Category Archives: Tesettür

Başörtülü yarı çıplaklar

Etraf başörtülü yarı çıplaklardan geçilmiyor.

Tesettürle başkaları değil ama başörtülüler fena halde dalga geçmekte.

Arkadaş zor geliyorsa çıkar kafandaki örtüyü.

Sana zorla taktıran mı var?

Bir salaşlık, bir derbederlik.

Sanki kafasındaki iki kılı kapatınca hatun kişi, bütün vazifelerini tamamlamış gibi vücudunu orta yere saçıveriyor.

Acaba Müslüman kadının sadece saçı kıymetli, en mahrem vücut azaları çok mu değersiz diye düşünmekte insanlar. Göbekler, göğüsler, kalçalar orta yerde.

Kadıncağız adeta amazon gibi sokağa fırlamış.

Önceki gün ziyaretime gelen üç bayan yazarla oturup konuştuk. Örtülerini bayağı modernleştirmişlerdi. Belli ki bana akıl vermeye gelmişlerdi. “Biz de zamanında bu tesettürü amma abartmışız” deyince bayağı şaşırdım. Arkadaşlarım iyi eğitimli ve sevilen kalem sahipleri idi ama değil pardösü, ceket bile giymeyerek incecik elbiselerle ne büyük devrim yaptıklarını anlatmaya uğramışlardı.

En baştakilerdeki bozulma bütün toplumu etkilemekte. VIP kadınlardan başlayan bir dezenformasyon.

Özür dileriz cumhurbaşkanlığı sitesinde hanımefendinin bir düğünde çekilmiş resmi çıkmış, düzelteceğiz”.

E evladımın düğününde bile, şöyle etrafa endamlı bir kadın nasıl olurmuş göstermeyeyim mi? Hem bizi zevksizlikle, demodelikle suçlayan laiklere biraz zarafet dersi vermeyelim mi?” iyi niyetinizi yüzünüzden okuyorum da.

Düğünlere katılan binlerce erkeğin meraklı bakışlarını bir kalemde yok saymanız da size ilahi bir artı getiriyor mu acaba?

Ya da dinin şöyle bir kuralı mı var? Düğünlere katılan erkekler namahrem sayılmaz. Zaruret miktarıdır. Gecelik gibi elbiselerle göbeği göğsü etrafa dağıtıp salon sahibeliği yapmanız da bir mahzurat yok mudur?

Büyük başlarımız böyle yapınca; halk çocukları da nereden bulsunlar cici salonları, şık avizeleri, pahalı kostümleri; onlar da sokaklarda soyunmaya başladılar.

Tamam, bizim kızlar yeni örtünüyor biraz hoşgörü de, altmış yaşındaki büyük hanımlarda da mendil kadar başa yapışan örtüler ve göbek göğüs hatları olabildiğince belli eden dar kostümler.

Acaba Müslüman modacılar ellerindeki makasın hakkını nasıl verecekler? Pardösü değil de atletizm mayosu biçiyorlar sanki. Bütün vücut azaları ortada.

Tanıdığım pek çok başı açık laik bayan; bizim başı örtülü pek çok kadınımızdan daha kapalı giyinmekteler. Yaz sıcağında diz altı eteği üzerine ceketini ya da hırkasını giymeden dışarı çıkmayan, neneden atadan görgülü, terbiyeli çok insan tanıyorum.

Lakin bizim cephede bir amazonluk, bir yarı çıplaklık almış başını gidiyor. Arkadaşlar zor geliyorsa takmayıverirsiniz şu örtüyü olur biter.

Ama Rabbimizin Müslüman kadınlara hediye ettiği tesettür tacını, toza kire bulayıp ayağa düşürmeyin lütfen.

Allah sonumuzu hayreyleye ama durum hiç iç açıcı değil. Aşağılık kompleksleri ile acınacak durumdayız.

Hem bu konuda sadece kadını suçlamam da yersiz.

