Category Archives: Semerkand dergisi

Evliliklerimize yön hatta son veriliyor

Evlilik genellikle çocukluk ve ilk gençlik çağları geçince başlayan evredir hayatımızda. Her anlamda belirli bir olgunluk ve ergenliğe ulaştıktan sonra evleniriz. Sadece bu zamanlama zorunluluğu bile evliliğin çok boyutluluğunu ve kişilerden beklediği sorumlulukların çokluğunu gösterir. Bir yuva kurmak ve onun devamlılığını sağlamak sanıldığı gibi kolay değildir. Ancak evli olanlar, tam olarak bunun ne demek olduğunu anlarlar.

Evlilik insani bir olgudur. Her şeyin çift olarak yaratıldığını görüyoruz hayatta. Tek ve eşsiz olan sadece Yaratan’dır. Evlilik, insana fıtri ve doğal bir ortam sağlar her şeyden önce. Onu yalnızlıktan ve yarımlıktan kurtarır. Benlikten bizliğe ulaştırarak çoğaltır ruhsal olarak. Bu noktadan bakıldığında, iki kişinin arasındaki çok özel ve şahsi bir bağdır evlilik. Daha çok bu özelliğinden kaynaklanır özerkliği. Evliliğin devamı, eşler arasındaki bu çok özel bağın sağlamlığına dayanır. Bu bağ güçlü durdukça, farklı unsurlar ya da sebepler evliliğe zarar veremez. Problemler, ya bu bağın kopması ya da zayıflaması sebebiyle baş gösterir. Bağı güçlendirerek evliliği sağlamlaştırmak ise sevgi, saygı ve diğerinin haklarına riayetle mümkündür.

Evlilik dini ve millidir

Din ve gelenek, evliliği olumlar ve onu sarmalayan bir çerçeve sunar. Evli bir çiftin birbirleri, aileleri ve sosyal çevreleriyle münasebetlerinin niteliği ve biçimi din tarafından vazedilmiş, geleneğimiz tarafından da kabul görmüştür. “Türk aile yapısı” dendiğinde bahsedilen öz budur. Din en iyiyi ve en güzeli, uygulandığı oranda insana iyilik sağlar. Genelde kötülük ve çirkinlikler, dini hayatımızdan uzaklaştırdığımızda baş gösterir. Evlilik için de din, temel gibidir. Zeminin tamlığı ve sağlamlığı, yapıyı ayakta tutar.

Türkiye’de sosyal ve bireysel tüm aşınmalara rağmen, aile yapımızın hala çok sağlam durmasını bu bağlamda değerlendirmek gerekir. Dini ve milli değerlerimiz sayesinde toplumun çekirdeği olan aile ve onun sağlayıcısı olan evlilik kurumu ayakta durmaktadır. Halbuki dinin referans alınmadığı Batı’da, aile ve evlilik çoktan sarsılmış ve yok olmaya doğru hızla yol almış bulunmaktadır.

Problemler dış kaynaklı olabilir

Ne var ki hiç bir şey dört dörtlük yürümez hayatta. Bu, ülkemizdeki aileler ve evlilikler için de geçerlidir. Çağdaş yaşam tarzları, bireyselliğin ön plana çıkması, kariyer kaygısı başta olmak üzere günümüzde hayata bakış açısındaki değişimler, beraberinde ya hiç evlenmemeyi ya da evliliklerin boşanmayla sonuçlanmasını getirmiştir. Ancak evli çiftler arasındaki problemlerin büyük çoğunluğunun dış kaynaklı olması dikkat çekicidir burada. Çiftlerin aileleri, akrabaları ya da sosyal çevrelerinin evlilik ve yuva üzerindeki etkileri oldukça fazladır bizde. Bu anlamda evliliklerimize dışarıdan çok kolay yön, hatta son verilebilmektedir.

