<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	xmlns:georss="http://www.georss.org/georss" xmlns:geo="http://www.w3.org/2003/01/geo/wgs84_pos#" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/"
	>

<channel>
	<title>Kalpler ancak Allah’ı anmakla huzura kavuşur...</title>
	<atom:link href="http://minikkelebek.wordpress.com/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://minikkelebek.wordpress.com</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Sat, 14 Nov 2009 12:13:19 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.com/</generator>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<cloud domain='minikkelebek.wordpress.com' port='80' path='/?rsscloud=notify' registerProcedure='' protocol='http-post' />
<image>
		<url>http://www.gravatar.com/blavatar/d7753388da3a952a5c0a60ac7785606f?s=96&#038;d=http://s.wordpress.com/i/buttonw-com.png</url>
		<title>Kalpler ancak Allah’ı anmakla huzura kavuşur...</title>
		<link>http://minikkelebek.wordpress.com</link>
	</image>
			<item>
		<title>Câmilerdeki bid’atler ve câmilerin yeniden ihyâya ihtiyacı</title>
		<link>http://minikkelebek.wordpress.com/2009/11/14/camilerdeki-bid%e2%80%99atler-ve-camilerin-yeniden-ihyaya-ihtiyaci/</link>
		<comments>http://minikkelebek.wordpress.com/2009/11/14/camilerdeki-bid%e2%80%99atler-ve-camilerin-yeniden-ihyaya-ihtiyaci/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 14 Nov 2009 12:13:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Minikkelebek</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ahmed Kalkan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://minikkelebek.wordpress.com/?p=6754</guid>
		<description><![CDATA[
Bid&#8217;at Nedir?
Günümüzdeki mescidleri doğru değerlendirebilmek için, önce &#8220;bid&#8217;at&#8221; konusunu bilmek gerekmektedir. ‘Bid’at’, ‘ibdâ’ kökünden türemiştir. İbdâ, önceden yapılmış bir şeyi örnek almaksızın yapma ve icat etme demektir. Buna göre ‘bid’at’ sözlükte, daha önceden bir örneği olmaksızın yapılan, sonradan icat edilen şey (muhdes) demektir.
Kavram olarak ‘bid’at’; Şeriata karşıt olması sebebiyle onunla ters düşen ve onda bir [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=minikkelebek.wordpress.com&blog=2576787&post=6754&subd=minikkelebek&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p style="text-align:center;"><strong><img class="aligncenter size-full wp-image-7217" title="Câmilerdeki bid’atler ve câmilerin yeniden ihyâya ihtiyacı" src="http://minikkelebek.files.wordpress.com/2009/11/camilerdeki-bid_atler-ve-camilerin-yeniden-ihyaya-ihtiyaci.jpg?w=383&#038;h=296" alt="Câmilerdeki bid’atler ve câmilerin yeniden ihyâya ihtiyacı" width="383" height="296" /></strong></p>
<p><strong>Bid&#8217;at Nedir?</strong></p>
<p>Günümüzdeki mescidleri doğru değerlendirebilmek için, önce &#8220;bid&#8217;at&#8221; konusunu bilmek gerekmektedir. ‘Bid’at’, ‘ibdâ’ kökünden türemiştir. İbdâ, önceden yapılmış bir şeyi örnek almaksızın yapma ve icat etme demektir. Buna göre ‘bid’at’ sözlükte, daha önceden bir örneği olmaksızın yapılan, sonradan icat edilen şey (muhdes) demektir.</p>
<p>Kavram olarak ‘bid’at’; Şeriata karşıt olması sebebiyle onunla ters düşen ve onda bir fazlalık ya da noksanlığa neden olan şeydir. Bid’at Sünnetin zıddı olarak kullanılmaktadır ki, Şârî’nin (din koyucunun) açık ya da dolaylı, sözlü ya da fiilî izni olmaksızın, dinde sahâbeden sonra ortaya çıkan eksiltme ya da fazlalaştırmadır.</p>
<p>Peygamberimiz (s.a.s.) şöyle buyuruyor: “<em>(Dinde) Sonradan ortaya çıkan her şey bid’at’tır; her bid’at dalâlettir/sapıklıktır ve sapıklık insanı ateşe sürükler.</em>” (Müslim, Cum&#8217;a 43, hadis no: 867, 2/592; Ebû Dâvûd, Sünne hadis no: 4606, 3/201; İbn Mâce, Mukaddime 7, hadis no: 45-46, 1/17; Nesâî, Iydeyn 22, 3/153) “<em>Allah (cc) bid’at sahibinin, orucunu, namazını, sadakasını, haccını, umresini, cihadını, (hayır yoluna) harcamasını, şâhidliğini kabul etmez. O kılın yağdan çıktığı gibi dinden çıkar.</em>” (İbn Mâce, Mukaddime 7, hadis no: 49, 1/19)</p>
<p>Bu kadar tehlikeli ve imandan ayırıcı olan bid’at konusunda müslümanların doğal olarak duyarlı olmaları gerekir. Allah (c.c.) kendi dini olan İslâm’ı peygamberinin tebliği ile insanlara ulaştırmış ve onu tamamlamıştır (5/Mâide, 3). Hz. Muhammed (s.a.s.) yaşayarak ve uygulayarak İslâm&#8217;ın ne olduğunu ortaya koymuştur. Hiç bir insanın bu dine müdâhale hakkı yoktur; kimse ne dinden eksiltme yapabilir ne de ona bir şey ilâve edebilir. Sonradan ortaya çıkan ve yetkili ilim adamları tarafından yapılan ictihâd (fetvâ verme) ise, dine ilâve değil; dinî hükümleri sistemleştirme ya da yeni sorunlara Kur’an ve hadislerle cevap bulabilme gayretidir.</p>
<p>Ancak, değişen zamana göre, gelişen ilimler doğrultusunda yeni yeni şeyler icat edilir, yeni buluşlar ve teknikler, hatta yeni görüşler ortaya çıkabilir. Bid’at’ın sözlük anlamına takılarak, yeni ortaya çıkan her şeye bid’at demek mümkün değildir. Bu hem Din’i anlamamak, hem de Din’in mübah (helâl) alanını haksız olarak daraltmak, Din’in uygulanmasını zorlaştırmaktır.</p>
<p>Bid’at’ı bu şekilde anlayanlar günlük hayata biraz da zorunlu olarak giren yenilikleri bid’at kelimesiyle bağdaştırmanın yoluna gittiler ve bid’at’ı, ‘hasene-güzel’ ve ‘seyyie-kötü’ diye ikiye ayırdılar. Hatta bazı bilginler daha da detaya inerek bid’atları; vâcip, haram, mendup, mekruh ve mübah olmak üzere beş kısma ayırmışlardır.</p>
<p>Bid’at’ı dar kapsamlı olarak, yani kavram anlamıyla alanlar, onu inanç ve amellerde dine yapılan ekleme ve eksiltme olarak tanımlamışlardır. Böyle düşünenlere göre, dinî bir özelliği olmayan, insanların dünyalık işleriyle ilgili, İslâm’ın mubah dediği alana giren şeyler bid’at kapsamında değildir. İnsanların örf olarak yaşattıkları Din’e aykırı olmayan âdetler, sonradan gerek bir ihtiyacı karşılamak, gerekse ilmî araştırmalar sonucunda geliştirilen icatlar, üretimler, bazı kurumlar, ya da fikirler bid’at alanının dışındadır.</p>
<p>Kimileri, hasene (güzel) dedikleri bid’at’ı, Din’e bir ekleme olarak ele almazlar. Bunu Peygamberimizin haber verdiği ‘<em>güzel bir çığır açma</em>’ hadisine dayandırırlar. “<em>Kim benden sonra terkedilmiş bir sünnetimi diriltirse, onunla amel eden herkesin ecri kadar o kimseye sevap verilir, hem de onların sevabından hiç bir şey eksiltmeden. Kim de Allah ve Rasûlünün rızasına uygun düşmeyen bir sapıklık bid’at’ı icat ederse, onunla amel edenlerin günahları kadar o kişiye günah yüklenir, hem de onların günhlarından hiç bir şey eksilmeden</em>.” (İbn Mâce, Mukaddime 15, hadis no: 209-210, 1/76. Bir benzeri için bkz. Müslim, İlim 16, hadis no: 2674, 4/2060; Tirmizî, İlim 16, hadis no: 2677, 5/45)</p>
<p>Onlar, teravih namazını cemaatle ve yirmi rek’at kılınmasına bid’at diyenlere ‘ne güzel bid’at’ demesini delil olarak alırlar. Halbuki Hz. Ömer (r.a.) bid’ate güzel demedi, tam tersine; ‘<em>teravihin bu şekilde kılınması bid’at değildir. Eğer siz kendi fikrinize göre ona bid’at diyorsanız, o zaman bu ne güzel bid’at’tır</em>’ demek istemişti.</p>
<p>Onlara göre “<em>Her yeni uydurma bid’at’tir</em>” hadisinden, Dinin esaslarına, Hz. Peygamber’in ve O’nun ilk dört halifesinin yollarına uymayan şeyler anlaşılmalıdır. Bu bid’atler, Hz. Peygamber’in Sünnetinin ortaya koyduğu ilkelerle uyuşmaz, onlara aykırıdır. Hatta bu bid’atler, bir şer’î (dinî) hükmü kaldırırlar, yerine kendileri yerleşirler.</p>
<p>Bid’atı, iyi ve kötü diye ikiye ayırmayan, onu dar kapsamlı yani kavram anlamıyla alanlar bu yorumlara katılmayarak derler ki; Yukarıda geçen ‘<em>Sünnetin diriltilmesi (ihyâ edilmesi)</em>’ yeni bir şey icat etmek değildir. Unutulmuş bir sünneti yeniden hayata kazandırmaktır. Hz. Ömer (r.a.)&#8217;in terâvih namazıyla ilgili uygulaması da yeni bir ibâdet çeşidi veya sonradan ortaya çıkmış bir uydurma değil; örneği Peygamber&#8217;in hayatında görülen ve O’nun tavsiye ettiği bir ibâdetin sürekliliğini sağlama düşüncesidir.</p>
