Kategori Arşivleri: İsmail Okutan

özledim seni

Vakit çok dar, kalbim çok geniş
Lakin kâbuslar rahat bırakmıyor beni
Şairin dilindeki sevgidir benim duygularım
Silahların ağzındaki mermi tutkularım
Tetikte bekler işte böyle ihtiraslarım
Lakin imece kurmuş bana karşı hayat

Ağlayanların gözyaşlarını silmek için doğmuşum
Kendi yanaklarımı da gözyaşıyla oğmuşum
Zaten ben özgürlük heyulasıyla
Kıyam türküleriyle sayıklayan
Prangasız bir aşk mahkûmuyum

İçime mayın döşedi kanlı eller
Çaremin sazından kopartılmış teller
İhanet türküsünü seslendiriyor
En sert düğümleri atıyor duygularıma

Nağmelerinden kan fışkırıyor olgularıma
Hüznümle, isyanımla geldim kapına
İçimde bir yer yanıyor neresidir bilmiyorum
İçimde bir yangın tutuştu, kim başlattı bilmiyorum
İçimde bir Ortadoğu yanıyor söndüremiyorum

Darağaçlarında fikirlerim idam edildi
Duygularım ihanet etti bana
Bu engin fikirlerimin toprağında
Tutsak edilmişim tutkularıma
Yüreğim dayanamadı bu acılara

İçime mayınları kim döşedi bilmiyorum?
Ama senden başkası temizleyemez bunları
Çok iyi biliyorum ey sevgili.
Kalbim kan değil kin pompalıyor vücuduma
Gün boyunca kim bombalıyor duygularımı?

İsmail Okutan

kirmizii gull

 

Bugün yüreğimin tam orta yerinde bir yangın anı
Bir gül gibi taşıyorum avuçlarımda senin sevdanı

Bir yer altı çağlayanı gibi içimde çağlayıp
Yüreğime hükmediyorsun ey şehit
Birbirine bağladın gönlümün kopan tellerini
Gül vaktinde sürdün gönlümün toprağına ellerini
Gül vaktinde düşürdün içime annemin yanık sevdasını
Hiç kimseden esirgemediğin rahmetini gönder gönlüme
Bayram sevinci gibi sevindir gönlümün çocuklarını

Yüzümde bin bir parça hüzün olsa da
Sen ölmedin yüreğime hükmediyorsun ey şehit
Çorak toprakları suladın kanın son damlasıyla
Ölmüş bedenlere ömür kattın ruhunla
Çatlamış dudaklara iksir
Çorak topraklara şimşir oldun ey şehit
Yüzümde bin bir parça hüzün olsa da
Sen ölmedin yüreğime hükmediyorsun ey şehit
Bugün yüreğimin tam orta yerinde bir yangın anı
Bir gül gibi taşıyorum avuçlarımda senin sevdanı

İsmail Okutan

mor çiçek

Zaten iyice eğrelti durduğum yerden doğrulup pencerenin kenarına iliştim. Hayalimde bir yabancı gibi durduğum şehre baktım. İçimde dikenli bir telle etrafı çevrilmiş tehlikeli bir bölge gibi duran yaralarım kanamaya başladı. Ama hiç acı duymuyordum. Hayat bir oyun mu? Ben bir oyuncu muyum yoksa diye, düşündüm? Ama içimde öyle sağlam bağlar var ki beni tüm benliğimle hayattan koparıp başka bir kimse de olmayan bir sevdanın toprağına bağlıyordu. Beni azgın suların sellerinden koruyan bir köprü gibiydi sevdam. İnsanlığın aşk tarihi kadar köklü, ruhlu, esaslı, esrarlı bir sevdaydı bu sevda.

