık duygusunu bertaraf etmiş miydi? Tasavvuf ehli olanlar ölünce vuslata ereceklerini düşünüp, yalnızlık hislerine gem vurabilmişler midir? İnzivaya çekilenler yalnızlıklarıyla yüzleşip, onu yenebilmişler midir? İnsanlar sigaraya özentilikten mi yalnızlık korkusundan mı başlar? Oralarda bir yerlerde blog yazan veya bunlara yorum girenler yalnızlık korkularını yenmeye mi çalışmaktadır? Bütün çabaların, hayatın, mücadelenin özünde hep aynı yalnızlık korkusu mu vardır?

Ve ben: Bu kadar çok sevdiğim, derinlemesine yaşadığımı söylediğim bu duyguyu sizlere anlatmaya çalışarak, onu açıklamaya mı yoksa onu umutsuzca yenmeye mi çalışıyorum. Yukarıdaki satırlar boyunca bunu başaramadığımı görüp, gene karanlık kuyuma geri mi döneceğim? Bu sonsuz girdap ne zaman sona erecek? İnsanlar bu duygunun aslında hayatın ta kendisi olduğunu ne zaman kendilerine itiraf edecekler? Bu soruların cevabı ne yazık ki bende değil. İçinizdeki yalnızlıkta saklı olmalı.

Bildiğim tek şey var: Bütün yollar yalnızlığa çıkar…

Fatih Taşkıran

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s