<p>Bid’at Din’de temeli olmayan inançları ve ibâdet şekillerini İslâmî bir kılıfla İslâm’a yamamaktır. İslâm dışı görüş, inanış ve tapınmaları İslâm&#8217;a mal etmektir. Bunları yapanlar yaptıkları işin Din’e aykırı olduğunu bile kabul etmezler. Bundan dolayı Süfyân-ı Sevrî ve bazı âlimler şöyle demişlerdir: “<em>Bid’at, İblis’e, mâsiyetten (günâh işlemekten) daha sevimlidir. Çünkü bid’atin tevbesi olmaz, halbuki kişi günâhından dolayı tevbe edebilir.</em>&#8221; &#8220;<em>Bid’atin tevbesi olmaz</em>&#8221; sözünün manası şudur: Allah (c.c.) ve Rasûlünün (s.a.s.) ortaya koymadıkları bir şeyi din edinen kimseye amelleri süslü gösterilir. O yaptıklarını doğru zannetmeye başlar. Kötü amellerini güzel görmeye devam ettiği sürece de tevbe etmiş olmaz. Her şeyden önce tevbenin başlangıcı; kişinin işlediği fiilin tevbe etmesi gereken kötü bir amel olduğunu kabul etmesi, ya da tevbeyi gerektirecek denli vâcip veya müstehab bir dinî emri terkettiğini bilmesidir. Bir kişi, kendi yaptıklarını güzel görmeye devam ettikçe tevbeye ihtiyaç duymaz.</p>
<p>Bid’at ehlinin tevbe etmesi, Allah’ın ona hidâyeti göstermesi ile mümkündür. Bu da ancak kişinin bildiği Hakk’a uyması ile gerçekleşebilir. “<em>Bildiği ile amel edene Allah (c.c.) bilmediği şeyleri de öğretir</em>.” (Ebu Nuaym, Enes b. Malik’ten, nak. Ibni Teymiyye, Takvâ Yolu, s: 14). Rabbimiz şöyle buyurmaktadır: “<em>Doğru yolu bulanların Allah hidâyetlerini artırmış ve onlara takvâlarını (Allah’tan korkup sakınmalarını) vermiştir.</em>” (47/Muhammed 17; ayrıca bkz. 4/Nisâ, 66-68; 57/Hadîd, 28; 5/Mâide, 16)</p>
<p>Peygamberimiz&#8217;in deyişiyle bütün bid’atler merduttur (reddedilmiştir). Hiç birinin İslâm&#8217;a göre bir değeri ve hükmü yoktur. Çünkü böyle bir şey, İslâm’da eksiklik veya fazlalık olduğu düşüncesine dayanır. Halbuki Din Allah (c.c.) tarafından insanlar için beğenilip gönderilmiş ve tamamlanmıştır. Onda eksik veya fazla bir şey yoktur. Bid’atçıların bir kısmı Kur’an’a ve Sünnet’e aykırı inanç ve amelleri uydurup İslâm&#8217;a sokarlar, onları Din&#8217;denmiş gibi sunarlar. Bazıları da İslâm&#8217;ı daha iyi yaşamak, daha dindar bir müslüman olmak amacıyla yeni ibâdet ve inanış türleri uydururlar. Her iki tutum da yanlıştır. İnsanlara düşen görev, İslâm&#8217;ın eksikliklerini bulup kendi akıllarınca o eksiklikleri gidermek değil; İslâm&#8217;a hakkıyla teslim olarak ellerinden geldiği kadar onu yaşamaktır. Unutmamak gerekir ki hiç kimse İslâm&#8217;ı Hz. Muhammed (s.a.s)’den daha güzel yaşayamaz, O’ndan fazla dindar olamaz.</p>
<p>‘<em>Güzel bid’at, kötü bid’at</em>’ tanımları net değildir. Hangi inanış, hangi amel ve âdet bid’attır, hangisi güzeldir, hangisi kötüdür? Bu gibi değerlendirmeler kişilere ve kültürlere göre değişebilir. Bid’atın sınırlarını kim ve nasıl çizecek? Tarihte ve günümüzde hemen hemen her grup (hizip) kendi düşündüğünün ve yaptığının doğru, diğerlerinin yaptıklarını yanlış görmektedir. Herkes görüşlerini ve eylemlerini Kur’an ve Sünnete dayandırma iddiasındadır. Hiç kimse de yaptığının bid’at olduğunu kolay kolay kabul etmez.</p>
<p>Onun için bu konuda da dikkatli olmak ve her şeye bilmeden ‘bid’at’ demek, ya da o şey gerçekte bid’at ise onu da İslâm&#8217;dan sayma yanlışlığına düşmemek gerekir. Kur’an’ı ve Hz. Muhammed (s.a.s.)’in yaşayıp tebliğ ettiği Din’i iyi bilirsek; bid’atleri daha iyi tanıyabiliriz. Peygamberimiz&#8217;den sonra ortaya çıkan bütün fikirlere, icatlara, kurumlara, yani her şeye -kavram anlamında- bid’at demek yanlış olduğu gibi, din kılıfı geçirilmiş sonradan ihdas edilmiş şeyleri de kabul etmek mümkün değildir.</p>
<p>Meselâ, mezar ziyareti ibret verici ve sevaptır; ama, türbeye veya mezarın yanındaki bir şeye çaput bağlamayı, mezardaki ölüden bir şey dilemeyi nereye koyacağız? Zikir yapmak, Allah’ı her an ve bütün ibâdetlerle anmak, hatırlamak Kur’an’ın emridir; ama, kolkola girerek, yatarak-kalkarak, ayılıp-bayılarak, kendinden geçerek, feryat ederek zikretme(!) davranışlarının delilini nerede bulacağız? Âlimleri dinlemek, derslerinden, sözlerinden, ahlâklarından ve ilimlerinden faydalanmak güzeldir, gereklidir de. Ancak &#8220;<em>bir âlime, bir şeyhe bağlanılmadan, ömür boyu onun peşinden gidilmeden İslâm yaşanmaz</em>&#8220;, &#8220;<em>şeyhi olmayanın mürşidi şeytandır</em>&#8221; gibi iddiaları nereye koyacağız? Ölünün arkasından duâ etmek, onu hayırla anmak güzeldir. Ama onun arkasından yapılan kırkıncı, elli ikinci gece ve mevlid merasimlerini hangi âyete ve hadise dayandıracağız? İslâm&#8217;da biat (seçim), şûrâ, din hürriyeti, hoşgörü ilkelerinden hareketle; şirk ve zulüm düzenlerini, İslâm&#8217;a aykırı yapılanmaları İslâmî sayabilir miyiz? Hoşgörünün sınırları; sapıklıkları, isyanları, Din’e hakarate varan tavırları kabullenmek midir?</p>
<p>İslâmî olmadığı halde İslâm kılıfıyla sunulan bütün inanç, amel, tavır ve anlayışlara karşı duyarlı olmak zorundayız. Bunlar Din’den olmadığı halde ona sokulan bid’at ve hurafelerdir. Her bir bid’at, müslümanın hayatından bir sünneti alıp götürür. Hz. Muhammed (s.a.s.)&#8217;in Sünnetini iyi tanıyanlar ve onu bir hayat olarak yaşayanlar bid’atlerin tuzağına düşmezler. (1)</p>
<p><strong>Mescidlerdeki Bid&#8217;atler</strong></p>
<p>Mescidlerle ilgili birçok bid&#8217;at, İslâm&#8217;a ve müslümanlara rağmen maalesef hâlâ yaşamaktadır. Gayrı meşrû bid’atlerin arasında, sünnet ve müstahap olarak işlenen bazı sevaplar, bid’atlerin günahını ödemez. Usûl-i Fıkıh’ta bir kaide vardır: “<em>Bir ibâdette müstahap veya sünnet ile bid’at birleşirse, bid’ati işlememek için sünnet fedâ edilerek o ibâdet işlenemez</em>.” Hatta, böyle bir durumda vâcibin terkinde ihtilâf edilmiştir. Bid’atten o derece sakınılması tavsiye edilmiştir. Câmilerde görülen bid&#8217;atleri saymaya çalışalım:</p>
<p><strong>a-</strong> Mescidlere kadın-erkek her müslüman girebilir. Asr-ı saâdette böyle olmuştur. Peygamberimiz&#8217;in sünnetinde kadınların mescide devam etmelerinin kısmen veya tamamen engellenmesi diye bir şey yoktur (bkz. Ahmed bin Hanbel, 6/66, 90, 154; Müslim, Salât 137; Tirmizî, Cum&#8217;a 48; Buhârî, Cum&#8217;a 13).</p>
<p>Kadınların mescide gelip namaz kılmaları sünnettir. Peygamberimiz (s.a.s.) bu konuda şöyle buyurmuştur: &#8220;<em>Allah&#8217;ın kadın kullarını Allah&#8217;ın mescidlerinden men etmeyin</em>.&#8221; (Buhârî, Cum&#8217;a 13; Müslim, Salât 16; Ebû Dâvud, Salât 13; Tirmizî, Cum&#8217;a 64; Ahmed bin Hanbel, 5/17). Hz. Âişe (r.a.), mü&#8217;minlerin kadınlarının, şafak vakti çıkıp Allah&#8217;ın Rasûlü ile birlikte sabah namazını kıldıklarını söylemiştir (Buhârî, Mevâkît 27). Dolayısıyla günümüzde kadınlara mescid yolunu göstermemek, onları mescidlerden uzaklaştırmak, en azından bid&#8217;at olacaktır. Onlar, özellikle Cuma günü ve benzeri özel günlerde câmideki hitâbe, öğüt ve vaazlardan hisse almalı, cehâlet karanlığından kurtulmalıdır.</p>
<p><strong>b-</strong> Pis kokular yayanların mescide girmelerini Rasûlullah yasaklamıştır. Hatta helâl ve şifalı bitkiler olan soğan sarımsak gibi hoş olmayan kokulara sebep olan gıdaları yiyenlerin mescide gelmemelerini istemiştir (bkz. Buhârî, Ezan 160; Müslim, Mesâcid 68, 69, 71; Ahmed bin Hanbel, 2/20, 266, 429; İbn Mâce, İkamet 58). Fosur fosur sigara içen ve sigarasını lütfen câmi kapısında söndürüp atan ve sigara içmeyenleri, soğan yiyenlerin kokusundan rahatsız olduğundan çok daha fazla etkileyen kişi, durum değerlendirmesi yapmalıdır. Tabii, birini tercih etmesi gerekiyorsa neyi tercih edeceğine de karar vermelidir.</p>
<p><strong>c-</strong> Mescidler, imkânlar zorlanarak asr-ı saâdetteki fonksiyonlarına yaklaştırılmalı, faâliyet alanlarını genişletmelidir. Mescidlerin çok yönlü faâliyetlere merkezlik teşkil etmesi yüzünden, insanlar oraya daha fazla gelecektir; mescid, sosyal hayatın merkezi, en vazgeçilmezi olacaktır. Çok yönlü hizmetleri yüzünden cemaatle kılınan namaz, 25 veya 27 derece daha üstündür. Mescidin bu çok yönlü fonksiyonunun kalktığı, kardeşlik ve kaynaştırmanın yerini hizip ve politik çekişmelerin, dedikoduların aldığı için, günümüz cemaatlerinde bu derece sevap fazlalığının bulunduğunu söylemek zordur. Şimdi ne o takvâ mescidi, ne de bir namazı 27 derece yükselten erdem sahibi cemaat&#8230;</p>
<p><strong>ç-</strong> Mescidlerde konuşulmayacağı, dünya kelâmı edilmesinin yasak olduğuna dair hiçbir şer&#8217;î hüküm yoktur. Yasak olan, lağvdır/boş söz, gereksiz lakırdıdır, mâlâyanidir, ki bir hayır amacına ulaştırmayan bu gereksiz söz, sadece mescidde değil; her yerde yasaktır (bkz. Mü&#8217;minûn, 3).</p>
<p>Bütün evren secde halinde olduğundan arzın her yeri mescid hükmündedir. İnsanlık açısından mescid olma hali ise o mekânda secde edilmesine bağlıdır.</p>