Aile içinden ya da dışından evliliğimizle, eşimizle ilgili ya da yuvamıza yönelik söylenen sözler, yapılan telkin ve yönlendirmeleri ihtiyat ve temkinle karşılamalıyız. Kimse eşler kadar yakın olamaz. Aralarındaki olası problemleri çözme inisiyatifi kendilerine aittir, başkasına değil. Kimse bu mahrem alana gözünü dikmemeli, burnunu sokmamalıdır. Böyle bir durumla karşılaşıldığında eşlere düşen önce birbirlerini dinlemek ve önemsemek olmalıdır. Eşler arasında iletişimin güçlü ve yoğun olması, dışarıdan müdahaleleri etkisizleştirecek ve zamanla yok edecektir.

İstişare sünnettir ama…

Aile içinde yaşadığımız sorunları başka biriyle paylaşmak, insani bir durumdur. Özellikle hanımlar, eşleriyle ilgili şikayetlerini yakın çevreleriyle paylaşırlar. Kendi sorunlarımıza duygusal yaklaştığımız için danıştığımız kişi, kör noktayı görmemizi sağlayabilir. Fakat burada görüşlerine başvurduğumuz kişinin kim olduğu, nasıl biri olduğu büyük bir öneme sahiptir. Bizi nefsi saptamalarla yanlışa sürükleyebilir; ya da evliliğimizi sağlıklı bir şekilde değerlendirmemize katkı sağlayabilir. Çünkü başkalarının etkisi altında kalmak herkes için olası bir durumdur. Bu gibi durumlarda kafamızın iyice karışmaması için, kendi hayat görüşümüze yakın olan profesyonel bir danışmandan yardım almak en doğru yaklaşım olacaktır.

Her zaman bizbizeyiz

Her ailede zaman zaman sorunlar yaşanabilir. Bu dönemlerde birbirimizi anlamaktan uzaklaşırız. Kimi zaman ekonomik zorluklar çekeriz, birbirimize tahammül edemeyiz. Kimi zaman çocuklarla ilgili kararlar verirken birbirimizle çekişiriz. Gerçek olan şudur ki; neyle mücadele ediyor olursak olalım, tüm sıkıntıları birlikte göğüsleriz. En yakınlarımız dahi, isteseler bile bize bizim kadar yardımcı olamazlar. Çünkü bu hayat bizimdir, her türlü keşmekeşi birlikte atlatırız.

Her ilişki biriciktir

Evliliklerde gelin/damat-kaynana çatışması, neredeyse kaçınılmaz gibi. Gelinini sevmeyen kayınvalide, sözleriyle ya da davranışlarıyla oğlunu etkileyebiliyor. Bazı erkekler bu etki altında kalıp karısına düşman kesiliyor, zulüm ediyor. Aile içinde huzursuzluk yaşanıyor. Zamanla eşler birbirinden soğuyor ve evlilikler hüsranla sonuçlanıyor.

Burada asıl problem, paylaşamamaktan ve empati yokluğundan kaynaklanıyor genelde. Çünkü her ilişki biriciktir ve herkes diğerinde ancak, sadece kendisinin doldurabileceği boşluğu doldurur. Yani kişi hem annesine hem de eşine ihtiyaç duyar ve bu ihtiyaçlar birbirinden farklıdır. Kimse bir diğeri olamayacağına ve böyle bir tehlike olmadığına göre burada yarışa hiç gerek yoktur aslında. Aile olabilmek için fertlerin varlığını kabul ve hukuklarına riayet etmek gerekir her şeyden önce. Çünkü aile fertlerden oluşur. Ötekini aileden kabul edip dışlamamak, bu meşhur ve yaygın çatışmayı büyük oranda çözecektir.

Kıyaslamayın

Evlilikler için diğer bir tehlike, etraftakilerle ya da medyada gösterilenlerle kıyaslanması ve çiftlerin öyle olmaları için baskı görmeleridir. Bir film ya da program izlerken eşlerden biri diğerine sıklıkla döner ve “Sen beni, şunun onu sevdiği gibi sevmiyorsun” der. Sen bana böyle bakmıyorsun, şöyle davranmıyorsun diye serzenişte bulunabilir. Bunlar görünüşte naif gibi görünse de, şuuraltı etki ve tepkilerden dolayı uzun vadede yıpratıcıdır. Medyanın parıltılı ama suni yaşam biçimleri, ilişki ve iletişim tarzları; üzerimizde çok fazla etkili olmakta ve eşimizden ve evliliğimizden beklentilerimizi artırmaktadır. Dile getirilsin ya da getirilmesin bu beklentiler karşılanmadığında, zaman içerisinde eşimizle ilişkimiz bundan olumsuz etkilenmekte ve evliliğimiz yıpranmaktadır.

