Tutarlı evlilik ilişkisi


14670679_1376038432437155_2390360523515431345_n

Evlilik ilişkisini sakin ve keyifli hale getiren en önemli durumlardan birisi çiftlerin “tutarlı” davranmasıdır.

Tutarsız ilişkilerde çiftler, sanki her konuda birbirlerinden farklıymış gibi düşünürler. Ve aralarında duygusal yakınlık yokmuş gibi yaşarlar.

En sık kullandıkları ifadeler;
“Senin söylediklerine uygun davranmak istiyorum ama olmuyor. Bunları yapmam için kendimi sana yakın hissetmem gerekiyor. Oysa sana yakın hissetmiyorum…”

Aynı evde yaşayan iki yabancı veya “biz ayrı dünyaların insanlarıyız” formatı!

Tutarsızlık olmaması için; evlilik ilişkisinin, farklı olanla birlikte yaşamak olduğunu bilmelisiniz. Ve inanın, birbirinize taban tabana zıt olsaydınız zaten o evliliğe adım dahi atmazdınız.

Çevrenizdeki onca insana rağmen, eş olarak birbirinizi seçtiniz! Sizi bir arada tutacak, sizi eş yapacak benzer yanlarınız da var! Kaldı ki farklı olmak, farklı düşünmek demek, inat edip ters davranış yapmak demek değil! Öyle olsaydı işimizde, okulumuzda, sosyal çevremizde yaşayan herkesle inat inada davranışlar sergilememiz gerekirdi.

Tutarsızlık ilişkiyi yorar. Eşlerin kafasını karıştırır. Her konuda tıpatıp aynı düşünmeniz gerekiyormuş gibi, muntazaman birbirinizi değiştirmeye çalışırsınız.

Sonra?

Kişinin, eşi hakkında öngörüsünü tüketir. Zamanla kim kime nasıl davranacağını şaşırır. Tartışmalar çoğalır, ardından kavgalar artar. Günün birinde “En iyisi boşanalım” derler…

Evlilik ilişkinizde düzeltilemez ciddi sorunlar varsa ayrılmanız daha doğru olabilir belki. Oysa sizde tutarsız davranışlar varsa bunlar hakkında yardım alarak evliliğinizi kurtarabilir, hatta cennet bahçesine çevirebilirsiniz.

Psk. Mehtap Kayaoğlu

Evlilik ilişkinizde duygu hoyratı olmayın!


Old book of empty pages,close up

İlişki kalitesi düşük evliliklerde, problemli kişi, dünyayı sadece kendi etrafında döndürmeye o kadar çok alışır ki; aynı yastığa baş koyduğu eşinin milim milim kendisinden uzaklaştığını göremez bile!

“İlişki bu noktaya nasıl geldi?” diye şaşırmamak lazım. Bu nokta diye nitelendirilen yer aslında nokta değil, kocaman bir boşluk alanı. O kadar kocaman ki, içine çekiyor ve tüketiyor ilişkiyi.

“Anlayamadım, nasıl bu hale geldik?” diyor ya eşler!

Anlayamazsınız tabii.

Duygu hoyratı ne demek biliyor musunuz?

Onu anlamamak ve anlayabilmek için zerre çaba göstermemek, hatta anlamak gerektiğini bile düşünmemektir.

Evlilikte “anlamak/anlaşılmak” çok önemli çokkk…

Anlamak için bakarken görmek, duyarken işitmek, söylerken incitmemek, verirken başa kakmamak gerekir.

Duygu hoyratı insanlar anlamaz zaten. Çünkü onlar sadece kendi duygularıyla ilgilenirler.

Estiği anda söylemek, kızdığı anda bağırmak, öfkelendiği yerde kırıp geçirmek onların en kolay yaptığı davranıştır.
Duygu hoyratı olmayan kişi düşünür. Önce düşünür, sonra davranır.

Duygu hoyratı olan kişi önce davranır, sonra dönüp ne yaptığına bakar ve olumsuz sonuçları gördükten sonra düşünmeye başlar.

Anlamaya başladığında ise iş işten geçmiştir.

Neyse ki zararın neresinden dönseniz kardır…

Psk. Mehtap Kayaoğlu

Anneler “Yaramaz” Olur mu?


