05.03.08

İsmet Özel - Amentü

Yazı kategorisi: İsmet Özel 9:36 am yazan: Minik Kelebek

İnsan
eşref-i mahlûkattır, derdi babam
bu sözün sözler içinde bir yeri vardı
ama bir eylül günü bilek damarlarımı kestiğim zaman
bu söz asıl anlamını kavradı
geçti çıvgınların, çıbanların, reklâmların arasından
geçti tarih denilen tamahkâr tüccarı
kararmış rakamların yarıklarından sızarak
bu söz yüreğime kadar alçaldı
damar kesildi, kandır akacak
ama kan kesilince damardan sıcak
sımsıcak kelimeler boşandı
aşk için kanıma ve göğsüme
ölüm için yüreğime sürdüğüm ecza uçtu birden
aşk ve ölüm bana yeniden
su ve ateş ve toprak
yeniden yorumlandı.

Dilce susup
bedence konuşulan bir çağda
biliyorum kolay anlaşılmayacak
kanatları kara fücur çiçekleri açmış olan dünyanın
yanık yağda boğulan yapıların arasında
delirmek hakkını elde bulundurmak
rahma çağdaş terimlerle yanaşmak için
bana deha değil
belgeler gerekli
kanıtlar, ifadeler, resmî mühür ve imza
gençken
peşpeşe kaç gece yıllarca
acıyan, yumuşak yerlerime yaslanıp uçardım
bilmezdim neden bazı saatler
alaturka vakitlere ayarlı
neden karpuz sergilerinde lüküs yanar
yazgı desem
kötü bir şey dokunmuş olurdu sanki dudaklarıma
Tokat
aklıma bile gelmezdi
babam onbeşli olmasa.

Meyan kökü kazarmış babam kırlarda
ben o yaşta koltuğumda kitaplar
işaret parmağımda zincir, cebimde sedef çakı
cebimde kırlangıçlar, çılgınlık sayfaları
kafamda yasak düşünceler, Gide meselâ.

Kar yağarken kirlenen bir şeydi benim yüzüm
her sevinç nöbetinde kusmak sunuldu bana
gecenin anlamı tıkansın diye ıslık çalar
resimli bir kitaptan çalardım hayatımı
oysa her gün
merkep kiralayıp ta kazılan kökleri
Forbes firmasına satan
babamdı.

Budur
İşte bir daha korkmamak için korkmaz görünen korku
işte şehirleri bayındır gösteren yalan
işte mevsimlerin değiştiği yerde buharlaşan
kelepçeler, sürgünler, gençlik acılarıyla
güçbelâ kurduğum cümle işte bu;
ten kaygusu yüklü ağır bir haç taşımaktan
tenimin olanca ağırlığı yok oldu.

Solgun evler, ölü bir dağ, iyice solmuş dudak
bile bir bir çınlayan
ihtilâl haberidir
ve gecenin gümüş ipliklerden işlenmiş oluşu
nisan ayları gelince vücudu hafifletir
şahlanan grevler içinde kahkahalarım küstah
bakışlarım beyaz bulutlara karşı obur
marşlara ayarlanmak hevesindeki sesim
gider şehre ve şaraba yaltaklanarak
biraz ağlayabilmek için
fotoğraflar çektirir
babam
seferberlikte mekkâredir.

İnsanın
gölgesiyle tanımladığı bir çağda
marşlara düşer belki birkaç şey açıklamak
belki ruhların gölgesi
düşer de marşlara
mümkün olur babamı
varlık sancısıyla çağırmak:

Ezan sesi duyulmuyor
Haç dikilmiş minbere
Kâfir Yunan bayrak asmış
Camilere, her yere

Öyle ise gel kardeşim
Hep verelim elele
Patlatalım bombaları
Çanlar sussun her yerde

Çanlar sustu ve fakat
binlerce yılın yabancısı bir ses
değdi minarelere:
Tanrı uludur Tanrı uludur
polistir babam
Cumhuriyetin bir kuludur

bense
anlamış değilim böyle maceralardan
ne Godiva geçer yoldan, ne bir kimse kör olur
yalnız
coşkunluğu karşısında içlendiğim şadırvan
nüfus cüzdanımda tuhaf
ekmek damgası durur
benim işim bulutlar arşınlamak gün boyu
etin ıslak tadına doğru
yavaş yavaş uyanmak
çocuk kemiklerinden yelkenler yapıp
hırsız cenazelerine bine bine
temiz döşeklerin ürpertisinden çeşme
kokak dualarından cibinlikler kurarak
dokunduğum banknotlardan tiksinmeyi itiraz
nakışsız yaşamakları
silâhlanmak sanarak
çıkardım
boğaza tıkanan lokmanın hartasını
çıkınımda güneşler halka dağıtmak için
halkı suvarmak için saçlarımda bin ırmak
ıhtırdım caddeleri
meğer ki mezarlarmış
hazırmış zaten duvar sıkılmış bir yumruğa
fly Pan-Am
drink Coca-Cola.