Başkalarıyla kıyas edilirken unutulmaması gereken, herkesin kendine özgü bir hayat hikayesi ve şartları içerisinde yaşadığıdır. Medya ile etkileşim halindeyken de bir kurgu ile karşı karşıya olduğumuzun bilincinde olmak, olası zararları önleyecektir. Kendimize tarihten ya da çevremizden örnek ve model olarak alacağımız evlilikler elbette olacaktır, olmalıdır da. Bunun, dışarıdan baskı ve telkinlerle değil de özgür seçim ve kişisel inisiyatifle olması sağlıklıdır.

Çevremizde eşimizi başkalarıyla kıyaslayan, bize karşı kötüleyen yakınlarımız olabilir. Bu kıyaslamalar eşimizin fiziksel özelliklerinden tutun da, maddi durumuna kadar varabilir. Bunların etkisinde kaldığımızda, eşimize karşı duygularımız hatta davranışlarımız değişebilir. Böyle durumlarda eşimizin olumlu yönlerine bakmalıyız. Çünkü hiç kimse her yönüyle iyi, ya da her yönüyle kötü olamaz. Fiziki olarak çok daha iyi olan biriyle evli olup, sadakatinden emin olmayabilirdik. Maddi imkanlarla donatılmış bir hayatın içinde, kendimizi bir süs bitkisi gibi hissedebilirdik. Hayatımızda hiç kimsenin ya da hiçbir şeyin dört dörtlük olmasını bekleyemeyiz. Kendi kusurlarımız gibi eşimizin kusurlarını da hoş görüyle karşılamayı bilmeliyiz.

Özlem Şahin Ekinci
Semerkand aile


Sofra muhabbetleri aileyi yakınlaştırır

Bir yuvada hoş muhabbetin sağlanması için aile üyelerinin sürekli veya uzun süre bir arada bulunması şart değildir. Ancak az da olsa birlikte olunan zamanların iyi değerlendirilmesi gerekir. Zira ailedeki bu açık kapatılmazsa yuvada sorunların çıkması an meselesi gibidir. Öyleyse aile fertleri ile geçirilen sınırlı zamanı nasıl değerlendirmeli ki tüm günün açığı kapatılabilsin?

Eşlerin birbirlerinin gönül dünyasını doldurmaması, çocukları ile birlikte etkili zaman geçirememeleri aile içinde bireyselleşmeyi arttırır. Böylece aile fertleri aynı evi paylaşan yabancı kişiler haline gelebilir. Anne babanın aileyi birleştirici unsurları kullanarak bu gidişi olumluya çevirmesi gerekir. İbadetler, dini ve ahlaki sohbetler, kitap okuma, geziler, oyunlar vb aile içi faaliyetler birleştirici ve muhabbeti arttırıcıdır. Her gün mecburen yaptığımız fakat önemini gözden kaçırıp dolu dolu değerlendiremediğimiz, aile içi yakınlığımıza ve aile kimliğimizin oluşumuna katkı sağlayacak çok önemli bir fırsatımız daha vardır oysaki: Birlikte oturulan sofralar…

Akşam yemeği ve sabah kahvaltısını birlikte yapın

Aile içi birlikte güzel vakit geçirmekte, birlikte yenilen akşam yemeği ve sabah kahvaltısı öğünleri iyi bir fırsattır. Beyler için, imkan varsa kısa süreliğine öğle yemeğine eve gidebilmek de gün içerisinde iletişimi kuvvetlendirir. Böyle bir imkan söz konusu değilse en azından ailesine telefonla birkaç dakikalık hal hatır sorma, gönül alma da onlara “Sen benim için önemlisin, işlerim ne kadar yoğun olursa olsun, bu telaşenin içerisinde dahi seni düşünüyor, sana değer veriyorum…” gibi hoş mesajlar verir.

