Kategori Arşivleri: Barış Göçer

yalnizlik

Bu aralar fazla kederliyim içime siyahları çekmiş

bomboş bir evin dar koridorlarında yürüyorum

ruhum yağmalanıyor

simsiyah penceresiz odalarda…

boğazıma düğümlenmiş koca bir lokma

nefes aldıkça sızlatıyor

(yalnızlık) damarlarımda dolaşıyor

ve en küçük umudum bir çığ gibi üzerimden kayıp gidiyor

gözyaşlarımla karanlıklara gömülüyorum…

Barış Göçer

minik

− Sen beni sevmiyorsun…

− Hayır! Ben seni seviyorum eğer sevmesem ………………… !

Sus sakın söyleme !

Eğer söylersen, beni sevdiğin için yapmadığını düşünürüm. Bana sürekli hatırlatır da “ben yaptım” dersen zoruma gidecek, üzüleceğim. Borç vermiş bir alacaklı edasıyla söyler durursan kendimi mahcup hissederim, karşılık beklediğini umarım, değerin düşer, incinirim…

Sus sakın söyleme !

Hatırlatıp durma ! Ben kıymetini bilmesem de, karşılığını vermesem de, sen sus, sakın söyleme! Sevdiğin için yapmadın mı bunları ? Sevdiğin için göstermedin mi bu fedakarlıkları ? O zaman neden hatırlatıp duruyorsun ? Yoksa karşılığını mı bekliyorsun ?! Zaten en büyük iyilik karşılık beklemeden yapılanı değilmidir, ve en büyük fedakarlık da ben mahcup olmayayım diye bunları örtbas etmek değilmidir? Öyleyse neden sürekli yüzüme vurup duruyorsun, neden beni mahcup ediyorsun ?!

Sus işte, sus artık ! Söyleme, söyleme…

Yoksa aramıza menfaat girdiğini düşüneceğim, sus işte !!! Ben unutsam bile sen sus. Biliyorum yaptığın bunca fedakarlığın boşa çıkması üzecek seni, ama sus işte! Ne kadar incinirsen incin içinde yaşa kederini. “Bu muydu yaptığım tüm fedakarlıkların karşılığı” demek gelse de içinden sus işte ! Söyleme artık, benim için yapman gereken bir şey kalmadığını bile düşünsen, benim için değmese bile sen sus ! Söyleme, sessizce arkanı dön ve git! Belki o zaman sensizliğime sessizliğini de ekler anlarım değerini… Sus ki affedip de geri dönersen tekrar fedakarlık yapabilesin. Yüzüme çarpıp da gidersen yaptığın her şeyin altında kalırım, incinirim, sonra hiçbir şey eskisi gibi olmaz o zaman.

Sus, sakın söyleme! Gerçekten sevdiğin için yaptıysan, son bir fedakarlık daha yap; sessizce arkanı dön ve git…

Sus işte…

Barış Göçer

gul-cocuk

İçim dışım bir garip bugün
Gözlerim yaşlı içim buruk
Yürüyoruz ağır ağır ben ve ayak seslerim
Bir ses! koş hadi.. koş! Diye haykırıyor
Daha ne duruyorsun?
Sil göz yaşlarını ve koş..

Bilmiyor göremiyorum
Bilmiyor korkuyorum
Bilmiyor koşamıyorum

Koşarda düşerim diye değil korkum
Düşerimde kalkamam diye…
Uyanmak istiyorum artık
Kan ter içinde açmak gözlerimi
Nefes.. nefese…

Yemyeşil bahçemde rüzgarla üşümek
Gözlerimi kamaştıran güneşle ısınmak
Ve gülümseyen gözlerinde rahatlamak
Ve.. bu kabustan uyanmak istiyorum
Artık!… uyanmak istiyorum

Sonra ağlamak istiyorum mutluluktan
Damla damla hüzün yağarken yanaklarıma
Pamuk ellerinle sil istiyorum
Ama uyanmak istiyorum artık!
Uyanmak istiyorum bu kabustan…

