05.08.08

Daha Kur’ân ne desin?

Yazı kategorisi: Şiirler 4:09 pm yazan: Minik Kelebek

Ey insan! Yaşıyorken, hem de Kur’ân çağında;
Çırpınıp duruyorsun, cehâlet batağında.
Kalbin katı… Gözün kör… Başın kibir dağında
Kur’ân sana gel diyor, bak bendedir adresin.
Ey eşref-i mahlûkat!.. Daha Kur’ân ne desin!..

Özgürce seçmen için, iki yoldan birini;
Apaçık bildiriyor, bütün ayetlerini.
Ya Peygamber, ya şeytan… Seç diyor rehberini;
Öyle seç ki; sırattan rüzgar gibi geçesin,
İlle şeytan diyorsan.. Daha Kur’ân ne desin!..

Ya Cennet bahçesidir, ya ateştir o mezar,
Mekân var mı dünyada, öyle derin, öyle dar?
Hiçbir şey yakın değil, insana ölüm kadar.
Diyor ki; hesabı var, aldığın her nefesin;
Mezarlar konuşurken..Daha Kur’ân ne desin!..

Malın, mülkün, şöhretin, dünyada herşeyin var;
Ya dünyadan Rabb’ine, götürecek neyin var?
Bana yeter diyorsan, şu üç günlük itibar;
Bir dördüncü gün var ki; çok çetindir bilesin,
Bunlar masal diyorsan.. Daha Kur’ân ne desin!

Âyet diyor ki; eğer, dağa inseydi Kur’ân;
Paramparça olurdu.. Dağ, Allah korkusundan.
Hangi insan durup da, ibret almaz ki bundan?
Sen ki, bir dağ yanında, ne kadar da cücesin,
Haddini bilmen için.. Daha Kur’ân ne desin!..

O münezzeh ruhundan, ruh vermekle insana;
Erişilmez bir şeref, bahşetti Allah sana,
Ne kadar sevdiğini, buradan anlasana !
Sen ki; taparcasına, kendine kul kölesin,
Nefsini put yapana.. Daha Kur’ân ne desin!..

Bir gün var ki; çok yakın, dağların yürüdüğü,
Göklerin, güneşleri önünde sürüdüğü,
Kâinatı toz duman, dehşetin bürüdüğü;
Kıyâmet senaryosu, oyun değil bilesin;
Hâlâ ürpermiyorsan.. Daha Kur’ân ne desin!..

O büyük mahkemede, bütün diller susacak;
Konuşacak bu defa, göz, kulak, el, kol, bacak.
Uzuvlar birer birer, haramları kusacak;
Açılacak önünde, defterleri herkesin;
Kendine gelmen için.. Daha Kur’ân ne desin!..

O gün, buyruk verenler, buyruğa baş eğecek,
Cehennem öfkesinden, köpürüp kükreyecek,
Ve doldun mu dedikçe, daha yok mu diyecek;
Yandıkça o deriler, değişecek bilesin;
Hâlâ secde yok ise.. Daha Kur’ân ne desin!..

Gör ki, dünya sırtında, nice insan taşıyor;
Kimi yaşarken ölmüş, kimi ölmüş yaşıyor.
Kimi Arş-ı Âlâ’ya dolu dizgin koşuyor;
İşte Cennet.. İşte sen.. Gayret et ki giresin;
Ey! Eşref-i mahlûkat!.. Daha Kur’ân ne desin!..

Cengiz Numanoğlu

Arafat’ta söz verdim

Yazı kategorisi: Şiirler 4:07 pm yazan: Minik Kelebek

Mevlâ’ya dua ettim, kolay kıldı işimi;
Kucakladım Kâbe’de, üç milyon kardeşimi..
Bırak artık, ey şeytan! Bırak artık peşimi;
Arafat’ta söz verdim, Cenâb-ı Allah’a ben…

Kefen misâli beyaz ihramlara sarındım,
Kanat kanat, melekler gölgesinde barındım,
Nefsin bataklığında, hevâlardan arındım,
Arafat’ ta söz verdim, Cenâb-ı Allah’a ben…

