Kategori Arşivleri: Kitabiyat

Hayat Kitabi Kur'ân

Mustafa İslamoğlu’nun, 6.000 dipnot içeren meal-tefsiri çıktı.
Kitab’ı anlamak, onu hayatlarına hayat kılmak, hayatlarını Kur’an’la anlamlandırmak isteyenler için…

Elhamdülillah… Hasretle beklediğimiz, özlediğimiz, gözlediğimiz ve inşaAllah okuru olmayı hak edeceğimiz mealimiz çıktı. İkra emrine masadak bir metn- i metînle karşı karşıyayız. Mustafa İslamoğlu Hoca’nın ömrünü vakfettiği, Hilal Televizyonu’nun yeryüzünün dört bucağındaki Kur’an talebelerine ulaştırdığı çalışması Hayat Kitabı Kur’an: Meal-Tefsirin nihayet duvağı açıldı. Ümmete kutlu olsun!

Bizim okuyuşumuza göre İslamoğlu mealinin istinat ettiği en önemli asıl: parçacı değil bütüncü, dağıtıcı değil toparlayıcı özelliğidir. Bu, İslam’ın temel prensibi tevhidin Kur’an okumaya tatbiki ve müellifin icma’-ı ‘ulûmi’d-din tezinin de uygulamasıdır.

Müellif her ayeti bütün bir Kur’an’ın ışığında; ama bütün bir Kur’an’ı da tek ayet gibi okumaya çalışmıştır. Bunu her yerde başarmış olmak iddiası büyüktür; fakat bundan daha önemlisi, böyle bütüncül bir tasavvura ve usûle sahip olmaktır. Ameller niyetlere göre, eserler usûllerine göre değer kazanırlar.

İkinci asıl adalet prensibidir. Meal rivayet ile dirâyetin, aklı işletmek ile vahye tabi olmanın, lafız ve mananın, bağlamsal ve tarihsel olanla makâsıd ve ilkesel olanın altın dengesini aramıştır. Sabık olanla sadık olan çeliştiğinde, müellif sadık olanı tercih etme dirayet ve cesaretini göstermiştir.

Kur’an’ın Kur’anla tefsiri

Bu yöntem, Kur’an tefsirinin kadim ve en geçerli yöntemidir. İslamoğlu mealinde ayetler, kelimeler, kavramlar Kur’an’ın bütünlüğü içerisinde anlaşılmaya çalışılmış ve çoğu zaman bunda muvaffak olunmuştur. Adeta kelime ve kavramların üç boyutlu bir haritası çıkarılmış, meal bu harita esas alınarak kaleme alınmıştır. Ayetin indiği zaman dilimi bu haritanın bir boyutudur. Matematik kesinlikte tespiti mümkün olamasa bile, doğruya en yakın bir kronoloji oluşturularak mealde dikkate alınmıştır. Bu sayede mesela salih amel, infak, salât, zekât gibi kavramların 23 yıllık nüzûl sürecinde kazandıkları anlam zenginleşmeleri takip edilebilmiştir.

Surelerin kimlik kartı

Mealin bir meziyeti de surelerin başında efrâdını câmi, ağyârını mâni bir giriş bölümünün yer alması… Giriş bölümü hem sureyi mümkün olduğunca tarihlendiriyor, hem de ana konularını ve nirengi noktalarını işaretliyor. Genellikle surenin Hz. Peygamber’in (sa) hayatında neye tekabül ettiğine, onun ve mü’minlerin şahsiyetlerinin inşasında nasıl bir role sahip olduğuna işaret ediyor. Böylece surenin şimdi ve buradaki okurunun da hayatına nazil olmasının kapısını açıyor. Sure ile bir ünsiyet kuran okuyucuya da artık bu kapıdan içeriye girmek kalıyor. Meal ve tefsirde sure bütünlüğü de gözetiliyor. Sure girişleri bile müstakil bir kitap gibi okunabilir.

Kitab’ı organik bir bütün olarak okumak

Meal-Tefsir, Kur’an talebeleri için, aynı zamanda bir eşbah ve nezair kitabı gibi. Kur’an’ın lafzî ve semantik arkeolojisinin yapılması, topografyasının çıkarılması sonucunda, kendisinden önceki, özellikle klasik çalışmalardan sonuna kadar istifade etmekle birlikte taklide düşülmeyip tahkik mesleği ihtiyar olunarak dirayetli genellemeler ve titiz istisnalar yapılmış.