Ev içerisinde birlikte yenilen akşam yemeği bireylerde gerçekten aile oldukları intibaını uyandırır. Ebeveynler iş çıkışı saatlerini, birlikte akşam sofrasına oturulacak şekilde düzenlemeliler. Patron olmayanlar için bu biraz zor görünse de işverene sunulabilecek alternatifler bulunabilir. Örneğin amirinize başka saatlerde veya günlerde daha fazla iş sunabileceğinizi ancak akşam saati iş çıkışınızın aile içi düzeniniz açısından vakitlice olması dileğinizi iletebilirsiniz.

Ailece akşam sofrasında bir araya gelebilenler bu nimetin kıymetini bilmeli. Annenin tek başına mutfakta koşuşturmasının ardından ortaya konan sofraya çocuklar ve baba bilgisayar veya tv’nin başından zorla kalkarak gelmişlerse, yemek bir an önce yenir ve herkes kaldığı yerden bireysel faaliyetine döner. Anne aynı telaşe ile bu defa sofrayı toplar, ardından bulaşıkları yıkayıp mutfağı tekrar düzene koymaya çalışır. Bu tarz birlikteliklere bir arada olma denemez ve bu tür davranışlar bir arada olabilme nimetinin israfı niteliğindedir.

Daha olumlu bir aile modeline baktığımızda baba, gün boyu zaten farklı mekanlarda bulunduğu için eşini mutfakta yalnız bırakmak istemez. Yardım edebilecek durumdaysa yemek hazırlığının bir ucundan tutar. Yorgunsa dahi eşiyle aynı mekanda bulunur, onunla gerçek anlamda iletişim kurar. Bu ortamda kurulan tatlı sohbetler mutfağı çocuklar için de bir çekim alanı haline getirir. Çocuklar babalarının annelerine gösterdiği şefkat ve yakınlığı örnek alır, sofranın hazırlanmasına onlar da katkı sağlamak isterler.

Sofrada gelişiriz

Ebeveynlerin yemek söz konusu olduğunda genelde çocuklarının sofrada kendileriyle oturmadıklarından, tv, bilgisayar karşısında ya da ayakta atıştırarak yemek yediklerinden şikayet ettiğini belirten Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık Uzmanı Osman Hatun öncelikle anne ve babanın mümkün olduğunca sofrada birlikte yemek yemeye özen göstermesini ve bunun önemini çocuklarına aşılaması gerektiğini belirtiyor. “Ailece birlikte yemek yemek modern-kapital çağın bir sonucu olan –her alanda teknolojik gelişmeyle birlikte zamanı kısalan- telaş ve bir yerlere yetişme gibi davranışlar sonucunda bir araya gelmekte zorlanan aileler için çok önemli işleve sahiptir. Sofrada aile üyeleri hasret giderir, birbirlerini dinler, sohbet eder, sorunu olan sofrada paylaşır ve öneriler alır, gergin olanın sinirleri sofrada hafifler. Dolayısıyla sağlıklı bir aile içi iletişimin gelişmesinde birlikte yemenin önemi büyüktür” diyor.

Sofra kültürünün ailedeki birliği sağladığına vurgu yapan Hatun ailece oturulan sofraların aynı zamanda çocuklardaki şahsiyet gelişimi açısından da önemli olduğunu vurguluyor ve ekliyor: “Sofra kültürü çocuğa sabretmeyi, şükretmeyi, kanaat etmeyi, dinlemeyi-anlamayı öğretir. Sofraya oturan çocuk büyükler başlamadan yemeğe başlamaz, anne-babasından besmeleyle başlaması gerektiğini öğrenir, sofrada anne-babasını, kardeşlerini dinleyerek onların dünyalarında neler olduğunu kavramaya çalışır ve sırası geldiğinde fikrini söyler. Diğer aile üyeleriyle beraber yemekten sonra dua ederek, Mevla’ya şükrederek sofradan ayrılır. Böylece aile, sofra adabına uyarak hem çocuğa dini ve kültürel değerlerini öğretir hem de aile üyeleri arasında iletişimi geliştirmiş olur.”