10945546_414260582032588_3434369831902884232_n

Anne, gün boyu bir odadan diğerine koşuşturup duran, ortalığı altüst edip, akla hayale gelmedik yaramazlıklar yapan yavrularına karşı, artık bittiğini hissetmektedir. Tükenmiştir tüm enerjisi. 4-5 yaşlarındaki büyüğünün, küçüğüyle kavgası bardağı taşıran son damla olmuştur artık. Canı yanan küçüğün şiddetli ağlaması üzerine dayanamaz anne ve büyük çocuğun kaba etlerine birkaç tane indiriverir. Bir anda yüzü asılır yavrunun. Gücenir, birkaç saniye durur ve yüksek sesle söylenir annesine: “Sen yaramaz annesin. Yaramazsın işte…”

Anne hemen pişman olmuştur zaten. Gülümsemeye çalışarak: “Anneler yaramaz olur mu hiç?” diye sorar. “Olur tabi” der çocuk. “Sen yaramaz bir annesin.”

Yüreğinde bir şeyler altüst olur annenin, dağılır. Okuduğu kitaplar, aldığı kararlar uçup gider.

Pişmanlık kaplar, sabredemediği için suçlar kendini. Bunalmıştır ama, ne zamandır dayanmıştır da… Mazeretler bulmaya çalışır ardına saklanabileceği…

Dayanamaz masum yüzüne yavrusunun. Sarılır, öper. Sevinir çocuk. “Özür dilerim anneciğim, büyüyünce söz, üzmeyeceğim seni.”

Bir daha dağılır yüreği annenin… Nereden bulur böyle cümleleri şu yavrular?

Bir anda sarf ettiği cümleler, doğrudan yansıtır duygularını çocuğun. Büyüklere göre ‘yaramazlık’ diye adlandırılan davranışların, büyüyene kadar devam edeceğini düşündüğünden, ‘Bir daha üzmeyeceğim seni’ demez çocuk, büyüyünce üzmeyeceğine dair söz verir.

Küçücüktür ama bilir çocuk, istemeden, elinde olmadan üzer annesini. Safça, masumca üzer. Meraklılığı, hareketliliği, hatta kavgası bile gelişiminin bir parçasıdır.

Çocuk bilir de, ah anneler…

Evet, çocuğun diliyle yaramazdır anneler. Hem de çocuklardan daha çok…

Yapmamaları gerekeni yaparlar kimi zaman, kurallara uymazlar fark etmeden, kendilerine verilen emanetleri incitirler istemeden…

***

Hayatta kimi zaman bu tür sahneleri yaşar anne. Kimi zaman ‘uslu’ bir anne olarak tamamlar gününü. Kimi zaman tökezler, tükenir, dağılır, kimi zaman toparlanır. Ama hep bir çaba içerisindedir anne. Hep daha iyi olmak için atmaya çalışır adımlarını.

Büyümeden yavrusu, ömürlerinden bir gün daha eksilmeden, Rabbinin razı olduğu ‘anne’ olmaktır isteği…

Ummu Nidal
Müslüman Anneler.net

Anne Olmak…


anne olmak

Hiçbir kadın, “Acaba ben iyi bir anne miyim?” diye şüphe duymamalıdır kendinden. Bütün anneler şefkatlidir, koruyucudur, sevgi doludur ve tereddüt etmeden çocukları için kendilerini feda edebilir çünkü. Korkak bir anne tavuk bile civcivlerinin tehlikede olduğunu hissettiğinde ölümü göze alır, yavrularına göz diken tehlikeye karşı başkaldırır adeta.

Anne, aile içindeki dengeyi sağlayan stabilizatör gibidir.

Annenin aile içinde hiç zorlanmadan yapacağı bu görev için gerekenler, zaten yaratılıştan bu yana içinde hazır bulunur. Doğal aile yapısında annenin çocuklarına karşı beslediği sevgi ve şefkat hissi, aile içinde bozulması muhtemel dengeleri her an düzeltebilecek güçtedir. Bu itibarla bakıldığında anne, kelimenin tam anlamıyla, aile içindeki, sevgi ve şefkat duygularının ana kaynağı niteliğindedir. Ailede kim sevgiye ve şefkate ihtiyaç duyarsa teselli bulacağı yer, annedir.