Tutun ve yüzleştirin hayatları
biri kör batakların çırpınışında kutsal
biri serkeş ama oldukça da haklı.
Ölümler
ölümlere ulanmakta ustadır
hayatsa bir başka hayata karşı.
Orada
aşk ve çocuk
birbirine katışmaz
nasıl katışmıyorsa başaklara ağustos sıcağı
kendi tehlikesi peşinden gider insan
putların dahi damarından aktığı güne kadar
sürdürür yorucu kovalamayı.

Hanidir görklü dünya dünyalar içre doğan?
Nerde, hangi yöremizde zihnin
tunç surlardan berkitilmiş ülkesi
ağzı bayat suyla çalkalanmış çocuğa rahîm olan
parti broşürleri yoksa kafiyeler mi?
Hangi cisimdir açıkça bilmek isterim
takvim yapraklarının arasını dolduran
nedir o katı şey
ki gücü
gönlün dağdağasını durultacak?

Hayat
dört şeyle kaimdir, derdi babam
su ve ateş ve toprak.
Ve rüzgâr.
Ona kendimi sonradan ben ekledim
pişirilmiş çamurun zifirî kokusunu
ham yüreğin pütürlerini geçtim
gövdemi âlemlere zerkederek
varoldum kayrasıyla Varedenin
eşref-i mahlûkat
nedir bildim.

İsmet Özel
(1974)

İsmet Özel - Yıldızların uzaklığına övgü

Yazı kategorisi: İsmet Özel 9:35 am yazan: Minik Kelebek

Kargaşa. Anılacak günlerim olmadı mı benim? Ayaklarımın korkusuzca çiçeklendiği, silâhıma yapışıp sabahın serinliğini beklediğim, kuzey gemileriyle sağır olduğum günler, sepet örmeyi unuttuğum günler olmadı mı? Ey geceyi ve kahverengi bir düzeni taşıyan ellerim! Yüzümün uğultusuyla şaşırtın beni. O karanlık ormanı yangına vurun. Çünkü ben de kaçarken ardımda kalanları yakıyorum. Ama iyi biliyorum yıldızları, ama yıldızların tanrıların da üstünde parladıklarını, anılacak günlerimin gitgide yok olduğunu biliyorum.

Kargaşa. Ve kolayca yıkılan inançlarım benim, benim en sağlam, en dağınık ellerim. Sabahı nasıl tetikte bekliyorum. Şafakla damar damara nasıl seviştiğini görmek için bilgeliğin. Ve onarıyorum nasıl hızla kendi gücümü. Nasıl bir soylu boşluğa çılgınca kanayorum. Ey yangınlar artığı! Her yangından arta kalan bir şey, her yangından arta kalan gerçek şey çoğalt beni.

İsmet Özel

John Maynard Keynes’ten nefretimin yirmi sebebi - 10

Yazı kategorisi: İsmet Özel 9:25 am yazan: Minik Kelebek

X.

