Category Archives: İsmail Okutan

Köle Karakterli İnsanlar

Köle karakterli insanlar kimlerdir? Cahiliye döneminde veya Romalılar döneminde yaşamadığımıza göre kölelik konusunu da nereden çıkardınız diye sorabilirsiniz. Öyle ya, çağlar öncesinin kölelik ve efendilik esaslı yönetim anlayışları şekil olarak günümüzde yaşamadığına göre nereden çıktı bu köle konusu diye bana kızabilirsiniz de. İnsan köle olarak doğmadığına göre bu bahsettiğiniz başka bir şey olmalı diye düşünebilirsiniz. Hayır, bahsettiğim şey başka bir şey değil. Tam da köle olmaktan bahsediyorum. Hem de geçmişteki kölelik durumunun daha ilerisinde bir kölelik anlayışından bahsediyorum.

Tarihe baktığımızda kadim zamanların köleleri, köle olduklarını biliyorlardı ve bir gün kurtulma umutları vardı. Bir eşya gibi köle adıyla alınıp satılırlardı. Yükümlülükleri çoktu, ağır işlerde çalıştırılırlardı, hiçbir hakları yoktu. Günümüzle kıyasladığımızda en azından açlık sorunları yoktu. Aç ve açıkta kalma dertleri yoktu. Oysaki modern zamanların köleleri böyle mi? Modern kölelik de çağ atlamış, isim değiştirmiş sadece. Esasında değişen bir şey yok. Modernizm, birtakım kolaylıkları, imkânları ve yenilikleri getirmiş olsa da aslında eskinin kölelik anlayışı yeni dönemde de devam ediyor. Kılık değiştiren yeni nesil köleliğin ortaya çıkmasından başka bir şey değildir. Kadim zamanlarda Firavunun ya da bir kralın adamlarının elinde kılıçla insan öldürmesiyle, Emperyalizmin ve sömürgeciliğin kimyasal bombayla insan öldürmesi arasında bir fark var mı? Irgat olarak çalışan, deve ve at bakıcılığı yapan köleyle, modern fabrikalarda karın tokluğuna çalışıp patronlarını zengin ve mutlu eden işçilerin arasında ne fark var. Aralarında hiçbir fark yok diyemeyiz. Elbette bir fark var. En azından kadim zamanlarda kölelerin aç ve açıkta kalma tehlikesi yoktu. Oysa modern zamanların köleleri bu şansa da sahip değiller. Her an aç ve açıkta kalma tehlikesiyle karşı karşıdırlar. Aynı sömürgecilik anlayışı, aynı zalim düzen, aynı katliamlar günümüzde de devam etmiyor mu? Güleryüz ve merhametin matruşlu yüzlerde, sevgi, adalet ve doğruluğun kravatlı adamlarda bulunduğunu söyleyebilir miyiz? Kadim zamanlarda efendilerin daha namuslu, daha dürüst olduklarını, modern zamanlarda ise namussuz ve hilekâr olduklarını mı söyleyeceğiz? At arabasına binen insanlarda daha az merhamet ve insanlık, uçak ya da otomobile binen insanlarda daha çok sevgi, merhamet ve insanlık olduğunu söyleyebilir miyiz?

Kadim zamanlarda kölelerin efendileri belliydi. Peki, Modern kölelerin efendileri kim? Şimdi görünmeyen efendiler var. Modern köleler, köle olduklarının farkında olmadıkları için birileri onları uyandırıncaya kadar köle olarak yaşamaya mahkûmdurlar. Çoğu zaman da ebedi olarak köleliğe mahkûmdurlar. Efendilerini tanımadıkları için, bu şuura sahip olmadıkları için kölelikten kurtulma gayreti içinde de olamazlar. Modern kölelere efendilerini kim gösterecek. Burada suçlu kim? Köleler mi? Efendiler mi?

Modernizm, hak ile batılın arasındaki mücadeleden doğmuştur. Helvadan ilah yapıp acıkınca yiyenler ne kadar ilkel ve kaba ise, liberalizm, materyalizm, komünizm, faşizm gibi çağdaş ideolojilerin ilahlarının çocuklarını yemesi de o kadar ilkel ve bedevidir. İlkel ve medeni ayrımı yapmak sadece şekilleri değiştirebilir. Şeklin değişmiş olması özü değiştirmez. Tarihten günümüze hak batıl mücadelesinde değişen sadece şekil ve kelimelerdir. Ruh ve kavram olarak değişen bir şey yok aslında. Şimdi derebeylere karşılık Aristokratlar, para babaları var. Toprak ağalarına karşılık fabrika ağaları var. İlahlık iddiasında bulunan firavunlara karşılık devlet ideolojiler var. Topraklarda karın tokluğuyla çalışanlar köle olurken, kapitalist düzenin fabrikalarında sermaye patronlarına karın tokluğu ile çalışanlar köle olmaktan kurtuluyorlar mı?

