Category Archives: Şadi Eren

Tefekkür ne demektir?

Kâinat, muazzam mânâların ifade edildiği muhteşem bir kitap; insan ise, bu kitabın en anlayışlı muhatabıdır. Bir arının çiçekten çiçeğe konup bal yapması gibi, insan dahi kâinat kitabının sayfalarında seyahat ederek, tefekkür balı yapar.

Tefekkür, varlıklara Allah namına bakmaktır. Şüphesiz, pencereye bakmakla pencereden bakmak bir değildir. Pencereye bakanlar lekeleri görür, pencereden bakanlar ise, güzellikleri seyrederler. Tefekkür, mevcudat pencerelerinden Allah’ın isim ve sıfatlarına nazar etmektir. Her bir varlık, Allah’tan bir mektuptur. Bayrak, bir bez olmanın ötesinde devleti sembolize eder; dalgalandığı yerlerin, o devlete ait olduğunu haykırır. Onun gibi, her bir varlık dahi, Allah’ın Rububiyet saltanatını ilan etmektedir.

Yeryüzü ve semavattaki varlıkları tefekkür nazarıyla temaşa edenler, İlâhi sanatın mükemmelliği karşısında hayret secdesine varırlar. Kalplerindeki iman coşar, yakînleri ziyadeleşir. İnce tefekkür duygularına, hislerini de katabilirlerse, İlâhî sanatı seyir ve temaşadan, tarifin fevkinde bir zevk alırlar. “Her şey bana Seni hatırlatıyor” derler.

Şu ayetler, tefekkürle ilgili bir kısım esaslara işaret eder:
Şüphesiz, göklerin ve yerin yaratılışında, gece gündüzün peşpeşe gelişinde, akıl sahipleri için ayetler (deliller, ibretler) vardır. Onlar, ayakta iken, otururken ve yanlarına uzandıklarında Allah’ı anarlar ve göklerin ve yerin yaratılışını düşünürler. ‘Ya Rabbena, Sen bunları boşuna yaratmadın, Seni tenzih ederiz. Bizi cehennem azabından koru’ (derler)’’ (Âl-i İmran Sûresi, 190-191).

1- İnsan, tefekkür ederken Allah’ın zâtını değil, yarattıklarını düşünmelidir. Resulullah, bir topluluğa vardığında ne yaptıklarını sormuş, “Allah’ın azametini tefekkür ediyoruz” cevabını alınca, “Allah’ın mahlukatını tefekkür edin, kendisini değil. Çünkü buna güç yetiremezsiniz” demiştir (Aclûnî, I, 311).

2- Hilkatte abes yoktur. Her şey yerli yerinde yaratılmıştır. Bütün ilimler, yaratılıştaki mükemmelliğin şahididirler. “Çevir gözünü, bir çatlak (kusur) görebilir misin? Sonra, bir daha, bir daha çevir. Sonunda göz, yorgun argın sana geri dönecektir” (Mülk Sûresi, 3-4) ayeti, bu mükemmelliğe dikkat çekmektedir.

3- Gâibane tefekkür, neticede insanı Allah’a seslenişe sevk edecektir. Nitekim, bu ayette anlatıldığı gibi, önce göklerin ve yerin yaratılışını tefekkür etmişler, sonra birden hitap makamına yükselip, yalvarışa geçmişlerdir.

Gerek kâinat kitabının ayetlerinin tefekkürü, gerekse Kur’ân ayetlerinin tefekkürü, her müminin en belirgin vasıflarından olmalıdır.

Doç. Dr. Şadi Eren


Nefisle cihada “büyük cihad” denilmesi nedendir?

