05.11.08
Bedirhan Gökçe - Çanakkale geçilmez
İrma Dilek Demirci ile söyleşi…
“Beni nasıl zorla siyaha boyayıp zenci kılmaya çalışırsın? Beni bu rengimle kabul et, ‘hepinizi aynı çatı altında topluyorum ben’ de. Büyük bir keyifle, ‘Ben Türkiyeliyim arkadaş!’ diyebileyim.” “Türkiyeli olarak, Türkiye’ye karşı en küçük bir saldırıda Türk’ü, Laz’ı Çerkez’i, Boşnak’ı, Kürdü, Ermeni’si hepimiz tek vücut olabiliriz.”
Giriş
İrma Hanım, bu vatanda yaşayan herkes kadar kendini Türkiyeli olarak nitelendiriyor. “Herkes kadar bu vatanı seviyor ve onun için çalışıyorum” diyor. Bu söylediklerinde ise, samimi. Elim bir cinayete kurban giden Hrant Dink gibi düşünüyor. Maillerinin tehditlerle dolu olduğunu, ama doğruyu söyleyeceğini ve susmayacağını ifade ediyor. “Hrant çok yakın arkadaşımdı” diyen İrma Dilek Hanım, “onunla 15 günde bir konuşur, eğlenirdik” diye ekliyor.
Kendinizi Türkiye’de nasıl görüyorsunuz?
Öncelikle, bir olayla 70 milyon içindeki 20 bin Ermeni’nin hayatını yakabilirsiniz. Aslında bu çok daha az düşünülmesi gereken bir şey. Bir kere insanlar şunu kabul etmeliler: Ermeni kimliği bizim renklerimizden biri. Ben çok şanslı insanlardan biriyim. Çünkü Türkiyeliyim. Bu benim rengim. Ermeniyim bu da benim rengim. Kadın olmak da bir rengim. Bunun yanında birçok rengimiz var her birimizin… Dolayısıyla Ermeni olmak bu renklerden biri. Bu renge ne kadar zarara verilebilir, bu rengin gerçekliği ne kadar ortadan kaldırılabilir? 20 bin kişinin tamamını öldürseler; yaşanmışlıklar ne kadar değiştirilebilir? Burası çok önemli bir nokta…
Ermeni vatandaşlarımız bu vatan tablosunda zenginliği, rengi oluşturuyor yani…
Evet. Dolayısıyla Hrant’ı öldürmek, birilerinin susturulması anlamına gelmiyor. Bence Hrant’ın ölümü çok da isabetli bir ölümdü. Ne mutlu bize ki, Hrant Dink gibi bir evlât yetişmiş; konuşabilen, gerçekleri söyleyebilen, Türkiye’nin haklarını Strazburglardan Amerikalara kadar savunan; bazıları “ben Türküm” diyerek sabaha kadar bağırıp çağırıp adam tartaklarken, konuşarak haklarını savunabilmiş bir evlât yetiştirmiş Ermeni toplumu. Ben kendi adıma Ermeni kimliğimle ve rengimle bundan onur duyuyorum. Ne mutlu bize, bir Hrant yetiştirmişiz. Onlar da kendilerini öldürecek bir adam seçmişler ve bindikleri dalı kesmişler. Bu kadar net. Öyle ki, 70 milyonun geleceğini tehlikeye atan bir cinayet işlediler.
Bunu Türk’ü koruma adına yaptığını iddia eden bir kesim var. Bence, bu olayla 70 milyon bir şeyi farketti: Türkiye’de çok ciddi bir tehlike var. Türk gençliği elden gitti, gidiyor. Bir ülkeyi emanet ettiğiniz gençlerinizin beyni yıkanmış. Bu ülkenin bırakın AB’ye girmeyi, 21 yüzyıla ayak uydurması, halihazırda 80 yıl öncesine, 1914’lere, 1915’lere geri dönebileceği bir platform hazırlanmıştır. Önce bu ülkenin düşünürleri bunu görmeliler.
Bir kere Hrant’ın amacını algılayabilseydi bu ülkede yaşayanlar, Hrant öldürülmemiş olurdu. Yani 2000 yıldır bu topraklarda yaşıyoruz. Osmanlı’nın tarihi belli, Türkiye’nin tarihi belli. Bizim bir düşmanlığımız, ya da o 2000 yıllık tarihimizde ayrıldığımız bir ay yok. 1914-1915 diye kilitlenmiyoruz. Hrant’ın da böyle bir derdi vardı.
O günün tarihi, sosyal, siyasal şartlarına bakarsanız, o günün verilebilecek en doğru kararı, birileri verdiğini düşünmüş ve uygulamıştır. O birileri yaptı diye bugünün Türkiye’sini suçlayacak halimiz yok. Babası hırsız diye, oğlunu hapse atar mısınız? 1915’te kim ne yaptıysa yaptı. Kabul etmek erdemdir zaten. Kabul edersin, çok üzgünüm dersin, nasıl böyle bir hata yaptılar dersin, ya da demezsin. İnkâr etmek de seçimdir. Bu da demokratik bir haktır. Ama birileri bunu söylüyor diye, onu öldüremezsiniz. Ya da birileri 8 bölümlük bir Ermeni kimliğini analiz eden yazı dizisini yazdı diye, adamı 301’den mahkûm edemezsin.