İşte bu sevdayla birlikte geçen çocukluğumdan kalma bir içgüdü tüm insanları eşit bir şekilde sevmeyi öğretti bana. Bu yüzden mücadeleci bir insanın içgüdüleriyle doğdum. Yani kötülüğü, haksızlığı, eğriliği, yamukluğu, namussuzluğu ve ihaneti ortadan kaldırmayı çok seven bir Peygamber mirası olan mücadele ruhuyla doğdum. Bu yüzden sevgiye müthiş tutkunum. Toplum halinden anlayan bir basiretle, yeryüzüne sevgiyi yerleştirmek için önce nefreti ve ihaneti ortadan kaldırmak gerektiğine inandım. Yıllardır içimde tutuşup sönmeyen bir ateş var. Ateş gibi olan bu sevda uğruna çile çekmek mutluluk verir bana. Çok iyi biliyorum ki diken aşılanmazsa demet demet gül vermez, şeklindeki düşüncelerimle birlikte yumruklarımı sıkıp havaya kaldırdığımı, gayri ihtiyari bağırdığımı görünce ne oluyor bana diyerek yeniden usulca oturdum yerime? Oturdum oturmasına ama, yazgımız neden hep köleliktir, neden hep afallayıp parlayıp bir şey yapmadan yeniden duruluyoruz, oturuyoruz yerimize, diye kendi kendimi sorguladım? Bizim havamızı kim alıyor, diye sordum kendime?

Güpe gündüzün ortasında hayallerden, beyaz düşler görmekten kurtaramıyordum kendimi; Hayatın iyice yabancılaşıp bizi değerlerimizden koparıp atmasına karşılık; hep kendimiz olmak için çabalamak çağımızın en büyük erdemi olmalıdır. İsmet Özel’ in dediği gibi; Neden hep başkalarının aşklarıyla başlıyor, başkalarının aşklarıyla bitiyor hayatımız. Biz özgür insanlar değil miyiz yoksa? Mahkûmlar da bazı haklara sahip oluyorlar, sınırları çizilmiş, kalın duvarlarla çevrilmiş hayatlarının içinde. Bu onların özgür oldukları anlamına gelir mi? Mahkûmlara gardiyanları seçme hakkı vermek onlara özgürlük hakkı vermek anlamına gelir mi? Bizim mahkûmlardan farkımız ne? Bizim hayatımız da saydam duvarlarla çevrilmiş. Mahkûmlar kalın taş duvarları yıkıp kurtulamıyorlarsa, biz de saydam duvarları, sanal engelleri yıkıp kurtulamıyoruz işte. Yanlış mı söylediklerim? Ama bir şey var, bize her şeye rağmen özgürlük veren, özgürleştiren. O da sevda derecesinde sevmektir. Sevda derecesinde tutulmaktır. Güle vurulmaktır sevda derecesinde. Yani sevdalanmaktır gülün Rabbine. Ya Rabbi gel koma beni bu sevdadan. Biliyorum ki sevdanın suyu bana özgürlük ruhu verir. Bir çiçek gibi ruhumu aşılayıp diken değil, gül vermesini sağlar.

Topyekûn olarak Sevdadan uzaklaştığımız bu günlerde belki de yeni bir aşka yakınlaşabiliriz. Bitip tükendiğimizi sandığımız bu günlerde belki de yeniden bir uyanışın kucağında uyanabiliriz. Hazır mısınız? Sevda can yeleği gibidir. Kurşungeçirmez elbise gibidir, bizim güvenliğimizi sağlar. Bunun bir tek şartı vardır; o da ona ihanet etmemektir. Onu her dem damarlarında taşıyıp kalbinde ve hayatında yaşamaktır, yaşatmaktır.