Yemek sofrası edep sofrası

Sofra kurulduktan sonra yemek esnasında mümkün mertebe tv gibi, dikkatleri başka alana çekecek cihazlar kapatılmalıdır. Böylelikle yemekte eşler ve çocuklar tatlı paylaşımlara devam etme imkanı bulur. Hatta yemeğe kadar bir arada olamamışlarsa, gün içerinde yaşanan gelişmelerle ilgili yorumlar ve paylaşımlar burada gerçekleşir. Anne ve babanın birbirlerine söyleyeceği hoş sözler, iltifatlar böyle ortamlarda yapılırsa çocukların ruh sağlığı ve aile bilinci üzerinde önemli getirileri gözlenir.

Evin küçük üyeleri büyüklerine daha edepli, saygılı olmayı; büyük üyeleri de küçüklerine karşı daha şefkatli, lütufkar olmayı en iyi, böyle zamanlarda, dolaylı olarak öğrenir. Başkasının sözünü kesmeme, kendi önünden yeme, yemeğe besmele ile başlayıp hamdele ile bitirme, ağzındaki lokmayı bitirdikten sonra konuşma, yemek için teşekkür edip beğenmemezlik etmeme gibi daha pek çok görgü ve nezaket incelikleri ailece paylaşılan sofralardan sonra kalır zihinlerde. Evde böyle sıcak ortamlar yakalandıktan sonra çocuklara sayfalar dolusu nasihat aktarmanın, iyi aile olunduğunun defalarca tekrar edilmesinin gereği de kalmayacaktır.

Ailenin manevi terbiyesi için yemekte neler yapılabilir?

Sofra kültürümüzün ailede önemi ile ilgili Din Eğitimi Uzmanı ve Araştırmacı Yazar Eyyüp Beyhan, tasavvufi bir bakışla şu hususların altını çiziyor: “Tasavvufi anlayışta sofra adabı, dervişin yemeğe ibretle bakmasını, gafletten uzak, güzel niyetlerle ve az yenmesini gerektiriyor. Büyüklerimiz yemeği mümkün mertebe aile efradıyla ve mutlaka; besmele çekerek, Allah’ın kendilerine ihsan ettiği nimetlere şükrederek, Yemeği yerken Allah için bedenine can, kan olsun, daha iyi kulluk için güç olsun düşüncesiyle, Nefsinin iştihasıyla değil de Allah’ın huzurunda bulunmanın edebiyle, çoluk çocuğunun, aile efradının yanında güzel örnek ve ilgili anne-baba olmakla… Ve daha bunun gibi pek çok güzel düşünceyle ama illa ki gafletten uzak olarak yerlerdi. Bizlere düşen de ahir zamanın şipşak yemekleri, gelişigüzel sofraları, ayaküstü atıştırmaları, tv karşısı soğuk sofraları yerine kendi kültür ve inancımıza uygun olanı tercih etmektir.

Yediklerimiz önce midemizde ardından ruh ve gönül dünyamızda sindirilir. Çok yedikten sonra ibadetten tat alamama yalnızca mide rahatsızlığı ile bağlantılı değildir. Topraktan yaratılan bedenimizin nur ile süslenmesi mucizesi, bedenimize giren maddi unsurlarla iç içedir. Haram lokma almış bedenin yapacağı ibadetlerin tesirli olmayışında bunun da etkisi kaçınılmazdır. Yemeği acıkmak, hasta olmamak, sağlıklı yaşamak gibi nedenlerle yiyoruz ve bazen çok fazla tüketiyor, bazen de geçiştiriyoruz. Oysaki yeme-içme anları hem kendi nefsimiz hem de ailevi bütünlüğümüz açısından son derece önemli. Tasavvufi çerçevede nefis terbiyesinde nasıl ki nefsin beslendiği yemek vakitlerine dikkat edilmiş ise ailenin manevi terbiyesinde de sofra başı edepleri ve muhabbetleri o denli kıymetlidir.

