Category Archives: İslam

Mübarek Beraat kandiliniz hayırlara vesile olsun…


Mü’min Bir Ev Düşlüyorum

Peygamberler, hidayet yolunda insanlara karşı öncülük vazifesini yerine getirirken ilk etapta en yakınlarından işe başlamışlar. Onla-rın İslami bir şahsiyete sahip olmaları için azami bir gayret sarf etmişlerdir.

Kur’an-ı Kerim’de geçen kıssalara göz attığımızda hemen hemen her Peygamberin, öncelikle ailesi ve yakın akrabalarının hidayet nuruna erişmeleri için daha bir iştiyak içinde olduklarını görürüz.

Hz. İbrahim aleyhisselam, duasında oğlu Hz. İsmail aleyhisselam’ı kastederek: “Rabbimiz! Bizi sana teslim olanlardan kıl!” demiş, son-ra da tüm neslini niyazına katmıştır: “… neslimizden sana teslim olan bir ümmet çıkar!…” (Bakara: 128)

Hz. Nuh, tandır kaynayıp dağlar büyüklüğünde dalgalara ramak kal-mışken gemiye binmemekte direnen oğlunun helak olmaması için çırpın-mıştır: “…Ey oğulcuğum! Bizimle beraber sen de bin, kâfirlerle bera-ber olma!” (Hud: 42)

İslami bir toplum inşa edilirken ilk adres herkesin kendi evidir, kendi ailesidir. Tevhid mücadelesinde zaman zaman Firavun’a karşı zorluklar yaşayan Hz. Musa (as) ve Hz. Harun(as)’a, Cenab-ı Allah kurtuluş adresini göstermiştir: “…kavminiz için Mısır’da evler ha-zırlayın, evlerinizi namazgâh yapın ve namazı hakkıyla eda edin!..” (Yunus: 87)

Hz. Resulullah aleyhissalatu vesselam, aile, çocuk, ebeveyn ve ev-lat ilişkilerine özel bir önem vermiştir. Yeni doğan çocukların ku-lağına ezan okunmasını, güzel bir isim verilmesini, şefkat ve sevgi ile büyütülmesini, belli bir yaşa geldiğinde başta namaz olmak üzere İslami hassasiyetlere alıştırılmasını, eşler arasında sevgi eksenli bir aile hayatı kurulmasını tavsiye etmiş; salih eş, salih evlat vurgusunu ön planda tutmuştur.

İslami bir toplumun inşasında ilk adres evler olduğuna göre bazı sorularla kendimizi muhasebeye çekelim!

Günümüzde sokaklar, caddeler, okul çevresi ve sair mekânlar güven veriyor mu?

Anne ve babalar, “acaba!” endişesinden uzak bir şekilde gönül ra-hatlığıyla çocuklarını dışarıya gönderebiliyor mu?

Babanın yüreği dış çevreden emin mi?

Veya tersinden sorarsak:

Toplumun temel taşı olan ailede iç huzur var mı?

Anne ve babalar; “Çocuklarımızı İslami terbiye ile büyüttük. Bu konuda herhangi bir endişemiz yok!” diyebiliyorlar mı?..

Aslında zihinlerde bir endişe hâkim. Evler, toplumdan tedirgin… Toplumda derin bir çöküşün yaşandığı ve bu çöküşün evleri de içine çektiği kanaati yaygın.

Bu çöküşe karşı Mü’min evler hazırlanmalı. Peki, bu nasıl olacak? Doğrusu cevap kolay! Reçetesi belli: Evleri namazgâh edinmek. Ya da her eve bir kıble hassasiyeti kazandırmak. Elleri kaldırıp dünyayı arkaya alarak “Allahu Ekber” tekbiriyle Rabbin huzurunda el bağlamak ve secde secde boyun eğmek… Toplumsal çürümüşlüğün tiryakı ve kurtu-luş anahtarı bu namaz eyleminde yatıyor.