Öldürülmeden önce çoğunu öldürmüştüm
Sonra hepsini geberteceğim canıma kıyıldıktan
Hepsini birer birer
Belimden yatağanımı çekip kelle uçuracağım
Göğse sertçe saplayacağım ucuna takıp süngümü
Hançerle sustalıyla kasaturayla saldıracağım
Yöntem sıkıntısı çekmediğim apaçık
Onları üçer beşer asacak urganlar hazırladım yağlı
Gaz odalarımı sıvayıp badanaladım
–Birkaçını canlı bırakabilir gaz kaçağı–
Neredeyse bir servet sarfedip
–Öldükten sonra paralar neme gerek–
Elektrikli sandalye ısmarladım onlar için
Kaç başlı olurlarsa olsunlar nereye kaçarlarsa kaçsınlar
Kuyruğu uzun veya küt kuyruklu olanları
Fırt diye havalanan veya cıv diye hızlı kaçan
Uçan veya kaçan kuyruklu veya kuyruksuz
Saç uzatmış veya kıllarını kazıtmış
Belikli veya bileklikli
Deliğe kaçacak kadar sürüngen
Bir çırpıda en yukarı tırmanacak kadar çevik
Ne olurlarsa olsunlar
Hangi şekle bürünürlerse bürünsünler
Atmak yok
Uzaktan sahra topu
Veya havan topu sütre gerisinden
Ellerimle yakalayacağım hepsini
Kafaları kayalara çarptırılıp ezilecek
Hepsinin birer birer
Yukarıdan bombalamak yok şehirlerini
Ormanlarını yakmak kalelerini yıkmak
Onlarla cenk edeceğim demiyorum
Beni uzaktan görünce teslim
Bayrağı sallamadılarsa tabanlarını yağlayacaklar
Madem kaçtı bırak gitsin demeyeceğim
Onlara arz üzerinde güven içinde yaşayacak
Yerleri kalmadığını göstereceğim
Koşarak koşturarak al binitimi
Öldükten sonra aksırmak gibi.

İsmet Özel

John Maynard Keynes’ten nefretimin yirmi sebebi - 9

Yazı kategorisi: İsmet Özel 9:23 am yazan: Minik Kelebek

IX.

Ben bizin beniyim im bizdik
İz daha baştan biz olmuştur stoacıyken bile
Biz kalmıştır bizim için
Aklından zoru vardır diye konuşan
Uçağı kaçırtanlardı arkamızdan
Canıma değsin biz o sırada böğürtlen topluyorduk
Simsiyah böğürtlenler koskocaman
O böğürtlenlerdi en saygın çevrelerde
Anlam sarhoşu namıyla anılan
O böğürtlenlerdi o böğürtlenleri
Tezgâh altında bulundurmayanları
Sinirli davrandıran
Gizli toplantılarda o böğürtlenlerdi hık tutturan
Bayıltan yüz kızartan
Gizlice kulaktan kulağa o böğürtlenlerdi fısıldanan
Elimize diken batacaksa batsındı
Dalasındı baldırımızı ısırgan
Değerdi o siyah böğürtlene kocaman.

Gönlümüzdü nasıl olsa altın balıkların yüzdükleri göller
Ne olsa bunca turna başımızın üstünden uçtu
Pourtant, ömrümüz heder olmasın diye uğraşırken akıldan
Heder olmayıp da ne olur ömür sorusu kaçtı
Söz edilmedi soycak haçın üstüne aç doğuşumuzdan
Unuttuk çiviyi avucumuza hangi sarıklılar çaktı.
Biz o takımdanız ki bir yaştan sonra
Dudak büktürmüştür roman okumaklığımız
Pusulamız Debussy tarzında fırlamalık
Fakülteye yakın bir kahvehanede
Sırf rengine tav olup ısmarladığımız
Tarçın
Bale dendi mi Isadora Duncan
O ki ensiz uzun ipek şallarla dansederdi
O ki onun katli bir otomobil reklamıdır desek yeri
Bendeniz cennet kuşu daha büyük savaş çıkmadan
Dünya sistemi tarafından
Katledildim fularla değil kuramsal bir suç aletiyle
Çok güzeldi yerde yatan terk edilmiş
Kuramların insafına terk edilmiş cesedim
Cesetliğin beden kipi
Harikulâde bir cavlak bükülüşünde
Şehrin meydanına uzanmıştı.
Rüzgârlıydı hava
Çizgili ipek bir şal
Bir tomar gazete yaprağı
Uçmasın diye cesedimin
Üzerine bırakılan küp
Şeklindeki kaldırım taşı
Setri avret sağlamıyordu bana
Çıplaktı
Boynum
Karnım
Her yerim.

Haçın üstüne doğan ben
Yerimde yatıyordum yakışıksız
Parka değil sinemaya
Gidelim diye tutturan kız
Çoktan evlenmiş ve iş bulmuştu dört aydır
Bir ihtisas bankasında çalışıyordu.

