Sayfalar
Kategoriler
- Abdurrahim Karakoç
- Ahmed Kalkan
- Aile
- Alaaddin Başar
- Allah (c.c.)
- Ana hakkı ödenmez…
- Üstün Dökmen
- Banu Avar
- Barış Göçer
- Bedirhan Gökçe
- Bilim Dünyası
- Bir hadis bir yorum
- Cengiz Numanoğlu
- Cevat Benar
- Duâlar
- Edebi yazılar
- Edebistan
- Emine Şenlikoğlu
- Evlilik
- Evrim teorisi
- Eğitim
- Filistin
- Gülümseyin
- Genel
- Hümanizm Üzerine (Alaaddin Başar)
- Hekimoğlu İsmail
- Hikayeler
- Hz. Mehdi
- Hz. Peygamber (s.a.v.)
- Hz. Peygamber'in (s.a.v.) aile hayatı
- Hz. Peygamber'in (s.a.v.) hayatı
- Hz. Peygamberin (s.a.v.) aynaları
- Irkçılık
- Karikatürler
- Kelebek
- Kitabiyat
- Kur'an meâli
- Makaleler
- Mehmet Paksu
- Mehtap Kayaoğlu
- Mona İslam
- Mustafa İslamoğlu
- Namaz
- Nurullah Genç
- Onur Şan
- Ozan Arif
- Psikanaliz
- Psikoloji
- Ramazan
- Resimler
- Sağlık
- Sözler
- Selim Gündüzalp
- Semerkand dergisi
- Senai Demirci
- Srebrenitsa
- Tarık Tufan
- Türkiyem
- Tesettür
- Uğur Işılak
- Videolar
- Videolarım
- Yemek tarifleri
- Yusuf Özkan Özburun
- Şadi Eren
- Şiirler
- İnsanı tanımak
- İskender Pala
- İslam
- İsmail Okutan
- İsmet Özel
Kategori Arşivleri: Genel
http://www.reklampanolariniprotestoediyorum.com/
Belediyelerin reklam panolarında ve firmaların afişlerinde toplumsal ahlaka zarar verici müstehcen resim ve ifadelerin yayınlanmasını protesto ediyorum. Bu tür reklamların toplumumuza, aile yapımıza ve bireysel hayatımıza zarar verdiğini düşünüyorum.
Yetkili kurumların bunu önemle dikkate almasını ve kontrol etmesini istiyorum.
Not 1 : Reklam panoları gazete ve televizyonla kıyas edilemez. Çünkü bunların düğmesi elimizde değil ki beğenmeyince kapatalım.
Not 2 : Kamu yararı için reklam geliri elde edilmesi gerekçesini de geçerli bulmuyorum. Kamu yararı için kamu ahlakı bozulmamalı.

http://www.ozurbekliyorum.com/
Mustafa Kemal Atatürk; “Binlerce çaresiz ve suçsuz ana ve çocukları işkenceyle öldürmüşlerdi. Tarihte benzeri görülmemiş olan bu vahşeti yapan Ermenilerdi”, s.260-261, Nutuk.
İç veya dış ne manaya geliyor bunlar bilinmeden, tanım getirilmeden içeride yada dışarıda olmanın ne manaya geldiğini kavrayamayız.
İç denilince insanın iç alemi ve bulunduğu, içinde olduğu faaliyet alanları, oluşumlar akla geliyor. İnsanın iç alemi dışarıdan tamamen bilinemez. Yalnızca tahmin edilebilir, veya güçlü delillerle sezilebilir. Onun için insanlar dış görünüşe göre davranırlar çoğu zaman. Hükümlerini anlayabildikleri sezebildikleri kadarıyla verirler. Bu hüküm de her zaman isabetli olmayabilir. Çünkü içimizi ve dışımızı tam anlamıyla ancak Allah(cc) bilebilir. Allah’u Teala Kuran’ı Kerim’ de bu gerçeğe sıklıkla vurgu yapıyor.