Ne yazık ki günümüz aile yapılarında annenin sevgi ve şefkat kaynağı olmasına “pasiflik” olarak bakılıyor. Çocuklarına karşı şefkat gösterisinde bulunan anneyi, çevresi, “Bu kadar yumuşak olma. Çocuklar büyünce seni dinlemez.” diye ikaz ediyor. Halbuki çocukların aile içindeki kuralları dinleyip dinlememesi, baba otoritesine bağlıdır. Anne, baba otoritesinin ev içindeki dengeleyicisidir. Eğer anne de baba gibi otorite görevine soyunursa ailenin duygu pınarı kapanmış olur. O takdirde sevgi ve şefkate ihtiyaç duyan çocuk, bu ihtiyacı kimden giderir? Çocuk anneden alması gereken bu sevgiyi ondan alamazsa içindeki eksikliği dış dünyadan karşılamaya çalışır. Çünkü sevgi, dinmek bilmeyen bir ihtiyaçtır.

Sağlıklı bir aile yapısında, anne ve baba birbirini destekleyerek çocuk eğitimini üstlenirler. Eşlerin birbirlerindeki eksiklikleri tamamlaması zafiyet değil, aksine sağlıklı bir sürecin işaretidir. Baba, evdeki düzeni bozan oğluna-kızına otoritesini kullanarak onun kurallara uymasını sağlayabilir. Uyum sürecinde sıkıntı yaşayan çocuk teselli aramak için doğruca kendini annesinin şefkatli kucağına atabilir. Anne, kurallara uymanın gerekliliğini kendi sevgi diliyle ona anlatabilir. Çocuğunun kimi zaman saçını okşar, kimi zaman da yanına uzanır. Böylece çocuk, bir yandan kurallara uymanın zorluklarıyla tanışırken, diğer yandan da anne sevgisiyle sıkıntılarını aşılabileceğini hissedip öğrenir.

Ne yazık ki katıldığımız birçok konferansta anneler, “Anne-baba her zaman aynı çizgide olmalı. Eğer baba bir ceza verdiyse anne de onun uygulanması için çocuğa yumuşak davranmamalı diye biliyorduk.” diyor. Oysaki babanın kural koyuculuğundan kaçan çocuk annesine sığınamazsa, oğlunuzun-kızınızın kendini teselli edecek bir kucak aramasından korkmaz mısınız hiç?

Hem anneden hem de babadan ceza alan çocuk duygularına yenik düşer, öfkelenir, nefret ve kin duygularını geliştirir içinde. Yaptığı bir yanlıştan dolayı, hem annesinin hem de babasının kapılarının kapandığını gören çocuk, kendini başka kapılara atma ihtiyacı hisseder. Anne sonrasında ne kadar çırpınırsa çırpınsın, “Ben saçlarımı süpürge ettim.” desin, iş işten çoktan geçer. Anne çocuğunu kaybeder…

O halde, bu yanlış anlayışı düzeltmekte fayda var. Çocuk, babadan kaçtığında, anne, sevgi dolu kucağını açmalıdır ona. Ama bu kucak, babasını haksız çıkarmak ya da onun otoritesini sarsmak için değil, aksine o otoriteyi sevgiyle desteklemek içindir.

Bir annenin çocuğuyla ilgili hayalleri rengârenktir.

Peki, ne oluyor da çok defa bu pembe düşlerin üzerine kocaman, kara bir dev gelip oturuyor, anne ve çocuk bu ağırlığın altında çırpınıp kalıyor? Anne bu yükü acaba nereden alır? Geçmişte yaşanmış olayların, annenin annelik yapamamasına olumlu-olumsuz ne kadar tesiri vardır?

Tepesinde taklalar atan, sırtında gezinen çocuklara tebessümle bakan anne, neden bazen “çıt” sesine dahi tahammül edemeyecek kadar saldırganlaşır?