Dilde Kur’ân , elde mey, ikiyüzlü yaşamam,
Çağdaşlığı saptırıp, şer peşinden koşamam,
”Hoşgörü” diye diye, dalâlete düşemem;
Arafat ‘ta söz verdim, Cenâb-ı Allah’a ben…

Milyonlarca bedeni, kuşatırken çöl yeli,
Milyonlarca sînede, titrerken gönül teli,
Milyonlarca gözlerden, akarken tevbe seli,
Arafat’ta söz verdim, Cenâb-ı Allah’a ben…

Nûra bulanmış eller, semâları delerken,
Rabbim, kul defterinden, günahları silerken,
O şeytan ki; nefretle, neşterini bilerken,
Arafat’ta söz verdim, Cenâb-ı Allah’a ben…

Öyle bir aşkla yandım, güneş sönse sönemem,
Gökler tersine dönse, Hakk yolundan dönemem.
Îman tahtına çıktım.. Ölüm ne ki!.. İnemem,
Arafat’ta söz verdim Cenab-ı Allah’a ben…

Tok sofrada aç durmak, zor gelse de nefsime;
El açmam mâsivâya, leke sürmem neslime,
Tertemiz dönmek için, toprak olan aslıma,
Arafat’ta söz verdim, Cenâb-ı Allah’a ben…

Cengiz Numanoğlu

03.29.08

Akıl ve duygunun savaşı

Yazı kategorisi: Şiirler tagged 1:30 pm yazan: Minik Kelebek

Büyük bir savaş alanıdır insanoğlu
İki büyük ordunun
İki büyük imparatorluğun,
İnsanlık tarihi boyunca savaştığı bir alan
İnsanlık tarihi boyunca insanın kendisi ile yaptığı en büyük savaştır bu
Hep sorulan ve cevaplanamayan sorulardır savaş alanında çarpışan
Cevabı aranan:
Savaşı kazanan ne kazanacaktır
Ve kimin kazanması gerektiğidir
Bir yanda akıl imparatorluğu
Diğer yanda duygu imparatorluğu vardır

Duygu imparatoru savaşı kazanmak lazım der.
İnsan duyguları ile sever duygu ile güzellik katar yaşama
Sevgi ise amaçtır insan hayatında
O zaman biz kazanmalıyız der duygular imparatoru
Atılır hemen akıl imparatoru
İnsan sevebilmek için yaşamak zorundadır,
Beslenmek, kendini korumak zorundadır
Yaşam yoksa nasıl olur sevgi,
Nerede oluşur sevgi yaşam yoksa
Bizim varlığımızdır insana nasıl besleneceğini
Ve nasıl yaşamı sürdürmesi gerektiğini öğreten
Biz her zaman daha öncelikliyiz bu yüzden der akıl imparatoru

İtiraz hemen yükselir duygu imparatorundan
Ama bizim varlığımızla öğrenir insanoğlu paylaşmanın erdemini
Duygulardır insana yardımlaşmanın güzelliğini gösteren
Cevabı hazırdır akıl imparatorunun
Ama akıl olmazsa paylaşılacak ne oluşabilir ki
Ve akıl olmayınca ne için yardımlaşma olacaktır
Ama der duygu imparatoru
Ben ruhun varlığıyım onun sözcüsüyüm bensiz ne olabilir ki
Akıl imparatoru gülümser ve
Bende ruhun farkındalığıyım.
Benle insan görür varlığını
Benle farkına varır dünyanın işleyişinin muhteşemliğine
Algılamak benle olur der duygu görüp algılamamak neye yarar ki
Ama görmeden neyi algılayabilirsin ki der akıl

Bu savaş sürer gider
İki tarafta bir galibin olmayacağını görür
Zeka bilgesine danışmaya karar verirler kazanan orda belirlenecektir
Gülümseyerek karşılar onları zeka bilgesi
Bu savaşın yenileni yoktur olmayacaktır der
Olmaması lazımdır zaten
Ne yapalım diye sorarlar iki ordunun imparatoru
Akıl imparatorunun güçlü oğlu ile
Duygu imparatorunun zarif kızını evlendirmektir tek çare der zeka bilgesi
Onların çocuğu ikinizin de birleşimi olacaktır
Ve insanoğlunu yönetmeye en iyi aday o doğacak çocuk olacaktır
İnsanoğlu ne zaman kararlarını duygu ile aklın kesiştiği noktada verir
O zaman doğruyu bulur
O zaman dünya da doğruya yönelir
Ve insanoğlunun savaşı der zeka bilgesi
Ancak insanin içindeki bu savaşı kazanmakla biter
Ve bu savaşın kaybedeni asla olmaz…

Yusuf Güzel

Peri

Yazı kategorisi: Şiirler tagged 12:10 pm yazan: Minik Kelebek

Farkında mısın!Bir ağaç büyütmüşsün evimizde.