İnsan nefsi, şeytandan aldığı telkinlerle, insanı kötülüklere sevk eder. İşte, nefisle mücadele, bu telkinlerin tesirini kırar, etkisiz hale getirir. Hz. Peygamber (a.s.m), “Senin en zararlı düşmanın nefsindir.” ifadesiyle, nefsin zararlarına dikkat çeker. (1) “Pehlivan, rakibinin sırtını yere getiren değil, öfke anında nefsine galip gelendir.” (2) diyerek, nefisle yapılacak mücadelenin zorluğunu bildirir. “Mücahid, nefsiyle cihad edendir.” (3) sözüyle de, nefis mücadelesinin bir cihad olduğunu anlatır. Tebük seferinden dönerken ashabına, “Küçük cihaddan, büyük cihada döndük.” (4) demesi, nefisle yapılan cihadın büyük bir cihad olduğunu ders verir. Zaten, nefsiyle cihad etmeyen kişiden, düşmana karşı cihadda bir fedakarlık beklenemez. (5)

Sathi bir nazarla bakanlar, düşmanla savaşı daha büyük bir cihad olarak görebilirler. Halbuki, düşmana karşı cihadın başlangıcı, nefisle cihaddan geçer. Nefsiyle cihad etmeyen, düşmanla savaşamaz. Nefsine mağlup olan, düşmana da mağlup olur.

Nefisle olan cihad, bir ömür boyu devam eder. Düşmanla olan cihadda, aynı devamlılık yoktur. Düşmanla cihad esnasında, daha büyük bir cihad, insanın iç aleminde yaşanır. İnsanın nefsi, şeytandan aldığı direktiflerle, o insanı savaştan vazgeçirmeye çalışır, en azından cesaretini kırmak ister. “Geride çoluk çocuğun var. Ya yaralanıp sakat kalırsan…? Hele ölecek olursan… Hanımın, çocukların perişan olur… vs… vs…” şeklinde nefisten feryatlar gelir. Bu sesleri aşabilenler, düşman karşısındaki cihadda başarılı olabilirler.

Ayrıca, nefisle cihadda mağlup olan, cehenneme gider. Düşmanla cihadda mağlup olup, hayatını kaybeden şehid olur, cennete gider.

Kaynaklar:
1-Acluni, I,143
2-Buhari, Edeb, 102; Müslim. Birr., 106-108; Ahmed İbnu Hanbel, Müsned, Çağrı Yay. İst. 1981, I, 382
3-Tirmizi, Fedailu’l-Cihad, 2
4-Acluni, I,424; Razi, XXIII, 72; Beydavi, II, 97
5-Kadiri, I, 275

Doç. Dr. Şadi Eren


Günümüzde cihad nasıl yapılmalıdır?

İnsan, sosyal bir varlıktır; yaratılıştan medenidir. Şahsi hayatını, ancak toplum hayatıyla devam ettirebilir. Yediği ekmekte, giydiği elbisede nice insanların emeği vardır. (1) Bundan dolayı insan, topluma şükran borçludur. Herbir fert, topluma yararlı çalışmalar yapmak zorundadır.

Her insanın mahiyetinde, bitmez tükenmez arzular, kin, intikam gibi duygular olduğundan, tarihin hemen her devrinde toplumda bir takım sıkıntılar yaşanmıştır. Aklı başında olan insanlar, kötü duyguların mahkumu kimselerle mücadele ettiğinde, o toplum bir huzur toplumu olmuş, mücadeleyi terk ettiğinde, toplum bozulmuştur.

Kur’an’da Yahudilerin Allah’ın lanetine uğradıkları anlatılırken, şu özellikleri nazara verilir:
“… Bunun sebebi; isyan etmeleri ve haddi aşmalarıdır. Onlar, birbirlerini yaptıkları fenalıklardan alıkoymazlardı…”(Maide Sûresi,78-79).

Yahudilerin başına gelenin, ümmet-i Muhammed’in de başına gelmemesi için, Resulullah pek çok uyarılarda bulunur. Mesela:
” Sizden her kim bir kötülük görürse, eğer gücü yetiyorsa eliyle düzeltsin. Yetmezse, diliyle düzeltsin. Onu da yapamazsa, hiç olmazsa kalbiyle buğz etsin. Fakat bu, imanın en zayıf mertebesidir.” (2)