İçimize bakmak, içeriden bakmak pek çoğumuzun ihmal ettiği konulardan biridir.
Bir olaya, faaliyete içeriden bakmak için illa da içinde olmak gerekli midir? Sadece bakmak için değilse bile, doğru tahliller, değerlendirmeler yapabilmek için olayın biraz içinde olmak gerekiyor. İçinde olanlar, içeriden bakanlar her zaman, her halükarda isabet ederler mi, edebilirler mi, bu tartışmaya açıktır. İçinde olanlar bazen olaya duygusal yaklaşarak yanlışları göremeyebilirler. Veya bakış mesafeleri daraldığı için, farkında olmadan yanlış değerlendirme yapabilirler. Dürüstlükten, adaletten uzaklaşabilirler. Onun için mü’minlere hakkı ayakta tutan şahitlerden olmaları emredilmiştir. Akrabalarının, kendilerinin aleyhine de olsa dürüstlükten asla taviz vermemeleri öğütlenmiştir.
Dışarıdan bakmak, dışında olmak aynı şeyler midir? Bazen olayın içinde olanlar da dışarıdan bakmayı becerebilirler. Tabii ki bunun için güçlü bir sezme yeteneği, liderlik becerisi gerekiyor. Faaliyetine dışarıdan bakabilmeyi beceremeyen bir lider, oluşumunu ileriye götüremez, doğruya yönlendiremez. Olayın, oluşumun dışında olanlar doğru tahliller yapabilseler de etkin olamazlar. Bir olaya müdahil olabilmek için, etkin olup onu yönlendirebilmek için o olayın, faaliyetin, oluşumun içinde olmak gerekir. Dışarıdan bakmanın da tıpkı içeriden bakışta olduğu gibi bazı dezavantajları vardır. Çünkü, dışarıdan bakan çoğunlukla hataları, yanlışları, eksikleri görme eğilimindedir. Emeği, çabayı, akıtılan teri değerlendirmeye almaz bile… Sadece ortaya çıkan ürüne, sonuca bakarak hüküm verir. Bazen de insafsızca eleştirir.
Bu tavırlara maruz kalanlar da içlerine kapanarak er meydanını terk ederler. Bu her zaman böyle sonuçlanmayabilir. Ama bu halet-i ruhiye ye sahip bir çok insanın var olduğunu düşünür isek, eleştiride dozu aştığımızda, insafı terk ettiğimizde nelere sebep olacağımızı iyi düşünmeliyiz. Kendi dünyalarına dalarak dar bir çerçeveye hapsolunanlar, bunun için başkalarını suçlasalar da asıl suçlu kendileridir.
Çünkü, bu bir tercihtir. Mücadeleyi devam ettirmek için tezahürat beklenmemelidir. Önemli olan eleştirileri de dikkate alarak yola devam etmektir. Zaman zaman muhasebe veya otokritik yaparak yanlışlar tespit edilmeli, başarısızlığın nedenleri sorgulanmalı…
Tüm eleştirilere kulak tıkayarak, verim alınmayan metotlarda ısrar edenler başarıya ulaşamazlar. Kendilerini yenilemeyenler, durup azıklarını kontrol etmeyenler, gerekli motivasyonu alamadıklarında ümitsizliğe düşebilirler. Enerjileri çok çabuk tükenip yarı yolda kalabilirler.
Durup azık almayı, zaman kaybı olarak görenler, yeterli enerjiyi depolamadıklarında az bir verim için çok büyük güç sarfiyatında bulunurlar. Çünkü biraz durup dinlenmek, yola bakmak, düşünmeye, tahlil yapmaya zaman ayırmak boşa gitmiş sayılmaz; bilakis bilenerek daha güçlü/hızlı bir şekilde yola devam etmeyi sağlar. Böylece zamandan ve güçten tasarruf bile sağlanabilir.