Yenildiğimizi sandığımız bu olaylarda belki de bir zaferin sarhoş edici sevinciyle dönebilirsin kalene. Bütün kalelerimiz düşmüş olabilir, dallarımız budanmış olabilir, ağacın gövdesi kırılmış olabilir. Hatta ağacın kökü de yerinden sökülmüş olabilir. Hiç önemli değil. Unutmayalım ki Rabbimiz koskoca bir çınar ağacının bütün özelliklerini küçük bir çekirdeğin içine saklamıştır. Bütün mesele korkmadan yeniden o çekirdeği, o tohumu ekmektir. İslam ülkelerinin iman yüklü ruh çekirdeği düştüğü yerden yeniden filizlenecektir. Önce toprağa kök salacaktır. Sonra geçmişte olduğu gibi büyük bir çınar ağacı olarak dünyanın en ücra köşesine kadar uzanacaktır. Hayalleri olanlar asla uyumazlar. İdeali olanlar asla yenilmezler. Hiçbir hayırlı çalışma hiçbir şekilde kaybolmaz, diye düşünerek uyandım yeniden hayata. Tutundum sevdanın eteklerine. Beni yeniden hayata bağlıyordu bu yüce sevdanın sahibi.

Evet, hayat bir oyundu ve ben bir oyuncuydum. Bunu anladığımda rahatladım, yeniden düşünmeye başladım. Rolümü en iyi şekilde oynamalıydım. Penceremin camlarından içeriye aşk rüzgârı estiğini hissetmeye başladım. İlk işim bunu anlamakla başlıyordu. Yani rolümü kavramaya çalışmalıydım.

Ya Rabbi gel koma beni bu sevdadan. Biliyorum ki sevdanın suyu bana özgürlük ruhu verir. Bu sevgiye müthiş tutkunum işte. Başka ne yapabilirim ki? Başka ne düşünebilirim ki sevdadan gayri?

İsmail Okutan

_narcisse_

Ben sana meftun olmuşum Ey Sevgili. Dolaşıyorsun kanımda kıyam hızıyla. Kanıma kırmızı rengi veren sensin Ey Sevgili. Hayata dair ne varsa; tüm niyetlerimde, özlemlerimde, eylerimde, isyanlarımda, itaatlerimde, velhasılı tüm yapıp ettiklerimde dolaşıyorsun kıyam hızıyla. Karların üzerinde açan kardelenler gibi beyazsın karanlık ufkumuzda. Başka bir yerde değil kalbimde yer açtım sana kalbimde. En meskun ve en mesrur duygularım senden neşet etmiştir. Yeniden dirildi tüm mefluç duygularım senin sevginle. Her gün, her saat oturup kalkıp seni anıyorum. Sana layık başka bir yer bulamadım kalbimden gayri. Etrafımda oluşan bir mutluluk halkası varsa, yeşil bir duygu yumağı varsa bunu sana borçluyum Ey Sevgili. Dal budak salıyorsun, bahar getiriyorsun dünyama; nergis kokulu çiçeklerle, mutluluk kaynağı olan kelebeklerle. Ab-ı hayat kokusuyla, diriliş suyuyla, ölümsüzlük iksiriyle dolduruyorsun ciğerlerimi. Hayat veriyorsun tüm bedenime varlığınla, düşüncelerinle, ruhunla.

Kesilmiş gövdemden uyanıp yeniden filizleniyorum bana içirttiğin diriliş suyuyla. Uzanıyorsun büyük sevinçler yaşatarak en ücra hücrelerime. Evet en ücra hücrelerime kadar yayıldı sevgin, bunu açıkça itiraf ediyorum işte. Biliyorum yamalı sevgilerimiz yakışmıyor, yetmiyor seni sevmeye ama biz düçar olmuşuz senin sevgine, senin rızana, senin himmetine Ey Sevgili. Bir lahza, bir yıl gibi oluyor, sen olmayınca. Melekler seni seyretmeye doyamadılar, bütün güzel insanlar seni seyretmeye doyamadılar. Bizse sadece senin gül kokunu almak için yanıp tutuşuyoruz. Bütün güller, bütün çocuklar senden almıştır kokusunu diyerek, hasretle kokluyoruz gülleri, hasretle öpüyoruz çocukları. Sadece geçtiğin yerleri değil, bakışlarının değdiği yerleri görmek bile bizim için en büyük bahtiyarlıktır Ey Sevgili.