En büyük suçlu insanın erkek cinsi yine.

Geçen gün baktım anlı şanlı delikanlı, kolundaki eşi yarı çıplak. Dapdar bir pantolon, neredeyse bağırsaklarının başlangıç ve bitiş yeri ortada. Üzerinde uzun bir ceket yok. Derisine yapışmış bir mini bluz. Ve bu trajik tabloya arsızca bir de baş bağlamış. Bu görüntüyü veren kadından çok erkeğe baktım. Acaba oğlan kör mü diye. Aval aval ağzını açmış etrafı seyreden delikanlı, yanındaki kadının yarı çıplaklığını göremeyecek kadar aptaldı.

Tesettürün bozulmasında en büyük suçlu erkekler.

Onlar açık bayanlara, televizyonun edepsiz çıplaklarına hayranlıkla bakarken, hanımları da; o aptal beylerini ellerinde tutabilmek için açılma yarışına girdiler. Bizim pek çok kadınımız niçin kapanmıyor sanıyorsunuz, ya da böyle yarı çıplak dolaşıyor derseniz; kocaları yüzlerine bakmaz diye.

Rabbimiz setr olma hususunda cümlemizin kalbine güzel ilhamlar versin.

Mine Alpay Gün


Bacımın Örtüsü Batmakta

Bacımın örtüsü batmakta zalimin gözüne
Acırım tükürüğe billahi tükürsem yüzüne

Bu mısralarını unutmadığım bir ezgi geliyor aklıma, 90’lı yılların ateşli, zıpkın, yerinde durmaz karakterini yansıtan. Ben ilkokula gidiyordum o zamanlar. “Şehitler ölmez”le birlikte İslamcı radyoların top 10 listelerinde çalagelen ezginin bu mısraları adeta çınlıyordu kulaklarımda. Ağabeyim üç yıldızlı yeşil mehter bayrağıyla o miting senin bu miting benim geziyordu, ha bir de arkadan kemerli vücut hatlarını gösteren ilk pardösüler çıkmıştı. Şurdan aklımda ki, yazın camii yolunda bir bacının üstünde görmüştüm de benzin yeşili ışıl ışıl ve çocuk aklımla “Vay bee, ne güzeeel” deyivermiştim.

15-20 yıl zarfında resimler değişti tabii biraz. Dönüp baktığımızda yüzüne tükürülmesine acınan zalimler, örtüsü göze batan bacılar, mitinglerin mehter bayrağı yarışçıları renk ve form değiştirdiler. Ben büyüdüm mesela, pardösüyle başlayan bacımın örtüsü hayatım, jeans ve diz üstü ve altı tuniklerle devam etmekte, eteği babama gidince giyiyorum; daha bir kız göründüğüm için mutlu oluyor. Ha bir ara hippimsi de takılmıştım biraz. Şimdi yaş ilerledi diye duruluyorum galiba. Genelde koyu, özel de siyah renk tercih ediyorum, tabii bazen biraz renk katalım hayata demiyorsam. Hemen herkes gibi ben de renk ve form değiştirdim, bu arada hatalar da yaptık tabii. Ama nihayetinde tebdil-i mekanda ferahlık vardır düşüncesiyle ben de renk, mekan ve saf değiştirdim. Ferahladım mı? Allahu Alem! Neyse ben işin geçmiş ve zalim kısmını bırakıp çuvaldız batırma niyetindeyim kendime, kendimize (sakın sormayın “biz de kimiz ki?” diye!).

Öylesine… Tamamen duygusal çığırmak istiyorum sadece, biraz tekmelemek falan, içimi soğutmak… Objektiflik gözlüğünü fırlattım, sapına kadar sübjektif savuracağım yumrukları. O yüzden savulun bacılar!