İçe kapanmak, köşesine çekilmek, inzivaya çekilmek, etkili olmak isteyen hayata anlam katmak isteyen insanların tercih edeceği bir yol, yöntem olamaz. Bu hayat tarzını benimseyenlerin, hem hayatla, hem kendileri ve diğer insanlarla ciddi problemleri var demektir. İletişim kurmakta zorlanan, problem çözme yeteneğinden yoksun edilgen insanların kabullenebileceği bu durum asla tasvip edilemez. Biraz önce bahsettiğimiz azık almak, enerji depolamak için yapılan farklı faaliyetleri inzivaya çekilmekle karıştırmamak gerekir. Bazen insan bir şeyin çok içinde gibi görünüp dışında kalabilir. Tersi bir durumda söz konusu olabilir.
Önemli olan nerede durduğun değil, nasıl durduğundur. Mesela, dünyanın içindeyiz hepimiz. Onu içimize ne kadar aldığımızdır önemli olan… Globalleşen ve modernleşen bir dünyada modernizme, dünyevileşmeye ne kadar direnebildiğimizdir bizi değerli kılan…
Bir de her şeyin dışında kalarak hayatı/yaşamı ıskalayıp ahkam keserek hariçten gazel okuyanlar var ki; onlara söyleyecek sözümüz yok. Akıl verip eleştirmekten başka işi gücü olmayan bu güruh, iş yapanların yanlışlarını bulma gibi bir misyon üstlenmişlerdir. Kutlama olduğunda baş köşelerde ağırlanmayı bekleyen bu takım bir imtihan söz konusu olduğunda biz demiştiklerle başlayan cümlelerle muhataplarını incitmekten çekinmezler. Aktivitelerin dışında kalarak bedel ödemekten nasıl kurtulduklarını akıllı pozlarla anlatır dururlar. Ta ki kaçacak yerin kalmadığı içlerini derin bir hasretin alacağı gün gelinceye kadar…
Nihal İlimen
Ben bir siyahım,
korkunca siyahım,
mutlu olunca siyah,
hastalanınca siyah,
ağlayınca siyah,
ölünce siyah.
Sen ise beyazsın,
utanınca kırmızı,
koşunca pembe,
korkunca sarı,
hastalanınca soluk,
ölünce mor.
Buna rağmen,
kalkıp bana renkli diyorsun!
• Allah kerimdir amma kuyusu da derindir. İp ve kova olmayınca su çıkmadığı gibi, nur ve feyz de çıkmaz.
• Atom’un arz üzerinde müddet-i te’siri elle sene olduğu gibi, decâcilenin bu ümmet üzerinde müddet-i fesâdı dahi elli senedir.
• Benim evlatlarıma Tarih öğrenmek farzdır.
• Benim evlatlarım, bildiğinin âlimi, bilmediklerinin tâlibidirler.
• Benim evlatlarımın her biri bir Süleyman’dır. Ben daha yüz sene yaşayacağım.
• Benim evlatlarım, Yusuf (a.s.) güzelliğindedir.
• Ben size “eceztü” dediğim zaman sizler alim olmadınız, ilmin anahtarlarını almış oldunuz. Bu aldığınız anahtarla Anadolu’ya gidecek, büyük büyük kitapları açacaksınız ve onun içindeki hakikatleri Ümmet-i Muhammed’in evladına anlatacaksınız.
• Ben şu denî dünyayı, evlâtlarımın kirli tırnağına değişmem.
• Bir meşaiyyun var, bir de işrakiyyun var. İşrakiyyun: Önce inanıyor, sonra hikmetini araştırıyor. Meşaiyyun bunun zıddıdır. Kainatı inceler Allah’ı bulur. Bizim sûfî mezhebimiz işrakiyyun üzerine kurulmuştur. Zahirilerle farkımız; biz cevizin içini, onlar kabuğunu yerler.
• Biz akla ve zekâya kıymet vermeyiz. Salıverdin mi evinin yolunu bulabilecek kadar aklı olsun kâfidir.