Ben sana meftun olmuşum Ey Sevgili. Hiç çıkmadın dünyamdan, yıkık duygularımı onarmak için. Hiç çıkmadan beynimden, düşüncelerimi kıyama ayarlamak için. Hiç çıkmadın kalbimden, duygularımı sevgiliye ayarlamak için. Hep yön verdin, yol verdin ayaklarıma kutsal sevdaya doğru. Aldın beni elimden, savurdun aşkın bir kıyısından bir kıyısına. Nefsimi aşkın denizine batırıp terbiye ettin duygularımı. Sele verdi aşkın, kalpsiz bedenimi, kuru bir dal gibi. Denizlerden denizlere dolaştırdın beni, demir almak için en güvenli liman olan aşk limanından. Ben, yani; kutsal, kayıp sevdasını arayan deli divane. Yunusun sana olan aşkını kıskanıp yolunun tozunu yutup kalbini doyurmak isteyen deli divane. Güvercinlerin ve örümceklerin sana olan aşkını kıskanıp, kafasına her türlü belayı saran deli divane.

Ben sana meftun olmuşum Ey Sevgili. Gece yıldızlara şarkılar söylerim senin ayrılığına dayanamayınca. Ay gökte gümüş tepsi ile gönderdiğin gök nimetlerini getirir bana. Geldin bir gece vakti rüyalarıma, altın duygular bırakıp gittin, beni yalnızlığımla, düşman olan nefsimle baş başa bırakarak. Ayaklarımın altına alıp çiğniyorum işte nefsimi seni daha çok sevebilmek için. Tüm alışkanlıklarımı bırakıp senin ülkene hicret etmek istiyorum, seni görebilmek için. Gönlüm öyle kuvvetli arzuluyor ki seni Ey Sevgili; nisyana kalkışmakta, dünyaya dair olan herşeyi. Tüm dostlarımı bırakıp senin sevgine koşmak istiyorum. Dost olarak sen bana yetersin diye Ey Sevgili.

Ben sana meftun olmuşum Ey Sevgili. Biliyorum savaşta üzülmek gibisi yoktur, savaşta üzülmek gibisi. Sen yoksun diye, senin yeryüzüne getirdiklerin bizden uzaklaştırıldı diye hayat artık hayat değil, sürekli bir savaş gibi oldu. İşte bu acılar diyarında, çile içinde bükülmek gibisi yoktur, bükülmek gibisi. Ve işte içimizde yaşayan bu ölümün kucağında büzülmek gibisi yoktur, büzülmek gibisi. Bizim kalbimizi en çok yoran duygu da bu duygu. Ekmek tazeliğindeki ağlamanın etrafımıza getirdiği hüzün ve acı, her gün yaklaştırıyor bizi, seni daha çok sevmeye. Her gün yaklaştırıyor bizi, seni çok anmaya. Ve yaşayan ölümün kucağında daha çok yaşamaya halimiz-mecalimiz kalmadı. Kalbimizi ve çocukluğumuzu öldüren savaş, ansızın gelip yer açtı kendine hayatımızda. Evet ansızın gelen savaşın kucağında oturup böğrüne acılar saplanan annelerin ve çocukların kalbindeki duygu, özgül ağırlığı tartılabilen her şeyden daha ağır geliyor bedenlerine. Savaşta üzülmek gibisi yoktur, savaşta üzülmek gibisi! Özgül ağırlığı tartılabilen her şeyden daha ağır olan, savaşın içimize soktuğu duygunun altında ezilip duruyoruz. Bir daha hiç çıkmamak üzere hayatımıza giren savaşı, ancak senden aldığımız güç ve ilhamla kovabiliriz yeryüzünden. Yeni açılan bir papatya tazeliğindeki düşlerin ve düşüncelerin olmazsa, sana kavuşma özlemi olmazsa, senin rahmet bulutlarının altında gölgelenme umudu olmazsa; bizim halimiz nice olur. Eş ve arkadaş olur bize acılar. Hayat artık hayat değil, mutluluk artık mutluluk değil, bahar artık bahar değil, güzellikler artık güzel değil,  ekmeğin ve suyun tadı yok artık. Sen yoksun diye. Senin getirdiklerin hayattan uzaklaştırıldı diye. Hiçbir şeyin anlamı kalmadı artık Ey Sevgili.