Barış Göçer

yagmurr

Zemherinin son direnişi ilkbahara karşı
Kupkuru esen son rüzgârı belki de son karı
Yerini ılık ılık esen meltemlere ve yağmura bırakıyor kış
Kuşlar yine cıvıl cıvıl bahçelerde ağaçlarda
O bülbüle özenen sesleriyle
Bahara merhaba diyen nidaları doldurur kulakları
Birde o doğanın özlenen güneşle kendini sunduğu çocukların neşesi
Alır götürür bizi
Neşenin ve sevincin
Renkli bir topa veya şekere
Hüznün ve kederin
Mavi bilyesini kaybeden çocuktaki gibi olduğu yıllara
Ve beklenen an işte!
Gök perdesini çekiyor güneşin önüne
Kapkara bir bulut sarıyor göğü
Ve ansızın bir ışıltı!
Yerini kükremeye bırakıyor birden
Sanki gök! Bir pençede can alacak bir çöl aslanı
Kükrerken birden koparır kimi yürekleri yerinden
Ve bir merhaba daha işte bu öyle bir merhaba ki
Sema dayanmaz bu buluşmaya ve başlar ağlamaya
Bu tatlı hüzne özlenen kokusunu da katınca toprak
İnsanın gidesi gelmez evine
Özlemle derin derin çeker o kokuyu içine
Ve eşlik eder çiselen yağmurun sesi ona
Gittikçe hızlanır rahmet bardaktan boşanırcasına
Ve pes eder çocuklar
Yağmur yağıyor seller akıyor
Arap kızı camdan bakıyor
Diye bağıra bağıra koşuştururlar evlerine
Bomboş kalır sokaklar birden
Yerini sessizliğe bırakır o çocuk çığlıkları
Ve gezesi gelir insanın elleri cebinde
Başı eğik mahzun bir şekilde
Kaldırım kenarlarında akan küçük seller
Sanki sürükler kalbinin derdini kederini
Dindirir yamaçlarındaki fırtınalarını
Ve biter semanın hüznü yavaş yavaş çekilir
Pamuk pamuk bulutların arkasından gülümser güneş
Bir hüzün sarar birden içini
Derin bir nefes alıp sevimli bir tebessümle
Kaptırır kendini
Küçük bir kız çocuğunun rengarenk elbisesini andıran gökkuşağına
Ve kuşlar çıkıp yuvalarından cıvıl cıvıl ötüşürler yine
Yağmurun hatırına…
Toprak kokusu bırakı yerini mis gibi çiçek kokusuna
İşte her tarafta baharın ilk çiçekleri
Yaklaşırsın koparmak yüreğine koymak istersin
Tam o sırada sanki yalvarırcasına bakar durur sana
Koymak isterken yüreğine onu
Yerleşir o yalvaran bakış gönlüne
İşte dalmışken o güzelliğe biter her şey birden
Yağmurun gidişine sevinen çocuk çığlıklarıyla
Anlam vermez ve söylenirsin kendi kendine
- Biraz önce rahmet tomurcuklarınayken bu sevinç
- Şimdi dindiği için aynı sevinç ‘der’
Tekrar gülümser ve
- Çocuk işte dersin
Ve tutarsın evin yolunu
Tomurcukların ıslattığı yüreğinle…

Barış Göçer

mavi-kelebegimm

Nedenini bilmediğim bir kasırganın içinde açtım gözlerimi
Saat sabahın beşi odam yalnızlığın rengi
Vücudum yorgun içim patlayamaya hazır yanardağ
Ve karmaşık duygular içerisinde
Neler hissettiğimi anlamaya çalışıyorum…
Yüreğimdeki hırçın dalgaların yorgunluğumu bu
Yoksa yalnızlığımın bana isyanımı
Yüreğim bir kelebek misali hassas
Ve bir o kadar kıpır kıpır
Baharın gelişine sevinen kuşlar gibi
Ahh… Hayat değerini bilmeyenlerin,
Bilmezsin ya sende değerini…

Saat sabahın beşi odam yalnızlığın rengi
Gökyüzü ak ile kara…
Ya ayın yerini güneşe bırakışı
İşte! Karşıda güneş gülümsüyor bana
İçimi bir huzur sarıyor
Ve yüreğim bir kelebek misali hassas
Ve bir o kadar da kıpır kıpır
Baharın gelişine sevinen kuşlar gibi
O an dokunsalar ağlayacağım
Mutluluktan mı kederden mi bilinmez
Yüzümde yılların yorgunluğu yaş daha 18 ama
Yüreğim asırları devirmiş koca bir çınar misali
Benden bu kadar deyip yummuşken gözlerimi hayata
Güneş bir gün daha doğar üstüme işte bir kere daha
Ve içimi bir umut kaplar
İşte o zaman açarım gözlerimi yeni asırlara
Ve yaşarım işte bir gün daha,
Aşkla! Sevgiyle ! Acısı ve tatlısıyla bu hayatı
Yeniden ve yeniden…

Barış Göçer

bir-umut

Bir şiirle başladı bu aşk
İsyan mısralarıyla başlayan…
Fakat yarım kalan bir şiir

Başlarda isyanımdı bu şiir kaderime
Beklide bıkkınlığım, usanmışlığım
Hayatın karşısında acımasızca,
Tükenişim… pes edişimdi

Başladığın zaman en başından okumaya
Sadece zavallı bir haykırıştı maziye
Cılız bir sesle…
Fakat yarımdı bu şiir…

Ve başladı birden kaldığı yerden
Hiç karışmadım isyanlarıma
Olduğu gibi devam ettim dur durak bilmeden
Aklımda gözlerin hayalimde sen
Ve yüreğimde küçücük bir umutla başladım
Kaldığım yerden…

Umutsuz bir kozaydı ne olacağını bilmeyen
Yazdıkça şiirimi aşkla sevgiyle
Satır satır ilmek ilmek dokudukça
Küçücük bir hayat beliriverdi birden
Aşkınla, sevginle ve seninle beslendi
İşte !!! küçücük bir umut…
Kocaman bir kanat çırptı hayata
Şimdi uçuşuyor asırlık çınarların arasında …
Sonsuzluğa…

Barış Göçer