Kökü maziye, yaprakları gönlümüze uzanıyor.Usulca meyveleniyor her mevsim.

Her mevsim bir başka güzellikte çiçekleniyor.Hiç kızman yok mu senin Allah aşkına! Hiç kötü söz söylemen…

Kelimelerin peri kanadı pırıltılarıyla süslenmiş, sözlerin anne sevgisiyle işlemeli.

Hep gülümsüyorsun evimize gelince.Kalbimiz senin sevincinle doğruluyor, ruhumuz sözlerinle kanatlanıyor.

Uykularını hep tehir ediyorsun sonra. Nasılsa uyurum, diyorsun cennet yataklarında.

Gündüz senin gülümsemen uyandırıyor gözlerimizi, geceleri senin gülümsemen.

Bir de yazdıkların var. Okuyunca hiç bitmeyen eksilmeyen şeyler.

Söyler misin Allah aşkına, senin arkadaşların kim!…

Periler mi?

Yusuf Çağlar

Herşey sende gizli

Yazı kategorisi: Şiirler tagged 10:46 am yazan: Minik Kelebek

Yerin seni çektiği kadar ağırsın
Kanatların çırpındığı kadar hafif…
Kalbinin attığı kadar canlısın
Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç…

Sevdiklerin kadar iyisin
Nefret ettiklerin kadar kötü…
Ne renk olursa olsun kaşın gözün
Karşındakinin gördüğüdür rengin…

Yaşadıklarını kar sayma:
Yaşadığın kadar yakınsın sonuna;
Ne kadar yaşarsan yaşa,
Sevdiğin kadardır ömrün…

Gülebildiğin kadar mutlusun
Üzülme bil ki ağladığın kadar güleceksin
Sakın bitti sanma her şeyi,
Sevdiğin kadar sevileceksin.

Güneşin doğuşundadır doğanın sana verdiği değer
Ve karşındakine değer verdiğin kadar insansın
Bir gün yalan söyleyeceksen eğer
Bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın.

Ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret
Ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın
Unutma yagmurun yağdığı kadar ıslaksın
Güneşin seni ısıttığı kadar sıcak.

Kendini yalnız hissetiğin kadar yalnızsın
Ve güçlü hissettiğin kadar güçlü.
Kendini güzel hissettiğin kadar güzelsin…
İşte budur hayat!

İşte budur yaşamak bunu hatırladığın kadar yaşarsın
Bunu unuttuğunda aldığın her nefes kadar üşürsün
Ve karşındakini unuttuğun kadar çabuk unutulursun
Çiçek sulandığı kadar güzeldir…

Kuşlar ötebildiği kadar sevimli
Bebek ağladığı kadar bebektir
Ve herşeyi öğrendiğin kadar bilirsin bunu da öğren,
Sevdiğin kadar sevilirsin…