Hrant Dink’in öldürülmesinden sonra size tehditler geldi mi? Korunma noktasında bir talebiniz oldu mu?
Geliyor tabiî. Bakın çok basit şeyler söyleyeyim: Bu ülkede birinin elindeki maillerle ya da fakslarla, Emniyete müracaat edip, “Arkadaşlar tehdit ediliyorum. Lütfen beni korur musunuz?” demesi yeterlidir. Halbuki ben bir adım ötesine gidiyorum. Bizim gibi konuşan insanların, bu devletin canı istediğinde istihbarat teşkilatının hepimizin telefonlarını dinlediğini; Ermenice konuştuğumuzda, “Biz bunu da biliriz”, Türkçe konuştuğumuzda, “bunu da biliriz” diyerek araya girdiğini… Bir Kürt çocuğunun “Nasılsın anneciğim” dediği telefonların da dinlendiğini biliyorum. Bizim gibi insanların telefonlarını dinlemekten mi gocunmuş bu devlet, ya da ona gelen telefonları yazmaktan mı gocunmuş? Ya da Hrant elinde mektuplarla müracaat ettiğinde inandırıcı mı değilmiş?
Hrant özel bir koruma talep etmemiş olabilir. Hrant’ı korumak, beni korumak, seni korumak sokaktaki dilenciyi korumak kadar aslî görevidir bu devletin. Ben devlete çalışmayacağım, devlet bana çalışacak. Devlet vatandaşa hizmet eder, vatandaş devlete değil. Bu ülkede vatandaş devlete hizmet ediyor, ne yazık ki. Dolayısıyla “Efendim koruma talep etmedi” demek yanlış. Agos’un önüne bir dilenci kimliğinde bir sivil polis yerleştiremedin mi? Çok mu zordu?
Öte yandan 16-17 yaşlarındaki gençleri kullanacak hale getiriyorsunuz. Hrant’ın ölümünden iki gün sonra “ Katil 16-17 yaşında çocuk çıkacak, kendi evinde bulacaklar” dedim. Bir de “Milliyetçi duygularım var. Beni rahatsız etti” diye de ekledim. Bu mudur? Hayır. Arkasındaki güce devletin kendisi yetişemiyorsa, ülke vahim durumdadır yani. Yazık.
Ne yapılması noktasında bir düşünceniz var mı?
İtalya, bizden beter durumdaydı yargı anlamında. Yusuf Hayal’i defalarca içeri alıyorlar. Takipsizlikten bırakıyorlar. İşler öyle değil. Hrant’ın da yüzde yüz lehine sonuçlanması gereken dâvâlar aleyhine sonuçlanmıştır. Burada sanki yargıyı kontrol eden bir mekanizma var gibi…
Bize nasıl bir vatandaşlık rolü biçilmişse, onu oynasak, ama ölümsüz yaşasak. Yahut “Düşünmek isteyen Türkiye’nin dışına çıkabilir” denilmek mi isteniyor?
Ne yapılması gerek? Gerçekten, yürüyen 250 bin kişi gibi, 250 binler daha meydana getirebilirsek, belki yeni “beyaz eller”i Türkiye’de meydana getirebiliriz. Nasıl olur bilmiyorum. Ama bu siyasetçilerle olmaz.
16-17 yaşlarındaki gençleri komple rehabilite edecek merkezler açılmalı. Bu gençleri psikolojik tedaviden geçirmeli ve doğruyu öğretmeliyiz. Yoksa gençlik elden gitti gidiyor bana göre.
Hrant’ımın güvercin tedirginliğini, bu ülkenin devleti, cumhuriyet tarihi oluşalı beri yaşıyor. Çok zor bir ruh hali olsa gerek. Ben üzülüyorum gerçekten.
Taksim’den Yenikapı’ya yürünürken “Hepimiz Hrant’ız, hepimiz Ermeniyiz” sloganları tartışma meydana getirdi. Ne dersiniz?
Hepimiz Ermeniyiz. Bu çok yanlış anlaşıldı. Ne cehalet değil mi? Cehalet şurada: Almanya’da 5 tane Türk’ü öldürdüler. Almanya ayağa kalktı “Hepimiz Türküz” diye. İnsanlarımız öyle bir kaygı ile yetişiyor, yaşıyor ki, “Hepimiz Ermeniyiz” deyince, Ermeni olunmadığını bile fark edemiyor. Oradaki “Hepimiz Ermeniyiz” cümlesinin bir tek amacı var: “Siz çok değerli birini öldürdünüz. Onu öldürmekle kendinden birini öldürmek arasında fark yoktu. Yani bu kadar kolay katledeceksen, beni de katlet, ben de Ermeniyim” demeye çalışılıyor. Yoksa Ermeni deyince Kürdü, Lazı, Çerkesi v.s. on dakikada Ermeni olmuyor. Yani böyle bir saçmalık yok. Bunu bilebilmek lâzım. Nasıl bir cahillik ki, üniversite gençliği yapıyor bunu. Mailler alıyorum: “Ne Ermenisi, bir köpekten daha kurtulduk” diye. Maillerimi okusanız inanamazsınız. Saçmalık bu. Niçin Almanya’ya, Fransa’ya, ABD’ye gidip 5 yıl kalınca, oranın vatandaşı olununca, “Ben Almanım, Fransızım” diyorsun? Bunu söylemekten utanmıyorsun da, bu kadar büyük biri öldürüldüğünde-Hrant, AB ile Türkiye arasında kilit noktasıydı çünkü- bunu fark edememişsin. 10 dakikada Ermeni olunmaz. Ermenilik başka bir şey. Bir kültüre sahip olmak lâzım. 3000 bin yıldan sonra bugün ben Ermeniyim. Arkamda ciddi bir geçmiş var.