Akan kanın cümle âlem tarafından
Görülmesi yetmedi
Hava kararıncaya kadar o ayazda
Hareketsiz yatışımdan bir türlü tatmin olmadı hünsa
Cesedimin mahmûl-ü müstakbeli cankurtaran gelince
Belki de alay olsun diye ağzıma ayna
Tutulmasını emretti
Bir de ne görsünler cam buğulanıvermez mi
Çarnaçar nabzım dinlenildi
Katledildiğim doğruydu fakat
Dünya dedikleri parmaklıkla çevrili alana
Kaptırmamıştım son nefesimi vermemiştim
Paçaları tutuştu şalvarı şaltak Osmanlıların
Suçüstü felç oldu Cumhuriyetçiler
Geri kalan hödüklerin kaffesi
Anonsları dinlediler
Etiket okudular
Sure sandıklarından
Samimiyeti tasdik etti üyelik aidatı
İndirim ve abonman
Cehennemden zebanilik rütbesi uman ruh
Toy avına geç kalmanın korkusundan
Koku yalıtımlı zırh içinde büzülü kaldı.

İsmet Özel

John Maynard Keynes’ten nefretimin yirmi sebebi - 8

Yazı kategorisi: İsmet Özel 9:22 am yazan: Minik Kelebek

VIII.

Annelik edatını kilim altına süpürenler
Şiirin de bir borsası olsun istediler
Az buz şey mi sterlin
Taama üç öğünlük bir şekil verilen hayatta
Ham madde fiyatlarını es geçebilir misin.

Annelik edatını kilim altına süpürenler
Sonbaharla süsledi şiiri geceyle püsledi buluttan ârî
İran düştü çıngırak takındı Afrika çaylandı Çin
Bir emirname olarak ulaştı bize kurtuluş reçetesi
Sakallı kızın sütünü için.

Annelik edatını kilim altına süpürenler
Karaborsa ticaretin harçlığını verdiler bize
Biz ise aldırmadık hacmine enayiliğin
Denedik ama baktık ki şiirdir kilimi parçalayan
Yardımına sığındık üniforma delisi bir silindirin.

Annelik edatını kilim altına süpürenler
Ümmül Kur’an sözüne bir izah getiremediler
Gizli kaldı neden vakitsiz öldüğü her ebeveynin
Kimlerin ebeveyni bilhassa nasıldır bu gizli kaldı
Gizli Kongo gizli Tibet Letonya ve Arjantin.

Annelik edatını kilim altına süpürenler
Aşkları kalbin inceltisiyle tersim ettiler
Bolca yararlanıldı dünyaya saldırısından şairlerin
Oysa bütün marifet kaçak güreşmedeydi
Oy verdik muhtarıydı imparatoru riya ve zehrin.

Annelik edatını kilim altına süpürenler
Açmış ağzını derk-i esfel onları bekler.

İsmet Özel

John Maynard Keynes’ten nefretimin yirmi sebebi - 7

Yazı kategorisi: İsmet Özel 9:21 am yazan: Minik Kelebek

VII.

Elmayı heyet karşısında
Isırmadıysan sana şair demezler
Denemeye gelmez güvenmezsen dişine
Elmaya hart diye geçer sanma takma dişler.
Bu ısırma işinde gözün varsa bir kere
Elmaya bak yokla onu
Bulabildin mi elmada hart sesi verecek donu
Boş bir şişenin kazaen mi çarpıverir dibi tunç kaşığa
Bak da öğren nesnelerin ne işler açtığını nesnelerin başına
Nesnelerden nesnelere bulaşan şey sana uğramış mı bir bak
Geç efendim sen misin tadın tat olduğunu tattıkça anlayacak
Sen misin o er kişi dokudukça dokuluk getirecek dokuya
Unutma taşıdıysa taşıdı beniâdemi bugüne sıdk ü salah
Deme Itrî istatistikten ne anlarmış
Deme jeofizik bilmiyordu Bach
Onların musikisi ovaları ova yaptı bunca yıl
Bunca yıl bunca yıl bunca yıl modern zamanlarda
Yaylaları o sesler yakıştırdı yaylalığa
Körfez ırmak çağlayan rüya serap