Can Yücel

O olmazsa yaşayamam…

Yazı kategorisi: Şiirler tagged 9:12 am yazan: Minik Kelebek

« O olmazsa yaşayamam
O olmazsa yaşayamam » demeyeceksin.
Demeyeceksin işte.
Yaşarsın çünkü.
Öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki.
Çok sevmeyeceksin mesela.
O daha az severse kırılırsın.
Ve zaten genellikle o daha az sever seni,
Senin o’nu sevdiğinden.
Çok sevmezsen, çok acımazsın.
Çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem.
Çalıştığın binayı, masanı, telefonunu, kartvizitini…
Hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin.
Senin değillermiş gibi davranacaksın.
Hem hiçbir şeyin olmazsa, kaybetmekten de korkmazsın.
Onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın.
Çok eşyan olmayacak mesela evinde.
Paldır küldür yürüyebileceksin.
İlle de bir şeyleri sahipleneceksen,
Çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin.
Gökyüzünü sahipleneceksin,
Güneşi, ayı, yıldızları…
Mesela kuzey yıldızı, senin yıldızın olacak.
“O benim” diyeceksin.
Mutlaka sana ait olmasını istiyorsan bir şeylerin…
Mesela gökkuşağı senin olacak.
İlle de bir şeye ait olacaksan, renklere ait olacaksın.
Mesela turuncuya, yada pembeye.
Ya da cennete ait olacaksın.
Çok sahiplenmeden,
Çok ait olmadan yaşayacaksın.
Hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi,
Hem de hep senin kalacakmış gibi hayat.
İlişik yaşayacaksın.
Ucundan tutarak…

Can Yücel

Bizimde yaşadığımız hayattır kardeşim

Yazı kategorisi: Şiirler 7:10 am yazan: Minik Kelebek

Bizim de yaşadığımız hayattır kardeşim
Biz de soluk alıp vermedeyiz
Yani her insan gibi sevmekteyiz, sevilecek şeyleri
Mesela
Bir kırçiçeğini
Çimeni toprağı börtü böceği
Kurban bayramlarında kınalı koçları
Başları eloyası işlemeli yemeni ile kapalı
Bembeyaz saçlı kırış kırış alınlı
Pencere kenarlarında oğullarını bekleyen anaları

Bizim de yaşadığımız hayattır kardeşim
Günün birinde resmi kayıtlara
Evraklara sicillere ve dosyalara geçtiyse de adımız
Fotoğrafımızın üstüne bir mühür basıldıysa da
Bir önden bir yandan göründüysek de sabıka
Kayıtlarında
Bizim de yaşadığımız hayattır kardeşim
Biz de soluk alıp vermedeyiz
Yani her insan gibi sevmekteyiz, sevilecek şeyleri

Nezarethaneleri bildiğimiz kadar
Koğuş raconlarını bildiğimiz kadar
İflah etmez mapusane türküleri söylediğimiz kadar
Güzel şeyleri de biliriz kardeşim

Bir yetimin başını okşamayı
Yolda kalmışa kapımızı açmayı
Sıcak tarhana çorbası kaşıklamayı
Ve gece yarısı ansızın sıkılan üç kurşunu
Bağrımızda karşılamayı

Bizim de yaşadığımız hayattır kardeşim
Ve her ne kadar sabah namazı vaktinde
İnatla çalınırsa da kapımız
Bir mintan bir picama altı
Apar topar götürülürsek de
Bilinmez bir yere
Üç damla yaş dökerse de
İki yaşındaki oğlum
Orda öyle aniden büyürse de
Göğsüne vurursa da yumruklarını anam
Ve babam bu da gelir bu da geçer evlat
Üzülme derse de
Komşular seyre durursa da
Kapı önlerinde
Ne yapmış derse de biri
Kim bilir ne yapmıştır
Derse diğeri ötekine
Yapmıştır ulan yapmıştır
Delikanlı değil mi yapmıştır
Diye bağırırsa da biri
Yine bizim de yaşadığımız hayattır kardeşim
Biz de soluk alıp vermekteyiz
Yani her insan gibi
Sevmekteyiz sevilecek şeyleri

Kalbim ağrıyorsa da kardeşim
Gönlüm bulanıyorsa da
Tedirginsem kuşkuluysam
Kalın kitapların yazdığına bakarsan
Acaip suçluysam
Havada hıyanet kokusu
Dışarıda pis bir sıcak
Duvarlarda yazılar
Kalbimizde acılar varsa da
Bizim de yaşadığımız hayattır kardeşim

Mektubun geldi bugün haziran
Kimselere göstermediğin ak saçlarının kıvrımlarından
Haberin geldi
İki damla gözyaşın sarı kağıtta
Çok bakarsın yağmur yağan da
Islak ve buğulu camların ardından bilirim
Bilirim, acı
Nasıl da topak olur oturur adam yüreğine
Ne var yani işte
İyiyim diyorum ya
İnan olsun iyiyim anne
İnsan gerçekten iyi oluyor, iyiyim dedikçe
Bak üzülme
Yazıyorum bir daha
N’olur üzülme
Üzülmüyor analar
Oğulları üzülme dedikçe