Diaspora’nın tavrı nedir?
Hrant’ı sevmezlerdi zaten. Neden sevmezlerdi? Çünkü 1915 bizim tarihsel acımızdır. Yüreğiniz acır ya, öyle bir acı. Bu acıyla, insanların rant uğruna uğraşmalarından yana biri hiç olmadı. Ben de öyle biri değilim. Ben de Ermeni diasporasını sevmiyorum. Birileri soykırımı kabul edince, birileri sigorta şirketlerinden para alacak diye uğraşıyorsa, benim böyle bir uğraşla alâkam olamaz. Ben sadece şu kadarını isteyebilirim: Anneannem, dedem, özkardeşlerini gözleri önünde yitiren insanlardır. Bu hikâyeleri dinleyerek büyüdük biz. Keşke birileri “Allah rahmet eylesin, bu hatayı nasıl yaptık” dese ve ruhları rahat etse. Artı bir talebim var. Nasıl hiç kimsenin dedesinin mal varlığının üzerine oturulmuyorsa, ben nasıl dedenizden kalan daireyi gelip almıyorsam sizden, vakfı almıyorsam, siz de benimkilerini bana bırakmalısınız. Bu kadar basit. Toprağınızı bırakın demiyorum. Mesela Tuzla kampı. Kamp, bağ bahçe içindeyken, birilerinin eline geçiyor. Ya da benim dedemin evi. Buna kimsenin hakkı yok ya! O da parasını ödeyerek satın aldı. Aynı haklara sahip. Bunu kime anlatacaksınız.
Baskın Oran Hocanın çok güzel yazıları var. O kadar net ki. Bu ülkenin en üst kademesi seni yabancı görüyor. Benim erkek kardeşlerim de Hakkari’de, Sivas’ta askerlik yapıyor. Türkiyeli olmak için ne gerekiyorsa ben de yapıyorum. Ama hâlâ yabancıyım. Öyle bir mantığı nasıl hak görüyorlar kendilerinde.
Halbuki hakiki mânâda tarihsel bir kardeşliğimiz var. Ermeni vatandaşlarımız zamanında devletin ileri kademelerinde görev almışlar. Sanatçı olmuşlar, mimar olmuşlar…
Savaşlarda beraber çarpışmışız. Bir çok iyi adam yetiştirmişiz. Devşirmeler var. Bu kadar sadıkken, nasıl olur da o günkü olayı değerlendirmeyi bilemezsiniz. Tamam Almanya, Fransa, İngiltere’den bir Türkiyeli olarak iğreniyorum, o güne ortam hazırladıkları için.Yani Türkiye kabul etsin derken, önce İngiltere diyecek ki, “Ben kandırdım”, Fransa diyecek ki “Ben kandırdım”, Almanya diyecek ki “Ben kandırdım…” Çünkü ülke savaş halinde. Birileri birilerini kandırıp bir şekilde buna meydan veriyor. En az suçlu kadar suça teşvik eden de suçlu olmaz mı? Bunun bir doğrusu var. Sizin elinize bıçağı almanızı sağlayan, kafanızı yıkayan zihniyettir. Önce o zihniyeti yargılayacaksınız. Önce diğer ülkelere ardından Türkiye’ye hesap soracaksınız. Bunu da Türk kimliğim ile söylüyorum. Türkiyeli olarak söylüyorum. Kimse gelip benim ülkemde ülkemin insanıyla arama giremez. Kimsenin hakkı yok.
Türkiyeli Ermenilere Türk vatandaşlarının Hrant öncesinde ve sonrasında bakışları nasıl?
Hrant’tan sonra, Ermeni toplumu dilini ve sesini yitirdi. Hayatında ilk kez öksüz kaldı. Çok önemli. Hrant fark etmeden, öyle bir talebi olmadan enteresan bir biçimde bizim için o koltuğa oturmuştu. Bir adım öteye geçiyorum; Ermeni Patriği patrik kisvesini dışına çıkamamıştı Hrant döneminde. Bütün uğraşlarına rağmen. Yani bütün o siyasallaşma çabalarına rağmen, sayın Mesrob Mutafyan Patrik olmakla sınırlı kalmıştı. Bizi konuşan, bizi anlatan, tarif eden, dostluğu pekiştirmeye çalışan korkusuz bir adam vardı. Şimdi yok. Şimdi yok da bitti mi? Hayır. Ben de Hrant olacağım, Etyen de Hrant olacak. Ahmet de, Mehmet de Hrant olacak. Şimdi gerçeği gören herkes Hrantlaşacak.
Güvercin tedirginliği yaşıyor musunuz?
Sonuç. Hepsi bu kadar. Bir ölüm var ucunda. Beni de öldürmek yetmez ki. Benden sonra bir başkası olacak. Bu ülkede yaşayanlara öncelikle insan olarak bakılması çok önemli.