<p><strong>d-</strong> Belirli mekânları mescid edinip başka yerde namaz kılmamak veya kılınamayacağını iddia etmek de bid&#8217;attir, yanlıştır. Evleri de kabir haline getirmemek, oralarda özellikle farz dışındaki namazları edâ etmek Peygamber tavsiyesi ve uygulamasıdır.</p>
<p><strong>e-</strong> Bugünkü câmiler, dolaylı yoldan da olsa devlet kanunlarıyla yönetildiğinden, imamlar bazı dinî emirleri de uygula(ya)mamaktadır. Örnek olarak, müslüman olmadığı bilinen, hatta din düşmanı olarak tanınan bir kimse öldüğünde hangi görevli, “<em>ben bunun cenaze namazını kıldırmam!</em>” diyebilir? Kur’ân-ı Kerim, Allah’ın dininden hoşlanmayan fâsıkların, kâfir ve münâfıkların namazlarının kılınmamasını, mezarları başında durulmamasını isterken, tâğut ve zâlimler için duâlar edildiğini görüyoruz. “<em>Onlardan ölen hiçbirine asla namaz kılma; onun kabri başında durma. Çünkü onlar, Allah ve Rasûlünü inkâr ettiler de fâsık olarak öldüler.</em>” (9/Tevbe, 84)</p>
<p><strong>f-</strong> Farz namazdan sonraki müezzinlik fasılları bid&#8217;attir. Müezzinin namaz esnasındaki görevi ezan ve kametle sınırlıdır. Farz namazlarından evvel veya Cuma namazında hutbe öncesinde İhlâs sûreleri veya başka âyetler okumak sünnette olmayan bir davranıştır.</p>
<p><strong>g-</strong> Kur&#8217;an ve sünnetin belirlemediği uydurma ibâdet veya bereket unsuru kabul edilen şeylerin mescide sokulması bid&#8217;attir. Tesbih adı altında câmiye sokulan bazı araçlar, onların cemaat arasında ona buna atılması huzur bozan bir davranıştır. Câminin duvarlarına, kubbesine levhalar, yazılar yazmak, dikkat çekici süsler yapmak da bid&#8217;attir. İmam Mâlik gibi nice âlimler câminin mihrabına bir Kur&#8217;an âyetinin yazılmasına bile karşı çıkmıştır.</p>
<p><strong>h-</strong> Namaz kılan cemaatin secde ettiği yerden daha yüksek ve câmide çıkıntı olacak şekilde mihrap yapmak da doğru değildir. Hatta mihrabın Emevîler döneminde câmiye konmaya başlandığından, Peygamber mescidinde bulunmadığından tümüyle bid&#8217;at olduğu değerlendirilir.</p>
<p><strong>ı-</strong> Mescidlere para toplamak için konan &#8220;<em>sadaka sandıkları</em>&#8220;na İmam Mâlik karşı çıkmış, &#8220;<em>Allah, mâbedleri dünyalık toplama yeri yapmadı</em>&#8221; demiştir. Câmiler dilencilik yapılacak yerler olmamalı; imamlar ve vâizler de dilenci. Cuma’dan cumaya câmiye gelen adamdan para isteme ve fâsıkların, hatta müslüman oldukları şüpheli olan insanların, haram olduğu halde câminin îmârına katkıda bulunması (9/Tevbe, 17) isteniyor; namazsızlar veren el olduklarından aziz, câmi ve görevliler isteyen ve alan el oldukları için altta ve zelil oluyor. Denilebilir ki, “<em>efendim, ne yapalım, câminin halıları değişecek, süslü âvizeler alınacak, paraya ihtiyaç var&#8230;</em>”</p>
<p>Halbuki Cuma ve bayram namazında câmiye gelenleri, kayıp çocuklarımız ve misafirlerimiz olarak kabul etmeli, onlara biz birşeyler verebilmeliyiz. Onlar ayakkabı çalınma riskinden veya yine para isterler anlayışından dolayı câmiden kaçma yolu arayan değil; câmide dağıtılacak hediyelerden ve sunulan imkânlardan yararlanmak için de olsa aramıza katılabilmeli. Câmiye çok nâdir gelen Cuma cemaatine kitaplar, broşürler, dergiler, kasetler, başka hediyeler verebilmeli, ondan bir şey kesinlikle istememeliyiz. Cebine değil, gönlüne hitap etmeli, gönlünü ve gözünü doyurabilmeliyiz. Hemen bütün peygamberlerin toplumlarına bir hitabı vardır: “<em>Sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretimi (ecrimi, mükâfatımı) verecek olan ancak âlemlerin Rabbi Allah’tır.</em>” (26/Şuarâ, 109, 127, 145, 164, 180&#8230;)</p>
<p><strong>i-</strong> Yine, bir câmi inşaatı için elde makbuz, çarşı pazar geziliyor, önüne çıkan dinli dinsiz herkesten câmi için yardım isteniyor. Bunun, dini ve câmileri küçülten bir tavır olduğu kadar, Kur’an’ın yasakladığı (9/Tevbe, 17) bir tavır olduğunu belirtmek gerekiyor.</p>
<p><strong>j-</strong> Mescidlerde ticaret yapılması da çirkin bir bid&#8217;attir. Özellikle Diyanet, kendi kasasını şişirmek için kendi memurlarına, kendi yayınlarını câmide pazarlamalarını emretmektedir. Takvim, dergi, kitap ve makbuzlarının satılması şeklinde örneklerini gördüğümüz ticaretle ilgili işler için mescidin kullanılması Hz. Peygamber&#8217;in bizzat yasakladığı hususlardandır.</p>
<p><strong>k-</strong> Günümüzde, mescidlerle ilgili bir başka yanlışlık da, çoğu müslüman halk tarafından yapılıyor: Filan vilâyet veya uzak semtten Sultan Ahmet Câmiini veya câminin içindeki Konya’ya Mevlâna müzesini ya da başka bir câmiyi ziyaret etmeye gidiyorlar. Câmi ziyaret edince sevaba girdiklerini zannediyorlar. Halbuki câmi ziyareti kasdıyla yapılan bu davranışlar, yanlıştır, yasaktır, vebaldir. Çünkü yeryüzünde namaz kılmak ve ziyaret etmek maksadıyla yolculuğa çıkılabilecek ancak üç mescid vardır. “<em>Üç mescidden başka bir yere (ibâdet ve ziyâret etmek için) özel olarak yolculuk yapılmaz; Mescid-i Haram, Mescid-i Aksâ ve Benim mescidim</em>.” (Buhârî, Fedâilu’s-Salât -Salâtu Mescid-i Mekke- 1, 6, Savm 67; Müslim, Hacc 74; Ebû Dâvud, Menâsik hadis no: 2033; Tirmizî, Salât 243, hadis no: 326) Bugün müslümanlar, maalesef Mescid-i Aksâ’yı ziyaret edememektedirler. Hiç olmazsa hacca gidenlerin yol üzerinde uğrayıp ziyaret edebilecekleri ilk kıblelerine gitme yollarını bulmak bedel istiyor; insanımız da kolay sevap istediği için bedele yanaşmıyor.</p>
<p><strong>l-</strong> Peygamberimiz&#8217;in her Ramazan&#8217;da mutlaka yaptığı mescidde i&#8217;tikâf sünneti unutulmuş, câmiler i&#8217;tikâfsız/coşkusuz kalmıştır. İtikâf, bilindiği gibi, dünya işlerinden arınıp bir mescidde özellikle Ramazan ayının son on günü ibâdete çekilme demektir. Bu kuvvetli sünnetin terk edilmesi, mescidlerimiz açısından önemli bir eksikliktir. İ&#8217;tikâfın ihyâ edilmesi gerekmektedir.</p>
<p><strong>m-</strong> Bid&#8217;at unsurlarının bulaştığı mescidlere girmeme hakkı olan mü&#8217;minlerin, şirk unsurlarının bulaştığı mescidlere girmeme zorunluluğu vardır (Bkz. 7/A&#8217;râf, 29; 9/Tevbe, 107-109; 72/Cinn, 18).</p>
<p><strong>n-</strong> Mescidin dırar olması/zararlı mescid haline gelmesi, mescidin sadece o niyetle yapılmasını gerektirmez. Mescid-i Dırarla ilgili âyet-i kerimede (9/Tevbe, 107), yapmak ve kurmak anlamında bir kelime kullanılmamış, &#8220;<em>ittihaz (edinme)</em>&#8221; kelimesi kullanılmıştır. Bu demektir ki, bir mescidin zarar vermesinden söz etmek için, daha yapılırken o niyetle yapılmış olması şartı aranmaz. İlk zamanda, hatta yüzyıllarca iyi hizmetler verdiği halde günün birinde &#8220;<em>zarar veren mescid</em>&#8221; haline dönüşen binalar olabilir.</p>
<p><strong>o-</strong> Mü&#8217;minleri fırkalara bölmek, tefrika çıkartmak için mescid yapmak veya yapılmış mescidleri bu maksatla kullanmak, dırar mescidinin özelliğidir. Avrupa&#8217;da Türkler tarafından mescid haline getirilen yerlerde çok net sırıttığı gibi, her fırkanın kendine has bir câmisi vardır. Câmiler, sadece Allah&#8217;ın olması gerektiği (72/Cinn, 18) halde, falancıların mescidi, filancıların câmisi diye câmiler gruplarıyla bilinir ve çoğu mescidde ırklar ve uluslar arası ayrım özelliğine işaret anlamına gelecek tarzda Türk bayrakları, hem de mihrab veya minber civarında bulunur. Sadece kendi gruplarına ait mescidlerde toplanıp namaz kılanlar, öteki câmilerde namaz kılmaz ve o mesciddekilere müslüman gözüyle bakmaz. Hemen hepsi, birbirinin gıybetini etmeyi cihad zanneder.</p>
<p><strong>ö-</strong> Rus işgali dönemindeki Afganistan&#8217;da ve günümüzde nice yerlerde örnekleri görüldüğü şekilde, câminin İslâm düşmanı olanlara, dini kullanmak ihtiyacı duyan ikiyüzlü kişilere barınak yapılması da bid&#8217;at olmaktan öte şirk unsurudur, dırar özelliğidir. Senelerce kahır ve zulüm altında inlettikleri müslümanların mâbedlerini, onları sömürmek, kontrol etmek ve birbirine düşürmek için kullanma alçaklığının İslâm tarihinde ilk temscilcileri Emevî hânedanıdır. Onlar, İslâm&#8217;ın zaferi önünde eğilmek zorunda kaldıklarında, müslüman kanı damlayan kılıçlarını kınlarına soktular ve o kılıçlarla dize getiremedikleri müslümanları, musallat oldukları mâbedlerinden vurdular. Bu öyle bir vuruştu ki, en büyük kahrını, dinin tebliğcisi Peygamber&#8217;in evlâdı üzerinde gerçekleştirdi. Onları zehir ve kılıçla yok etmekle yetinmedi, tevhidin mâbedinden yaklaşık bir asır o aziz Rasûl evlâdına ezan ve hutbelerden lânet okuyarak o Peygamber&#8217;in ümmetine âmin dedirtti. Ömer bin Abdülaziz (ölümü; 102/720), Rasûl evlâdına okunan bu lâneti mescidlerden kaldırdığında, kavramları tersine çevirmeye örnek olarak onu şu şekilde itham etme çarpıklığına gidebildiler: &#8220;<em>Sünnete muhâlefet ediyor&#8230;</em>&#8220;</p>