İnsanlık böyle şeylerle
Geçişmek suretiyle modern zamanlarda
Kazandı kesb eyledi endamını
Geçiş geç iş geç vakitte vaki olan alış veriş
Matluptur insan ömrü insan endamı zimmet
Ne ki lokum diyorlar uygun adım attırıyor insanlığa
Buluyor insanlık celadet sırasında peksimet.
Haydutlar ve tacirler al sana al şafak vakti sermayenin
Hisse dar gelmiş bungun öğle sıcağı kapitalizmin gelmiştir
Yönetim kuruludur hem kuzey hem güney kutbu
İvecen banka soyguncuları sermaye ekvatorlaşır
Bil cümle eşkiyâ ve erkân-ı hükümet
Anlarsın ya
Geçişme bir mesaidir ve o çalışmaya
Şahit olduk duhul edebildiğine ulemanın
Üdebanın küsuratın küffarın trall lall lla
Belirgin boyutları geçiştir-din değil mi birbirine
Kümkütük değilsindir artık salınabilirsin
Vico’yla kaygılanıp Arabî’yle utanıp Spinoza’yla silkinerek
Kırk abdalın arasında ben de varım dersin
Silkin ki eteğinden dökülenlerin açtığı yol
Kucağını salıncak sandığın şartlara seni rapteylemesin
İçine kurt düşürsün ayağında yemeni.
Doğursun ruhunda burkuntu kümesteki gelincik
Böylelikle fark edeceksin yiyecekle yemi
Künk müdür karşısında durduğun şey
Künk mü heyet mi.

İsmet Özel

John Maynard Keynes’ten nefretimin yirmi sebebi - 6

Yazı kategorisi: İsmet Özel 9:19 am yazan: Minik Kelebek

VI.

Kâfirdi o ki kısa bir müddet
Aklından mühim şeyler geçiriyormuş gibi susup
Bekledi bekletti işkilleri varmış gibi dingildedi
En kavi en müşekkel en mukni
İfadeye kavuştuğu görüntüsü veren
Küpe daldırıp çıkardı narin cismini
Ve sonra bana dönüp
Hayata atıldığın zaman anlarsın dedi.
Güleyim bari bak neler de bilirmiş
Neymiş hayat atılacakmışım neye
Söyleyebilseydi söylerdi
Hayat mıntıkasının sınırı nereden geçer
Edebilseydi tasrih kuşku yok edecekti
Ama kâfirde nâtıka ne gezer
Sarahatten kâfire ne.

Beni atacaklar mıymış ben mi atlayacak mışım
Ne olmuş ne oluyor ne olacak
Kaynasın keder çorbamız hele bir taşım
İşte ancak o zaman ecnebilerle oturup
Keder denilip de neden kader
Denilmeyişte anlaşalım
Vidayı sök çiviyi çak
Razı ol atılmaya
Hareket tarihi müphem
Bu kafadan atma şeye deniyorsa hayat
Nedir o kafanın cinsi rica etsem
Ricam yerine getirilse pireler berber iken
Adı hayat olarak tescil edilen ve atla
Kafiye yaptığının itirazına mahal bırakılmayan
Kafiyeden başka ne yapar çatlıyorum meraktan
İlle hayata atılmam mı gerekiyor
İlçe el vermez mi.

Kâfir odur ki aslan ağzında görür ekmek
Behey ahmak otobur mudur aslan ki tutsun
Ağzında o kimbilir hangi fırından çıkma şeyi
Bilsin aslanlığını bilecekse o hayvan
Kükresin de görelim ekmeği ağzından sarkıtan
Azan tek duramaz azan azdığıyla kalmaz
Az bulan azdırır dar yolu seçer
Azma bahanesidir azlık
Raydan çıktın mıydı sonun neymiş seyreyle
Aslansındır kuyruğunu tramvay çiğnemiştir
Hissedersin her alanda sıkışıklık
Son vereydin daralmaya görecektin
Boldur Allah’ın nimeti bre zındık
Sarp yamaçlarda alıç
Dağ başlarında ahlat
Bostanda karpuz çölde bal vahada hurma
O senin ekmeğe diş geçirmiş aslan teranesini
Gel de benim külâhıma anlat
Oltaya geldin demektir öyle ufak tefek
Görüp de Karamürsel sepeti sandıysan beni
Asr-ı Saadet’ten bugüne
Her fırsatta elimi aslan ağzından ekmek
Satın alayım diye cebime atmışlığım
Şakasıydı bu işin
Niçin kılımı kıpırdatacakmışım aklıma
Kâfirden tarif sokmak için.

Bir müddet suskun durdu geçerken mezarlığın içinden
Ne zavallı şey! Fatiha bilmiyor ki okusun
Dilinden dökülenler asla Kurânî değil
Özlemedi çatısı altına girmeyi bir gün olsun
Sofrasında helâl lokma yenilmekte olan bir evin
Ne zavallı şey! Ne Grek ne İbrani ne Latin
Değildir aslanımız külkedisi
Külhanede yatmıyor
Yok ona parkta rastlayanımız
Kanepeler kabasına batıyor.