Alışveriş merkezlerinin, bankaların, eğlence yerlerinin, şatafatlı çarşıların mabet, maddenin, zevk ve paranın mabut olarak kabul edildiği çağdaş ilahlar dönemini yaşıyoruz. Hani “Stalin’in Tavuğu” diye bir hikâye var. Tam da bu hikâyedeki duruma uygun düşen halk yığınları, bundan zevk alan yöneticiler yok mu günümüzde. Stalin’in tavuğu gibi tüyleri yolundukça, yani sömürüldükçe, ezildikçe, horlandıkça, haksızlığı yaşadıkça efendisinin bacakları arasına sığınıp ondan medet uman, düşünemeyen, kurtulmak için mücadele etmeyen, kurtarılmayı bekleyen halk yığınları yok mu günümüzde.

Belli bir davası olmayan, fikirsiz, hatta herhangi bir batıl dava sahibi olan insanlar; her zaman emir almaya alışık, güçlüye boyun eğen, itiraz etmeyi bilmeyen, sorgulamayan, düşünmeyen, koyun kişilikli, ezik ruhlu ve köle karakterli kimseler yok mu günümüzde. İşte köle karakterli insanlar bunlardır. Hani Voltair’e ait bir söz var; ‘‘Kendisini başkalarının kurtarmasını bekleyen kişiler yalnızca kölelerdir.’’

İsmail Okutan
Sayha dergi


Evrensel Bir Özgürlük; Din Eğitimi

İnsan hakları, tüm insanların hak, izzet ve onur açısından doğuştan eşit ve özgür olmaları demektir. İnsan hakları, herkese bağımsız tercih yapma ve istediği gibi yaşama, yaşamını geliştirme özgürlüğü sağlar. Bu özgürlükler başkalarının haklarına saygılı olmak ve başkalarının haklarını çiğnememek demektir. Bu açıdan, herkes sahip olduğu haklarla beraber ayrıca bir de sorumluluk sahibi olmalıdır. Bütün insanlar özgürlük, haysiyet ve haklar bakımından eşit doğduklarına göre herkes birbirine karşı kardeşlik zihniyeti ile hareket etmek durumundadır. Kimse kimseye karşı üstünlük taslamadan, haklarını ve yetkilerini de gasp etmemelidir.

İşte bu anlamda din eğitimi de temel bir insan hakları arasında yer almaktadır. Hem de uluslar arası anlaşmalarla güvence altına alınmış vazgeçilemez bir haktır. Hiçbir şekilde engellenemez. Bir çocuğun yiyip içmesi, gezip tozması, uyuyup kalkması gibi doğal ve hayati öneme sahip bir hakkıdır. Hem ihtiyaçtır, hem haktır. İhtiyaç olduğu için devlet tarafından kısıtlandığı zaman başka yerlerde, başka şekillerde yanlış veya doğru olarak karşılanır. Temel İnsan Haklarından biri olduğu için onun kısıtlanması özgürlük alanlarının daraltılması olarak algılanır, bir baskıya ve zulme neden olmuş olur. O zaman da hem hak arayışına giren toplulukların enerji kaybına neden olur, hem de toplumsal barışın bozulmasına neden olur. Bütün bunlar da devlet ve millet olarak çağın gerisinde kalmamıza neden olur. Devletin milletle kaynaşmasını engelleyen bir sorun olarak karşımıza çıkar.

Eğer aile, dinini ve dinin ana kaynağı olan Kuran’ı çocuklarına öğretmek istiyorsa, bu onların insan olarak en temel, en doğal haklarından biridir. Bu hak mutlak surette verilmelidir. Zaten bu hak Evrensel hukuk tarafından aileye verilmiş bir haktır. Bütün dünyada bu hak, temel insan hakkı olarak görülmektedir. Tıpkı herkesin istediği gibi giyinmesi, anadilini konuşması, istediği okulda okuması, istediği yerde ve zamanda seyahat etmesi gibi temel insan hakkıdır. Medeni ülkelerde bütün bu alanlarda kanuni her hangi bir engelleme olmaz, olamaz.

İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi 18. maddesine göre; Herkesin düşünce, vicdan ve din özgürlüğüne hakkı vardır. Bu hak, din veya topluca, açık olarak ya da özel biçimde öğrenim, uygulama, ibadet ve dinsel törenlerle açığa vurma özgürlüğünü içerir. 19. maddesine göre; Herkesin düşünce ve anlatım özgürlüğüne hakkı vardır. Bu hak düşüncelerinden dolayı rahatsız edilmemek, ülke sınırları söz konusu olmaksızın, bilgi ve düşünceleri her yoldan araştırmak, elde etmek ve yaymak hakkını gerekli kılar.

BM Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesinin Eğitim Hakkı bölümünde 13. maddenin 3. fırkasında din eğitimi konusu açıkça yazılmıştır: ‘‘Bu sözleşmeye taraf Devletler, anne-babaların ve uygulanması mümkünse vasilerin de, çocuklarını devlet tarafından kurulan okulların dışında var olan ama Devlet tarafından konulmuş veya onaylanmış standartların asgari şartlarına sahip bulunan okullara gönderme ve kendi inançlarına uygun bir biçimde çocuklarına dinsel ve ahlaki eğitim sağlama haklarına saygı gösterir.’’