Sevgiyle dünyaya getirdiği çocuğuna karşı tahammülsüzlük gösteren annelerin çok defa bir kişinin taşıma kapasitesinin üzerinde yükü yüklendiğini gözlemliyoruz. Anne, gerek içinde yaşadığı bugünlerin yükü, gerekse geçmişte yaşadığı tatsız hatıralar nedeniyle en küçük ağırlığı dahi kaldıramaz hale gelir. Bu yüzden evin içinde çok defa “terör” havası estirir, en ufak bir gürültüye, düzensizliğe tahammül gösteremez.

Aslında bu durum annenin taşıma kapasitesinin dolduğunun en açık işaretidir. İstemeden masanın üzerindeki bardağı düşüren çocuğuna süratle gelip tokat atsa da yaptığı bu kötü davranışın acısını gece yatağına uzandığında ruhunda hisseder ve pişmanlık gözyaşı döker. Ama bu ruh hali anneye bir şey kazandırmaz, ertesi gün aynı hatayı yapan çocuğuna yine benzer şekilde karşılık verir.

Çünkü kadın, farkında olsun ya da olmasın, sırtında taşıdığı yüklerin altında ezilmiştir. Bundan dolayı çocuğuna hoşgörülü davranamaz.

Adem Güneş
Annelik Sanatı” kitabından

Süt Reçelli Cheesecake


Süt reçelli cheesecake

Malzemeler

Tabanı için :

  • 200 gram bisküvi (ben tarçınlı tercih ettim, « spéculoos »)
  • 1/3 çay bardağı sıvıyağ
  • 1 çorba kaşığı dolusu tereyağı

Kreması için :

  • 500 gram labne peyniri
  • 1 kutu süt reçeli (300 ml)
  • 2 yumurta

Üzeri için :

  • 250 gram ahududu
  • 1 çay bardağı şeker

Yapılışı

  • Bisküvilerimizi robotta iyice ezip sıvıyağ ve erimiş tereyağı ile yoğuruyoruz.
  • Kelepçeli bir kalıbın tabanına yağlı kağıt yerleştiriyoruz. Bisküvilerimizi kalıba döküp eşit bir şekilde, kenarlarını da kaplayarak bir kaşık ile yayıyoruz. Kalıbımızı buzdolabına kaldırıyoruz.
  • Derin bir kapta krema için gerekli bütün malzemeleri çırpıyoruz.
  • Elde ettiğimiz oldukça sıvı hamuru bisküvi ile döşediğimiz kalıba döküyoruz.
  • Önceden ısıtılmış 150 derecelik fırınımızda yaklaşık 45 dakika pişiriyoruz.
  • Cheesecake’imizi soğumaya bırakıyoruz.
  • Ahududu ve şekeri koyu bir kivam elde edesiye pisiriyoruz ve cheesecake’imizin üzerine sürüyoruz.
  • Cheesecake’i 3-4 saat buzdolabında dinlendiriyoruz ve soğuk servis ediyoruz.

Âfiyet olsun !

Not : Daha kalın bir cheesecake elde etmek üzere, 18 santim çapında bir kalıp kullandım.

Tutarsız kişiler ve ilişkiler


90f8c0da6c354a4803bc7883b8773e69

“Tutarsız ilişkiler” ve “tutarsız kişiler” vardır bilirsiniz. İnsanın ömrünü çürütür doğrusu.
Şimdi sizler için bu tutarsızlıkları yazayım dedim…

1. Tutarsız kişilerin en tipik özelliği, karşısındaki kişiyi çifte açmazda bırakmasıdır. “Benim hoşlanmadığım davranışların var.” diyerek eşini uyaran kişi, kendi uyarıları göz önüne alınarak yeni bir davranış sergilendiğinde “Ama ben söyledikten sonra yapıyorsun, bunun da benim için hiç bir kıymeti yok! Yapmasan daha iyiydi.” diyebilir.

Tutarlı tavır sergilenmesi için; öneri yaparsınız. Eşiniz önerinize uygun davranış yaptığında teşekkür edersiniz.