Bizim de yaşadığımız hayattır kardeşim
Biz de soluk alıp vermedeyiz
Yani her insan gibi sevmekteyiz, sevilecek şeyleri
Mesela
Bir kırçiçeğini
Çimeni toprağı börtü böceği
Kurban bayramlarında kınalı koçları
Başları eloyası işlemeli yemeni ile kapalı
Bembeyaz saçlı kırış kırış alınlı
Pencere kenarlarında oğullarını bekleyen anaları..

İbrahim Sadri

03.17.08

Umut Yaprakları

Yazı kategorisi: Şiirler 8:23 pm yazan: Minik Kelebek

papillon-gif1.gif

Öyle bir ilk yaz ol ki korkut yaprakları,
Öyle bir son yaz ol ki tut yaprakları,
Sararıp dökülürken güz rüzgârlarında
Ardında savrulsunlar, unut yaprakları.
Sevinçlerinde onlar vardı, hüzünlerinde onlar
Seninle yeşerdiler, seninle soldular..
Olsunlar senden sonra da umut yaprakları…

Özdemir Asaf 

03.16.08

Gülleri sana bırakıp dikenlere gidiyorum

Yazı kategorisi: Şiirler 11:50 am yazan: Minik Kelebek

bir-yaprak-gul-m.jpg 

Gidiyorum
bütün acılarımı vurup sırtıma
umutları bırakıp başucuna
ıtırları, menekşeleri, kırgüllerini bırakıp
şiirlerimi sarıp bohçama
yüreğimin yangınına gidiyorum
hoşca kal usulboylum, güzel gözlüm hoşca kal

Gidiyorum
gözyaşlarımı papatya diye saçlarına takıp
yüreğimdeki yağmurlarla bir ırmağa akmaya gidiyorum
içimde yeşerttiğim tüm çimenler sana kalsın
sana kalsın baharçiğdemleri, kırgelincikleri, kırkkanatlılar
gülleri sana bırakıp dikenlere gidiyorum

Gidiyorum
başımda gam gözlerimde nem
toplayıp önüme düşen gölgelerimi
bütün hatıraları bırakıp geride
ardımdan çekip kapıyı usulca
başımı alıp gidiyorum buralardan
şafak sökmeden kimseler görmeden
yağmurun yağmadığı çöllere gidiyorum
sevgi dolu yüreğimi bir ıssızda yakmak için

Hoşça kal suyundan çimdiğim dere
kana kana içtiğim pınar
say ki, hiç yaşamadım bu yerlerde
nazlı çiçeklerini okşamadım baharın
bozguna uğramış bir bostanın hüznüyle
bir yaprağın ürpertisine yazıp ömrümü
çekip gidiyorum buralardan

Çekip gidiyorum bir bilinmeze doğru
hem yol, hem yolcu olmaya
acılarımla başbaşa kalmaya
bütün yıldızları takıp kanatlarıma
rüzgarların uğultusunda kaybolmaya gidiyorum

Yüreğimin sızılarında damıttığım her şiiri bin kez öperek
ve sökerek sevgiden yana ne varsa göğsümde
gecelerin zifiri saçlarında çıkıp yola
dağlı bir ırmak gibi çarpa çarpa kıyılara
bir ceylanın gözlerinde ağlamaya gidiyorum

Bütün borçlarımı ödedim alacaklarımı erteledim
artık ne diyecek bir sözüm kaldı sevdiklerime
ne okuyacak bir şiirim
gözlerimin içinde iki damla gözyaşı gibi
bakmadan ardımdaki uçurumlara
alıp götürüyorum yüreğimdekileri de
hoşca kal usulboylum, güzel gözlüm hoşca kal

Nuri Can

03.15.08

Kirli Çağ

Yazı kategorisi: Şiirler 10:47 am yazan: Minik Kelebek

1080808584471fa23410849.jpg

Nasıl da değişiyor kişi zamanla
Güç o güç değil hız o hız değil
İnançlar sarsılmış, umutlar yitik
Bu kirli çağ bizim çağımız değil