Sofrayı kuran kaldırsın değil, beraberce kaldıralım

Sofrayı kuran kaldırsın” deyişi ideal ailede, “Sofrayı beraberce kaldıralım”a dönüşmüştür. Evin en minik üyesine dahi ekmeği götürmek gibi rahatça yapabileceği bir görev verilmesi ile onun da ailedeki paylaşıma katılması sağlanmış olur ve bu tutum minik üyenin aileye duyduğu aidiyet duygusunu pekiştirir. Böylelikle tüm fertler yuvalarında bencilliğin yerinin olmadığını bir kez daha görürler. İleride toplumsal yaşantılarında da sorumluluk alma bilincini geliştirmiş olurlar.

Aile üyeleri yardım alanlarını kendilerine göre daha farklı da düzenleyebilir. Önemli olan evde herkesin bir diğerini düşünebiliyor olması, başıboş, tembel ve miskin ya da fuzuli işlerle çok fazla meşgul bulunmamasıdır. Böyle yardımlaşmalar hem annenin daha az yorulup tükenmemesine hem de ailece etkili vakit geçirmeye vesile olur. Kendisini iyi hisseden anne bu kez de güzel bir çay saatini organize etmek isteyecektir. Anne mükemmeliyetçi ise ve her şeyi tek başına daha iyi yapabileceği düşüncesindeyse, her şeyden şikayet eden, asık suratlı, tahammül gücü zayıflamış, yorgun çehreyle dolaşan bir kadın portresi çizebilir. Böyle durumdaki bir anne/eş bir yandan kendisi yıpranırken diğer yandan ailenin diğer üyeleri için de yuvada olumsuz bir havanın oluşmasına sebep olur.

Kahvatlıyı muhabbet sofrasına dönüştürün

Kahvaltı öğünleri de genellikle birlikte yemeye uygun vakitlerdir. Birlikte kahvaltı etmenin önündeki engeller sıklıkla evde geç uyuyan veya çok uyumak isteyen fertlerin bulunmasıdır. Öyle aileler vardır ki anne sofrayı kurar ve yatağına döner. Biraz sonra işe gidecek olan baba uyanır. Kahvaltısını yalnız başına yapar. Ardından varsa okula gidecek olan diğer üye canı isterse sofradaki yerini alır. Böylelikle modern yaşantının getirilerinden biri olan bireyselcilik olgusu zihinlerde yer etmeye başlar. Böyle bir ailenin mensubu olan çocuklar büyüdüklerinde, özellikle de ergenlik dönemlerinde, anne babaları düşünmeye başlar: Çocukları niçin kendi başına kalmak istemektedir, her kararı kendisi almak, odasına kapanıp sürekli kendi halinde veya bilgisayar gibi vakit öldürücülerle avunmaktadır? Atalarımızın “Hırsızlık yumurta çalmakla başlar” sözünden hareketle diyebiliriz ki bu çocukların davranışlarındaki tuhaflıklar küçük yaşlardan itibaren yer etmeye başlamıştır. Acı olanı da ailelerin bunu istem dışı bir gafletle gerçekleştirmiş bulunmalarıdır.

Eğer beyefendinin çalışma saati olağandışı değilse ve gece boyu uyutmayan küçük çocuk söz konusu değilse, hanımlar ellerinden geldiğince, eşlerini sabah kahvaltısı ile uğurlamalılar. Vakit darlığı varsa daha az çeşitli mütevazı kahvaltı sofrasına, akşamdan uykularını aldıkları düşünülerek çocuklar da çağrılmalıdır. Özellikle de pazar sabahlarına özgü bir gelenek oluşturulduğunda çocukların, “Bizim evde pazar sabahları annem kızartma yapar; babam da her zaman yumurta yapardı” gibi anıları olacaktır.

Efendimiz (s.a.v) yemek anlarını nasıl renklendirirdi?