2. Tutarsız kişiler, her olay ve durumla ilgili olarak, zihinlerinde romantik (hayali) bir süreç oluştururlar. Eşleri o ritüele uygun davranmadığında bozulur, kırılır, surat asarlar. Diyelim ki eş, kocası tarafından yemeğe götürülmek isteniyor. Ve zihninde hoş bir davet canlandırıyor. Oysa beyefendi işten apar topar fırlamış, eşinin beklediği romantizmde davet yapmıyor. Yoldan telefonla arayıp “Hadi giyin, aşağı gel, 15 dk içinde orda olurum. Seni yemeğe götüreyim.” diyor. Hanımefendinin beklediği yemek daveti gün içinde telefonla aranarak, cilve dolu bir davetse, bu davet şeklini beğenmiyor. Ve eşine; “Aslında seninle yemeğe gitmeyi çok istiyordum ama bu ne biçim davet böyle. İş arkadaşını mı çağırıyorsun, insan şöyle gün içinde arar, doğru düzgün davet eder. Yemekle ilgili tüm şevkimi kaçırdın. Gelmem ben seninle hiçbir yere.” diyor ve kendisinin de çok istediği yemeğe gitmiyor. Veya bunun farklı şekillerini erkeğin de kadına yaptığını düşünün.

Bu tip tutarsız tavırlar, zaman içinde eşlerin birbirine yaptığı jestleri öldürür. Teklif yapacak kişi, teklifinin nasılsa bir şekilde beğenilmeyip geri çevrileceğini ve eleştirileceğini düşündüğü için, artık teklif yapmamaya başlar.

Tutarsızlık olmaması için; beklediğimiz teklif gelmese bile davete icabet edebiliriz. Yemeğimizi yeriz. Başka bir gün, daha romantik bir teklif alırsak çok daha mutlu ve keyifli olacağımızı söyleriz. Davetlere ve gezmelere açık olduğumuzu hatırlatır, bol bol davet edilmeyi istediğimizi gösteririz.

3. Tutarsız ilişkilerde çiftler, birbirlerini tamamen dışlar şekilde davranırlar. Örneğin birisi yemekten önce ellerin yıkanmasını istiyor diye diğeri yıkamaz. Ellerini yıkamayan da eşinden gece duş alarak yatağa girmesini ister. Bu kez diğeri “Yemekten önce sen ellerini yıkıyor musun ki ben yatağa girmeden önce duş alayım.” der. Ne o duş alır, ne diğeri ellerini yıkar. Gizli bir savaş hali belirir.

Bunun ötesinde tüm davranışları, gizliden gizliye birbirini etkiler niteliktedir. Kendi yapacakları şeyleri bile, sırf diğeri isteyebilir diye yapmaz. İşten gelmiş, elleri kirli, normalde elini yıkayacak aslında. Çocuk gibi düşünür ve sırf eşi, o istiyor diye ellerini yıkadı sanmasın diye yıkamaz. Veya diğeri iş yapmış yorulmuş, terlemiş, duş alıp yatsa daha rahat uyuyacak, sırf eşi, o istedi diye duş aldı sanmasın diye yıkanmaz. Öylece yatar.

Tutarsızlık olmaması için; birbirinizden beklediğiniz davranışları iyi niyet çerçevesinde ve evliliğinizi güzelleştirecek tatlı uyarılar olarak düşünebilirsiniz. Kadın eşinden tabii ki talepte bulunacak ve erkek kadınından tabii ki talepte bulunacak! Bundan doğal ne olabilir ki! Doğal olmayanı, ikisinin ısrarla birbirine inat yapması..!

4. Tutarsız ilişkilerde çiftler, sanki her konuda birbirlerinden farklıymış gibi düşünürler. Ve aralarında duygusal yakınlık yokmuş gibi yaşıyorlar. En sık kullandıkları ifadeler; “Senin söylediklerine uygun davranmak istiyorum ama olmuyor. Bunları yapmam için kendimi sana yakın hissetmem gerekiyor. Oysa sana yakın hissetmiyorum…”

Aynı evde yaşayan iki yabancı veya “biz ayrı dünyaların insanlarıyız” formatı!