Mü’minin hayatı bir bütündür ve hayatının her alanında Allah (cc)’a kulluk bilinci hâkimdir. Oturduğu ev de Mü’minin hayatının bir parçasıdır. Mü’min orada da İslam’ın hayat düsturlarını pratiğe geçirmekle sorumludur. Dolayısıyla şeytanın saldırılarına karşı aile fertleri üzerinde koruyucu kalkanlar oluşturmalı, kalbin meyvesi ve göz aydınlığı olan çocuklar için dua ile birlikte fiili gayretlere başvurmalıdır.

Bunun için de:
Allah (cc)’a kulluk ahdinin yenilendiği namazlı bir ev ortamı,
İsraftan uzak, gösterişsiz sade bir ev düzeni,
Şefkat, sevgi ve merhametin hâkim olduğu bir ev ortamı,
Çocukların İslami bir kişilik kazandığı, belli bir yaşta namaz hassasiyetine eriştiği bir ev düzeni,
Kalbin tâ derinliklerinden çıkıp zikirlerin arşa yükseldiği bir ev ortamı,
Akrabalık haklarının gözetildiği, sıla-i rahmin önemsendiği bir ev düzeni,
Aile fertlerini korumak adına günah oklarına karşı siperlerin ha-zırlanmış olduğu bir ev ortamı,
Ve dua ikliminin manevi atmosferini teneffüs eden Mü’min bir ev düzeni kurulmalı.
Mekke devrinde İslam’ın da bir evi vardı: Dar’ül Erkam.

Şirk ve zulmün amansız kuşatmasına rağmen Hz. Resulullah aleyhissalatu vesselam bu evde eğitim ve terbiye ile büyük İslam toplumunun temellerini atmış ve İslam’ın geleceği için ilk İslam neslini yetiştirmiştir.

Her Mü’minin evi kendine has bir İslam kişiliğini yansıtır. Çocuk-ların dünyası orada şekillenmeye başlar. Eşler orada İslam’ın sevgi atmosferini solur. Bu açıdan evlerin İslami bir hüviyet kazanması için aile fertlerinin ruhlarını zehirleyen ortamdan sakınıp, ruhla-rını besleyen bir ortam hazırlamak gerek.

Öyle ki, Mü’min evlerde:
Babanın yaptığı İslami çalışmalara destek olacak evlatlar,
Evladın yaptığı İslami hizmetlere yardımcı olacak, onu o yolda ye-tiştirecek babalar,
Kulluk vazifelerini yerine getirmede ailesine kol kanat gerecek fedakâr ve iffetli anneler yetişmeli.
Dedim ya, Mü’min bir evi:
Küçük bir mescid,
Küçük bir zikirhane,
Küçük bir dershane,
Küçük bir mektep,
Küçük bir ilim evi olarak düşlüyorum…

Hasan Kutulman


Mevlid Kandili Nasıl İdrak Edilir?

İslam âlimleri mevlid kutlamalarının hükmü konusunda ihtilaf etmiş ve kimileri bu uygulamayı bid’at sayarak şiddetle karşı çıkmıştır. Bizim de görüşlerine katıldığımız büyük bir kısmı ise Hazreti Peygamber’in dünyaya gelmesi sebebiyle muhtaçlara yardımda bulunmanın, Rasuli Ekrem’i anlatan şiirler okumanın, güzel elbiseler giyerek sevinç gösterisinde bulunmanın birer güzel amel olduğunu ifade etmişlerdir.

Mevlid sözlükte “doğum yeri ve zamanı” demektir. Mevlit ya da Veladet Kandili Efendimiz Hazreti Muhammed sallahu aleyhi ve sellemin kâinatı varlığıyla şereflendirdiği doğum gecesi olan Hicrî Rebiul-evvel ayının onikinci gecesidir.

Asr-ı Saadet ve Dört Halife Dönemi ile Emeviler ve Abbasiler dönemlerinde mevlidle ilgili bir uygulamaya rastlanmaz. İlk resmi mevlid kutlaması Fatımiler’de (970′ler) görülürken Kuzey Afrika’da halkın Hıristiyan bayramlarını kutlamasını önlemek amacıyla 1230′lardan itibaren uygulanmaya başlamıştır.