• Biz Cenab-ı Hakk’ın ahirette bize vereceği selahiyetle, mahşer halkına şöyle dürbünle bakacak, kimin bize bir merhabası, ilgisi, sevgisi, alakası, Allah yolunda bir hizmeti varsa hepsine şefaat edecegiz.
• Biz, terakkî anlarında çürükleri terkederiz. Asker de harekât ânında hastaları bırakır. Bununla beraber, nâdim olup dönenler, kabul olunur.
• Bize gelinceye kadar bütün piran, bu alemden giderken, kendilerinden sonra, kendileri gibi yetiştirdikleri birisini vazifelendirerek bu alemden gitmişlerdir. Yalnız bana mahsus olmak üzere ben bu alemden gittikten sonra benim tasarrufum daha 40 yıl devam edecektir.
• Bize şemsî tecellî verildi. Hangi yöne nazar ettiysem, orası ihyâ oldu.
• Bizim bu alemde bir tek işimiz var. O da yavrularımızın kalblerine Allah (c.c) ve peygamber (s.a.v) sevgisi ile iman ve İslam nurunu yerleştirmektir.
• Bu dinin garip anlarında hizmet gören, saltanatını sürmeden ölmez. Benim kardeşlerim fukara olmayacak.
• Bu dünyanın cefâsından sefâsına sıra gelmez, gâfil olmayın, ilme çalışın, geçen günler geri gelmez.
• Ders okuturken takıldığınız bir yer olursa, orada fazla durmayın. Nasıl ki etrafı kazılan bir ağaç kolayca devrilirse, evveli ve âhiri anlaşılan kitabın da ortasını anlamak kolaylaşır.
• Dışımız halk ile, içimiz Hak ile…
• Din asıl, dünya ve siyaset fer’idir. Dünya ve siyaset dinin inkişâfına alet olabilir. Fakat din, dünya menfaat ve siyasetine âlet olamaz. Âlet edenlere lanet vardır.
• Dinamitle su içinde ölen balıklar haramdır. Gayr-i merzuk olanları da mahvettiğinden bu işte hayır yoktur, hadiseler zuhur eder.
• Edep, akıl ve şeriata muvâfık hâl ve harekete denir.
• Ey İslâm Cemaatı! Biz hayatta olduğumuz müddetçe, Resûlullâh’ın eshâbına yalan isnadında ve iftirada bulunulabileceğini mi zannediyorsunuz? Böyle bir zanna kapılmayınız, çünkü biz hayattayız.
• Göz ve kan verip almakta mahzur yoktur. Zira aza-yı ârıziye olup, aza-yı asliyyeye tabidir. Yani, kötüye kullanılırsa mesuliyeti alan kimseye aittir.
• Her yerde birlik ve beraberlik lazımdır. Muvaffak olmak için her hususta ittifak etmeli ve dayanışmayı asla elden bırakmamalıdır. Çünkü Allah’ın nusreti, maddi ve manevi yardımı cemaat ile beraberdir. Toplu çalışanlar bunun semeresini kısa zamanda elde ederler.
• Hizmet muvaffak olsun da, varsın bizim yerimiz caminin pabuçluğu olsun.
• Hulûs-i kalble tahsil olunan ilim, ayn-ı ibâdettir.
• İlim, muhabbet, kâmil itikad ve havf isyâna mânidir.
• İlim, nûr-ı ilâhidir. İnsan ise kovan. Kirli bir kovanda arının durmadığı gibi, isyan ve zulmetle kirlenmiş vücud ve kalbde de ilim durmaz.
• İlim vukuata tabidir. Vukuat ilme tabi değildir. Ve herkesin işi kendi efal-i ihtiyarisine bağlıdır.
• İlmin farz-ı ayın olduğu bu günde, sekiz saatten aşağı ders okumak kâfî gelmeyecek.