Devletin sorunu bu galiba…
Devletin kendiyle sorunu var. Kaprisleri ve kompleksleri var. Yok olma korkusu ile karşı karşıya olduğunu vehmediyor. Devlet kendi vatandaşından korkuyor ya!
70 milyonun şu kadarı Kürttür, hayır diyebilir misin? Şu kadarı Alevîdir desen, ne çıkar? Karadeniz Lazdır. Sen hayır deyince bu gerçek değişir mi? 550 kişiyi tek tek sıraya dizelim. Lazı da, Alevîsi de, Kürdü de, Arnavut’u da yok mu içerisinde? Var. Sen hayır deyince değişir mi? Beni nasıl zorla siyaha boyayıp zenci kılmaya çalışırsın? Beni bu rengimle kabul et, “Hepinizi aynı çatı altında topluyorum ben” de. Büyük bir keyifle, Baskın Hocanın açtığı o yoldan gidip; “Ben Türkiyeliyim arkadaş!” diyebileyim. Ben Türkiyeliyim. Bitti.
Milliyetçilik şimdiki olayların meydana gelmesinin neresinde sizce?
Milliyetçiliği bu olayların her yerine koyabilirsiniz. Günlük yaşamınızdan tutun okullara, siyasetçilere kadar her yere taşıyabilirsiniz.
Ama biz Türkiyeli olmalıyız. Türkiyeli olarak, bugün Türkiye’ye karşı en küçük bir saldırıda Türk’ü, Laz’ı Çerkez’i, Boşnak’ı, Kürdü, Ermeni’si hepimiz tek vücut olabiliriz. Bu bir ruhtur. Eğer sen bunun bir adım ötesine çıkıp “Ben bu bayrağı, bu toprağı senden daha çok seviyorum” dersen, bir şekilde birileri sana “dur” diyecektir. 5 tane daha Hrant öldükten sonra eninde sonunda söyleyecektir. Hiçbir nehri tersine akıtma şansımız yok. O doğruya geleceğiz, Taksim’de 250 bin kişi yürüdüyse.
Bunu yapan güçler, toplum psikolojimizin en zayıf noktası olana dinimizi ve milletimizi kullanıyorlar. Bu topraklara sahip olmak içini birileri çok uğraştı. Bu sınırlar için çok savaştık ve çok can yitirdik. Şimdi birileri bu iki duyguyu öyle bir ustalıkla kullanıyor ki, şu anda kazançlı görünüyorlar. Ama bu kazanç uzun sürmeyecek. Çünkü susmak mümkün değil. Biz sussak arkadakiler susmayacak.
Biz gerçekten tabir-i caizse yaramızı düşmana gösteriyoruz. İnsanlara ayıplarımızı sergiliyoruz. Ne büyük bir utanç bu, örtmemiz gerekirken. Tamir edip toparlamamız gerekirken… Hrant’ın ölümünün artı bir yönü daha var: Türkiye’nin dışarıdaki faşist görüntüsü, Başbakanın ailesini ziyaret etmesiyle iyi bir resim çizilmesine neden oldu. Ama Hrant yaşasaydı, çok daha büyük kazançlar sağlayacaktık. Ermeniler adına, 20 bin adına kazanç olsa ne olur? Benim babam, oğlum Ermenice bilmiyor. Bilmeli mi? Bilmesi de gerekmiyor. Çünkü ben anlaşabileceğim dili istiyorum. Yaşadığım insanlarla komşuluk edebileceğim dili istiyorum. Aşık olabileceğim dili istiyorum. Anlatabiliyor muyum?
Toprağında gözüm var kardeşim! Ama inan bir yere alıp götürmeyeceğim. Hrant gibi burada gömülmek için istiyorum. Vereceğin 40 metre yer. Gömeceksin olacak bitecek. Bu kadar yani.
Türkiye’den ayrılma sizi üzer mi?
Türkiye’den neden ayrılayım. Türkiye, burada yaşayan herkes kadar benim ülkem. Nereye gideyim? Kimse ülkesinden vazgeçmez. Herkes kadar benim burası. Üstelik bir adım ötesinde 2000 yıldır… Bırakır mıyım toprağımı, seviyorum. Öldürdülerse bizleri, gitmek istemiyorum. Benden korkuları varsa, öldürsünler kurtulsunlar. Yani ölünce bir şey mi olacak. Zaten öleceğim ya! Hrant ı bıraksalardı 10 yılı daha vardı. 10 yıldan mı korktunuz… Bu kadar da olmaz… Benim çocuğum Türkiye Cumhuriyetine ait bir devlet okulunda okuyor. Ben onu alıp bir Ermeni okulunda okutmuyorum ki… Milliyetçilik anlayışıyla beslemiyorum ki… Ülkede üniversite sınavları Türkçe yapılıyor. Bütün sınavlar Türkçe. Türkçe eğitim alıyor zaten. Olabildiğince asimile edilmişim. Zaten kavanozun içinde yaşıyorum. Bundan da korkma… O zaman kır kavanozu, sen de kurtul ben de kurtulayım.