Tutarsızlık olmaması için; evlilik ilişkisinin, farklı olanla birlikte yaşamak olduğunu bilmelisiniz. Ve inanın, birbirinize taban tabana zıt olsaydınız zaten o evliliğe adım dahi atmazdınız. Çevrenizdeki onca insana rağmen, eş olarak birbirinizi seçtiniz! Sizi bir arada tutacak, sizi eş yapacak benzer yanlarınız da var! Kaldı ki farklı olmak, farklı düşünmek demek, inat edip ters davranış yapmak demek değil! Öyle olsaydı işimizde, okulumuzda, sosyal çevremizde yaşayan herkesle inat inada davranışlar sergilememiz gerekirdi.

Özetle tutarsızlık ilişkiyi yorar. Eşlerin kafasını karıştırır. Kişinin, eşi hakkında öngörüsünü tüketir. Zamanla kim kime nasıl davranacağını şaşırır. “En iyisi boşanalım” derler…

Uzadı biraz… tamam bitiriyorum… siz düşünün… ve biraz uygulayın bence…

Sevgiler…
Mehtap Kayaoğlu

Erkekler Kadının Emanet Olduğunu Unuttu!


11052452_401455430053637_4803016330435323966_n

Kadınların erkeklere nasıl davranması gerektiğinden, unutmak istenen erkeğe itaat kavramından bahsettik. Bu konunun bir yüzüydü. Diğer yüzü ise erkeğin kadına nasıl muamele etmesi gerektiğidir.

Öncelikle bugüne değin gözlemlediğim acı bir gerçeği paylaşmak isterim. Bir ailede baskın karakter kimse onun sözü geçiyor. Onun sesi daha çok çıkıyor ve diğer taraf sönük kalıyor. Bu açıdan toptancı bir yaklaşımla erkekler şöyle, kadınlar böyle demenin yanlış olduğunu düşünüyorum. Her aile ayrı bir dünyadır. Her zaman dışardan göründüğü gibi olmayabilirler.

Eşlerden hangisi uysal bir yapıdaysa diğeri evde egemenliği eline alıyor, bütün söz hakkını kendinde görüyor sanki. Bir kadın sabırlı, sessiz sakin bir yapıya sahipse genelde kullanılabilir görülüp, gereken saygı kadına gösterilmiyor. Ve aynı şekilde erkekte her şeye susan, her konuda fikir beyan etmeyen, sabırlı bir karakterdeyse bu kez kadın erkeğe yükleniyor, evde tek otorite oluveriyor.

Görselliğin ön plana çıkarıldığı günümüz toplumunda kadın olmak da, erkek olmak da güçleşti. Özellikle erkeklerin kadınlardan görüntü olarak beklentisi arttı. Uyaranlar, dayatılan kadın modelleri, bütün albenisiyle sokaklarda arzı endam eden kadınlar erkeklerin eşlerine olan ilgisini azalttı.

Ne acıdır ki, kadının her zaman namuslu edepli olması beklenirken, erkeğin yaptığı zina “elinin kiri”, “erkektir yapar” gibi bayağı sözlerle basitleştirildi.

Kadınlardan itaat beklenirken, acaba erkekler üzerlerine düşen vazifelerini ne kadar yapabiliyorlar? İzleyici yorum ve maillerinden yola çıkarak erkeklerin yaptığı yanlışlardan ve haksızlıklardan örnekler verelim:

1- Kadın bir ev hanımıysa, akşama kadar evinde uğraşmış didinmişse, erkeği tarafından sanki hiçbir iş yapmamış gibi görülmesi;

2- Kendi ailesine saygı sevgi gösterilmesini beklerken, kadının ailesinin önemsenmemesi;

3- Kadının hassas bir yapıda olduğunu unutup ısrarla ve inciterek değiştirmeye çalışması. Vücudunda azıcık kilosu, biraz sarkması olan kadına iğrenç muamelesi yapılması ne kadar onur kırıcı;

4- Kişisel bakımına ve edepli olmaya özen göstermemesi. Bir izleyicim eşinin kesinlikle dişini fırçalamadığını, istemediği halde yanında hoş olmayan, saygısız ve edepsiz tavırlar sergilediğini yazmıştı;

5-  Özel hallerde kadının mutlu olması önemsenmeden, sadece kendi mutluluğuna odaklanması. Kaba davranması;

6- Kadını rahatsız eden özel problemleri varsa önemsemeyip, karısının bir ömür boyu ızdırap çekmesini, mutsuz olmasını sağlaması;