Bir gündü günlerden bir gün ah o gün
Özledi kendisine ücret mukabilinde
Umumhanede gösterilen muhabbeti
Onu gerçeklik teshir etti
Gerçeğin yalapşap etkinliği
Bir müddet suskun askıda dalgın yüreği
Hali engin adamcağızın dediler
Susturursa dediler riyazet susturur adamı
Bu çeşitten gerekçeyle mandepsiye basanlar
Çabucak pişman oluverdiler ama
Bastıkları o yerde bir mayın
Olduğu korkusuyla
Kalakaldılar ayaklar kaldırılmadı
Hayal edilen bir feryat
Karın doyuracağı hayal edilen çıkının infilâk
Edivereceği korkusu
Çektirmedi hiçbirine ayak
Çekemeyip ölçüsünü bilmecburiye ifşa
Ettikleri o ayaklar
Eleverdi romancıların istifadesine mazhar kalıplar
Zaten neyi çekebildi ki fukara
Yirmidokuz otuz
İşte o kadar.

İsmet Özel

John Maynard Keynes’ten nefretimin yirmi sebebi - 5

Yazı kategorisi: İsmet Özel 9:18 am yazan: Minik Kelebek

V.

Seni dünya gözüyle bir daha görmek! Bunu da nereden çıkardın?
İçimde boşuna arama bulamazsın böyle bir isteğin kırıntısını
Bilmez idiysen öğren duymadıysa iyi açılsın kulağın
Dünyadaki gözüme çarpmadın sen şimdiye dek
Baktın. Nasıl bakmayı optik okumakla öğrenmedinse
Yaşadın. Hiçbir zaman vesikaya bindirmedin yaşamayı
Kurduğun vaki değil polislerle bir ahbap çavuş ilişkisi
Dudaklarında bir gülümseme yaklaşmadın banka personeline
Kaç litre süt sağdıysan
Sattığının hepsi o kadardı
En beğendikleri pilavda kullanıldı
Senin ayıkladığın pirinç
Alış verişe çıktığın günler
Haddini bildi çarşılar
Esnafı kendine getiren senin suallerindi
Sen arşınlıyorken bambaşkaydı kaldırım
Üstünkörü geçmedi seninle geçirdiğimiz hiçbir saat
Lopsa loptu tartaklanan okşanan rafadansa rafadandı.

Dünyaya ibretle dikeceksin gözü ki ruh doğranıp eksilmesin
Biri sıkıysa çıksın da seyrettiğimi söylesin aval aval olan biteni
Meselâ sen beraberliğimiz boyunca kaval dinlediğime tanıklık edebilir misin
Ah sen yanımda yokken bak bakalım tuz yalamışa benziyor mu dilim
Yüz veririm sanılmasın keşiş yalnızlığının tafralarına
Yoktur seyislerin bilgiç edalarında hevesim
Ne yazıklanma duyuldu benden fokstrot günlerine yetişemediğime
Ne de bir an olsun vaktimi mamboya itirazla geçirdim
Spekülasyon henüz arsa üzerindendi
Akideydi inanca müteallik bir şeydi şeker
Havraydı
Sinagog denilmezdi
Etiyopya oldu çıktı Habeşistan olarak bildiğimiz yer
Hayır seni asla bunların hepsi telefat dünya gözüyle
Bir kez bile görmek istemiyorum acıdım ömrümce
Neler vermezdim seni görmek için gibisinden cümle kuranların haline
Uğruna dağları delmem ummana dalmam atmam ateşe naçiz bedenimi
Kovalamam peşini davet etse bile eteklerin
Hepsi yerin dibine geçsin daüssıla malihulya nostalgia
Sen nasıl olsa tıpkı hep olduğu gibi defalarca
Görüneceksin ahret gözüme
Ahret gözüm ağır gözüm bilerek geçirmeyen hazzı kantardan
Azabı bilerek tartmayan yeğni gözüm ahret gözüm miskalle
Zarfıma makineyle 1944 üncü dünya garnizonu İS yazılmış
(İsmet değil İsa da değil İsa’dan sonra)
Zırt pırt ikaz edilmişim ayak uydurmam konusunda
Koca tugay uygun adım atan cilveperest mangaların
Gündem tayini için inhisarına bırakıldıysa
Bileğimi fırsat buldukça tükürükleyip
Şaklatmam mı kimin ağzında düdük varsa
Uyluk kemiğimi bu sebepten kırdılar
Ben de diz çökmedim bahane bu ya

Seni dünya gözüyle bir kez daha görmek isteyen
Biri varsa buna şiir şahittir ben değilim.