<p><strong>p-</strong> Mescid yapımında, Allah rızâsı ve takvâ kaygısından başka herhangi bir kaygının rol oynaması da Dırar mescidinin temel özelliğidir. Kişisel menfaat, şöhret hırsı, grup ve parti çıkarı, ekonomik rant vb. bu özelliklerdendir.</p>
<p><strong>r-</strong> Mescidlerde Allah&#8217;ın dışında herhangi bir kişiye sığınılması, yakarılması, herhangi bir kişinin Allah ile kul arasında vesîle ve aracı yapılması da, mescidin takvâ mescidi özelliğinin kalkması demektir (72/Cinn, 18). Bu durum, ulûhiyet şânından olan özelliklerin Allah dışında bir varlığa verilmesini ifade ettiği için şirktir. Allah&#8217;ın dışında kişi veya kişiler için çağrıda bulunulması, övgüler dizilmesi, propaganda ve reklâm yapılması da mescidlerdeki çirkin davranışlardandır. İslâm&#8217;ın temel kabullerine zıt unsurların sokulduğu mescidlerdeki bu durumlara karşı çıkılmalı, tavır alınmalıdır.</p>
<p><strong>s-</strong> Mescidlerin vazgeçilmez fonksiyonlarından biri, oradaki cemaatin birbirlerinin dertleriyle dertlenmesi ve istişâre etmesine zemin olmasıdır. Bu ibâdet ve meşveret yerlerinde müslümanlar, eşitlik kuralına uyarlar. Kimsenin kimseye meslek, maddî güç, makam vb. açıdan üstünlüğü olamaz. Bu ayrımlara göre saflar düzenlenip bazılarına ayrıcalık verilemez. Herkes aynı safta ve omuz omuzadır. Bu yüzdendir ki, imamın da cemaatten yüksek bir yerde namaz kıldırması doğru değildir; hatta bunu câiz görmeyenler bile vardır (Ebû Dâvud, Salât 67). Hatta bazı ülkelerde günümüzde de uygulandığı şekilde, mihrabdaki imamın cemaatten daha yüksek yerde namaza durarak gurura kapılmaması için, mihrab câmideki cemaatin secde ettiği zeminden daha aşağıda olmasının daha faziletli olacağı değerlendirilebilir.</p>
<p><strong>ş-</strong> Cemaatteki bu eşitlik, ancak bir noktada bozulur; o da ilim ve ibâdet noktasıdır. Mescidde, ilk safta ilim ve takvâ bakımında önde olanlar bulunur. Bunlar, imâmet ve riyâset namzedi oldukları gibi, müzâkere ve müşâverede de reylerinden en fazla yararlanılan kişilerdir. İmamın, namazdan sonra arkasını mihraba, yüzünü cemaate dönüp oturması, duâ için olmayıp, kendisini imam seçen veya imam olarak kabul eden cemaatle istişâre ve tartışmaya başkanlık etmek içindir. “<em>Benim hemen arkama sizden dirâyet ve akıl sahipleri dursun! Sonra onları takip edenler, sonra da onları takip edenler dursun! Çarşıların karışıklığından sakının!</em>” (Müslim, Salât 123; Ebû Dâvud, Salât 96; Tirmizî, Salât 168) “<em>Üç kişinin namazları kabul olmaz; bunlardan birisi cemaat istemediği halde imamlık yapmak isteyen kişidir&#8230;</em>” (Ebû Dâvud, Salât 63; Tirmizî, Salât 266)</p>
<p><strong>t-</strong> Bu ölçüler dahilinde câmilerde istişârenin terk edilmesi, cemaatin birbiriyle kaynaşmaması, imam-cemaat ilişkisinin sağlıklı olmaması ciddî problemlerden biridir. Takvâ ve ilim durumuyla öne çıkmadığı halde ön safı ve imamın arkasını âdetâ parselleyen kimselerin bu tavırları da sünnete uymaz. Aslında imamın cemaat tarafından seçilip öne çıkartılması gibi, imamın arkasına geçecek insanları da cemaat belirlemeli, lâyık olanları namaza durmadan oraya dâvet etmelidir.</p>
<p><strong>u-</strong> Vaaz ve hutbelerde, müezzinlik ve imamlıkta, normal olarak ses duyulduğu müddetçe, gereksiz yere hoparlör kullanmak ve kulağı tırmalayacak şekilde bağırmak da çok yanlıştır, çirkin bir bid’attir.</p>
<p><strong>ü-</strong> Duânın kabulünün bir şartı, samimiyet ve sessizliktir. “<em>Rabbınıza tazarrû ile yalvara yakara, gizlice duâ edin. Bilin ki O, haddi aşanları sevmez.</em>” (7/A’râf, 55) Duâ, tevâzu ve zillet ile, fakirane, gizlice ve çok yavaş sesle yapılmalıdır. Yoksa, duâ, tevâzunun tersine bağırma ile, yarış edercesine, edebiyat gösterişi şeklinde, kafiyeli ama samimiyetsiz sözlerden oluşan tarzda olduğu müddetçe o duâ, câmi kubbesinin dışına yükselmeyecektir. Hele bir de zâlim ve tâğutlar için de rahmet istenerek duâ edilmesi, duâda câiz olmayan vesîleler, ırk asabiyetine dair övünmeler de varsa, böyle duâya el açıp âmin diyenlerin de durumu, Akaid ilmini ilgilendirir.</p>
<p><strong>v-</strong> Cuma namazlarında hutbeyi kısa, namazı uzun tutmak sünnet olduğu, aksi bid’at olduğu halde, hutbeler çok uzun ve namazlar çok kısa edâ ediliyor.</p>
<p><strong>y-</strong> Mescidlerden yola çıkılarak, oradan İslâm&#8217;ın öğrenilip yaşanması, hâkim olması halka halka yayılarak toplumu hükmü altına alması gerektiği halde; bugünkü mescidler, aslî görevlerinin çoğunu yerine getirmemektedir. Tâğutlar ve onların rejimleri, çeşitli baskı ve dayatmalarıyla İslâm dünyasındaki mescidlerin çoğunu mahkûm etmiş, hapishaneye çevirmiştir.</p>
<p>Câmiler, müslümanların her çeşit ibâdet, buluşma ve görüşme, önemli meselelerini müzâkere etme, dinin emir veya tavsiye ettiği birtakım hizmetleri gerçekleştirmek üzere faâliyetlerde bulunma yerleridir. Bu kutsal mekânları laik devletin kontrol altına alması ve işlevlerini de yalnızca namaz ibâdetinden ibaret kılması; dine, sünnete, hukuka aykırıdır. Câmilerde yapılan vaazların ve hutbelerin devlet tarafından kontrolü, hele devlet tarafından hazırlanıp papağan yerine konanların eline tutuşturulması, kesinlikle din özgürlüğüne müdâhale anlamı taşır.</p>
<p>Câmiler ilk kuruluşundaki örnek uygulamaya göre birden fazla iş ve ihtiyaç için kullanılırdı. Eğer biri çıkar da &#8220;<em>bunlar tarîhîdir, o günkü ihtiyaç ve imkânsızlıklara bağlıdır, bugün bu işler için ayrı mekânlar ve kurumlar vardır</em>&#8221; diyecek olursa, kendisine şu cevap verilir: Bunlar doğru olabilir, ancak, bu tarihî uygulama iki şeye kesin delildir: 1- Câmiler yalnızca namaz kılmak için değildir. 2- Müslümanların din işleri, dünya işlerinden ayrı değildir; din ile dünya iç içedir. Kur&#8217;an ve Sünnet, hem din hayatını hem de dünya hayatını düzenlemek, yönlendirmek, yönetmek için gönderilmiştir.</p>
<p><strong>z-</strong> Câmilerde; farzmış, namazdan bir parça imiş gibi, Haşr sûresinin son âyetlerinin sabah ve akşam namazlarında imam veya müezzin tarafından mutlaka okunması, tesbihlerin komutlarla ve hiç ihmal edilmeksizin ve mescidin dışındaki hayata yayılmaksızın câminin ve namazın olmazsa olmazı gibi okunması da bid’attir. Bakara sûresinin son iki âyetinin de yatsı namazından sonra, başka âyetler okunmaz veya hiç terkedilmemeli gibi kıraati için de aynı şey söylenebilir.</p>
<p>Aslında, okunan aşır veya sûrelerin meal ve tefsirleri verilmeli, hatta güncel konularla, câmi dışı hayatla ilgili hükümleri, tavsiyeleri içeren âyetler seçilmelidir ki, okunanlar yerini bulsun, gerçek sünnete ve istenilen sevaba ulaştırsın. Ezanın, müezzinliğin haydi neyse, hele Kur’an’ın namaz veya namaz dışı okunmasında teğannî, şarkı okur gibi gereksiz, yersiz ve hatta yanlış uzatmalar ve ses dalgalandırmaları, sesin alçaltılması gereken yerlerde yüksek sesle okunması ve tersi uygulamalar, cehâlet kaynaklı bid&#8217;atlerdendir. Kur’an kıraatinin ağlayarak, hiç olmazsa ağlar gibi yapılarak hüzünlü bir şekilde okunması gerekirken, ses sanatkârı gibi ve değişik makamlarda okumanın da doğru olmadığını belirtelim.</p>
<p>Yine, müezzinlik gereği zannedilen tesbih duâları için komutlarda ve mevlid vb. okuyuşlarda Kur&#8217;an makamıyla, Allah&#8217;ın âyetleri dışındaki şeylerin okunması büyük yanlışlardan ve bid&#8217;atlerden biridir.</p>
<p>Kamet getirilirken bazı müezzinlerin ellerini namazda imiş gibi bağladığı görülüyor; bu da bid’attir. Mevlid okunurken de, Peygamber’in doğum zamanı anlatılırken, namaza durur gibi cemaatin ayağa kalkması ve ellerini namazda bağlar gibi bağlamaları da yanlış üstüne yanlıştır.</p>
<p>Namazdan sonra veya câmiden çıkmak üzere cemaatin birbirleriyle sanki namazın bir tamamlayıcısı gibi her zaman tokalaşmaları, bunu âdet haline getirmeleri de bid&#8217;attir. Ama arada bir yapılyor, olmasa da olur deniliyor ve özellikle birbirlerini az görenlerin arasında uygulanıyorsa, bunda sakınca yoktur.</p>