Deryadan damla misali birkaç örnek: Tesbih, zamanla kayıtlı olarak geldiğinde namaza delalet eder. Kur’an’da insanların çoğu formu tam on yedi yerde sadece üç şekilde gelir. Kur’an’daki tüm dua ayetlerinin maksadı Allah’tan istemeyi öğretmektir. Kur’an’ın semboller dünyasında; yüz bir şeyin varlığını, akıl o şeyin ruhunu, eller o şeyin eylemini temsil eder. Nefyin haberinin bâ ile gelmesi ihtimal yokluğuna delalet eder. Metâ’ Kur’an’da geçtiği her yerde na‘îm’in mukabili olarak dünyevi hazlar için kullanılır ve üç ana niteliği vardır: Daim olmayan, sabit olmayan, kâmil olmayandır.

Müellif vahyin zengin anlamlılığı bir imkân ve üslûp olarak kullandığını görerek bu imkânı da mealin özellikle yekûnu 6.000 (altı bin) tutan notlarında yer yer göstermiştir. Çünkü Kur’an-ı Kerim’in üslûbu gereği, birçok yerde aynı zamir birden fazla yere ait olabilir ve bir kelimeyi hem öncesiyle hem sonrasıyla birlikte okumak ve ona göre anlamak caiz olabilir. Bu incelikleri görebilmek ilim yanında edebî zevk ister.

Fiil veya isim tercihi meale bir biçimde yansıtılmaya çalışılmıştır. Mesela: Ellezîne keferû küfürde ısrar edenler; kâfirûn küfrü, nankörlüğü cevherine yedirmiş kimseler olarak anlaşılmıştır.

Kitab’ı organik bir bütün olarak okumak, ayetin özellikle Hz. Peygamber’in hayatında neye ve nereye tekabül ettiği sorusunu akılda tutmayı gerekli kılmıştır. Buradan da okur, peki benim hayatımda neye karşılık gelir? sorusuna yönelmektedir. Mesela: Kur’an-ı Kerim’de en sık anlatılan kıssa Hz. Musa kıssasıdır. Hz. Musa’nın hayatının Mısır’dan çıkmadan önceki dönemine ve Firavunla mücadelesine atıfta bulunan ayetler Mekkîdir; oysa çıkış sonrası kavmiyle yaşadıklarına atıfta bulunan ayetler Medenîdir. Bir kez bu tespiti yaptınız mı, artık vahiy sizin de hayatınıza nazil olmaya başlar. Veya inzal vahyin muhatabına; tenzil kaynağına (Allah’a veya meleklere) izafe edildiğinde kullanılır. Şeytan aynı varlığın insanla ilişkisi öne çıktığı durumlarda; iblis ise Allah’la ilişkisi öne çıktığında kullanılır. İnsan için bir şeytandır, ayartır; Allah içinse ‘Allah’tan ümitsiz bir vak’a’… Bu tespitleri yapmak i’nin noktasını koymaktır.

Peygamberlerin şanına yakışır yorumlar yapılması

Halk için değil; fakat ehlinin sahihini sakîminden ayırt ederek okuyup istifade etmesi için yazılmış rivâyet tefsirlerinin etkisiyle olsa gerek, dünya dillerindeki meallerin büyük bir bölümü, muharref Tevrat’taki boyutlarda olmasa dahi, peygamberlerin şanına yakışmayan yorumlara meyledebilmişlerdir. İslamoğlu mealinin bir özelliği, Kur’an-ı Kerim’i Yahudi kültürü altında oluşmuş bu yorumlardan bağımsız olarak okumayı denemesidir (Mesela: Yusuf, 12/23; Sâd, 38/31-32, Mü’min, 40/55; Şuarâ, 26/20).

Saffât, 37/88-89: 88 Ardından yıldızlara bir göz attı 89 ve Ben rahatsızım! dedi. [Muhtemelen tevriyeli bir ifade (Hz. Yusuf'a ait benzer bir ifade için krş: 12:23). Etrafındakiler onun yıldızlara bakarak hastalanacağını okuduğunu sandılar. Fakat o, kavmin bu yönelişinden duyduğu rahatsızlığı dile getiriyordu.]

Ben hastayım meali, bir peygamberin yalan söylediğini, bir hile olarak yalan söylenebileceğini îmâ eder. Oysa peygamberler asla yalan söylemezler. Zor durumda kaldıklarında iki anlama gelen sözler kullanırlar. Nitekim Hz. Muhammed (sa) hicret esnasında nereden geldiklerini soranlara sudan cevabını vermişti. Muhatap onun yukarı sudan mı, aşağı vahadan mı geldiğini düşünedursun; o yoluna devam etti. Onun kastı ise bütün canlıların yaratılışının özü ve esası olan su idi. İbrahim (as)’ın da eşi Sare’yi zalim bir kralın şerrinden korumak için onun kardeşi olduğunu söylediği rivayet edilmiştir. Eşim deseydi Sare’yi elinden alacaklardı.