İsmet Özel

John Maynard Keynes’ten nefretimin yirmi sebebi - 4

Yazı kategorisi: İsmet Özel 9:16 am yazan: Minik Kelebek

IV.

Vals gibiydi üniforma altındaki benzersiz heyula
Yavru gitmiş ıssız kalmış perilere
Üniforma mecburiyeti koymuşlar
Yine de hiçbiri alttan alta benzemiyor diğerine
Karakoncolosların hangi sebebe binaen
Soylu sayıldıkları adeta
İzahtan vareste

Emrine aldığı şifrecinin dul kaynı
Vals gibiydi görsen kana batmış hamaylı gibi
Lehistan’da ziyafet çizmeli bir piyanistin şerefine
Niye kız kör ve tutacak yerleri niçin tenekeden
Niye namus sözüyle sefaret binası kıyaslanmıyor birbirine

Diye çıkıştılar paramız çıkıştığı halde göçmeniz işte
Seçilmiş en mumyalı olanından beğendiğimiz resimli hikâye
Vals gibiydi eve geç kaldığımız halde sardırdığımız dik yokuş
Ya yoruldu Tuna nehri ton balığı tombul kuş
Yahut annem bile bu kadarı artık fazla dedi

Korkma sönmez benim annem ne dediyse sen de de
Frengistan sanatoryum rehabilitasyon bak ben bile bir çırpıda
Yüzüm kızarmadan söyleyebildim oh be
Vals gibiydi vals gibiydi vals gibi
Habe ich Schuld non spiro tibi
Topuktan mı, burundan mı?
Kuramsal bir dönemin gereği neresinden tutarsan
İsabet ettirebilirsin terliği fırlatmadan önce
Diyelim ki vuramadın katlanabilecek misin ardından ne gelirse
Dudak leb oluyorsa dudaksız leb ile bi
Vals gibiydi vals gibiydi vals gibi.

İsmet Özel

John Maynard Keynes’ten nefretimin yirmi sebebi - 3

Yazı kategorisi: İsmet Özel 9:14 am yazan: Minik Kelebek

III.

Anla artık çuf çuf sesiyle kime olsa bir
Ahlâk dersi vermeye kalkışırsan
Adama gülerler
Ama
Şangır şungur böyle değil.

Dikkat ettiysen tarih sahnesi
Her durumun bir şangırını bir şungurunu
Biz aktörlere bir biçimde mutlaka sunmuş
Yahut bir tuş
Klavyeye sonradan girdiğine hepimizin
Kitap’a el basarak yemin ettiği
Eklentiyi yapanı hiçbirimizin
Şart olsun bilmediği bir tuş
Hepimizin bir yerindeki şangır şunguru
Takır tukur tokuşturmuş
Çünkü hepimiz -erbabı böyle diyor-
Farkına varsak da varmasak da
Ya bir şangırdan veya
Bir şungurdan gelmekteymişiz
Ve hepimiz uhdemizde kaygılar
Barındırmaktaymışız gelecek için
Nereye bırakmamız uygun olacak
Diye sorarmışız şangırımızı
Şungurumuzun kime verilirse heba edilmeyeceği
Hususunda endişelenirmişiz
Netice itibariyle sen de dikkat mesafe al
Hizaya gir ikrar ve itiraf et
Serapa ahlâkın sesidir şangır şungur
Bu ses tabiat kanunlarıyla aynı evde kalmaz
Bu ses tabiat kanunlarının kapı komşusudur

Bak nasıl patır patır meyveler
Bak yıldızlar nasıl şangır şungur.

İsmet Özel

John Maynard Keynes’ten nefretimin yirmi sebebi - 2

Yazı kategorisi: İsmet Özel 9:13 am yazan: Minik Kelebek

II.