• İmâm-ı Rabbânî Ahmed-i Fârûkî es-Serhendî hazretleri, „Ben nefsin ne kadar büyük bir düşman olduğunu, ancak onyedi senede öğrenebildim“ buyurmuşlardır.
• İmansız ve zındıklaşmış din düşmanlarının aleyhinde konuşmak, gayret-i diniyyeden olduğu için gıybet değildir.
• İnsan bilmediğinin düşmanıdır. Nurdan haberi olmayan, ondan zevk almayan insan, nurun düşmanı olur.
• İnsan gibi, ilminde anâsırı erbaası vardır; ağızdan öğrenmek ve anlatmak, gözünden görmek, kulağından işitmek, eliyle yazmakla beraber, kalbiyle de feyz-i ilâhiyi çekecek.
• İnsanlarla iyi geçininiz. Kimseyi darıltmayınız. Günün birinde araba kaldırmaya olsun, yarar.
• İttika; iman ile küfürden, ibadet ile isyandan, füyüzat-ı ilahi ve rabıta ile de gafletten muhafaza etmek manasınadır.
• Kâinatı saran karanlığı kaldırma zamanı gelip de, ezelî hüküm icâbı ins ü cinnin nebîsi, Habîbü Rabbi’l-Âlemin Kur’ân-ı Kerim’le gönderilip âleme safâ verdiği gibi o Resûlullâh’ın hususî yaratılmış vârisleri de, ilâ yevmi’l-kıyam devam edecek olan dîn-i mübîni, binlerce belâya katlanarak yılmadan yürütecekler.
• Kalemsiz talebe, kurşunsuz avcıya benzer.
• Maşayı ateşe koyup çekmekle ısınmaz, beklerse ateş gibi olur, dersler de böyledir. Az okumaktan istifade o kadar olur.
• Meyve veren ağaca kuru denilmediği gibi, eseri devam eden zevata da ölü denmez.
• Râbıtaya ehil olmayanlara ilim öğretmek harâminin eline kılıç vermek gibidir. Fuyûzât-ı ilâhiden mahrum olduklarından öğrendikleri ilmi dünya menfaatine âlet ederler.
• Rütbesi yüce olan kimselerin, kendilerinde cemal sıfatı galip olduğundan kafir ve asilere helak değil, hidayet diler. Ehl-i küfrün kâffeten helak olup cehenneme gitmesinde fayda yoktur. Enbiya-yı mürselîn insanların hidayeti için gönderildiler, helakı için değil.
• Sahâbi: Resülullah (s.a.v)’in daire-i imkan ve daire-i emkine-i külliyenin tamamını kendi letaifinden nazar ederek, seyr-i sülûkunu bir anda itmâm ettiği kişi demektir.
• Sihir, insanın nefsindeki habâseti, başka bir habâsete bağlayarak, bir başkasına havâle etmektir.
• Süleyman aleyhisselâm, „Yalnız başına bir orduyu mağlup etmek ne kadar zor ise, nefs-i emmâreyi mağlup etmek ondan daha zordur“ buyurdular.
• Tarîk-i Nakşî; rabıta yolu, enbiya ve mürselîn yolu, ârifler, kâmiller, sıddîklar yoludur. Tarîk-i müşahede ve tarîk-i şühuddur.
• Tırnağını şu dünyaya değişmediğimiz bir evlâdımız için, küre-i arzın altı üstüne gelse, bir şey lâzım gelmez.
• Varis-i Muhammedî ve sahib-i zamanın sonuncusu, sâdât-ı kiramdan olup bu devlet Türkiye’ye ihsan olunmuştur. İmam-ı Rabbanî (k.s.) Hindistan’da, Hz. Şah-ı Nakşibend ve Mevlana Siracüddin Buhara’da, son sahib-i zaman da Türkiye’de zuhur etmiştir. Cümlesi sâdâttan (altun silsileden) olup bu tarik-i âlinin yüceliğine şehadet eder. Irk ve milliyet gözetmeden Hindistan, Pakistan ve Buhara’dan emanet-i kübra, ilahi irade icabı Türkiye’ye intikal etmiştir.