Yeşiller, maviler kapkara olmuş
Yorgun eller, ayaklar, yollarsa yokuş
Ne açan güller var, ne öten bir kuş
Güneş o güneş değil, yıldız o yıldız değil

Kökünden bir kurt girmiş ağaca
Yapraklar perişan, dal paramparça
Daha çok aldanacağız yaşadıkça
Anlasana bu ilk aldanışımız değil…

Ümit Yaşar Oğuzcan

Elif olmak zordur

Yazı kategorisi: Şiirler 10:45 am yazan: Minik Kelebek

010.jpg 

Elif olmak zordur
Çünkü elif olmak
Yuvarlak bir dünyada dik durmanın
Dik ve önde
Belki acıyla
Ama vazgeçmeden durmanın
Dünya ne kadar dönerse dönsün
Olduğu yerde kalmanın adıdır elif olmak
Kaç silah varsa elife çevrilir
Elif hep olduğu yerdedir
Silahlar patladığında ilk vurulan eliftir
Zordur elif olmak
Elif olmak hep vurulmaktır
Elif olmak yalnızca elif olmaktır
Ne B, ne T, ne S
Elif
Yalnızca elif
Elif demeden hiçbir şey denilemez
Ben elif dedim
Artık her şeyi söyleyebilirim

Mevlana İdris

03.07.08

Sarmaşık Gülleri

Yazı kategorisi: Şiirler 6:29 pm yazan: Minik Kelebek

1157501011hd5.jpg

 

Ne zaman güllere baksam, ötelere kanatlanmak geçer içimden. Her gül sanki bir durak gibidir öteler yolculuğunda. Bir bir o güllere basan ruhumun ayakları, gül yaprağından daha narin, kalebek kanadından daha zayıf olarak tırmanır mânâ merdiveninden.

Evet her gül, ayrı bir ismin tecellisi gibi gelir bana. Bir gül Cemil ismini tebessüm ettirir, bir başka gül Hannan ismini. Bir gül Mennan ismini akis akis yayar çevreye. Bir başkası, Deyyan isminden yansıyan şûle gibi tebessüm eder dalların arasından.

Dikenler Celâl, Kahhâr ismini yansıtır.
Sarmaşık güllerine bakınca, ben bir uzun yolculuğu hayal ederim. Basamak basamak çıkılan ve sonsuzluğa uzayan ebedî yolculuğu… Bir çubuğa bağlanmış bu güller, içimizdeki duyguları ne güzel yansıtır. Onların ebet iklimine kanatlanma arzusunu nasıl da dışa vurur.

Sarmaşık, karışık ömür yolcuğunu ve onun girift hallerini ve bazen çözülmez zannedilen bilmeceye benzer zorluklarını hatırlatır bizlere. Onda açan güller ise, “Her zorluktan sonra bir kolaylık vardır.” âyetini fısıldıyormuşçasına, bizlere yer yer tebesessüm ederek çözümleri söyler, kolaylıkları takdim eder, acıların sonunun ferahlama zirveleri olduğunu hatırlatır.
Yıldızları, samanyollarını düşünürüm ben bu gülleri görünce… Öbek öbek yeşil yapraklar arasında, firuze dallar içinde tebessüm eden yıldızlar gibi gül tomurcuklarını seyrederken..

Sarmaşık gülleri, içimizdeki duyguları da dışa vurdurur bir anda. Karmakarışık duygularımızın, çözülmez zannedilen en girift hislerimizin bir anda şifreleri bulunur ve ruh fidanımız tomurcuk vermeye başlar. Hüzün, çanak yaprak gibi sarmıştır tomurcuğun tac yaprağını; ama o, yarılır ve taç yapraklar önce birbirine sımsıkı bir şekilde sarınmış olarak çıkar ortaya… Sonra tebessüm ederler gün gibi, güneş gibi çevreye…