Osmanlılar’da mevlid III. Murad’la birlikte (1588) resmen kutlanmaya başlanmıştı. Bu kutlamanın resmi bir bayram niteliğinde gerçekleştirilmesi Osmanlı’da İslam ve Hz. Peygamber sevgisinin yerleşmiş bir gelenek ve kapsamlı bir sistem halinde ortaya konması nedeniyledir. Bu kutlamalara kandil denilmesi de Osmanlılar’da mübarek günlerin gecelerinde minarelerde kandil yakılması sebebiyledir.

O günlerin şartları içinde minarelerdeki mahyaların nasıl bir şenlik görüntüsü oluşturduğunu hayal edebiliriz. Dinî anlam ve mesajları toplumu meydana getiren her çeşitten insana taşımak için büyük bir fırsat olan bu günleri görsel bir şölen havasıyla hafızalara kazımanın eğitsel önemi tartışılmazdır. Bütün mübarek gün ve gecelerin kutlanmasını gelenekselleşmiş törenlere dönüştürme işinin özellikle Osmanlı coğrafyasında tecrübe edilmesinde diğer inanç ve kültürlerle yakın temasın ve bu temas sebebiyle görsel vurguya olan ihtiyacın etkili olduğu düşünülebilir. (Özellikle tarih boyunca -ve günümüzde- inanç ve kültürün hem gelecek nesillere hem de diğer kültür mensuplarına tanıtılmasında törensel sanat ve estetiğin etkisi düşünülürse bu konu daha iyi anlaşılabilir.)

İslam âlimleri mevlid kutlamalarının hükmü konusunda ihtilaf etmiş ve kimileri bu uygulamayı bid’at sayarak şiddetle karşı çıkmıştır. Bizim de görüşlerine katıldığımız büyük bir kısmı ise Hazreti Peygamber’in dünyaya gelmesi sebebiyle sevinmenin, onun doğumunun sevinciyle muhtaçlara yardımda bulunmanın, Rasuli Ekrem’i anlatan şiirler okumanın, güzel elbiseler giyerek sevinç gösterisinde bulunmanın birer güzel amel olduğunu ifade etmişlerdir.

Bu görüşte olan âlimler Efendimiz’in pazartesi günü oruç tutmanın faziletini anlatırken “bu benim doğduğum ve bana vahiy indirilen gündür” diyerek doğumunun önemine işaret etmesini ve ayrıca Hazreti Peygamber’in doğduğu haberi üzerine cariyesini azat eden Ebu Leheb’in bu davranışı sebebiyle her pazartesi azabının hafifletildiğine dair rivayeti görüşlerini temellendiren deliller olarak kabul etmişlerdir.

Ayrıca Efendimiz’in bizzat kendi mescidinde Allah ve Rasulü’nü öven ve İslam düşmanlarını kahreden şiirler söyleyen Hassan b. Sabit için özel bir minber koydurması ve “Hassan’ın sözlerinin düşmanlara ok yarasından daha tesirli olduğunu” ifade buyurması, dinin asıllarının anlatılması, aktarılması ve Allahın Rasulü’ne duyulan muhabbet ve bağlılığın pekiştirilmesi yolunda edebiyatın gücünü göstermesi anlamında önemli bir delildir.

Mevlid kutlamaları sırasında Rasul-i Ekrem’in doğumunu anlatan, onu medh ü sena eden ve genel olarak “mevlid” diye isimlendirilen şiirlerin okunması bir gelenek haline gelmiştir. Bugün Müslümanların konuştuğu hemen her dilde birçok mevlid mevcuttur. Mevlid, artık İslam toplumuna mal olmuş ortak bir değerimizdir. Bu eserleri dinlemek ve dinlettirilmek suretiyle halka ulaştırılması da çok önemli. Çünkü bizim toplumumuz ciddi bir dinleme kültürüne sahiptir.