Yaklaşma! Davranma yakarım!
Eller yukarı! Atları çöz! Maskeni indir!
Devamı var diyordun; getir bakalım devamını
Arkası yarın demiştin; neydi yarından kastın?
Zırlama! Gözyaşı istemiyorum
İstemiyorum mızmızlık
İstemiyorum salya
Gözünün yaşına bakmayacağım.
Allah yarattı demeyeceğim
Kaç haftadır seni takip ediyorum
Ne yaptığını biliyorum
Babana Kızılay Pulu aldım dediğin parayla
Üzerine pudra şekerini
Bu işi çapaçul garsona bırakmayarak kendin ekip
Su muhallebisi yiyorsun bir gün arayla
Dondurmacıya
Tek başına giriyorsun
Sınıf arkadaşlarını ekip
Öğretmen masasındaki vazo için
Kopardığın sarı güller sizin bahçeden değil
Mektep paydosundan akşam ezanına kadar
Kösele çantanı saklayacak yerler bile bulmuşsun.
Ayıp ayıp.

İsmet Özel

John Maynard Keynes’ten nefretimin yirmi sebebi - 1

Yazı kategorisi: İsmet Özel 9:09 am yazan: Minik Kelebek

My feelings about Das Kapital are the same as my feeling about Koran. (…)
How could either of these books carry fire and sword round half the world?
John Maynard Keynes

By a coincidence he was born in 1883, in the very year that Karl Marx died. But the two economists, who thus touched each other in time, although each was to exert the profoundest influence on the philosophy of the capitalist system, could hardly have differed from each other more. Marx was bitter, at bay, heavy and disappointed; as we know, he was the draftsman of Capitalism Doomed. Keynes loved life and sailed through it buoyant, at ease, and consummately successful, to become architect of Capitalism Viable.
Robert L. Heilbroner

… he shows you how far a man can go who has absolutely no intelligence whatever.
Ludwig Wittgenstein

La réalité économique est une réalité psychique ou plus exactement une réalité de comportement.
Robert Marjolin

Policy can be ‘non-Keynesian’ without being ‘monetarist’; and it can be ‘Keynesian’ without being inflationist.
Robert Skidelsky

il y a des millions de sourds les dents serrées
il y a le sang qui commence a peine à couler
il y a la haine et c’est assez pour espérer.
Pierre Emmanuel

Hate is not the opposite of love; apathy is.
Rollo May

I.
Biz burada bin şu kadar yıl binlerce çocuk
Ahrette buluşmacasına bahse tutuştuk
Aşk dediğin değildiyse mastarların astarı
Bahsin içine girmesindi ispiyonculuk

Çocuktuk fide zehri açık adres saklı kın
Kıyımızdan bizi seyretmeyi göze alanın
Başını bulandırdık uçurummuşuz gibi
Yıldırdık kim zapta yeltendi kanadı eli

Sabah ışıdı ruhumuzda beliren ayıktırıcı açıyla
Öğlenin esrimesiyle ruhun kurnasında burkulan
İkindi vakti kurşun dökündüğümüz zaman
Ruha su verilmiş gibi tam
Ufacık bağrımızdan fırladı öteye
Öteye ahrete mi?
Uzağa şevk uyandıracak bir uzağa
Orada cephemizde uf dedirtecek bir uzaklıkta ahrette mi?
Vüsatini kazanır kazanmaz bir alandan
Bir oylumdan kazanır kazanmaz künhünü
Döndü gerisin geri

Dönüş o dönüştür
Çocuğuyuz yaralardan berelere dönüşün
Ötelerden çıkışın berileri yıkışın
Bağrımız pîşân sinelerimiz hıçkırıklı
Neler neler kurutup bıraktığımız beden kıvrımlarında
Sevinçten taştıkça yapmışız çocukluk heyecanıyla
Sevinmese miydik?
Taşmasa mıydık?
Kırıp döktük
Kıramazmışız kırdık
Dökemezmişiz döktük
Sevdik ekmek banmayı
Çünkü sahiden çocuktuk
Büyükler o Allah’ın belâları
Anlasalardı bir ülkedir
Hem ne de çok şeyler için
Tedarikler ülkesidir çocukluk
Bekleyebilseydi büyükler karşılarına
Bir alan rengarenk çıkınca sürülmemiş hiç boya
Ses çıkarmadan şaşmayı öğrenebilselerdi
Bakmasalardı kusura
Heyhat! Ancak orada çocuklukta
Kalmıştır son soy saydam sahi masura
Sarkaç kerpeten falçata oluk

Ey çocukluk! Ey Romasızlık!

İsmet Özel