Mesela, TV yayınlarının kontrolünde devlet eldir. Programları tenkit eden yazarlar birer dildir. Fakat, el durumunda olanlar, sadece dil mertebesinde kalıyorlarsa, vazifelerini yapmıyorlar demektir. Konuşması lazım gelenler, sadece kalben buğz etmekle yetiniyorlarsa, imanın en zayıf mertebesindedirler anlamındadır. Şu hadis, bu noktada bize yol gösterir:
Bir gün Resulullah, etrafındakilere şöyle der: “Sizden birisi kendini küçük düşürmesin!” Bunun üzerine “Ya Resulullah, derler. Bizden biri kendini nasıl küçük düşürür?” Resulullah şöyle cevap verir: “Kötü bir durum görür. Orada Allah için bir söz söylemesi lazımdır. Fakat o, bir şey demez. Allah ona kıyamet günü “şöyle şöyle demene engel olan neydi ?” der. O kimse, “insanlardan korktum” deyince, Cenab-ı Hak buyurur: “Asıl benden korkman gerekmez miydi ?” (3)

“Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” şeklindeki bir düşünce, İslami olamaz. Müslüman, toplumda meydana gelen olaylara ilgisiz kalamaz. Bu konuda Hz. Ebu Bekir’in şu ikazı, son derece anlamlıdır:
“Ey insanlar ! Sizler, “Ey iman edenler! Siz kendinize bakın. Siz hidayette olduktan sonra, başkasının dalaleti size zarar, vermez” (Maide Sûresi,105) ayetini yanlış anlıyorsunuz. Biz Resululah’ın şöyle dediğini duyduk: “İnsanlar kötülüğü görüp de, onu değiştirmeye çalışmazlarsa, Allah’ın onlara umumi bir bela vermesi yakındır.” (4)

Resulullah’ın şu ifadesi de, kâmil müminin kötülüklere karşı tavrını belirlemektedir: ” Cihadın en efdali, zalim sultanın yanında, hak sözü söylemektir.” (5)

Ancak, şu hususun bilinmesinde yarar vardır: ” Her söylediğin hak olsun. Fakat her hakkı söylemeye senin hakkın yoktur. Her dediğin doğru olmalı. Fakat her doğruyu demek, doğru değildir.” (6) Mesela, İslam’ın Mekke döneminde müslümanlara şu İlahi hatırlatma yapılır:
” Onların Allah’tan başka taptıkları şeylere sövmeyin ki, onlar da bir ilme dayanmaksızın haddi aşarak Allah’a sövmesinler…” (En’am Sûresi,108) Saldıran bir yılana karşı yapılması gerekenle, uyuyan bir yılana karşı yapılması gereken birbirine karıştırılmamalıdır. Fevri hareketler, kahramanlıktan ziyade, duygusallık alametidir.

Toplumdaki kötülerle iyilerin mücadelesini Resulullah (asm.), aynı gemide yer alan iki grup yolcu temsiliyle anlatır. Bir grup yolcu geminin güvertesinde, diğer grup yolcular ise, geminin alt katındadır. Alt kattakiler güvertedekilerden su isterler. Üstekiler ise, ne su verirler ne de onların su almak için yukarı çıkmasına müsaade ederler. Bunun üzerine, alt kattakiler, su elde etmek niyetiyle gemiyi delmeye başlarlar. Üsttekiler, buna engel olurlarsa hepsi kurtulacaklar; onları kendi hallerine bırakırlarsa, beraber boğulacaklardır. (7)

İşte toplum o gemidir. Tarihin her devrinde bu gemiyi batırmak isteyenler olmuştur. Günümüzde de, yaşadığımız toplum gemisini batırmaya çalışanlar az değildir. Bu menfi çalışanlara mukabil, müspet cephede yer alanlar, görevlerini yapmak zorundadırlar.

Kaynaklar
1-Bkz. İbnu Haldun, s.41 – 42
2-Tirmizi, Fiten, 11; İbnu Mace, Fiten, 20; Ebu Davud, Salat, 242
3-İbnu Mace, Fiten, 20
4-İbnu Mace, Fiten,20; Ebu Davud, Melahim,17; Tirmizi, Fiten, 8
5-Ebu Davud, Melahim,17; Tirmizi, Fiten, 13; İbnu Mace,Fiten, 20
6-Nursi, Mektubat, s., 265
7-Tirmizi, Fiten,12

Doç. Dr. Şadi Eren


Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.

Join 40 other followers