Klasik mealler bu ayetin mealinde bu inceliği genellikle yansıtmamışlardır. Ayrıca, bizzat Resulullah tarafından yasaklanmış bulunan Allah’ın peygamberlerini birbiriyle yarıştırma tuzağına düşülmemiş; farklılıkları üstünlük olmaktan ziyade çeşitlilik olarak okumayı yeğleyen bir yol izlenmiştir. Meselâ: Bakara, 2/253′ün meali şöyle verilmiştir:

Söz konusu elçilerden her birine diğerinden farklı meziyetler bahşettik. [Lafzen: Onlardan bazılarını bazılarına üstün kıldık. Buradaki tafdil değil tefadul'dur. Esas itibarıyla çeşitlilik ve farklılığa delalet eder (Bkz: 17:55; krş. 4:34). Merhum Elmalılı şöyle der: Dikkat olunursa tefadul-i enbiya esasta müttehid olmak üzere bir tenevvu ifade eder ki bu tenevvu bizzat murad-ı İlahi'dir. Âyette geçen bazısını bazısı üzerine (ba‘dahum ‘ala ba‘d) formu, niteliğe ilişkin bir ayrımı değil niceliğe ilişkin bir ayrımı ifade eder (Krş: 2:136; 285). Yani: bazı hususlarda bazısını bazı hususlarda ise bazısını üstün kıldık, demektir.]

Peygamberlerin ismet sıfatı meale titizlikle yansımış. Bunda, edatlar ve bağlaçlar gibi, metnin küçük kahramanlarının haklarının yenmeyerek meale aksettirilmeye çalışılması da etkili olmuştur. Mesela: Fakat Biz eğer kalbini iman üzere perçinlememiş olsaydık, belki o zaman birazcık olsun onlara eğilim göstermen mümkün olabilirdi. (İsra, 17:74).

Sonuç

Hayat Kitabı Kur’an: Meal-Tefsir lafız-mana-maksat sacayağına istinat etmiş ifşâ edici ve inşâ edici bir meal… Kur’an’ın Allah ve Peygamber tasavvurunu nasıl inşâ ettiğini gösteren ve izleyicisine de öğreten bir meal. Vahyin inşâ edici özelliğini ifşâ eden, gün yüzüne çıkaran, tecdit eden bir meal…

Bu mealin usûlü ve medeniyet tasavvuru var. Mezhebi var. Dilde, nahivde ve kıraatte… Mezhebi olmak, nesebi olmaktır. Tasavvura ve usûle sahip olmak, anlamı taşırken yol kazalarını en aza indiren tertibatlardır. Usullü olmak fotoğrafın bütününü görmeye niyet ederek tutarlı olmaktır.

Üreten bir meal, tüketen değil…

İlim ocağında ve irfan kucağında yetişmiş bir âlimin ömrünü vakfettiği, fiili telif süresi dolu dolu 11 yıla baliğ olan bir eseri birkaç sayfada tanıtmak cesaret ister. Daha geniş tahliller erbabı tarafından yapılacaktır. Bu yazı bir tanıtım yazısı değil işaret fişeği… Meal mi diyordunuz? İşte!

Fatih Okumuş
Kur’an’i Hayat Dergisi, 1. Sayı

ve-ask-evliligin-ellerinden-tuttu

Evliliğe elinizde boş bir kase ile başlarsınız. Elinizdeki boş kase, evlilik niyetinin en başında bulduğumuz aşk ve güven, sevgi ve saygıdır. Bu kase elde olduktan sonra, kaseye dolduracağınız çorbanın tuzunu, suyunu, acısını, kıvamını, baharatını birlikte belirlersiniz.

her-kadin-ortunmek-ister1

Örtünme isteği yaratılışın sesidir. Hem de içten gelen, dışa vuran en güçlü bir ses.
Mini etekli bir bayanın farkında olmadan hep eteğini çekiştirip uzatmak istemesi, göbeği açık kızların badisiyle göbeğini kapatmaya çalışması, henüz tamamen sönmemiş olan fıtratın sesinden başka neyle izah edilebilir?
Dine karşı olduğunu, tesettürü benimsemediğini söyleyen hanımlar bile zaman zaman içlerinde var olan gizli örtünme duygusunu susturamadıklarını bilerek ve bilmeyerek bu taleplerini dile getirmekteler.
Günümüzde, kadının içindeki bu masum duygu menfi cereyanlarla yok edilmek isteniyor. Bu güçlü sesin kısılması için alınmadık önlem bırakılmıyor.
Bazıları laikliği kullanıyor, bazıları Atatürkçülüğü…
Sonuçta eller başlardaki örtüden aşağı inmiyor.
Ne garip bir tecellidir ki bütün engellemelere rağmen örtünenlerin sayısı sürekli artıyor.
Şimdi gelin hep birlikte kadın var oldukça susturulamayacak olan fıtratın bu sesine kulak verelim…