<p>Ramazanlarda câmilerde kılınan teravih namazları, İstanbul boğazında sürat teknelerinin tehlikeli yarışlarına benziyor. Kıraat, rükû, secde hep yarım yapıldığı gibi, ta’dîl-i erkâna riâyet edilmiyor. Böyle, dostlar alışverişte görsün hesabı 20 rekât kılınacağına, sünnette olduğu gibi 8 veya 12 rekât kılınsa, ama hakkını vere vere kılınsa bid’at ve hatalardan uzaklaşılmış olur. Ama, Hz. Ömer devrinde sahâbe 20 rekât da kıldığından, usûlüne uygun şekilde isteyen elbette 20, hatta daha fazla kılabilir. Ama, tavuğun yem topladığı gibi kılınacaksa, 100 rekât da kılınsa, gerçek sünnet sevabı elde edilemez. Teravihlerin devamlı cemaatle ve câmide kılınması da Peygamberimiz’in sürekli yapmadığı bir davranıştır.</p>
<p><strong>Câmilerde Bir Büyük Bid&#8217;at; Mevlid</strong></p>
<p>Mevlid, doğum zamanı ve doğum yeri anlamındadır. Zamanla doğum tarihini kutlamak anlamı kazanmıştır. Mevlid, bugün özellikle câmilerde kullanıldığı şekliyle, Peygamberimiz&#8217;in doğumunu anmak ve kutlamak şeklinde uygulanan tören ve okunan şiir anlamında kullanılmaktadır. Osmanlı şâiri Süleyman Çelebi&#8217;nin (ölümü, 1422) Vesîletü&#8217;n-Necât adlı şiir kitabı bu adla yapılan törenlerde özel bir makam ve usûlle okunduğu için, mevlid dendiği zaman o şiir kitabının okunduğu merâsim akla gelmektedir. Peygamberimiz&#8217;in doğumunu anma esprisi de unutulmuş, Peygamber için yazılan bu şiirin okunması kendi başına bir dinî törene, bir ibâdet kabulüne dönüşmüştür. Bugün birçok aile, ölüleri için sevap, hatta mutlaka yapılması gerekli dinî vecîbe gibi düşünmektedir. İbâdetler, Allah&#8217;a nasıl yaklaşıp hangi uygulamalarla sevaba girileceği nassların hükmü ile belli olur. Yani ibâdetler, fıkhî deyimiyle &#8220;taabbudî&#8221; alandır, tevkîfîdir, vahyîdir. Din tamamlanmıştır, artırma da eksiltme de yapılamaz. Rasûlün ve ashâbın hayatında mevlid diye bir uygulama kesinlikle mevcut değildir. Mevlidi savunanlar şöyle derler: &#8220;<em>Mevlid bir vesîledir, biz bu vesîleyle Kur&#8217;an okuyoruz, salât ve selâm getiriyoruz, duâ ediyoruz; esas amaç da bunlardır</em>.&#8221; Cevap olarak deriz ki: Mevlid dışında sayılanların kendi başlarına okunmaları halinde hangi zorluk ve eksiklik çıkıyor da Süleyman Çelebi&#8217;nin şiirine sığınılıyor? Süleyman Çelebi&#8217;den önce Kur&#8217;an okuyanların okudukları boşa mı gitti?</p>
<p>Kur&#8217;an ve sünnet, ibâdet anlayışı ile böyle şiir okuyarak sevap kazanılacağı bir ibâdetten bahsetmez. Ayrıca, mevlid şiir gibi değil; Kur&#8217;an okunur gibi Kur&#8217;an makamıyla okunmakta, Kur&#8217;an dinlenir gibi dinlenmektedir. Mevlid türünden kutlamalar, din kaynaklı değil; folklor ve âdet kaynaklıdır. Bu kutlamalar, câmide olmadığı sürece, ibâdet ve sevap kabul edilmemek şartıyla, Kur&#8217;an makamıyla ve kutsal metinmiş gibi icrâ edilmediği özelliklerde, salt şiir okur gibi okunursa bir sakıncası olmaz. Bugünkü şekliyle ise, en azından büyük bir bid&#8217;at ve hurâfedir. Bugün, bir şiir, ölülere rahmet ve cennete ulaşma vesilesi gibi kabul edildiğinden, Kur&#8217;an&#8217;dan öne çıkarıldığından, dinin temel ilkeleri açısından çeşitli sakıncalar içerir. Örf dinleşince, din de örfleşir. Örfün kutsallaşmasına seyirci kalmak, dinin tahribine seyirci kalmakla eş anlamlıdır.</p>
<p>Kur&#8217;an şöyle buyuruyor: &#8220;<em>Allah yalnız başına anıldığında, âhirete inanmayanların kalpleri nefretle ürperir; O&#8217;nun berisindeki ilâhlaştırılmış kişiler anıldığında ise hemen müjdelenmiş gibi sevinirler</em>.&#8221; (39/Zümer, 45) Tevhid, ibâdet kasdıyla &#8220;<em>Allah&#8217;ı da anmak</em>&#8221; dini değil; &#8220;<em>sadece Allah&#8217;ı anmak</em>&#8221; dinidir. Câmiye sokulup ibâdet kasdıyla okunan mevlidin, sadece bid&#8217;at olarak kalmayacağı, bu anlayış ve kabulün şirk kapsamına girebileceğini bu riski taşıdığını belirtelim.</p>
<p><strong>Bir Büyük Bid&#8217;at Daha; Mescidlerin Süse Boğulması</strong></p>
<p>Mescidin meşrû ve makul süsü, orada bolca secde edilmesi, çokca insanın ibâdetle mescidi şenlendirmesidir. Asr-ı saâdette mescide biçilen roller, ne oranda uygulanabilirse onları icrâ etmekle mescidlerin yüzü gülecektir. Mescide gidenlerin süslenmeleri, temiz ve güzel giyinmeleri Kur&#8217;an&#8217;ın tavsiyesidir (7/A&#8217;râf, 31). Ama mescidleri, hem de gözü meşgul edecek, ibâdetteki huşûya engel olacak şekilde süslemek, abartılı tarzda ziynetlere, desen ve boyalara boğmak din açısından yanlıştır. Konuyla ilgili hadis-i şeriflerde şöyle buyrulur: &#8220;<em>Mescid yükseltmekle, mescid süslemekle emrolunmadım</em>.&#8221; (Ebû Dâvud; et-Tâc, 1/243). &#8220;<em>İnsanlar, mescid yapma yarışına girip bununla övünmedikçe kıyâmet kopmaz</em>.&#8221; (İbn Mâce, Mesâcid 2) &#8220;<em>Sizin benden sonra, yahûdilerin havralarını, hıristiyanların da kiliselerini süsleyip püsleyerek yükselttikleri gibi, mescidlerinizi süsleyip püsleyeceğinizi görür gibiyim</em>.&#8221; (İbn Mâce, Mesâcid 2) &#8220;<em>Bir topluluk, mâbedlerini süsleyip püsleme hastalığına tutulmadıkça, ameli çirkin ve zararlı hale asla gelmez</em>.&#8221; (İbn Mâce, Mesâcid 2) Sahâbî fakîhlerinden İbn Mes&#8217;ud (r.a.) Kûfe&#8217;ye ilk geldiğinde süslü, nakışlı bir câmi gördü ve şöyle dedi: &#8220;<em>Bunu kim yaptıysa Allah&#8217;ın malını O&#8217;na isyanda harcamış</em>.&#8221;</p>
<p>Olayın israf boyutu da önemlidir. Mescidin gereksiz süslerine, kubbelerine yatırılacak para ile cemaat bulunup, oluşturulan cemaatin seviyelerini arttırmaya, İslâm ve müslümanlar için zarûri ihtiyaçlara kullanmak çok daha faziletli olacaktır. Paraları gereksiz taşlara ve süslere yatırmak yerine; dâvâya, insana, cemaate yatırmak dinin maslahatı açısından önemlidir. Mescidleri çok görkemli yapmışsın, süslemişsin, cemaati olmadıktan sonra neye yarar? Sağlam yetişen cemaat ise, bulunduğu her yeri mescid yapabilir, her yerde ibâdetini yerine getirebilir.</p>
<p>Tüm bid’atlerden şeytandan kaçar gibi kaçmaya çalışan, câmilerimizin asr-ı saâdetteki takvâ mescidlerine benzemesi için gayret gösteren, câmilerine sahip çıkan, gönlü câmilere bağlı şuurlu müslümanlara selâm olsun!</p>
<p>1- Hüseyin K. Ece, İslâm’ın Temel Kavramları, Beyan Y. s. 87-91</p>
<p>2- Abdurrahman Dilipak, Bu Din Benim Dinim Değil, İşaret/Ferşat Y. s. 33-35; 48-49</p>
<p>3- Hasan Turâbi, Namaz, Risale Y. s. 141-148</p>
<p><strong>Ahmed Kalkan </strong></p>
  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/minikkelebek.wordpress.com/6754/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/minikkelebek.wordpress.com/6754/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/minikkelebek.wordpress.com/6754/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/minikkelebek.wordpress.com/6754/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/minikkelebek.wordpress.com/6754/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/minikkelebek.wordpress.com/6754/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/minikkelebek.wordpress.com/6754/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/minikkelebek.wordpress.com/6754/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/minikkelebek.wordpress.com/6754/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/minikkelebek.wordpress.com/6754/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=minikkelebek.wordpress.com&blog=2576787&post=6754&subd=minikkelebek&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://minikkelebek.wordpress.com/2009/11/14/camilerdeki-bid%e2%80%99atler-ve-camilerin-yeniden-ihyaya-ihtiyaci/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/89aef3d0cb43de6ba4702b8cb663e157?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">Minikkelebek</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://minikkelebek.files.wordpress.com/2009/11/camilerdeki-bid_atler-ve-camilerin-yeniden-ihyaya-ihtiyaci.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">Câmilerdeki bid’atler ve câmilerin yeniden ihyâya ihtiyacı</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Kelebeğin gözyaşı</title>
		<link>http://minikkelebek.wordpress.com/2009/11/14/kelebegin-gozyasi/</link>
		<comments>http://minikkelebek.wordpress.com/2009/11/14/kelebegin-gozyasi/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 14 Nov 2009 09:06:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Minikkelebek</dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebî yazılar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://minikkelebek.wordpress.com/?p=7187</guid>
		<description><![CDATA[
Yeni bir bin yılın içinde, yeni bir misyon üstlenerek dünyaya iz bırakmak ve asra şekil vermek gibi bir hedefin şerefiyle onurlanmak ister misin?