Bütün kandil gecelerinde yapılması tavsiye edilen önemli bir takım ameller vardır ki bunlar afv ü mağfirete nail olma, ecir ve sevap kazanma, manevî gelişme kaydetme ve Allah’ın rızasına ulaşma vesileleridir. Bu mübarek gecelerin her birinin bir başka cihetten sevinç ve şükür vesilesi olduğunu hatırlayacak olursak bu sevinç ve şükrü ifade etmek için namaz, oruç, Kur’ân kıraati, sadaka, hayır hasenat gibi çeşitli ibadetlerin icra edilmesi müslümanın sevincini ortaya konma biçiminin günümüz insanının ölçüsüz, sınırsız sevinç gösterilerinden ne kadar farklı olduğunu da dikkatlerimize sunar. Müslümanın korku, hüzün, sevinç, mutluluk, başarı, başarısızlık gibi birbirinden farklı her duygusunu ifade ederken Rabbiyle ilişkisini esas alması, sığınırken de şükrederken de Rabbini anması bu mevlid kandili vesilesiyle bir kez daha hatırlanmalıdır.

Rasulullahın dünyayı teşrifinin kutlanması demek olan bu mübarek günde öncelikle evlerimizde çoluk çocuğumuz ve yakınlarımız için müslümana yakışır bir sevinç ve kutlama ortamı hazırlamalı, bu geceyi Efendimizin daha yakından tanınması için bir vesile haline getirmeliyiz.

Bütün duygular topluluk halinde yaşandığı zaman etkisini artırır. Bu nedenle mübarek gün ve gecelerde camilerde veya diğer mekanlarda Allah’ı ve Rasulünü anmak için yapılan törenlere katılmak, oralarda okunan Kur’ân-ı Kerim’i, Allah’ın Rasulüne bağlılığımızı anlatan mevlid-i şerif ve ilahileri dinlemek, Peygamber Efendimiz’e salât ü selâmlar getirmek, hasılı sevgi ve coşku ırmaklarının aktığı denizde bir katre olabilmek kalplerimizin katılığına en güzel merhemlerden biridir.

Bu merhemle toplumsal yaralarımızın şifasını talep ettikten sonra her birimizin şahsen Allah Teala Hazretlerine halini arz etme, bu mübarek vakitlerde O’na el açan sayısız kullarının içinde duası reddedilmeyecekler arasına karışabilmek için O’ndan dileyeceklerini dilemek üzere kişisel olarak da huzura durmalıyız. Bu duruş elbette tek bir formda değildir. Kur’ân tilavetiyle, her türlü zikir ve dua ile kaza ve nafile namazlarla O’na yönelişimizi yerine getirebiliriz. Mübarek gecelerin gündüzünde (ertesi gün) mümkün olduğunca oruçlu olmak da bu geceyi yaşayabilmiş olmanın güzel bir şükrüdür.

Dinimizce mübarek sayılan ve yıl içerisine adeta serpiştirilen bu günlerin İslam toplumuna getireceği barış ve huzur açısından en önemli katkılarından biri de insanlar arasındaki olumsuzlukları iyileştirme gücüdür. Bu günlerde mü’minlerle helalleşilir. Küs ve dargın olanlar barıştırılır. Gönüller alınır; kederli yüzler güldürülür. Üzerimizde hakları olanlar aranıp sorulur. Yoksul, kimsesiz, öksüz, yetim, hasta, sakat, yaşlı olanlar ziyaret edilip, sevgi, şefkat, hürmet, hediye ve sadakalarla mutlu edilir. Hayattaki manevî büyüklerimizin, anne ve babamızın, dostlarımızın ve diğer yakınlarımızın kandilleri tebrik edilir, duaları istenir.

Bütün bu güzelliklerin bu mevlid kandilinden başlamak üzere yaklaşan her mübarek gün ve gece vesilesiyle hayatınızda biraz daha yer etmesi ümidiyle hayırlı kandiller.

Sonpeygamber.info


Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.

Join 40 other followers