Recep Bozdağ
Şehit tahtında Rabbe gülümser
Ah binlerce canım olsaydı der
Şehit tahtında Rabbe gülümser
Canım bedeli bir sofradan yer
Ümitsiz olmaz ümitsiz olmaz
Sevdasız olmaz sevdasız olmaz
Dağları oyup zindan etseler
nurunu söndüremezler
Dağları oyup zindan etseler
Davamın önüne geçemezler
Yarasız olmaz, çilesiz olmaz
Şehitsiz olmaz, kurbansız olmaz
Şehit tahtında Rabbe gülümser
Ah binlerce canım olsaydı der
Şehit tahtında Rabbe gülümser
Canım bedeli bir sofradan yer
Karanlık ölür zülümat ölür
Gözler önünde ve ölüm ölür
Anladım artık Uhud ve Bedir
Ve Ümit sevda şehadet nedir
Soludum Kabri Mahşer anını
Ümidi Şehidi ve sevdayı
Şehit tahtında Rabbe gülümser
Ah binlerce canım olsaydı der
Şehit tahtında Rabbe gülümser
Canım bedeli bir sofradan yer
Ömer Karaoğlu
Demokrasimiz kapatılmasın diye, sitelerimizi karartıyoruz!
Oylarımızla, siyasal tercihlerimize, irademize sahip çıkıyoruz
Türkiye bir kez daha, “üç kişiyi idam ederek güzel bir sistem kurmak”la övünen elitist anlayışın tehdidi altındadır. Bu zamana kadar kapatılan 26 partiye bir yenisi daha eklenmek istenmektedir. Türkiye, halkın tercihleri ile seçkinlerin korku siyaseti arasında bir kıskaca alınmak istenmektedir.
Seçmenin %47’sinin tercihini alan, ülkeyi 6 yıldır yöneten bir parti kapatılmak istenmektedir. Halkın desteğini alan bir siyasal parti, kendini halkın, demokratik işleyişin, hukukun üstünde gören seçkinlerin korkularına kurban edilmek istenmektedir. Türkiye’nin geleceği bir kez daha karartılmak istenmektedir.
Siyasi tercihimiz ne olursa olsun Türkiye’nin geleceğini karartmak isteyenlere dur diyelim.
Hangi partiye oy vermiş olursak olalım; düşüncesinden, siyasi tercihinden dolayı siyasi partilerin kapatılmasına karşı çıkalım.
Oylarımıza, siyasal tercihlerimize, halkın iradesine sahip çıkalım.
Türkiye bu ayıbı bir daha yaşamasın.
Biz kimiz?
Biz bu ülkeyi çok seven, çıkan her huzursuzlukta yüreği yanan kişileriz.
Biz, Türkiye’nin geniş ufkunun kısır görüşlerle heba edilmemesi gerektiğine inananlarız.
Biz, her rüzgârda yön değiştiren ve haklının değil de güçlünün yanında yer alanlardan sıkılmış kişileriz.
kapatmayahayir.com’u milletin ortak hislerine tercüman olmak için bir grup arkadaş hayata geçirdik.
Şimdi çok kişiyiz…
Ve her imza ile sayımız büyüyor.
Peki, ne istiyoruz?
Ayak oyunlarıyla milletin görüşünün heba edilmemesini istiyoruz.
Seçmenin %47’sinin tercihini alan, ülkeyi 6 yıldır yöneten bir partinin kapatılmak istenmesine hayır diyoruz.
Siyasi tercihimiz ne olursa olsun Türkiye’nin geleceğini karartmak isteyenlere dur diyoruz.
Basit bir şey talep ediyoruz.
Oylarımıza, siyasal tercihlerimize, halkın iradesine sahip çıkalım.
Hedefimiz ise 1.000.000 imza.
Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak
Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.
O benim milletimin yıldızıdır parlayacak!
O benimdir, o benim milletimindir ancak!
Çatma, kurban olayım, çehreni ey nazlı hilal!
Kahraman ırkıma bir gül… ne bu şiddet, bu celâl?
Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helal.
Hakkıdır, Hakk’a tapan milletimin istiklal.
Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım;
Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!
Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım.
Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.
Garbın âfâkını sarmışsa çelik zırhlı duvar.
Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var.
Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imânı boğar,
‘Medeniyyet!’ dediğin tek dişi kalmış canavar?
Arkadaş, yurduma alçakları uğratma sakın;
Siper et gövdeni, dursun bu hayâsızca akın.
Doğacaktır sana va’dettiği günler Hakk’ın,
Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın.
Bastığın yerleri ‘toprak’ diyerek geçme, tanı!
Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.
Sen şehid oğlusun, incitme, yazıktır, atanı.
Verme, dünyâları alsan da bu cennet vatanı.
Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda?
Şühedâ fışkıracak toprağı sıksan, şühedâ!
Cânı, cânânı, bütün varımı alsın da Hudâ,
Etmesin tek vatanımdan beni dünyâda cüdâ.
Rûhumun senden İlahî, şudur ancak emeli:
Değmesin ma’ bedimin göğsüne nâ-mahrem eli!
Bu ezanlar-ki şehâdetleri dinin temeli-
Ebedî yurdumun üstünde benim inlemeli.
O zaman vecd ile bin secde eder -varsa- taşım.
Her cerîhamdan, İlâhî, boşanıp kanlı yaşım;
Fışkırır rûh-ı mücerred gibi yerden na’şım;
O zaman yükselerek arşa değer belki başım!
Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilâl!
Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helâl.
Ebediyyen sana yok, ırkıma yok izmihlâl;
Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyet,
Hakkıdır, Hakk’a tapan milletimin istiklâl!