Dünya küçüldü&#8230; Hedef büyüdü. Hedef güzel, hoş ve lâtif&#8230; Hedef; güzellikleri bütün insanlığa, seven bir kalb, gülen bir yüzle sunmak&#8230; Bu sunuş kalb tepsisinde, hoşgörü eliyle olursa hiç kimsenin reddetmeye gücü yetmez. Sen [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=minikkelebek.wordpress.com&blog=2576787&post=7187&subd=minikkelebek&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p style="text-align:center;"><img class="aligncenter size-full wp-image-7210" title="Kelebeğin gözyaşı" src="http://minikkelebek.files.wordpress.com/2009/11/kelebegin-gozyasi.jpg?w=299&#038;h=320" alt="Kelebeğin gözyaşı" width="299" height="320" /></p>
<p>Yeni bir bin yılın içinde, yeni bir misyon üstlenerek dünyaya iz bırakmak ve asra şekil vermek gibi bir hedefin şerefiyle onurlanmak ister misin?</p>
<p>Dünya küçüldü&#8230; Hedef büyüdü. Hedef güzel, hoş ve lâtif&#8230; Hedef; güzellikleri bütün insanlığa, seven bir kalb, gülen bir yüzle sunmak&#8230; Bu sunuş kalb tepsisinde, hoşgörü eliyle olursa hiç kimsenin reddetmeye gücü yetmez. Sen hiç bir gülün, bir şekerin asık surat, kin dolu bir kalble sunulduğunu gördün mü? Aldığın nefesi, attığın adımı, &#8220;Bir&#8221; görenin olduğunu biliyor, inanıyorduk&#8230; Şimdi binlerce gizli göz, meraklı kulak seni görüyor, takip ediyor ve her hareketini kaydediyor.</p>
<p>Belki yarın, bilmem kaç sene önce söylediğin bir sözü, yaptığın bir hareketi, fezanın derinliklerinden milyarlarca sesin içinden ayırıp çıkaracak ve bir CD içinde sana hediye edecekler&#8230; Belki en yakınlarının bilgilerine sunacaklar&#8230; Hem &#8220;Bir&#8221; görenden, hem de CD&#8217;deki hareketleri seyreden ve dinleyen yakınlarının yanında yüzünün kızarmayacağı bir hayat sürmek zorundasın&#8230;</p>
<p>Bu kurucusu eşsiz ve tek olduğu için mükemmellerin mükemmeli düzende, kirpiğinin çıkardığı sesin bile kaybolmadığını biliyor musun?.. Artık şeffafsın&#8230; İç organların bile MR&#8217;ın maharetiyle camlaşırken, beyin dalgaların EEG&#8217;lerle çözülürken, tarihin sahnesindeki son başrolünü, bir kere daha sana, ceddine ve inancına yakışır bir şekilde oyna&#8230;</p>
<p>Kelebek gibi ol&#8230; Konduğun zambak, öptüğün gül, kokladığın menekşe senden incinmesin. Kanatlarında güzellik tohumları götürdüğünü, bu güzellik tohumlarının hayat bulmuş hâlinin sen olduğunu anlatabilirsen, problemi çözmüş olursun. Ne kan dök, ne kanını dök&#8230; Senden beklenen ter ve gözyaşı&#8230; Ter; gönül verdiğin sevdanın uğrunda zihnî ve bedenî her türlü gayret, fedakârlık ve samimiyet&#8230; Gözyaşı ise sevgisinden, hoşgörüsünden, merhamet ve şefkatinden yumuşamış bir gönlün aşk deyince, sevgili deyince, gözlere &#8220;yaş dök!&#8221; emrini vermesine gerek kalmadan yanaklarından aşağı düşen, bir damlası güneşi söndürecek kadar tesirli hazine&#8230;</p>
<p>Okyanusta intihar eden bir balinanın, Afrika&#8217;da aç ölen bir çocuğun sorumluluğunu omuzlarında hisseden bir insan olmak ne kadar güzel. Ne güzel, bir eroinman gencin hâlini lânetlemeden, anne ve babasının çektiği acıyı yüreğinde hissetmek; kendini o anne ve babanın yerine koyarak kollarını açabilmek, sevip sarabilmek&#8230; Ne güzel kendi çaresizliğine ağlayabildiği gibi, başkalarının çaresizliğine de ağlayabilmek ve sevinciyle neşelenmek&#8230;</p>
<p>Kelebek; bunca yük senin omuzlarında&#8230; Oysa ki, ömrün bir mevsimlik bile değil. Ter dökeceksin kelebek&#8230; Islanacak kanatlarındaki bin bir renk, bin bir desen, bin bir inci&#8230; Ağlayacaksın kelebek&#8230; Göz yaşların güzelliklerin destanını yazacak&#8230;</p>
<p>Ve sen kelebek! Senin gibi düşünmeyeni, senin gibi inanmayanı da hoş görecek ve gönül gülünü ona verecek, hoşgörü pınarının suyunu gönlüne akıtacaksın. Gönlün geniş, ufkun açık, gayen güzel, hedefin doğru&#8230;</p>
<p>Ve sen Kelebek, inandığın kadar güçlüsün&#8230;</p>
<p><strong>A. Mahir Pekşen</strong></p>
  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/minikkelebek.wordpress.com/7187/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/minikkelebek.wordpress.com/7187/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/minikkelebek.wordpress.com/7187/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/minikkelebek.wordpress.com/7187/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/minikkelebek.wordpress.com/7187/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/minikkelebek.wordpress.com/7187/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/minikkelebek.wordpress.com/7187/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/minikkelebek.wordpress.com/7187/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/minikkelebek.wordpress.com/7187/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/minikkelebek.wordpress.com/7187/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=minikkelebek.wordpress.com&blog=2576787&post=7187&subd=minikkelebek&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://minikkelebek.wordpress.com/2009/11/14/kelebegin-gozyasi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/89aef3d0cb43de6ba4702b8cb663e157?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">Minikkelebek</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://minikkelebek.files.wordpress.com/2009/11/kelebegin-gozyasi.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">Kelebeğin gözyaşı</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Cemaat ırkçılığı</title>
		<link>http://minikkelebek.wordpress.com/2009/11/13/cemaat-irkciligi/</link>
		<comments>http://minikkelebek.wordpress.com/2009/11/13/cemaat-irkciligi/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 13 Nov 2009 15:34:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Minikkelebek</dc:creator>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://minikkelebek.wordpress.com/?p=7206</guid>
		<description><![CDATA[ 

 
Bendeniz, birçok akranım gibi, mevcut cemaatlerin hepsiyle şu veya bu şekilde ilintisi olmuş bir insanım. O yüzden de hiçbir cemaatin –hayat içindeki işlev ve fonksiyonları nedeniyle– vazgeçilebilir olduğuna inanmadım. Elbette ki her insan ancak kendi mizacına yakın olanda karar kılar. Bu fıtrîdir hem de meşrudur.