7- Tv veya internette karısını hiçe sayarak edepsiz yayınlar seyretmesi veya devamlı maç izlemesi;

8- Karısını başka kadınlarla kıyaslaması. Başka kadınların güzelliğinden eşine bahsetmesi;

9- Eşine haber vermeden veya danışmadan eve arkadaşlarını davet etmesi. Ya da hiç eşinin fikrini almadan sık sık arkadaşlarıyla buluşması;

10- Çocukların bakımı ve eğitimi konusunda eşine yardımcı olmaması. Ki, bazı akşamlar ve tatil günlerinde pekâla yardımcı olabilirler;

11- Ailesinin yanındayken hanımına değer vermemesi, hakkını savunmaması. Evde gayet iyi davranırken ailesinin yanında eşini sıklıkla azarlaması;

12- Dışarıda gayet güler yüzlü, beyefendi ve kibarken, evinde eşine ve çocuklarına karşı özensiz ve kaba davranması;

13- Evin temizliğinden, köftelerin şekline kadar laf etmesi, bahaneler arayıp kusur bulması;

14- “Seni anlıyorum”, “seni seviyorum” gibi rahatlatıcı sözleri söyleyememesi;

15- Her tartışma ortamında “boşanabiliriz” iması yapması, “kapı orada” demesi, eskiden yaşananları sık sık başa kalkması;

16- Karısı söylediğinde umursamadığı bir fikri, arkadaşı söylediğinde ilk kez duyuyormuş gibi davranıp hayata geçirmek istemesi;

İnsaniyet ve İslamiyet birbirinden ayrılmaması gereken iki unsur olsa da, islami bilinçteki pek çok erkeğin insani değerlerinin zayıf olduğu, eşine karşı nasıl davranması gerektiğini bilmediği bir gerçektir. Bu saydığım maddelerin çoğunu bilinçli müslüman denilebilecek erkekler de yapıyor malesef. İslami bilinçte değilse başka bir kadınla açıkça zina işler, aksi halde göz zinası, kulak zinası ve düşünce dünyasında büyüttüğü hayasızlıklarla farkettirmeden aldatır.

Hani Kur’an’da geçer, erkeğe dört kadına kadar evlenme hakkı verilmiştir. Erkekler bu 4 kadın meselesini gerçekleştiremese de her fırsatta kadına hatırlatır, şaka yollu, ima yollu bahsederek hazırda tutar. En ufak bir hatasını görse “yok senden kadınlık geçmiş”, “nasıl olsa haklarım var” deyip başa kalkmayı bir marifet sayar. Ve bunu en çok güya İslami bilince sahip erkekler yapar. Başka bir kadınla eşini aldatamamanın verdiği iç acısının dışa vurumudur sanki bu tavırlar.

İslamda şartları yerine getirildiği takdirde – ki bu çok zordur – erkeğe dört kadına kadar hak verilmiştir evet. Fakat buna mukabil kadının da bir çok hakları vardır. Bir kadın istemezse ev işi bile yapmaz, hizmetçi tutma hakkı vardır. Çocuğunu emzirmek istemezse zorlanamaz. Eğer erkek kocalık vazifelerini yapamıyorsa kadının boşanma hakkı vardır.

Sevgili Peygamberimiz Sallallahu Aleyhi Ve Sellem,Veda Hutbesinde; “Kadınlar size Allah’ın bir emanetidir.” buyurmuştur. Yazık ki çoğu erkek kadının emanet olduğunu unutuyor, bu emaneti zayi ediyor. Tertemiz eşlerinin kıymetini bilmeden, her fırsatta ezerek, aşağılayarak bir ömrü heba ediyor. Oysa erkekler kadınların zayıf ve çocuksu karakterlerini anlayıp ona göre muamele etseler belki bir çok anlaşmazlık ortadan kalkacak.

Kadınlar güzel sözden hoşlanır. Eve gelen erkeğin eşine muhabbetle hal hatır sorması, gün içerisinde yaptığı temizlik, yemek gibi işleri küçümsemeyip dillendirerek takdir etmesi, ara sıra onu sevdiğini söylemesi kadını rahatlatır mutlu eder.