• Yâ Rabbî! Dünyayı kalbime koyma, elimden de alma!
(Alıntı)

Bu belge ile resmi olarak yetişkinlikten istifa ettiğimi bildiririm. Tekrar 8 yaşın tüm sorumluluklarını kabul etmeye hazırım. Yağmur sonrası çamurlu sularda tahta parçası yüzdürmek, kayalarda yürümek istiyorum. Çikolatanın paradan daha iyi olduğunu çünkü daha tatlı ve yenilebilir olduğunu düşünmek istiyorum. Sıcak bir yaz gününde bir meşe ağacının gölgesinde oturup arkadaşlarımla limonata satmak istiyorum.Hayatın daha basit olduğu zamana dönmek istiyorum.
Bütün bildiğin renkler, çarpım tablosu ve ninniler, ama bu kadar az bilmek seni rahatsız etmiyor çünkü ne bilmediğini bilmiyorsun ve umurunda da değil. Bildiğin tek şey mutlu olmak, çünkü seni üzecek veya kızdıracak şeylerden tamamen bihabersin. Dünyanın adil olduğunu, herkesin iyi ve dürüst olduğunu düşünmek istiyorum. Her şeyin mümkün olduğuna inanmak istiyorum. Yaşamın karmaşıklığını unutup, yeniden küçük şeylerden fazlasıyla heyecanlanmak, zevk almak istiyorum. Tekrar basit yaşamak istiyorum…
Günümün bilgisayar arızaları, kağıt yığınları, üzücü haberler, bankada para olmadan ay sonunu getirme kaygıları, doktor faturaları, dedikodu, hastalık ve sevdiklerin kaybedilmesinden ibaret olmasını istemiyorum. Fazlasıyla hesapçı, seni kategorize edip kılık kıyafetinle sayan adam ve kadınlardan bıktım. Gökten 3 elmanın düştüğü masallardaki kadın ve erkekleri geri istiyorum… Aşkın varlığını (daha doğrusu yalan olduğunu) bilmek dahi istemiyorum… Gülümseme, kucaklaşma, tatlı bir söz, doğruluk, adalet, barış, rüyalar, hayaller ve kardan adam yapmanın gücüne inanmak istiyorum…
İşte, çek defterim ve arabamın anahtarları, kredi kartlarımın ekstreleri, gelir belgelerim. Resmi olarak yetişkinlikten istifa ediyorum.
Rahmetli Mehmed Akif karakteri bozuk insanlardan yılmış da demiş ki:
-”İki yüzlüleri arıyorum. Meğer onlar ne iyi insanlarmış.”
Akif’in sağlam karakterini bilenler bu söze çok şaşırmışlar ve dolayısıyla nedenini sormuşlar. Merhum şairimizin cevabı şöyle olmuş:
-”Efendim şimdi çok yüzlüler çıktı ortaya. Onlara bakınca iki yüzlüleri çamla, çırayla aramaya başladım. İki yüzlüleri hiç olmazsa anlamak ve şerlerinden sakınmak mümkündü. Ama çok yüzlüleri ne anlamak nede şerrinden korunmak mümkün.”
Bu hatırayı dinleyen değerli dost, yüzündeki acı tebessümün sebebini şöyle açıkladı:
-”Rahmetli Akif bugün sağ olsaydı çok yüzlüleri de hasretle aramaya başlardı. Çünkü şimdi ortaya yüzsüzler çıktı.”
Öğrendim ki…Güveni geliştirmek yıllar alıyor, yıkmak bir dakika.
Öğrendim ki…Hayatında nelere sahip olduğun değil kiminle olduğun önemli.
Öğrendim ki… Sevimlilik yaparak 15 dakika kazanmak mümkün, ama sonrası için bir şeyler bilmek gerek.