İrşad makamına ulaşanlar açısından problem yok. Onlar birbirlerini tanır, bilir ve [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=minikkelebek.wordpress.com&blog=2576787&post=7206&subd=minikkelebek&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p style="text-align:center;"> </p>
<p style="text-align:center;"><img class="aligncenter size-full wp-image-7207" title="Cemaat ırkçılığı" src="http://minikkelebek.files.wordpress.com/2009/11/cemaat-irkciligi.jpg?w=218&#038;h=256" alt="Cemaat ırkçılığı" width="218" height="256" /></p>
<p style="text-align:center;"> </p>
<p>Bendeniz, birçok akranım gibi, mevcut cemaatlerin hepsiyle şu veya bu şekilde ilintisi olmuş bir insanım. O yüzden de hiçbir cemaatin –hayat içindeki işlev ve fonksiyonları nedeniyle– vazgeçilebilir olduğuna inanmadım. Elbette ki her insan ancak kendi mizacına yakın olanda karar kılar. Bu fıtrîdir hem de meşrudur.</p>
<p>İrşad makamına ulaşanlar açısından problem yok. Onlar birbirlerini tanır, bilir ve hürmet ederler. Ama yazık ki onlar arasında var olan hürmet ve saygı tabana inmez.</p>
<p>Her cemaat lideri veya kurucusu, sağlam bir metanet, samimi bir taraftarlık, aşkın bir vecd ve bağlılık oluşturmak için, saliklerinden ‘<em>kaynağa ve öze imtisal</em>’ bekler. Bu her cemaatte kesinlikle vardır ve bir parça da makuldür.</p>
<p>Makuldür çünkü insan kalbi, ancak sürekli bir telkin ve tezkir ile sabitül hal olabilir. Nitekim Kur’an’ın uslubu da böyledir. Namazın farziyetine bir tek ayet yetebildiği halde 130 küsur ayette Kur’an, namaz kılmamızı telkin eder…</p>
<p>İnsan gibi onur sahibi bir varlığa, bu kadar hatırlatma, zahir bir bakışla haysiyet kırıcı bir haldir aslında. Zira adam olana bir kere bir şey söylenir. Hâlbuki Kur’an bazı kavram ve emirleri sürekli tekrarlıyor. Demek ki insan tabiatı sürekli bir ikaz ve tembih ile ancak bir hal üzere kalabiliyor.</p>
<p>Cemaat kurucuları da bunun idrakindedir elbette. Olmasalar zaten cemaatleri de olmaz. Çünkü insanlar, dane-i hakikat bulunmadan birilerinin etrafında toplanmazlar. Mademki, bir cemaat vardır, muhakkak orada bir hakikat-i uzma da vardır… Dolayısıyla hiçbir cemaat, diğerini küçümseyemez, hakikatten mahrum sanamaz… O zatların telkinleri de kendi muhabbetlerini oluşturmak içindir, diğerlerine düşmanlık beslemek için değil…</p>
<p>* * *</p>
<p>Medya’da Said Nursi ismi etrafında başlayan tartışmalar münasebetiyle, Sıradışı programının yapımcısı ve sunucusu Turgay Güler kardeşim, beni konuyu tartışmak için programa çağırdı. Ben de ona, “<em>Nur cemaat ve Said Nursi adına konuşacak yetkiye sahip değilim. Hem cemaate de mensup değilim. Onun talebeleri var, salikleri var, beni okutacak kadar risalelerden haberdar insanlar var onları çağır</em>” dedimse de ‘<em>ben seni onu az çok bilen bir gazeteci olarak çağırıyorum</em>’ diye ısrar etti.</p>
<p>Gittim. Niyetim, bildiğim kadarıyla, rejimin, Said Nursi’ye karşı neden bu kadar insafsız davrandığının gerekçelerini anlatmaktı. Ama öyle absürt, öyle tuhaf mailler geldi ki, bir ara cidden kızdım ve nerede ise itidalimi kaybedecektim.</p>
<p>Be kardeşim, biz Said Nursi ile diğer cemaat liderlerinin mukayesesini yapmıyoruz ki. Said Nursi gündemde, onun ismi etrafında kıyamet kopuyor, biz de bunun nedenlerini izah etmeye çalışıyoruz. Bunu yaparken de eserlerinden ve fikirlerinden söz ediyoruz…</p>
<p>Bunu yaparken, Süleyman Hilmi Tunahan hazretlerinin küçük düşürmek gibi bir derdimiz yok ki hâşâ! Üstelik bendeniz, ilk dini tahsilimi, onun açtığı membalardan aldım. İlk hocam, Mehmet Süngü adında Süleyman Efendi (ks)’nin rahle-i tedrisinde yetişmiş bir zattır. Hala da her memlekete gittiğimde bulur, yaşımız birbirimize yakın olmasına rağmen elini öperim.<br />
Bendeki emeği yüksektir. Şimdi, hangi haysiyet sahibi mümin, bizi imamsız, Kur’ansız bırakmamak için hayatını feda etmiş böyle hocalar yetiştirmiş o mübarek zatı dışlayabilir. O olmasaydı, uzun süre bu ülke insanları cenazelerini kaldıracak imam bulamayacaklardı…</p>
<p>Abdülhakim Aravasi ile Bediuzzaman fikir kavgası yapmışlar. Bu, ikisinin problemidir. Benim ne haddime ki ikisinin arasına gireyim. Keza Necip Fazıl’ın hangimiz üzerinde hakkı yoktur? Onun yolundan giden Salih Mirzabeyoğlunun bir hakikati yoktur kim diyebilir?</p>
<p>İskenderpaşa cemaati olmasaydı, o okulda iman hakikatleri yanında bu ümmetin siyasi işlerinin de görecek şu kadroları kim yetiştirecekti? Bugünkü iktidarda onların manevi gayreti yoktur kim diyebilir?</p>
<p>Ve bugün hayatı her bir tarafından sarmalayan, Kur’an’ın özünün anlaşılmasını sağlayan tasavvuf ehli zatlar olmasaydı, hele Menzil’de o makam oluşturulmasaydı, o bölgelerde meydana gelecek galeyanı kim yatıştırabilirdi…</p>
<p>Bu cemaatlerin her biri bir hakikate istinaden ayaktalar ve varlıklarını koruyorlar. İçinde öz ve manevi ‘bey’lik kokusu bulunmayan kovana arı gelmez.</p>
<p>İşte Fethullah Hoca, işte Adnan Hoca, işte Şeyh Nazım Kıbrisî… Hangisini yok sayabilirsiniz? Hangisini yok sayarsanız, hayatın bir alanını, rengini kaybedersiniz…</p>
<p>Ben cemaatleri, bir ordunun alay ve bölüklerine benzetiyorum. Bir ordu, kolordular, tugaylar, alaylar, bölükler, takımlar ve mangalara bölünür ki her bir zerresi hay ve diri olsun. Her bir nefer diğeriyle ilişkili ve bağlantılı olsun. Nasıl ki bu bölmeler, ayırımlar, birbirine hasım olmak için değildir, aksine birbirine daha çok yardım edebilmek ve birbirinin imdadına daha seri yetişebilmek içindir… Öyle de, İslam, mensuplarının mizaç ve algı kabiliyetlerine göre kümelenip, hayatı bütün yanlarıyla kucaklamalarını temin etmek için mezhep, meşreb ve mesleklere; yani cemaatlere bölünmelerine imkân tanımıştır. Bu da büyük bir rahmettir.</p>
<p>Ama maalesef, insanlarımız cemaat olgusunu, tıpkı, insanların ırk ırk, kabile kabile yaratılmasındaki hikmeti unutup, yardımlaşma yerine, ötekini yutarak beslenen bir ırkçılık faşizmine dönüştürdükleri gibi, diğer cemaatleri red etme gerekçesi yapıyorlar…</p>
<p>Ben biliyorum, Bediuzzaman’ın Süleyman Hilmi Tunahan’ı övdüğünü… Onun da ona hürmet ettiğini… Ben biliyorum Menzil şeyhlerinin Risale-i Nur’un iman dersi gibi okunmasını tavsiye ettiğini… Ve biliyorum, Bediuzzaman’ın, ‘<em>Risale-i Nur 12 tarikatin muhassalasıdır</em>’ dediğini…</p>
<p>Bediuzzaman’ın sena edilmesi, Tunahan hazretlerini küçültmez ki! Kim, Mahmud Efendi’nin, Muhammed Raşid hazretlerinin hakikatini inkar edebilir? Erenköy’deki nuraniyyeti kim karartabilir? Eden kendisine gece yapar…</p>
<p>Her cemaatin, kendi taraftarının ilgisini çekmek, bağlılığını canlı tutmak için telkinde bulunmaya hakkı var. Ama hiç birinin ötekinin hakikatine dil uzatma hakkı yoktur. Dil uzatanın Allah dilini önünde sonunda koparır.</p>
<p>Allah sayısız dil ve elhan ile zikredilmesinden memnun olmasaydı, böyle insanları çeşit çeşit mi yaratırdı sanıyorsunuz? Hatta her bir insan kendi zatında münferit olduğuna göre, hiçbir insanın İlah algısı asla diğerinin algısıyla birebir aynı olmadığına göre, demek Rabbül âlemin, her bir insanın gözünden farklı bir şekilde mahiyetini temaşa etmeyi sevmiş ki bunu böyle yapmış…</p>
<p>Cemaatler ve mensuplar da öyle bakmalı. Mesela, Nazım Kıbrisi hazretleri olmasaydı, belki milyonlarca insanın İslam ile buluşması mümkün olmayacaktı. Belki Enver Ören olmasıydı, bir yığın insanın iman dairesine girmesi mümkün olmayacaktı… Aynı şekilde Bediuzzaman, Fethullah Hoca, Adnan Hoca, Muhammed Raşid, Abdülbaki, Mahmut Hoca, Esat Hoca, Topbaş efendi, Muzaffer Ozak… ve daha ismini anamadığım mürşitler, hocalar, şeyhler, meşayihler… bunlar olmasalardı, bu asrın başında bir anda tepemizden inen karanlıktan kim bizi aydınlığa çıkaracaktı?</p>
<p>‘<em>Allah inanların velisidir. Onları zulmetten aydınlığa çıkarır</em>’ ayetinde olduğu gibi, onların her biri, bu asrın başında batının desiseleriyle içine düşürüldüğümüz Tağut karanlığından bizi çıkarıp aydınlığa taşıyan Rahmani eller oldular. Bir mümin bir âleme bedel iken ‘<em>şu az kurtardı bu çok kurtardı</em>’ deme hakkımız var mı? Hangisinin ‘<em>hakikati yoktur</em>’ veya ‘<em>şu şundan fazladır</em>’ veya ‘<em>eksiktir</em>’ diyebilirsiniz.</p>
<p>Ben Bediuzzaman’ın meşrebini severim, siz Tunahan hazretlerinin… Öteki Arvasi’nin yolundan gider, bir başkası da tarikat yolunu sever. Kimisi Kadiridir kimisi Nakşi, kimisi Halvetidir, kimise Melami. Kimisi Cerrahi…</p>
<p>Hepimiz ‘<em>Allah bir peygamber hak</em>’ diyoruz. Hepimiz, İslamın o büyük cadde-i kübrasında gittiğimize göre, beis yok. Kimimizin arabası hızlı kimimizin yavaş olabilir; ama gidiyoruz işte elhamdülillah. Onlar bizi fitneler çağında bu yola ilettiler. Allah ömürlerine ömür, maneviyatlarına feyiz katsın… Her meşrebin mutlaka bir dane-i hakikati vardır ki insanlar orada toplanıp hayat buluyorlar. Hangisine dil uzatsanız, gaybın eli dilinizi koparır…</p>
<p><em>El-Hakku ya’lu vela yu’la aleyh</em>… Zaman en büyük müfessirdir, her şeyin ve herkesin hakikatini zahir eder. Ve dünya adildir; kimsenin hakkını kimsede bırakmaz…</p>
<p>O yüzden, siz siz olun, cemaatinize sevginizi, diğer cemaatlere buğz etme üzerine bina etmeyin. Siz hak üzere iseniz, başkasının sapıklığı size zarar vermez. Siz sapıklık içinde iseniz, başkalarına küfrederek, hakikate varamazsınız. Cemaat ırkçılığı en az kavmiyetçilik/ırkçılık kadar murdar ve merduttur…</p>
<p><strong>Mehmet Ali Bulut</strong></p>
  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/minikkelebek.wordpress.com/7206/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/minikkelebek.wordpress.com/7206/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/minikkelebek.wordpress.com/7206/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/minikkelebek.wordpress.com/7206/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/minikkelebek.wordpress.com/7206/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/minikkelebek.wordpress.com/7206/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/minikkelebek.wordpress.com/7206/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/minikkelebek.wordpress.com/7206/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/minikkelebek.wordpress.com/7206/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/minikkelebek.wordpress.com/7206/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=minikkelebek.wordpress.com&blog=2576787&post=7206&subd=minikkelebek&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://minikkelebek.wordpress.com/2009/11/13/cemaat-irkciligi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/89aef3d0cb43de6ba4702b8cb663e157?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">Minikkelebek</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://minikkelebek.files.wordpress.com/2009/11/cemaat-irkciligi.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">Cemaat ırkçılığı</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Haykırasım geliyor; hey &#8220;ben&#8221; neredesin?&#8230;</title>