Hz. Aişe (r.a) Allah Rasulü (s.a.v) ile paylaştığı anlardan birini şöyle anlatır:
Allah Rasulü (s.a.v) ile yemek yerken zaman zaman bana etli kemik verirdi. Bir süre ben ondan yedikten sonra, kemiği benden alır, çevirerek benim ısırdığım yeri bulur sonra da ağzını benim dudaklarımın değdiği yere koyarak yerdi.” (Müslim)

Hz. Peygamber (s.a.v) ve aile halkı, birbirlerini tamamlayan uyumluluğu her zaman gözetmeye çalışmışlardır. Onların yemeği dahi tatlı anılarla renklenmiş, yuvanın sıcaklığını artıran anlamlı vakitler haline gelmişti. Mutluluk ve genişlik zamanlarında da, zor ve hüzünlü anlarda da her zaman birbirlerinin yanında oluyor, yardımlaşıyor ve birbirlerini destekliyorlardı. Şefkat, merhamet, anlayış, sevecenlik ve nezaketle ebediyet eşini sarıp sarmalıyorlar, birbirleri için en güzel sığınak ve örtü oluyorlardı.

Neslihan Beyhan
Semerkand aile


Kardeşini kıskanan çocuk anne babaya mesaj verir

Çocuklar başlangıçta eve yeni bir kardeş geleceği için heyecanlı olsalar da kardeş doğduktan sonra davranışları pek çok şekillerde değişiklikler gösterir. Kardeş kıskançlığının temelinde anne babayı bir başkasıyla paylaşamama duygusu yatar. Kardeşin doğumuna kadar sadece kendine gösterilen ilgi ve sevgiyi kaybetmekten korkan büyük çocuk, bunları kardeşiyle paylaşmak zorunda kalmaktan da üzüntü duyar.

Yaş itibariyle birbirine yakın çocuklarda kıskançlık davranışları daha sık görülüyor. Çocuklar ortalama 5 yaşa kadar karşısındakine zarar verebileceğini düşünemiyor. Üç yaşındaki bir çocuk kardeşine tokat atıp saldırganlık gösterirken bunun alt yapısında kardeşine karşı öfke duymanın yanında, anne babaya kırgınlık hissi de yer alabiliyor. Yeni doğan bebeğin bakımı nedeniyle annenin bebeğe kendisinden fazla zaman ayırması, eskiyle kıyasladığında çocuğun yaşantısının bozulması onu kardeşinden nefret etmeye yöneltiyor. Çünkü çocuk, kardeşinin yüzünden anne babasının ona ayırdığı zamanın azaldığını biliyor ve öfkesini değişik tepkilerle gösteriyor. En basiti, annesine “Hadi kardeşimi aldığımız hastaneye geri götürelim” diyor. Öfkesini daha sert yansıtan çocuklar kardeşe vurabiliyor, yataktan atmaya, yüzüne yastık bastırmaya kadar çocuğun hayatını tehlikeye sokabiliyor.

Bebeğin hayatı tehlikedeyse ne yapmalı?

Bebeğin güvenliği ciddi tehlikedeyse öncelikle büyük çocukla aynı odada yalnız bırakılmaması, gözetim altında tutulması gerekiyor. Kalıcı bir çözüm için ebeveynin çocukla birlikte psikiyatra gitmesi, çocuğun gelişiminin izlenmesi en doğru çözüm yollarından biri. Çocuk psikiyatristi Fatih Ceren kardeş kıskançlığı nedeniyle çocuğun şiddet gösterdiği durumlarda bir uzman yardımı alınmasını, çocuğun ve ailenin davranışlarının izlenmesini tavsiye ediyor. Nasıl bir çözüm yolunun izleneceğinin çocuk ve ailenin durumuna bağlı olduğunu belirtiyor.