Bir de Peygamberler Peygamberi’ni hatırlatır sarmaşık gülleri bana.
Mekke dönemini, Medine dönemini, Taif’i hatırlatır. Izdırabı yudum yudum içmiş bu mânâ yolcusunun, insana dikenli tarlalar arasından güllerini nasıl taktim ettiğini tedai ettirir. Izdırab ve acı yüklü bir ömrün tomurcuklarını, hak ve hakikatın tohumlarını gönüllere ekişini, dal dal budak budak cennet soluklamasını çağrıştırır.
Sarmaşık gülleri, ötelere yolculuğu ve Hakk’a ulaşmayı da hatırlatır insana. İnsanlığın, mânâ yolcularının, öbek öbek yollara düşüşünü ve göklere doğru ilerleyişini tablolaştırır.
Sevgi ve muhabbet çiçekleridir sarmaşık gülleri. Dört mevsimin dördünde de açar. Onların çiçekleri asla dallardan eksilmez. Yeşil yapraklar üstünde, kırmızı tebessümler asla yok olmaz.Ben asıl, tevazu yüklü gönüllere benzettiğim için severim sarmaşık güllerini. Eğilirler eğilirler aşağılara kadar. Gül verdiği halde, boynu dik olması gerektiği halde bile eğilmesini bilen, hoşgörü ve sevgi insanlarına benzetirim onları. Zafer anında devesinin üzerinde iki büklüm olmuş, ‘Bütün zafer ve fetihler Hak ve hakikatındır.’ der gibi duran ümit yolcusu, iyilik ve af âbidesi Nebi’nin halini sezerim onların duruşunda.İşte en çok sarmaşık güllerini sevişimin sebebi, Gül-ü Muhammedi’yi akislerinde sezişimden ve görür gibi oluşumdandır. O’nun terinin kokusunu onların yapraklarında burcu burcu koklayışımdandır. Onların tebessüm edişinde o Gül’ün silüetini temaşa edişimdendir. Çileli ömür yolculuğu sonunda, başı göğe eren ve Mirâç tâcıyla mükâfatlandırılan bu ulu yolcunun gölgesinin gölgesini, bu güllerde gördüğümden veya temaşâ ettiğimdendir…Sarmaşık gülleri, Gül-ü Muhammedi’ye bir basamaktır, bir uzanıştır, O’na ermek ve ulaşmak için remizdir. Ben bu gülleri onun için severim ve her zaman hayranlıkla ve ibretle onları seyrederim.

Mehmet Erdoğan

02.24.08

Rıfat Oğuz - Solmaz Gelin (ağıt)

Yazı kategorisi: Şiirler 5:27 pm yazan: Minik Kelebek

Solmaz Gelin soldu artık yüzlerin
Bizleri ağlatıyor senin sözlerin
Liège Kanalı’nda bulunuyor cesedin
Solmaz Gelin soldu artık yüzlerin

Gelin olup geldin sen de Avrupa’ya
Nasıl kıyıldı o güzelim canına
Genç yaşında doyamadın muradına
Solmaz Gelin soldu artık yüzlerin

Herkes gibi sen de Avrupa’yı görmek istedin
Gelip gördün ama muradına eremedin
İntihar mı ettin öldürüldün mü kimse bilmedi
Solmaz Gelin soldu artık yüzlerin

Ağlattın Özburunluları bak yana yana
Hepimizi boyadın acıya gama
Bu acıya dayanır mı ana ile baba
Solmaz Gelin soldu artık yüzlerin

Kardeşlerin hep yollara baktılar
Cenazeni bekleyip ağıtlar yaktılar
Cümle alemi hep birden ağlattılar
Solmaz Gelin soldu artık yüzlerin

Aşık Rifat sana çok üzüldü
Gözlerinden kanlı yaşlar süzüldü
Dizleri tutmadı beli büküldü
Solmaz Gelin soldu artık yüzlerin

Söz : Rifat Oğuz
Yöre: Özburun (Afyon)

02.13.08

Duy şikayet etmede her an bu ney

Yazı kategorisi: Şiirler 8:56 am yazan: Minik Kelebek

Duy şikayet etmede her an bu ney,
Anlatır hep ayrılıklardan bu ney.

Der ki feryadım kamışlıktan gelir,
Duysa her kim, gözlerinden kan gelir.

Ayrılıktan parçalanmış bir yürek
İsterim ben, derdimi dökmem gerek.

Kim ki aslından ayırmış canını,
Öyle bekler, öyle vuslat anını.

