Category Archives: İskender Pala

Nerdesin ey Ömer!

Nerdesin ey Ömer!

Âdil efendiler çağıydı; çözülemezleri çözdüler, bilinemezleri bildiler, aşılamazları aştılar… Yok ettiler kötülükleri ve var oldular iyilik üzre. Silinmez izler bıraktılar toprakta ve filmin son perdesinde hep birlikte öldüler.

Onlarla birlikte ölen medeniyette bir adalet yitirdik ki efsunkâr güzelliği üstüne güneş doğmayalı nice zaman oldu, aaah!.. Aslanlar kendi tarih(çi)lerini kaybedeli, avcılık öyküleri hep avcıyı yüceltir oldu şimdi.

Adalet ki ahlâkın en temel kavramı, hukukun var oluş sebebiydi… Haklıya hakkını, suçluya cezasını veren emirdi o. Adalet eşitlikti ve “Doğrusu Allah adaleti, iyilik yapmayı ve akrabaya yardımı emreder.”

Bahar benzemez adalete; belki sıcağı sovuğuna, gecesi gündüzüne, yeşili mavisine eşit olduğu için bizzat kendisidir adaletin. O yüzden adaletle yapılan işler bahar sevinçleri kadar güzel gelir insana.

Adalet, tılsımlı aynalar içinde ayın bulutu yarışı gibi seyredilebilen tarihin gerçek tekerrürüdür. Engizisyon kilisesinin ateş yakan kamburu adına Dimitrios, ehramlarda taş taşıyan köleler adına siyahî İzis, agoralarda onurları zincire vurulmuş gladyatörler adına Spartaküs ve kurgubilim cyborgları adına Terminatör… İhtilallerde Jan Dark ve Dreyfus… Zendavesta’da Enûşek-revân (ölümsüz ruh=Nuşirevan) ve asr-ı saadette âbideler âbidesi halife…

Kenâr-ı Dicle’de bir kurt aşırsa bir koyunu
Gelir de adl-i İlahî sorardı Ömer’den onu.

Adalet denkliktir; doğunun ve batının kalb şehrinde huzmelenen güzellikler kadar denklik.. Kelimelerle kirli hayatlar çizenlere fidye; ağıt dolu gözbebeklerinde aydınlıktır, akan yüreklere…

Adalet bir karakter bütünlüğü; belki bütün bir karakterdir. Kara çulun üstünde kara karıncayı incitmeyen mizaclarda özü sözü bir olmadır; boş meydanlarda ve tıklım tıklım bulvarlarda, ıssız dağ başlarında ve gürültülü metropollerde vakti erişmiş sırları devşiren derviş misali muhteşem. Şerefü’l-mekân bi’l-mekîn (1) sırrının özüdür, yönetir milletini, devletini, kentini, ailesini… Ruhsuz moderniteye boyun eğmiş insan yüzlü teknolojiler çağında büyük bir pazara çevrilen dünyanın, en küçük pazarı ve en büyük pazarlığıdır adalet… Görünmez askerleri ve sanal güçleriyle makineler köleleştirince ruhları, yarattığı makinenin yaratığı olmaya hüküm giyen insanın en son körlüğü ve en son kötürümlüğü. Adaletsiz dünyada umutsuzluğun, isyanın, şiddetin, paniğin ve yok oluşun alarmı çalıyor şimdi. Alfaların, betaların, gamaların hakkaniyetten uzak âleminde metalik ilişkiler kutsanarak bozuluyor artık dengesi insanlığın. Evrensel toplama kampının mahkûmlarına ‘adalet’ diye yalnızca gardiyanlarını seçme hakkı tanınıyor yazık ki. Ve kara zindanlara tutuklu kaldı adalet arayanlar…

Adalet sözdedir, kilimi kara şairlerin kalbinden lisana çıkan. Tevhid’dir, na’ttır, medhiyedir. Adalet mazlum dilinde bir âh’tır.

Adalet doğru karardır. Gerçeği bulma vaktinde intibahlar yaşayıp geceyi gündüzden, gündüzü geceden çıkaran; karıncayı ve dağı yaratan; günahı ve ecri var eden adına konuşmak ve susmaktır.

Adalet tanıklıktır. En az iki kişiden sâdır olarak gecenin zifiri kalbine doğan yıldızlar gibi âşikâr, ay kadar berrak ve gün ortasında gün kadar aydınlıktır.

Adalet tartıdır, hayatı ölçen. Ve “İki günü birbirine eşit olan ziyandadır.”

Adalet ilimdir, devamlı harcanan, hiç saklanmayan. Ortak mirasıdır insanlığın zira ve asla çatık değildir çehresi. Âlimleri susmuş bir vatan daha iyi değildir âdil sultanları yitirilmiş yurttan. İlmin adaletidir dünyayı tedvir eden ve dalkavukluğudur âlimlerin dünya adaletini yok eden.

Mâlûmdur fısk ile olmaz cihân harâb
Eyler onu müdâhane-i âlimân harâb

Adalet inançtır; her inanmışa kendi inancını reva gören. Benim ahlakıma uymayan değil, kendi ahlakına ihanet edendir ahlaksız. Sahipsizlikler arkadaşsız, çözülüşler bağsız kalınca biter direnci adaletin ve inancı zalimin.

Adalet cesarettir; incir çekirdeğinden küçük haksızlıklar için zülfikâr kuşanıp son savaşlarını veren serdengeçti erlerin gözündeki son umut zerreciğidir. Şövalyelerde düello, çelebilerde nezakettir artık adı adaletin. Omuzlarında demir yıldızlara ihtiyacı olmayanların alınlarında parlar yıldızlar.