Çocuk gelişim uzmanı Nurdan Doğan kardeş kıskançlığının büyük ölçüde ailenin yanlış davranışlarından kaynaklandığını ileri sürüyor ve çocuğun değil anne babanın psikolojik yardım alması gerektiğine işaret ediyor. Kardeş kıskançlığının en belirgin nedeni Doğan’a göre, çocuğun kardeşle ilgili yapılan her şeye dahil edilmeyip dışarıda bırakılması. Prof. Dr. Haluk Yavuzer kardeşin bakımına çocuğun her aşamada dahil edilmesi gerektiğini belirtirken konuyu şu şeklide detaylandırıyor: “Doğum sonrası bebeğin büyüyebilmesi için gerçekleştirilen bakım, beslenme, giyim, oyun gibi bazı işler annenin kontrolünde çocuğa yaptırılmalı.” Kardeşe alınan her eşyadan, odasının düzenlemesine kadar büyük kardeşin de fikrinin alınıyor gibi yapılması, onun da her etkinliğe dahil edilmesi gerekiyor. Kardeşin ihtiyaçlarını söyleyemeyecek kadar küçük olduğunu ifade ederek, “Bakımını beraber yapalım, sen de bezini getir” diye teklifte bulunmak, yardım almak, olayın içine onu da katmak çocukta halen çok önemli olduğu hissini geliştirirken kardeşini de benimsemesine yardımcı oluyor. “Sen yapamazsın, kardeşine dokunma, sus, gürültü yapma!” gibi ikazlarla onun hareketlerini kısıtlamak, kardeşine ve ailesine tepki duymasını artırıyor. Annenin kardeşe bakmakla meşgul olurken yorulması, uykusuz kalması gibi annenin onun yüzünden olumsuz etkilendiği fikri büyük çocuğun kardeşine karşı olumsuz yönelmesine neden oluyor.

Kardeş nedeniyle büyük çocuğun hayatı değişmemeli

Çocuğun kardeşi doğmadan önceki yaşantısıyla kardeşten sonraki yaşantısında farklılık oluşturmamak gerekiyor. Hangi günlerde parka gidiliyorsa, evdeki oyun ortamı nasıl gerçekleşiyorsa mümkün olduğu kadar devam ettirilmeli. Çocuğun önceki rutin hayatının devamına annenin vakti yetmiyorsa aile bireylerinden biri yahut anneanne, dede gibi aile büyüklerinden birinin çocuğa vakit ayırması, oyun ve etkinliklerini sürdürmesine yardımcı olması gerekiyor. Haluk Yavuzer’e göre yeni doğan bebeğe rağmen, annenin kendisini alışverişe, tiyatroya, çocuk bahçesine; babasının lunaparka, maça, balık tutmaya götürdüğünü gören çocuk, önemsendiğini düşünüyor ve özgüveni güçleniyor. Buna bağlı olarak kıskançlık belirtileri azalmaya başlıyor.

Kardeş kıskançlığının belirtileri

• Kardeş kıskançlığı yaşayan çocukta üzüntü, küçük düşme korkusu, nefret ve intikam alma düşünceleri oluşuyor.
• Sinirli ve sıkıntılı dolaşıyor, isteklerini bağırarak ifade ediyor.
• Emekleme, bebek gibi konuşma, biberonla beslenmeyi isteme, alt ıslatma, tırnak yeme, parmak emme gibi bebekleşme ve gerileme belirtileri görülebiliyor.
• Annenin sözünü dinlememeye, evde sürekli problem çıkarmaya başlıyor.
• Çeşitli bahanelerle ilgiyi üzerine çekmeye çalışıyor.
• Kardeşiyle annesini baş başa bırakıp okula gitmek istemiyor.
• Anne babaya sık sık kendisini sevip sevmediklerini soruyor.

Ne tür önlem alınmalı?

• Hamilelik dönemindeyken ve annenin doğum nedeniyle hastanede olduğu zamanlarda çocuk ihmal edilmemeli.
• Davranışları bebek yüzünden kısıtlanmamalı, evde eskisi gibi davranmasına izin verilmeli.
• Çocukla daha önce yapılan (parka gitme, oyun oynama vs.) etkinliklerin devam etmesine özen gösterilmeli.
• Kardeşe ablalık-ağabeylik yapması için zorlanmamalıdır.

Hanzade Yücel
Semerkand aile


Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.

Join 40 other followers