Hz. Muhammed’in Hayatı, çağdaş bir “siret”tir. Çağdaş müslüman yazarın taşıması gereken sorumluluk bilinciyle kaleme alınan bu değerli eser, köklü bir araştırmanın ürünü olması yanısıra, yazarın bir “edib” oluşuyla kazandığı ayırıcı bir niteliğe sahiptir. Esere hakim olan üslup bir taraftan okunur ve anlaşılır olmayı kollarken, diğer taraftan konusunun gerektirdiği yoğunluğu rahatça sürdürebilmektedir. Kitabın anlatım biçimiyle kazandığı bu edebi değer, Arapça ilk kaynakları esas almasıyla kazandığı ilmi değerle birleşince kendisini emsallerinden ayıran temel nitelik, iddialı bir tarzda ortaya çıkmaktadır. İngiliz asıllı müslüman yazar Martin Lings (Ebubekir Siraceddin) üç yılını verdiği bu değerli araştırmasıyla, “siyer” bilimiyle uğraşan ciddi çevrelerin haklı takdirlerine mazhar olmuş ve eseri “Siret Ödülü”‘ne layık görülmüştür.

Kitabı Kutlu Doğum Haftası münasebetiyle yayınlayan İnsan Yayınları’nın yetkilileri, eserin özellikle kitap okumaya fırsat bulamayanlara hitap edeceğini ifade ediyor. Daha önce birçok dile çevirilen kitap, uluslararası bir ödüle de sahip. Peygamber Efendimiz’in hayatını anlatan ilk kaynaklara dayalı olarak hazırlanmış, önemli bir çağdaş, siyer çalışması olan kitap, ülkemizde de oldukça fazla okunan eserler arasında yer alıyor. Martin Lings, genç yaşta tanıştığı İslam dinini benimsedikten sonra Ebubekir Siraceddin adını aldı. Bundan sonra İslam dinine yönelik birçok kitap yazan Lings, İslam dünyasında da dikkatleri üzerine çekti. Lings, Peygamber Efendimiz’in hayatını anlatan son eserini derin araştırmalar sonucunda ortaya koymuştur.

İnsanı her anında ve istikbalde büyük imtihanlar ve görevler beklemektedir. Bunlara hazırlanmak ve onları layıkı ile karşılayabilmek, ancak Allah’ın emirlerine uymak ve sünnetlere ittiba etmekle mümkün olabilecektir. Bu sebeplerle her an uyanık, şuurlu olmak ve istikamet üzere bulunmak icab eder.

Bir Müslüman genç olarak, namaza bakışınızı ve namazla ilişkinizi hiç sorguladınız mı?
Namazlarınızı dosdoğru, devamlı ve huşu içinde yani bilinçli olarak kılabiliyormusunuz?
Yoksa, namazlarınızı savsaklayıp ihmal ediyor yada adet yerini bulsun diye, sadece üzerinize bir borç olduğu için mi kılıyorsunuz?
Niçin namaz kıldığımızın, namazda neler söylediğinizin, Allah’a hangi konularda söz verdiğinizin farkında mısınız?
İşte bu kitap; siz sevgili gençlerin şahsına tüm günümüz Müslümanlarının maalesef içi boşalmış namazlarının içini doldurmaya, onların kıldıkları namazlardan haberdar olmalarını sağlayama ve dosdoğru, gereği gibi namaz kılmalarına katkıda bulunmaya yönelik bilgi ve yorumlar içermekte; Kur’an’ın tanımladığı, Allah Rasulü ve ashabının kıldığı namazları yakalamak için haydi namaza! demektedir.