		<link>http://minikkelebek.wordpress.com/2009/11/13/haykirasim-geliyor-hey-ben-neredesin/</link>
		<comments>http://minikkelebek.wordpress.com/2009/11/13/haykirasim-geliyor-hey-ben-neredesin/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 13 Nov 2009 15:01:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Minikkelebek</dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebî yazılar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://minikkelebek.wordpress.com/?p=7196</guid>
		<description><![CDATA[ 

&#160;
Yorgun yüreği umutla umutsuzluk arasında salınıp duruyor… İsteklerine isteksiz… Sıradanlığın seyrinde çırpınıyor çaresizlikle… Emeller elemlerle alude… Dert dergâhının devrik dervişi gibi dolaşıyor dolambaçlı yollarda…
Delik deşik olmuş duygularla hissizleşmiş ve yalnızlaşmış yaşıyor yaşamın kıyılarında… Gurbet nedir, sıla neresidir bilmeden soruyor gittiği sinelere… Gurbet oku saplanmışken yüreğine, sevgi sayıklıyor tereddüt diyarlarda… Acılara ağlayamıyor, sevinçlere gülemiyor sabahsız akşamlarda… [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=minikkelebek.wordpress.com&blog=2576787&post=7196&subd=minikkelebek&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p style="text-align:center;"> </p>
<p style="text-align:center;"><img class="aligncenter size-full wp-image-7200" title="Haykırasım geliyor; hey &quot;ben&quot; neredesin?...  " src="http://minikkelebek.files.wordpress.com/2009/11/89561222354698556.jpg?w=299&#038;h=206" alt="Haykırasım geliyor; hey &quot;ben&quot; neredesin?...  " width="299" height="206" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Yorgun yüreği umutla umutsuzluk arasında salınıp duruyor… İsteklerine isteksiz… Sıradanlığın seyrinde çırpınıyor çaresizlikle… Emeller elemlerle alude… Dert dergâhının devrik dervişi gibi dolaşıyor dolambaçlı yollarda…</p>
<p>Delik deşik olmuş duygularla hissizleşmiş ve yalnızlaşmış yaşıyor yaşamın kıyılarında… Gurbet nedir, sıla neresidir bilmeden soruyor gittiği sinelere… Gurbet oku saplanmışken yüreğine, sevgi sayıklıyor tereddüt diyarlarda… Acılara ağlayamıyor, sevinçlere gülemiyor sabahsız akşamlarda… Buruk bakıyor ufkun kızıllığına… Ellerini uzatıyor tutamadığı yalnızlığa, yüreğinden akıyor acılar…</p>
<p>Boş gönlü hoşluk arıyor… Ağlasa denizler kurur, gülse dağlar savrulur mu ki? Kıpır kıpır kalbi, kanatlanmak uçmak istiyor bu diyarlardan bilmediği diyarlara… Neresiyse burası doyurmuyor onu, açlığın acısından taş bağlayası geliyor yüreğine…</p>
<p>Çile çemberi yırtılsa yar olur mu sevinç çığlıklar? Gurbete mi yolculuğu, yoksa gurbet mi onun içinde yolcu… Bırakamıyor burukluğu, terk edemiyor hüznü… Şenlendirmiyor şarkılar, sözler, sazlar…</p>
<p>“Ben buyum, bunlar benim” diyemediği diyarda dirençsiz, isteksiz ve çaresiz… Her şey, herkes onu çağırırken o kendinden kaçıyor, nereye kaçtığını bilmeden… Boş elleriyle yüreğinin sızısına bastırıyor… Bakışlar baygın, yüz süzgün, dizler dirençsiz, ayaklar ağır… Güleceği gurbete yürüyor yarım ve yırtık yüreğiyle…</p>
<p>Sıla, sıradan sevgili… Sığ sularda saklanır mı sevgili… Hayat, erişilmez ve vazgeçilmez gizli sevgili…</p>
<p>Sahiplenmek mi, sahip olmamak mı saadet? Çile çekilmeye mi, safa sürülmeye mi gelindi buraya? Ağlamalar aşkı beka ağlamaları mı? Ayrılıklarda gülen var mı?</p>
<p>Gönül suyu gözlerinden damlıyor… Yakınları yakıyor yüreğini… “Ben benim değil” kime ne diyebilir? Sensizlik ve sessizlik solukluyor kimsesizlikte… Kendinde kayıp, “gül”ünü arıyor…</p>
<p>Her şey çok mu basit, çok mu karmaşık? Çok mu karamsar, çok mu iyimser? İçin içine sığmazken, içinde kayboluyor birden…</p>
<p>Kimsesizlik kuyusunda örümcek ağlara tutunmakla tutunmamak arasında salınıyor… Canı titriyor yalnızlık rüzgârlarından… Gurbet bulutların hüzün sağanağında sırıl sıklam…</p>
<p>Haykırası geliyor; hey “ben” neredesin? Hakikat havzında erimişliği kabul edebilecek misin? Buzul güveni ile gülebileceğini inanıyor musun?</p>
<p>Sen sen ol, sensizliğini savur varlığın yokluğunda… Yokluğun varlığında bulursun kendinle birlikte her şeyi… Küsmek ve ağlamak değil hakikat ağlarına takılmakla çıkarsın gülen gün yüzüne…</p>
<p>Sıla sevmekle, ayrılık aşkı çekmekle gidilir ve gelinir, gidilmez ve gelinmez diyarlarda…</p>
<p>“Ben”le buluşulur aşktan öte sevgiliyle… Ağlamanın ve sevinmenin suskunluğunda söylenir ve dinlenir vuslat… Misali sevgililerden hakikat sevgisini ve sevgilisini bulmakla geçer gücenmeler ve gücendirmeler… Çeşitten ve cerbezeden geçmekle görünür, gerçeğin göz bebeği… Çer çöple kaplanmışsa gözün ufku, gönlün derinliğinden korkarsın…</p>
<p>Korkuları kaybetmekten korkma, kendini kendinde kaybetmekle bul hakikatin hakiki yüzünü ve özünü&#8230;</p>
<p><strong>Hüseyin Eren</strong></p>
  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/minikkelebek.wordpress.com/7196/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/minikkelebek.wordpress.com/7196/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/minikkelebek.wordpress.com/7196/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/minikkelebek.wordpress.com/7196/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/minikkelebek.wordpress.com/7196/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/minikkelebek.wordpress.com/7196/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/minikkelebek.wordpress.com/7196/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/minikkelebek.wordpress.com/7196/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/minikkelebek.wordpress.com/7196/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/minikkelebek.wordpress.com/7196/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=minikkelebek.wordpress.com&blog=2576787&post=7196&subd=minikkelebek&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://minikkelebek.wordpress.com/2009/11/13/haykirasim-geliyor-hey-ben-neredesin/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/89aef3d0cb43de6ba4702b8cb663e157?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">Minikkelebek</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://minikkelebek.files.wordpress.com/2009/11/89561222354698556.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">Haykırasım geliyor; hey &#34;ben&#34; neredesin?...  </media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Küçük mavi bir kelebek gibi&#8230;</title>
		<link>http://minikkelebek.wordpress.com/2009/11/13/kucuk-mavi-bir-kelebek-gibi/</link>
		<comments>http://minikkelebek.wordpress.com/2009/11/13/kucuk-mavi-bir-kelebek-gibi/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 13 Nov 2009 13:19:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Minikkelebek</dc:creator>
				<category><![CDATA[Senai Demirci]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://minikkelebek.wordpress.com/?p=7191</guid>
		<description><![CDATA[
Kelebeği bilirsiniz, baharın taze çiçek kokularına eşlik eder.. Bugün de köyümde küçük bir kelebekle tanıştım.. küçük ve mavi bir kelebek.. küçük bir otun üzerinde ilk gördüğümde onu mavi bir çiçek sandım. Ama çiçek uçtu&#8230; ardı sıra ben de koştum.. nazlı nazlı kanat çırpıp başka çiçeksiz bir otun üzerine konu verdi.. birden o ot da kelebeğin [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=minikkelebek.wordpress.com&blog=2576787&post=7191&subd=minikkelebek&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p style="text-align:center;"><img class="aligncenter size-full wp-image-7194" title="Küçük mavi bir kelebek gibi..." src="http://minikkelebek.files.wordpress.com/2009/11/kucuk-mavi-bir-kelebek-gibi1.jpg?w=350&#038;h=291" alt="Küçük mavi bir kelebek gibi..." width="350" height="291" /></p>
<p>Kelebeği bilirsiniz, baharın taze çiçek kokularına eşlik eder.. Bugün de köyümde küçük bir kelebekle tanıştım.. küçük ve mavi bir kelebek.. küçük bir otun üzerinde ilk gördüğümde onu mavi bir çiçek sandım. Ama çiçek uçtu&#8230; ardı sıra ben de koştum.. nazlı nazlı kanat çırpıp başka çiçeksiz bir otun üzerine konu verdi.. birden o ot da kelebeğin konuşuyla çiçek açmış gibi oldu. Anladım ki, kelebek sadece çiçekleri dolaşıyor değil, gittiği yeri çiçekleştiriyor. Anladım ki çiçek sadece baharda geliyor değil, vardığı zamanı bahar eyliyor.. Belki, dedim, dua da böyledir, hangi hal üzerinde olursak olalım, dilimize dua değiyorsa, kalbimizden dua sızıyorsa, o hal birden çiçek açıyor, birden bahar oluyor. En zor zamanlarda, en büyük acılarımızda, korku ve ürperti anlarında yaptığımız o güzel yakarışlar, sonucu ne olursa olsun, ebedî baharımızın çiçeği olacak değil mi? Bir kelebek gibi uçurun ellerinizden duayı.. hafifçe ve fısıltıyla&#8230;</p>
<p><strong>Senai Demirci </strong></p>
  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/minikkelebek.wordpress.com/7191/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/minikkelebek.wordpress.com/7191/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/minikkelebek.wordpress.com/7191/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/minikkelebek.wordpress.com/7191/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/minikkelebek.wordpress.com/7191/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/minikkelebek.wordpress.com/7191/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/minikkelebek.wordpress.com/7191/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/minikkelebek.wordpress.com/7191/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/minikkelebek.wordpress.com/7191/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/minikkelebek.wordpress.com/7191/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=minikkelebek.wordpress.com&blog=2576787&post=7191&subd=minikkelebek&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://minikkelebek.wordpress.com/2009/11/13/kucuk-mavi-bir-kelebek-gibi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/89aef3d0cb43de6ba4702b8cb663e157?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">Minikkelebek</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://minikkelebek.files.wordpress.com/2009/11/kucuk-mavi-bir-kelebek-gibi1.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">Küçük mavi bir kelebek gibi...</media:title>
		</media:content>
	</item>
	</channel>
</rss>