Uzun lafın kısası sorum ve sorunum şu;  “yüzüne tükürülesi, acınılası zalimin gözüne batan/batması muhtemel olan bacımın örtüsü” kalmış mıdır sizin oralarda, uzak bir yerlerde acep?

Şimdi niye durup dururken tekrar “bacımın örtüsü” ya da “bir başka açıdan bacımın örtüsü” edebiyatı? Yeterince yazılıp çizildi. Eline kalemi alan, ağzını açan, her er/hatun kişi bir şeyler dedi zaten, hatta “başörtülü kızlarla kim evlenecek”in sosyolojik analizini bile yaptılar, bari sen yapma diyebilirsiniz. Tabii ki durup dururken değil duygusal isyanım. Gördüğüm ikinci başörtüsü-mini etek kombinasyonunun bir üçüncüsüyle karşılaşma ihtimalinin verdiği tedirginlik benimki sadece. Korkulacak bir şey değil yani, ha biraz daha tekmelememe izin verirseniz, tamamen bir deli zırvasıdır bu satırlar, gülün geçin… Geçebilirseniz…

Biliyoruz tabii artık dünya bir global village (köy) ve herkes gibi düsturumuz  “gülelim oynayalım, kam alalım dünyadan”. Biz de modern, post modern hatta post-postmoderniz. Bir lokma bir hırka zokasını hemen çakan dehalara sahibiz hamdolsun (!). Eh feminist ablalarımız da var sırtımız yere gelmiyor. “Jeep’e de binerim, haşemamla dünyanın en harika kumlarına ben de uzanırııım bea” naraları atan bacıları unutmamak lazım. Tekbir giyime de bir selam ve saygı duruşu!… Kendileri belirlemekte eteğimin uzunluğunu, pantolonumun basenlere ne kadar oturacağını, ceket, pardösü vs.’nin incik boncuklarını. Dövme yaptırıp, hızma da taktırıyorum, istersem kaşıma da bir piercing takarım. “Kime ne” havalarındayız, helal ola bize…

Bugün başörtüsü-converse, başörtüsü-hello kitty, -punk, -hippi kombinasyonlarımızdan sonra nihayet ikinci bir bacının başörtüsü-mini etek yaratıcılığıyla müşerref olan biri olarak duramadım kaleme sarıldım. Bacımız siyah çorap üzerine gri-eflatun ekose mini etek-elbisesine kahve rengi deri bir çizme ve parıldak bir eflatun başörtüsü takıştırmıştı. Tabii makyajımız da aynı tonlarda, “makyajsız çıkmam bacı” formatındayız ya hani. Biz sunmuyoruz insanlara kendimizi, -affınıza mahcuben- pazarlamıyoruz bedenlerimizi, sadece bakımlı kadınlar serisinin İslami versiyonuyuz o kadar… İlk bacım tamamen siyahtı, bu ikinci bacı renk getirmişti biraz soğuk kış gününe: ne hoş! Peki bu hoşluk neden zıp zıp zıplattırıyor beni sabahtan beri. Herhalde “Bacııı, bacııı bu ne hal beeee!” diyemeyip bir “la havle” çektiğimdendir.

Siyah-beyaz iki kutup arasında dolaşmayalım, gri de var lay lay lom; doğru, ben de grilerde gezinmekteyim ama bu son iki grilik bende hazımsızlık yaptı. Ben etrafımda dolasan diz altı etekli, uzun çizmeli, ışıldak kafalı başörtülü kızlardan hiç hoşlanmıyorum. Daracık boru paça pantolonlarını çizmelerine sokuşturanlardan da. Ve dahi kafalarına tas, tabak, ek saç, eski bone, iç başörtüleri vs.’lerini tıkıştırıp tepelerini hörgüçleyenlerden de. Kaşlarını estetikle kaldırtanlar da sinirlerimi bozuyor. Bu son mini etek-elbise ucubeliğiyse bardağımı taşıran damladır. Aha şuraya yazıla, cümle alem duya, bile!