Öğrendim ki… Kendini en iyilerle kıyaslamak değil, kendi en iyinle kıyaslamak sonuç getirir.
Öğrendim ki… İnsanların basına ne geldiği değil, o durumda ne yaptıkları önemli.
Öğrendim ki… Ne kadar küçük dilimlersen dilimle her işin iki yüzü var.
Öğrendim ki… Olmak istediğim insan olabilmem çok vakit alıyor.
Öğrendim ki… Karşılık vermek, düşünmekten çok daha basit.
Öğrendim ki… Bütün sevdiklerinle iyi ayrılman gerek, hangisi son görüşme olacak bilemiyorsun.
Öğrendim ki…”Bittim” dediğin andan itibaren pilinin bitmesine daha çok var.
Öğrendim ki… Sen tepkilerini kontrol edemezsen, tepkilerin hayatını kontrol eder.
Öğrendim ki… Kahraman dediğimiz insanlar bir şey yapılması gerektiğinde, yapılması gerekeni şartlar ne olursa olsun yapanlar.
Öğrendim ki… Affetmeyi öğrenmek deneyerek oluyor.
Öğrendim ki… Bazı insanlar sizi çok seviyor ama, bunu nasıl göstereceğini bilemiyor.
Öğrendim ki… Ne kadar ilgi ve ihtimam gösterseniz, bazıları hiç karşılık vermiyor.
Öğrendim ki… Para ucuz bir başarı.
Öğrendim ki… Düştüğün anda seni tekmeleyeceğini düşündüklerinden bazıları kaldırmak için elini uzatır.
Öğrendim ki… İki insan aynı şeye bakıp tamamen farklı şeyler görebilir.
Öğrendim ki… Aşık olmanın ve aşkı yasamanın çok çeşidi vardır.
Öğrendim ki… Her şartta kendisiyle dürüst kalanlar daha uzun yol yürüyor.
Öğrendim ki… Hiç tanımadığın insanlar, iki saat içinde, senin hayatını değiştirebilir.
Öğrendim ki… Duvarda asılı diplomalar insanı insan yapmaya yetmez.
Öğrendim ki… Karşındakini kırmamak ve inançlarını savunmak arasında çizginin nereden geçtiğini bulmak zor.
Öğrendim ki… Gerçek arkadaşlar arasına mesafe girmez. Gerçek aşkların da!
Öğrendim ki…Tecrübenin kaç yaş günü partisi yasadığınızla ilgisi yok, Ne tür deneyimler yaşadığınızla var.
Öğrendim ki… Aile hep insanın yanında olmuyor. Akrabanız olmayan insanlardan ilgi, sevgi ve güven öğrenebiliyorsunuz. Aile her zaman biyolojik değil.
Öğrendim ki… Ne kadar yakın olursa olsunlar en iyi arkadaşlar da ara sıra üzebilir. Onları affetmek gerekir.
Öğrendim ki… Bazen başkalarını affetmek yetmiyor. Bazen insanın kendisini affedebilmesi gerekiyor.
Öğrendim ki… Yüreğiniz ne kadar kan ağlarsa ağlasın dünya sizin için dönmesini durdurmuyor.
Öğrendim ki… Şartlar ve olaylar, kim olduğumuzu etkilemiş olabilir. Ama ne olduğumuzdan kendimiz sorumluyuz.
Öğrendim ki… İki kişi münakasa ediyorsa, bu birbirlerini sevmedikleri anlamına gelmez. Etmemeleri de sevdikleri anlamına gelmez.
Öğrendim ki… Her problem kendi içinde bir fırsat saklar. Ve problem, fırsatın yanında cüce kalır.
Öğrendim ki… Sevgiyi çabuk kaybediyorsun, pişmanlığın uzun yıllar sürüyor.
Öğrendim ki… Bir insanı kazanmak çok zor, ama kaybetmek çok kolay.
(Alıntı)