Burada görüldüğü gibi evrensel hukuka göre devlet, velilerin kendi inançlarına uygun bir biçimde çocuklarına dinsel ve ahlaki eğitim sağlama haklarına saygı göstermelidir. Devlet, dinini açık olarak ya da özel biçimde öğrenim, uygulama, ibadet ve dinsel törenlerle açığa vurma özgürlüğünü sağlamalıdır. O halde [...] en temel insan hakları arasında yer alan din eğitiminin, Kuran eğitiminin önündeki tüm engeller kaldırılmalıdır. Katsayı, başörtüsü yasağı dâhil tüm sınırlamalara, kısıtlamalara artık son verilmelidir. Din eğitimi önündeki engeller, başörtüsü yasağı, meslek liselerinin önünü tıkayan adaletsiz katsayı uygulaması ve 8 yıllık zorunlu kesintisiz eğitim uygulaması maalesef ülkemizin yüzünde kara bir leke olarak dururken insan haklarına ne kadar saygılı olduğumuzu düşünmeliyiz. Şapkayı önümüze koyup kara kara düşünmeliyiz ki acaba peşine takıldığımız medeni dünyanın neresindeyiz, özgürlüklerin neresindeyiz. Bugün okullarımızda, hastanelerimizde ve diğer kamu kurum ve kuruluşlarımızda çaycılar, hastabakıcılar, hizmetliler başörtüsü takabilirken, akademik personel, idareciler ve diğer çalışanlar bu haktan yoksun bırakılmaktadırlar. Bu da şu demektir; böbreğin isteğine göre iptal, dalak için durdurma, mide için yeni madde koymak demektir. Bu vücut ne kadar dayanabilir bu çok başlılığa. Bu baskıya, bu zulme hangi beden dayanabilir. Din, dil, ırk, cinsiyet ayrımı yapılmaksızın tüm insanların doğuştan sahip olduğu temel hak ve özgürlükler hiçbir şekilde engellenmeden herkese yaşama hakkı verilmelidir.

İsmail Okutan


Ey Masum Kalbim

Ey bir tarafta sevgileri bir tarafta hüzünleri besleyen kalbim
Ey Leyla ile Mecnunun aşkına eş değer bir aşkı büyüten kalbim
Ey duygularımı kanatıp içimi kan gölüne çeviren yabancı
Ey içimde birike birike esrarlı bir yara haline gelen sancı
Al götür beni umutların tükendiği beldeye

Ey yılanların kalbini doyuran toprak
Ey insanı istek ve arzularıyla birlikte yutan ıstırap
Yeşert sevgi güllerini, büyüt barış ağacını
Ey en kutsal sevdalara yardım ve yataklık eden kalbim
Yeşert sevgi güllerini, büyüt barış ağacını

Ey bir tarafta sevgileri, bir tarafta hüzünleri besleyen kalbim
Ey Leyla ile Mecnunun aşkına eş değer bir aşkı büyüten kalbim
Ey gül bahçelerinde kaybolmuş bülbüller,
Ey bahçemi beğenmeyip küçümseyen sümbüller
Yeşertin sevgi güllerini büyütün barış ağacını

Ey mutluluk kütüğünden filizlenip büyüyen hüzün
Büyüttüğün dallara yuva kurşun yetim kuşlar
Gölgesinde barınsın tanımsız duyguların çocukları
Ey sonsuzlayım uzanan aydınlık sevdamın sahibi
Al götür beni İbrahim’in ateş çemberine

Ey bir tarafta sevgileri, bir tarafta hüzünleri besleyen kalbim
Ey Leyla ile Mecnunun aşkına eş değer bir aşkı büyüten kalbim
Al götür beni Yusuf’un rüya tahtına
Al götür beni Yusuf’un zindandaki bahtına

Ey karşılıksız dostluklara evini açan kalbim
Al götür beni Eyyüb’ün çile mesaisine
Ey dünyanın en saf, en kaim duygularının mekânı olan çocuk
Al götür beni masum bakışların mutluluk özlemine

Gözlerimden denize yansıdı hazin bir dekor
Açıl sır perdesi artık açıl, nedir sırtımdaki kambur
Ne olur, sonsuzluk yolunda beni son limana bırak, ey vapur

Ey bir yanı kıvılcım, bir parçası kor olan kalbim,
Ey bir tarafta sevgileri, bir tarafta hüzünleri besleyen kalbim,
Ey Leyla ile Mecnunun aşkına eş değer bir aşkı büyüten kalbim,
Her gün içimde büyük bir kıyamet kopar kimse anlamaz,
Neden, ama neden, ben miyim yeryüzünde en büyük günah
Yıkıldı, dünyanın zulüm saltanatı ey kalbim, üzülme
Bu dünyada sevinç diye bir şey var mı bilmiyorum?
Ben hep derin bir hüsranı yaşadım
Dökülün yere yıldızlar, dökülün,
Gümüş duygularım yükselsin

İsmail Okutan


Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.

Join 40 other followers