Ha Pollyanna ol biraz, optimist köşeden bakalım bir de olaya, bacı şunun-bunun konserinde zıplarken fark etmeden göbeği de açılıyor, “come down” falan diyenlere;
“Memlekette zalimin gözüne batası muhtemel örtü mü kaldı” gibi acımasız, gaddar, karamsar ve haksız ve yersiz bir genellemeye gitmeyeceğim. Bu sadece kendime de dahil acizane bir “Destuuur!..” diyeceğim, o kadar.

Götürüsü olan herşeyin getirisi de var elbet, biliyorum. Bakarsınız dört vakte kadar kendine Heidi Klum suretinde hatun dileyen yeşil diyarın “erkek ve fakat fena halde ürkek”lerinin, beyazlatıcı kremle ten rengi bir kaç ton açılan zenciler ilgilerini çekerler ve samanlık seyran olur. Kırk vakte kadar da o hasret kalınan üniversite kapılarından geçeriz belki. Ve sonra Mars’ta hayat varmış falan onu buluruz. Bulur muyuz?

Saliha Şule
Cemaat.com


Huri’lerle Yarışan Kızlarımız…

Selam ve dua ile… Konuya direkt girmek istiyorum. Süslü kelimeler kullanmak olmaz. Derdim neyse onu anlatıp daha da başınızı ağrıtmak istemem. Hakkınızı helal edin.

Mekan, Dünyanın başkenti İstanbul.. Ve Gönlümüzün başkenti Fatih Semti..

Fevzi paşa Caddesinde yürüyorum. Mübarek aklım karıştı, nefsim bilmem ne oldu. Nedeni mi? Huri’lerle yarışa girmiş kızlarımız, kız kardeşlerimiz, hanımefendilerimiz. Tesettürün envai çeşit hallerini büyük bir sanat(!) ile sergiliyorlar. Sanki podyumdayız.. yada ben öldüm Cennetteyim. Etrafımda Huri’ler, “Aman Allah’ım, burda kalayım” diyorum. Sonra bakıyorum sağa sola, hayır ölmemişim. Çünki üşüyorum.. ve ayağım bir taşa takılıp az daha düşüyorum. Sebebim olacak bunlar… Kendime geldim şükür.

Otobüs’e bindim Yavuz Selim durağından.. Ayaktayız. Yanı başımda az önceki huri’lerle yarışta olan iki bayan konuşuyorlar. İstemeden kulak misafiri oluyorum. Ah şu kulaklarım…

Muhabbet aynen şu şekil;

- Akşam düğün var, acaba ne taksam?

- Geçen aldığın kırmızı başörtü sana çok yakışıyor, çok güzel oluyorsun. Düğünde tüm gözler üstünde olacak.

- Hayır ya, ondan sıkıldım. İlerde bir mağaza var, yeni bi tane alırım.

- Kataloglara baktın mı?

- Evet. 200 tl’ye var. Dün sipariş verdim, gelmiştir sanırım.

- Tamam. Bende merak ettim.

Muhabbet aşağı yukarı boyle idi. Kendimi zor tuttum “Yuh!” dememek için. 200 tl’yi Müslüman bir hanım sırf dışarda daha güzel görünmek, ilgi çekmek için gidipte baş örtüsüne verir mi?!

Allah tesettürü size ne olarak emretmiş, siz bu emri nasıl delmek için yöntemler buluyorsunuz…

Arkadaşım, sen Müslümanım diyorsan, senin bir Misyonun vardır! Tamam, güzel giyin, hoş giyin. Ama yabancı bir erkeğin dikkatini kendi üzerine çekmeyecek şekilde yap bunları. Paran vardır, helali hoş olsun. Gözümüz yok. Ama ama ama.. dışarıda çöpten ekmek toplayan bir insan varken, sen asla ve asla bir baş örtüsüne 200 tl veremezsin! Biraz vicdan yahu!