Adalet, gülün doğal rengini güle vermek, gül yaprağını gül suyuna sermektir. Oysa insan ne kadar da kendine uzak… Ve insan nasıl da yarım yamalak…

Ah adalet!.. Özgürlükleri yok edilmiş bir toplumda o muhteşem gereksizlik…
Kapatın kara kaplı kitapları ve açın gönül gözlerinizi, açın!..
Dünya ona değmez ki cefasın çeke âdem
Ve adalet rûz-ı mahşerdir.

Bir makamın şerefi, orada oturandan gelir.

İskender Pala


Gözyaşı; Suyun Elem Hâli..!

Bir alev halinde düştün elime
Hani ey gözyaşım akmayacaktın?

Orhan Seyfi Orhon

Hani Refref Süvarisi’nin sözüdür: ‘‘Hiçbir damla yoktur ki o, Allah katında O’nun korkusuyla dökülen gözyaşı damlasından veya Allah yolunda akıtılan kan damlasından daha makbul olsun.’’ Gözyaşına ne diyebilirim ki!.. Dizi dizi şiir desem haksızlık olur; tane tane inci desem yetersiz kalır. Akın akın yabanlara giden de, uzak uzak sevdaları yakın eden de odur çünkü… Sevgilinin geleceği yolları sulayıp süpürmek içindir o; sultanlar ayağına düşürmek içindir.

Bütün boşluklarını o doldurur ömrümüzün… Söylenmedik sözler yerine o vardır yanımızda. Sevdaya dair yeminlerden sonra ve gülleri saran dikenlerden önce o vardır. Zamandan geriye düşmüş acılar için, manada biçimleri yitiren sancılar için; aynalarda eriyen sırlardan taşarak, ucu kıyamete çıkan asırları aşarak; gerçekten daha gerçek kelamlarda, ve Güzeller Güzeli’nden vuslat müjdeli selamlarda hep o vardır, hep o vardır…

Bir gözyaşı, gül mevsiminde güle karşı akarsa aşk olur adı; sevgiyi damıtır en derin yerinden. Suçlardan sonra tenha gecelerde akarsa tövbedir tadı; gönülleri arıtır en kara kirinden. Bir gözyaşı, bir cevherdir, ateşten kaynayan. Özü sudur ama avuçta bir yalım, gönülde bir yangın olur. Bir ateştir aslında o, dumanı ah ile çıkan. Onun içindir ki yıkayarak yakar, yakarak yıkar. Arıtır ve eritir; temizler ve gizler… Fazilettir, diyettir… Bu yüzden denilir ki, gözyaşı yiğitler kârıdır ve civanmertler vakarıdır.

Şaire unuttuğu mısrayı bir gözyaşı hatırlatır, şehrazat acılarını gözyaşıyla anlatır. Sancılı damarlarda ölümcül çılgınlıkları gözyaşıdır okuyan ve toplasanız gözyaşlarını âşıkların, dalgalı bir deniz olur. Gözyaşı ki, kişinin kendisiyle kavgasının sonunda akarsa tomur tomur mercandır; ve eğer pişmanlıklarla tartılırsa mübarek bir heyecandır.

Ağlamayı ibadet sayan bir medeniyetin çocuklarıyız biz. Çünkü ağlamak Hakk’a tevazu göstermenin şiddet halidir. Üstelik tıbben de yararlıdır. En azından ülserin koruyucu hekimi sayılır. Ağlama esnasında gözyaşıyla birlikte salgılanan ‘‘lyzozyme’’ adlı maddenin vücuttan atılması sağlıklıymış. Aksi takdirde kanda kalırsa mideyi tahriş edermiş. Ve kadınlar sık ağladıkları için pek ülser olmazlarmış.

Şaire kulak verelim yine:

Tohumu eken bilir
Gözyaşın döken bilir
Gül kadrin diken değil
Çileyi çeken bilir

İskender Pala


Aşk dediğin mahremdir…

Aşk dediğin mahremdir

Bir hikaye anlatalım ve sükût edelim:

Leyla’ya sormuşlardı hani bir gün, “Sen mi Kays’ı daha çok sevdin; yoksa o mu seni?” diye.

“Elbette ben onu daha çok sevdim!” demişti Leyla, Kays adını duyar duymaz gözünden yaşlar boşanarak, “Elbette ben onu daha çok sevdim!”

“Nedir delilin, nasıl ispat edersin onu daha çok sevdiğini, üstelik o senin için çılgınlığa varmış, aklını yitirmiş mecnun olmuşken?”

O vakit Leyla ağlayarak: “Dostlar!..” demişti, “sırdır ki gizli gerektir, sevgilinin adını dile düşürmek hakikatte ayıptır. Kays bir dağ delisi gibi davrandı, gitti sahralarda çöllerde aşkımız ona buna anlattı, ben kimseciklerle paylaşmadım onun sevgisini, içimde büyüttüm, büyüttüm, büyüttüm… Budur ki benim onu daha çok sevdiğime delildir.”

- Mecnun kime anlattı aşkını Haminneciğim?

- Kurtlara, kuşlara, dilşeker’im, yalnızca ağzı var dili yok kurtlara kuşlara. Buna rağmen sırlarına halel geldi, sevdaları dillere düştü, şiirlere nakış oldu.

Sevgi dediğin, aşk dediğin mahremdir, dile getirmek mahremine halel getirmektir…

İskender Pala
Aşkname


Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.

Join 40 other followers