Mehmet Akif Ersoy
Kurban olam toprağına taşına
Ben yolunda ölmez miyim Türkiyem
Hasret kaldım baharına kışına
Kıymetini bilmez miyim Türkiyem
Ben yolunda ölmez miyim Türkiyem
Özleminle cayır cayır yandıkça
Gönlümdesin, hep sendeyim sandıkça
İçim bir hoş olur seni andıkça
Sana koşup gelmez miyim Türkiyem
Ben yolunda ölmez miyim Türkiyem
Öz vatanım, ana yurdum mekânım
Helâl olsun sana canım ve kanım
Senin için olsa ölmek imkânım
Ölürken de gülmez miyim Türkiyem
Ben yolunda ölmez miyim Türkiyem
Geçirsem de gurbet elde çağları
Koparamam asla senden bağları
Aşkın için nice yüce dağları
Ferhat gibi delmez miyim Türkiyem
Ben yolunda ölmez miyim Türkiyem
Mikdat Bal
Mehmet’im.. aslanım.. yiğidim..
Toprağa düştüğünün haberini aldım.
Hain bir pusuda avlamışlar seni.
Tıpkı geçenlerde tertiplerini yaktıkları gibi…
Gecenin en karanlık bir vaktinde,
Memleketin en kuytu bir yerinde.
Nereden geldiğini anlamadığın kahpe ateşlerle,
Yıkılmışsın yiğidim, ben de yıkıldım.
Annen doyamadı sana.
Baban doyamadı.
Bacın doyamadı.
Nişanlın doyamadı.
Sen doyamadın gençliğine yiğidim.
Hayatın anlamını anlayamadan,
Aramızdan ayrıldın.
Hem de nerden geldiğini bilemediğin kahpe kurşunlarla,
Yıkılmışsın yiğidim, ben de yıkıldım.
Biz şimdi arkandan,
Seni arkadan vuranın kim olduğunu bulmaya çalışıyoruz.
Tetiği çeken ‘kahpe’ malum elbette,
Ama tetiği çektirenleri bir türlü bilemiyoruz.
Düşmanı bilmek kolay lakin,
Dost postuna bürünününce, seçemiyoruz.
Yiğidim,
Allah sana makamların en kıymetlisini vaad ediyor.
Cennet-i âlâ’da belki de önüne zemzemler konuyor.
Gel gör ki biz burada kan kusuyoruz yiğidim.
Etrafımızdaki herşey anlamsızlaşıyor.
Bir uğultudur almış başını gidiyor.
Söylenenlerden bir kelime bile anlaşılmıyor.
İhanetin derinliği başımızı döndürüyor yiğidim,
Midemizi kaldırıyor.
Haini, planını, stratejisini gördükçe,
Başımız dönüyor, bakışımız bulanıyor.
Masum göz yaşlarının üstüne timsahlarınki dökülüyor.
Göz yaşlarını ancak kokusundan ayırıyoruz yiğidim.
Bazıları ıstırap, bazıları ihanet kokuyor.
Yiğidim,
Sen şimdi bir köşkte,
Misafirsin ötelerde.
Bizse tarifi imkansız bir cenderede,
Sıkıştıkça sıkışıyoruz.
Bir yas var bugünlerde bizim mahallede.
Herkes ağlıyor,herkes ağlıyor.
Hepimiz ağlıyoruz.
Ahmet Böken
İnsanları yücelten iki büyük meziyet vardır: Erkeğin cesur kadının namuslu olması. Bu iki meziyetin yanında hem erkeği, hem kadını şereflendiren bir meziyet vardır. İcabında tereddütsüz canını feda edebilecek kadar vatanına bağlı olmak. İşte Türkler bu meziyetlere ve fazilete sahip kahramanlardır. Bundan dolayıdır ki Türkler öldürülebilir, lakin mağlup edilemezler - Napolyon
Türklerden bahsediyorum… Düşmanına saldırırken amansız bir kasırgaya, korkunç bir denize ve insafsız bir yıldırıma benzeyen Türk; dost yanında ve silahsız düşman karşısında bir seher yelidir, berrak bir göldür. Gönül açan bu yeli yıldırma, göz kamaştıran bu gölü coşkun bir denize çevirmek tabiatıda inciten bir gaflet olur. - Tasso / İtalyan Şair
Bütün milletler arasında en namuslu ve dostluk kurmada tereddüt edilmeyecek olan yalnızca Türklerdir. Henüz yabancı tesiri altında kalmamış olan bir köye gidecek olursanız; gerçek misafirperverliğin ne demek olduğunu orada görüp öğrenirsiniz.- William Martin
Irk ve millet olarak Türkler, bence geniş imparatorluklar içinde yaşayan kavimlerin en asili ve başta gelenedir. Dini, sosyal ve örfi faziletleri, tarafsız kimseler için birer takdir ve hayranlık kaynağıdır. - Lamartine / Fransız Yazar, şair ve Devlet adamı.