Ben sana meftun olmuşum Ey Sevgili. Henüz doğmuş bir çocuk tazeliğindeki düşüncelerinle paylaşıp öldürüyoruz yalnızlığımızı. Daha insanların duymadığı acıların feryatlarını kendine katık etmiş anneler var yeryüzünde, senin sevgine muhtaç. Elinden tutup kurtar onları çile nöbetlerinden. Daha yeryüzünde hiç yaşanmamış acıları yiyerek büyüyen çocuklar var, senin merhametine muhtaç çocuklar var. Kalbinden tutup kurtar onları açlık nöbetlerinden. İnsanlık artık bir insanlık krizi geçiriyor. Ne olursun günahlarımıza, ikrah hallerimize ve isyanlarımıza bakma, tut elimizden kurtar bizi bu girdaptan, kurtar bizi bu insanlık krizinden, bu giriftten Ey Sevgili.

Ben sana meftun olmuşum Ey Sevgili. Eş ve arkadaş olur bize acılar. Hayat artık hayat değil, mutluluk artık mutluluk değil, bahar artık bahar değil, güzellikler artık güzel değil, ekmeğin ve suyun tadı yok artık. Kuruyup çöl oldu hayat. Çatlamış, susuz çorak bir toprağa dönüştü hayat ve öldü insanlık. Sen yoksun diye. Senin getirdiklerin hayattan uzaklaştırıldı diye. Hiçbir şeyin anlamı kalmadı artık Ey Sevgili.

İsmail Okutan

Söyle ey sevgili
Şehrin yüreği var mı?
Aşk şehrin neresindedir?
Damarlarında dolaşan kan mıdır?
Yoksa isyan mıdır?

Söyle organlarını hangi savaşta dağıtığını
Çığlığındaki okları göğe nasıl fırlattığını
Yüreğindeki arkaik sırları kim ifşa etti?
Hangi hüzün rüzgârı saçını dağıttı?
Açıl ey kalbim açıl, aşkın yerini göster bana…

Söyle ey sevgili
Yeryüzüne acıları nasıl dağıttığını söyle
Söyle göğün en yüksek katına nasıl fırladığını
Ayın kulağına hangi sırlarını fısıldadığını
İki kalbin bir kalıba nasıl sığdığını
Bir ülkeyi kaç defa yıkıp yeniden yaptığını
Göklerin hasretinle nasıl inleyip titrediğini söyle…

Söyle ey sevgili
Ölmüş bir şehir değilsin sen
Haydi, anlat bana
Beni kendi kalbinde bir sevgili kıl
Haydi, anlat bana
Felluce’nin, Kurtuba’nın, Kosava’nın nasıl çıldırdığını
Bağdat’ın, Gazze’nin nasıl intihara zorlandığını
Afrika’nın, Kenya’nın, Sudan’ın, nasıl idam edildiğini
Sen ölürsen ölür bütün dünya
Sen ölürsen aşktan ne kalır geriye…

Söyle ey sevgili
Acıları, elemleri, hasretleri nasıl içtiğini yudum yudum
Savaş meydanlarında kalan kanlı elbiseleri nasıl öptüğünü
Çığlıklara muhatap olan gece kuşlarının nasıl öldüğünü
Haydi söyle,
Kim üfledi bu şehrin ruhuna
Kim kirletti bu şehrin namusunu…

İsmail Okutan