İnsan “Allah” der de, titremez mi?
Elbet bu satırların yazarı da titriyor. Korkudan değil, O’nun hakkında konuşmaya ve yazmaya cüret etmekten.
Hiçbir tasavvur, Allah’ı olduğu gibi anlayamaz. Hiçbir akıl, Allah’ı mutlak ve mükemmeliğiyle kavrayamaz. Hiçbir beşeri dil, sahibine Allah’ı gereği gibi anlatma imkanı sunmaz. O’nun azameti karşısında akıllar dumura uğrar, diller lâl olur, mantık iflas eder, nutk tutulur, sözün soluğu kesilir, kelimelerin nabzı durur.
Peki, bu gerçeği bilmesine rağmen, Allah hakkında bir kitap kaleme almaya yazarı ikna eden gerekçeler ne?
Üç şey:
1. Allah’a inananların Allah tasavvurlarının, vahyin inşa ettiği Allah tasavvurundan giderek uzaklaşması;
2. Doğru bir Allah tasavvuruna sahip olmadan, sahih bir kulluk, iman ve teslimiyetin gerçekleşmeyeceği;
3. Allah doğru bilinmeden, tanınmadan, anlaşılmadan, hayatın anlam ve amacının asla anlaşılamayacağı.
İşte bu yüzden “Allah” demek, “anlam” demektir. Modern hayat Allah’tan uzaklaştıkça anlamdan da uzaklaşmaktadır. Anlamsız bir hayat yük, anlamsız bir insan hiç, anlamsız bir dünya canlı cenazelerin meskun olduğu mezardır.

İnsan ve yaradılmış olan her şey, her zerresinde akıl almaz bir işlevselliğin ve estetiğin izini taşır. Var edilen her şey evrenin şiirine bir dize yazar. O şiir ki, gözün gördüğünden ötededir; aklın anladığından aladır. Ancak o şiir, gözün görmesiyle yeniden yazılır, yeniden yankılanır, aklın anlamasıyla yeni ahenklere bürünür, yeni renklere ayrılır.
Şimdi her birimiz her an yeniden yazılan bu şiiri anlamaya çalışarak, o şiirin içindeki yerimizi bulmaya çabalıyoruz. Senai Demirci, Elde Var İnsan’la, bizleri gözümüzün gördüklerinden ötesine tanık olmaya çağırıyor. Can kasesinin içinde saklı sırlara dokunarak, bizlere varlığımızı bir kar tanesi yumuşaklığında yeniden hatırlatmaya niyetleniyor.
“Elde Var İnsan”, var edilendeki eşsiz ahengi ve doyumsuz renkleri hissettiren bir kitap…
Elinizde hep bir insan sıcağı olsun diye…

Akanda teyzesine öpücük kutusundan bahsettiğinde kulaklarına inanamamıştı.
Akanda’nın o akşam çocuksu küsmesi, teyzesinin hep yarınlara bıraktığı kitap yazma işlemini hızlandırdı. Mehtap Kayaoğlu, psikolog & psikoterapist. Kitabı elinize aldığınızda usta bir romancının romanını okuduğunuzu düşüneceksiniz. Sade bir dille yazılmış olan psikoterapi öykülerini okurken iletişimdeki hatalarınız gözlerinizin önünden geçecek.
Kendi yolunuzda yürümeyi hiç düşündünüz mü? Yani kendi yaşam planınızı kendi ihtiyaçlarınız doğrultusunda yapabildiniz mi? Kendi yolunuzda yürümek, Yetişkin yaşlarda gelinmesi gereken kimlik gelişim süreçlerinin son noktasıdır bir anlamda.
İyisiyle kötüsüyle, doğrusu ve yanlışı ile nice plan. Kendi yolunda yürümek isteyen gençlere doğru eli uzatmak için önce biz öğrenelim yanlışlarımızı.
Çocuklarınızla hangi durumda nasıl konuştuğunuz önemini hiç düşündünüz mü? Onlar yarınlar ise şimdiden onlar için bir şeyler yapmanın zamanı geldi!

“Üç yaşındayım. Namazdan önceki yıllarımı yaşanmış saymıyorum.” “Eski hayatımdan bugüne pişmanlıklar, günahlar ve acılar kaldı.” “Hidayet yolunda ilerlemek, Rabbimin bana bağışladığı en büyük lütuf…” “Namaz, muhteşem bir ibadet, En Büyük Sevgili’yle buluşma.” Ünlü manken ve sinema oyuncusu Yaşar Alptekin nasıl bir dönüşüm yaşadı? Merhum Sakıp Sabancı’nın cenazesinde nasıl özeleştiri yaptı? Hiç kimse yönlendirmediği halde niçin namaz kılmaya karar verdi? İmanın, namazın ve Allah’a kul olmanın güzelliği, geçmişindeki her türlü çekicilikten nasıl daha cazip ve tatlı geldi? Birçok gencin hayalini kurduğu şöhret, para ve eğlencenin zirvesindeyken neden hepsini terk etti?