Poltava’da esir oluyordum. Bu benim için bir ölümdü, kurtuldum. Buğ nehri önünde tehlike daha kuvvetli olarak belirdi; önümde su, ardımda düşman, tepemde cehennemler püsküren güneş… Su beni boğmak, düşman beni parçalamak, güneş beni eritmek istiyordu; yine kurtuldum. Fakat bugün esirim, Türklerin esiriyim. Demirin, ateşin ve suyun yapamadığını onlar bana yaptılar, esir ettiler. Yalnız ayağımda zincir yok, zindanda da değilim; istediğimi yapıyorum. Fakat bu defa da şefkatin, asaletin, nezaketin esiriyim. Türkler beni işte bu elmas bağa sardılar. Bu kadar alicenap, bu kadar asil, bu kadar k bir milletin barasında hür bir esir olarak yaşamak, bilsen ne kadar tatlı. — Demirbaş Şarl / İsveç Kralı (Ruslardan kaçıp Osmanlıya sığınmıştır)
Türkler ölmeyi biliyorlar, hem de iyi biliyorlar. Ben de ölmeyi bilen bir milletin yenilmeyeceğini bilecek kadar tecrübeliyim. Burada hiç yoktan ordular kurmak ve bu orduları ölüme sürüklemek mümkün. Bu imkânlardan bol bol faydalanıyorum. Fakat, meydana getirdiğim orduları sendeleten bir engel var: Türklerin yaşayan hatıraları! Üç-dört yüzyıl önce her kudreti ve her milleti yenen Türkler, şimdi de silinmez hatıralarıyla her teşebbüsü sendeletiyorlar. Hemen her yürekte bu korkuyu seziyorum. Demek ki yalnız Türkleri değil, onların tarihini de yenmek lazım. Bu durumda ben, Türklerin düzinelerle milleti idare etmelerindeki sırrı da anlıyorum. Onlar milletleri bir kere yeniyor fakat kazandıkları zaferleri ruhlara ve nesillere nakşedebiliyorlar. - M. Montecuccoli (Avusturyalı Komutan)
Seceat ve cesaret bakımından Türklerden üstün; büyük hedeflere ulaşmak bakımından da onlardan dirayetli hiç bir kavim yoktur. Cenab-ı Hak onları aslan sıfatında yaratmıştır. - İbn-i Hassul
Türk, asillerin asilidir. yapma olmayan, gösterişi bulunmayan bu pek yüce asalet ona tabiatın hediyesidir. - Pierre Lotti
Türklerin yalnız sonsuz bir cesareti değil, iradeleri sersemleştiren bir sihirbaz zekası vardır. İşte Türk, bu zekasıyla zafer kazanır, uygarlıklar yaratır ve insanlık dünyasında en şerefli hizmeti başarır. Zaten Avrupa’nın yarısını yüzyıllarca boyunduruk altına almak başka türlü mümkün olamazdı. - Çarnayev (Rus Komutan)
Silahlı milletin en canlı örneği Türklerdir. Bu diyar köylüsünün orak, kâtibinin kalem ve hatta kadınlarının etek tutuşunda silaha sarılmış bir pençe kıvraklığı vardır. Türk ata biner gibi oturur, keşfe yollanan asker gibi uyanık yürür. – Moltke
Türkler bir ırk ve bir millet olarak yeryüzünün en şerefli insanlarıdır. - La Martine
Savaşın zevkini almak isteyen herkes Türklerle savaşmalıdır.- Towsend (İngiliz Komutan)
Doğulu önderler, milletlerinin başından ayrılmayarak her hükümetin temeli olan şu iki kanunu hakkıyla yapıyorlar: iyi yola götürmek ve kötülüklerden korumak. Bu asil hareket Ruslardan fazla özellikle Türklerde göze çarpıyor. - Auguste Comte
Türk kadınlarının en büyük süsü Türk oluşlarıdır. Onlar süslenmek için elmas veya zümrüt takınmıyorlar, belki üzerlerinde taşıdıkları o taşları süslemiş ve kıymetlendirmiş oluyorlar. Çünkü her Türk kadını canlı bir inci ve paha biçilmez bir pırlantadır. - Lady Mary Wortley Montagu
Türk’ün güzel yüzünü, kuvvetli endamını, pırıltılı kostümünü, zarif tavırlarını, kibar gülüşünü, aslanca kükreyişini fırçayla göstermek mümkündür. Fakat pek güç olan, Türk’ün özünü göstermektir. Bu öz, ayışığı gibi görülür fakat mgösterilemez. - Decamps (fransız ressam)
Türkler yaman binicidirler. Türkler hücumunda düşmanı bir yaprak gibi çevirip bozarlar. - Câhiz (Arap Bilgini)
Türklerin yürekleri temizdir. Onlarda batıl fikirler, basit düşünceler yoktur. - Semame İbn-i Eşreş (Arap Bilgini)
Türkler kahramandırlar. Dostlarına zarar vermezler. Fakat kazanç getirirler. - Comenius (Çek Bilgini)
Türklerin biricik sevdikleri şey hak ve hakikattir. Ve hiçbir haksızlık yapmadıkları halde haksızlığa uğramışlardır. - William Pitt (İngiliz Devlet Adamı)
Türk, Heredot’tan, Tevrat’tan çok eski yüzyılların tanıdığı bir ulustur. Sadelik içinde görkemi, sükunet içinde ihtişamı, tahakküm kabul etmeyen bir yüreklilik, alabildiğine geniş bir fetih aşkı, sonsuz bir teşebbüs kabiliyeti, bölgelere uymaktan çok bölgeleri kendine uydurma zevki ve alışkanlığı Türk milletinin asırlar dolduran tarihinde açıkça görülür. - Hammer