Ve huri’lerle yarışan sevgili Kızlarımız.. Tesettür, adı üstünde, setretmek/örtmek anlamında, kendinizi yabancı erkeklerin gözlerinden koruyun diye getirilmiş bir emir. Çünkü erkeğin fıtratında var. Güzel bir bayan görünce bakar. Kem Küm etmesin kimse.. bu böyledir. Erkekleredir bu lafım. “Ben bakmam, ben etmem” demeyin. Hz Yusuf değiliz hiçbirimiz.. ama etraf Züleyha kaynıyor. Ve bu bakışlar maalesef çoğumuzu ateşe götürecek…

Ne o öyle? Şatafatlı giysiler, parlak parlak baş örtüleri.. makyajlar.. insanı cezbeden parfümler…

Ya da takmış kafasına örtüyü, altında kot pantolon.. ve sadece kot pantolon. Tüm hatlar belli vücudun…

Ya da giymiş daracık bir kazak, vs. Yine vücudun tüm hatları dışarda. Allah “örtünün” derken, sadece saçlarınızı örtün demiyor. Hanımlar, yazıktır. Akıl var, izan var. Sonra da kendini bilmez üç beş haysiyetsize malzeme çıkartıyorsunuz. Onlar sizin sayenizde İnternet sitelerinde videolarla, resimlerle sizi kullanıp İslamı kötülüyorlar. Sizin yüzünüzden “Müslümanlar şöyledir, böyledir” diyorlar! Bu ülke başörtüsü zulmü gördü. Kızlarımız üniversitelere giremedi. Ama onlar asla sizin gibi yapmadı. Varsa o mağduriyeti yaşamış ve asla pes etmemiş kardeşlerimizden tanıdıklarınız, gidip onları ziyaret edin. Bir şeyler sorun. Sorun ki, cevapları alıp aklınızı başınıza getiresiniz.

Ve şöyle bir şey var… Elbette herkes güzel görünmek, bakımlı olmak, hoş görünmek ister. Ama bu dışardaki erkeğin – ya da erkekler için, dışardaki bayan’ın – aklını çelmek şeklinde tezahhür etmemeli. Bayan kocası için, erkek de hanımı için güzel, bakımlı ve çekici olmalı.

Bu dünya’da huri’lerle yarışmaya gerek yok. Bu dünyada İnsan olunduğu zaman, yani hakiki insan, yaradılış gayesine uygun insan olunduğu vakit, öbür alemde zaten huri gibi dirilirsiniz.

Uzun lafın kısası, İnecik der ki… Birbirimizi ateşe sürüklemeyelim. 60 yıllık fani ömrümüzü birbirimizi sonsuz azaba götürmek için harcamayalım. İnsan gibi insan olalım. Her şeyi layıkıyla yapalım.

Bu sözler kendi nefsim için de geçerli. Sonuçta ben de insanım ve benim de nefsim var. Aslında bu yazıyı en başta kendi nefsim için yazdım. Sanmayın ki bu satırları yazan bir melek, çok temiz, çok saf biri. Her Ademoğlu gibi kusurları, yanlışları, günahları olan biridir bu satırları yazan. Ve bunları mütevazilik olsun diye yazmıyorum. Çünkü hiç mütevazi değilim.

Ve son…

Sözlerim, tesettürü hakkıyla ifa edene değil. Başörtüsü takmayan kardeşlerime de değil.

Lafım sadece şu kesime; başörtüsünü süs diye takan kardeşlerimize.

Bu kategoriye kim girer bilmem. Ama şöyle bir tavsiyede bulunabilirim…

Yarın sabah sokağa çıkmadan önce aynaya bakın ve siz karar verin; “Ben de huri’lerle yarışta mıyım, yoksa Allah’ın emrini mi yerine getiriyorum?”

Cevabı sizin vicdanlarınızda…

İbrahim İnecik


Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.

Join 40 other followers