Ağladım her yerde hep ah eyledim,
Gördüğüm her kul için dostum dedim.

Herkesin zannında dost oldum ama,
Kimse talip olmadı esrarıma.

Hiç değil feryadıma sırrım uzak,
Nerde bir göz, nerde bir candan kulak?

Aynadır ten can için, can ten için,
Lakin olmaz can gözü her kimsenin.

Ney sesi tekmil hava oldu ateş,
Hem yok olsun, kimde yoksa bu ateş!

Aşk ateş olmuş dökülmüştür ney’e,
Cezbesi aşkın karışmıştır mey’e.

Yardan ayrı dostu ney dost kıldı hem,
Perdesinden perdemiz yırtıldı hem.

Kanlı yoldan ney sunar hep arz-ı hal,
Hem verir Mecnunun aşkından misal.

Ney zehir, hem panzehir, ah nerde var,
Böyle bir dost, böyle bir özlemli yar?

Sırrı bu aklın bilinmez akl-ile,
Tek kulaktır müşteri, ancak dile.

Gam dolu günler zaman hep aynı hal,
Gün tamam oldu, yalan, yanlış, hayal.

Gün geçer yok korkumuz, her şey masal,
Ey temizlik örneği sen gitme, kal!

Kandı her şey, tek balık kanmaz sudan,
Gün uzar, rızkın eğer bulmazsa can.

Olgunun halinden ah, anlar mı ham?
Söz uzar, kesmek gerektir vesselam.

Mevlana Celaleddin Rumi

İsrail’e bir taş Bağdat’a bir dua gönder!

Yazı kategorisi: Şiirler 8:48 am yazan: Minik Kelebek

Ellerini aç, gözlerini kapat, değiştir boyutunu.
İsrail’e bir taş, Bağdat’a bir dua gönder.  Maskeli baloların gösterişli hayat sahnesinde kalbinden kanlar damlayan insanların ellerinden tut.  Allah’ım ellerimden tut.

Ellerini aç, gözlerini kapat, değiştir boyutunu.  İsrail’e bir taş, Bağdat’a bir dua gönder.  Gözyaşlarını sev.  Tamda unutmuşken merhameti, hatırlamıyorken peygamberlerin bildirgelerini, hissedemiyorken aşka, ayrılığa, hüzne, tebessüme, terkedilmişliğe dair paramparça düşünceleri, gözyaşlarını sev.

Ellerini aç, gözlerini kapat, değiştir boyutunu.  İsrail’e bir taş, Bağdat’a bir dua gönder.  Her gece sabırsızlıkla uyuyup görmek istediğin barış dolu bir dünyanın hayallerini kur.
Düşün…  Bağdat’ın, Filistin’in, gülen çocukların ve sevginin sancılarını…  Hayallerini, hayatı, bir yılan gibi koynuna sokulan gecelerin koyu karanlığını ve geceyi orta yerinden bölen ölümü…   Kaçmak gibi, kaçsan da kurtulamamak gibi, istemesen de ölmek gibi.  Damarlarından zamanı pompalayan kalbinin göğsünden fırlayıp, Bağdat’lı bir çocukla çöle düşmesi gibi.  Gözyaşlarını kanlı avuçlarına doldurmak gibi…

Ellerini aç, gözlerini kapat, değiştir boyutunu.  İsrail’e bir taş, Bağdat’a bir dua gönder.  Günbegün yeni çaresizlikler doğuran hayatın kollarından kurtul.  Çaresizliğinden, vurdumduymazlığından…  Bozkırlara terk edilmiş duyguların koynunda umut yetiştir.  Ölümün soğuk nefesini ensesinde hissedip, hayatını dağlara sürgün eden Bağdatlı çocukların ağırlaşan hayatlarını,  çaresizliğini düşün.  Kalbini… 

Ellerini aç, gözlerini kapat, değiştir boyutunu.  İsrail’e bir taş, Bağdat’a bir dua gönder.  Masum çocuklara, şefkatli analara, çaresiz babalara, gözyaşlarına, kalbine…  kalbime…  sessizliğimize…  parçalanmışlığımıza…

Nurdal Durmuş

« Önceki girişler