Türkler kahramandırlar, dostlarına zarar vermezler. Yüce Türk milleti tuttuğu eli bırakmaz, sözünden dönmez, iyi ve kötü günlerde dostundan ayrılmaz. Böyle bir ulusla elele vermek yeryüzünde her zorluğu yenmek için sonsuz bir güç ve yetenek kazanmak demektir. - Comenius (Çek Bilgini)
Türkler muhakkak ki Avrupa tarihinin ve yakın Asya tarihinin bildiği en halis efendi millettir. - Kayzerling
Her Türk’ün bakışında silahın ruha verdiği güveni görmek mümkündür. O hayata ve olaylara güvenle bakmayı öğrenmiştir. – Molkte
Kılıcı insafsız bir beceriyle kullanan Türk’ün eli, yendiği insanların yarasını sarmakta da ustadır. - Lord Byron
Türk korkmaz, korkutur. Bir şey isterse onu yapmadıkça vazgeçmez. Hangi işe el atarsa başarır. - Semame İbn-i Eşreş
Türkçeyi öğrenmek benim için büyük bir mutluluk oldu. Çünkü Türk’ü anlamak için kendisiyle mutlaka tercümansız konuşmalıdır. Tercüman, ışığı örten zevksiz bir perde oluyor. - Gelland (Fransız Bilgini)
Türk askeri cesurdur. Anavatanını sever ve onun için gerekirse çekinmeden canını feda eder. - Albert Einstein
Artık Türklerle savaşmam. Onlar çok cesur ve iyi insanlar. - Andreas Phitiades
Dünyada iki bilinmeyen vardır. Biri kutuplar, diğeri Türkler. - Albert Sorel
Türk toplumunda kişisel nitelik ve değer dışında hiçbir şeye önem verilmez. - Baron Büsbek
On ulusun, on yiğit adamının gücü tek bir kimsede toplansa yine bir Türk’e bedel olmaz. Türklerin en çok konuştuğu şey savaştır, zaferdir. Eğlenceleri ise attır, silahtır. Türklerin doğrulukları ve namuslulukları ne kadar övülse yeridir. - Charles Mcfarlene
Türk milleti ikibin yıldır profesyonel askerdir. Bütün Türklerin mesleği askerliktir. – Donaldson
Dünyanın hangi ordusuna sorarsanız sorun, Türk askerinin karşısında düşünmenin hiç de kolay olmadığını veya olamayacağını size söyler. – Donaldson
Türklerle dost ol ama düşman olma. - Gianni de Michelis
Dünyada, Türklerden başka hiçbir ordu bu kadar süre ayakta duramaz. – Hamilton
Türklerden başka dini ve vatanı uğruna canını vermeye hazır asker yoktur. – Hamilton
Türkler devlet yıkmakta ve devlet kurmakta birinci sınıf ustadır. Ülkeleri değil kıtaları altüst etmişler ve korkunç saldırışlar arasında sarsılması hiç de kolay olmayan egemenliklerini yaratmışlardır. Tarih Türklerden çok şey öğrendi. Onların elinden çıkma öyle eserler vardır ki uygarlık için birer süs olmaktadır. – Hammer
Çanakkale’de başarılı olamadık. Nasıl başarılı olurduk ki? Zira Türkler yuvasına girilmiş aslanların hiddetiyle, cüret ve cesaret kahramanlığı ile savaşıyorlardı. Böyle bir millet görmedim. - Sir Julien Corbet
Türk gibi ölüme gülerek bakan bir eri başka hiçbir ulusta bulamazsınız. Yalnız ona iyi bir komutan gerektir. - Mulman
Toplumsal düzenin Türkler arasında kurmuş olduğu ilişkilerin hepsinde temiz yüreklilik ve iyi niyet hakimdir. Vatandaşların birbirlerine karşı borçlu oldukları işlemleri yapma ve yerine getirmeleri için başka ülkelerde olduğu gibi senetleşmeye yani yazılı belgeye ihtiyaçları yoktur. Çünkü onların övülmeye değe hallerinden biri de verdikleri söze genellikle sadık kalmaları ve karşılarındakini aldatmaktan, güveni suistimal etmekten çekinmeleridir. - Monradgea D’ohsson
Kendi ulusuna karşı bu kadar dürüst ve cömert olan müslüman Türkler hangi mezhebe bağlı olursa olsun aynı dürüstlüğü yabancılara karşı da yapar ve yerine getirirler Bu noktada müslümanla Müslüman olmayan arasında hiçbir fark gözetmezler. - Monradgea D’ohsson
Türk’ü anlamamak için tarihe göz yummak gerekir. Haksız saldırılar ve adi iftiralar önünde Türk’ün vakur kalışı, kuşku yok ki< körlerin gerçeği, eşyayı anlamadıklarını düşündüklerinden ve körlere acıdıklarındandır. Bu soylu bir davranış o adi iftiralara ne açık bir cevap oluyor. - Pierre Loti
Türk’ün ahlaki seciyesi çocukluğunda aldığı iyilik telkinleriyle değil çevrelerinde fenalık görmemek suretiyle oluşur. - Thomas Thorsten
Türklerin ruhu yeniden parlayacak ve silah kullanmak için doğan bu kahraman milletin tarihi eski ışığını bulacaktır. – Moltke
Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır,
toprak eğer uğrunda ölen varsa vatandır !