Kadın zariftir, zerafetten hoşlanır: Erkek bilmelidir ki kadınlar kabalıktan asla anlamaz. Kaba tavırlar erkekliğin bir göstergesi değildir. Kabalık, karşısında saygı beklemek yanlıştır. Özel hallerde eşine karşı kaba davranan onu anlamaya, rahatlatmaya çalışmayan erkekler de karşılarında çoğunlukla gergin kadınlar bulurlar. Bir izleyicim eşi kendisini rahatlatamadığı için kalp hastası olduğunu yazmıştı. Ve şöyle devam ediyordu mailine: “Yıllarca yalvardım ama tedavi olmadı, doktora gitmedi. Kimselere anlatamadım, hep rol yaptım, çok geceler, o rahatlayıp arkasını dönüp yattığında ben gizli gizli ağladım. Herkes iki çocuğum var diye bizim hiç bir problemimiz yok sanıyordu. Eşimin yoktu evet, ama benim vardı. Hiç mutlu olamadım…” Açılsa ne dertler çıkar mutlu gibi görünen evlerden. Her ev bir başka alem…

Kadınlar anlaşılmak isterler. Kadının bir isteği varsa ve erkek buna karşı çıkıyorsa, karşıt görüşünü sert bir dille değil de “seni anlıyorum ama” diye başlayan sabırlı ve kararlı cümlelerle devam etse, sebeplerini sıralasa eminim pek çok kadın isteğinde ısrarcı olmayacaktır. Bir konuda “hayır” deyip sebebini söylemeyen erkekler kadını hasta ediyor…

Kadınlar çocuk gibidir: Ne kadar dominant gözükürse gözüksün, her kadın içinde bir çocuk taşır. İki tatlı söz duyup, bir güler yüz görseler herşeyi unutuverirler. Kadının gönlünü almak, sakinleştirmek sanıldığından çok daha kolaydır.

Susmak en çok erkeğe yakışır: Dırdırcı erkekler, dırdırcı kadınlardan çok daha iticidir. Bir tartışma esnasında mütemadiyen konuşan, her şeye dırdır eden bir erkek, zamanla saygınlığını yitirir, değerini düşürür.

Dünyayı cennete çevirmek isteyen, hurileri daha cennete gitmeden isteyen, dışarda gördüğü her güzelle eşini kıyaslayan erkekler biyolojik olarak dışardaki kadınla, evdekinin bir farkının olmadığını bilmelidir. Bir kadının aldatması ne kadar aşağılık ve kabul edilemezse, erkeğin aldatması da en az onun kadar aşağılık ve kabul edilemez bir durumdur.

Hiç bir eş her ne sebepten olursa olsun aşağılanmayı hak etmez. İstemeyen çekemeyen boşanmak isterse boşanır. Fakat aynı evde yaşadığı eşini her fırsatta ezip onur kırıcı hareketler yapmak, ne erkekliğe, ne insanlığa, ne de İslamlığa yakışmaz.

“Mü’minlerin îmân bakımından en mükemmeli, huyu en iyi olanıdır. Hayırlınız, kadınlarına karşı hayırlı olanlardır.” (Tirmizî, Radâ`, 11 (III, 466); İbni Mâce, Nikâh, 50 (I, 636))

Allah düşünebilen akıl sahipleri için: ”Kendileri ile huzur bulasınız diye sizin için türünüzden eşler yaratması ve aranızda bir sevgi ve merhamet var etmesi de onun (varlığının ve kudretinin) delillerindendir. Şüphesiz bunda düşünen bir toplum için elbette ibretler vardır.” (Rûm, 30/21.) buyurmuştur.

Erkek ve kadın savaşmak için değil, birbirlerine üstünlük sağlamak için değil, birbirlerinde huzur bulmak için evlenmelidirler. İki kırık kalp, birbirine örtü olamamış, ruhları aç kalan iki yalnız insan mutlu bir evliliğin sahipleri olamazlar.

Bu toplumun erkeğine itaat edecek, engin yürekli kadınlar kadar, itaat edilmeye değer, saygın karakterde erkeklere de fazlasıyla ihtiyacı var.

Cahide Sultan
Cahidejibek.com