“…nasıl yani! Mükemmeliyetçilik bir hastalık mı?” diye şaşıranları duyar gibiyim. Evet… mükemmeliyetçilik bir hastalık. Hatta bence çağın vebası.
“…daha iyisini yapmalıyım”
“…daha düzgün olmalı”
“…bu kadar basit bir işi bitiremezsem insanlar hakkımda ne düşünür?”
“…bana hiç yakışmıyor böyle kolay meseleleri halledememek…” vs gibi masum düşüncelerle başlayan; daha sonrasında da başarılarını, aslında kendi kişisel başarı ve performanslarından değil de, içinde bulundukları durum ve şartların sağladığını düşünmeye başlayan insanların hastalığı…
Mükemmeliyetçilik hastalığı olan insanlar günlük hayatın içinden masum beklentilerle yola çıkarlar. Ama bir türlü tatmin olmadıkları için de hep daha iyisini, hep daha iyisini beklemeye başlarlar. Kendilerini sürekli eleştirdikleri, beğenmedikleri için kişisel başarı ve yeteneklerinin, başarılı olmalarına vesile olduğunu bir türlü göremezler. Yukarıda da belirttiğim gibi kişisel başarılarını, onlar için şans eseri gelmiş bir süreç gibi algılamaya başlarlar.
…peki bu durumun ardından ne geliyor dersiniz? “Başarı benim becerim değilse…? Bana sunulmuş herhangi bir fırsatla ilgiliyse…?”
Ne olacak şimdi…? “Eyvah… Her an, sahip olduğum her şeyimi kaybedebilirim.” Şeklindeki duygusal kaygılar varolmaya başlar. Ve en ufak hatalarında gerçek yüzlerinin ortaya çıkacağını, aslında ne kadar da beceriksiz insanlar olduklarının herkes tarafından anlaşılacağını düşünürler. Böylece de stresli hayat başlamış olur. Yani mükemmel olmak için uğraşılan basınçlı hayat.
…
Aslına bakarsanız bir miktar mükemmeliyetçilik hepimizde vardır. İyi huylu, can sıkıcı olmayan mükemmeliyetçiliklerde yetersizlik duygusu altında ezilmeden, başarısızlık takıntısı olmadan, başarıdan zevk almanın bir yolu bulunur. Hatta hafif düzeyde olması, yaptığımız işlerde bizleri motive etmesi açısından sağlıklıdır da. Ancak saplantılı olanlar, kendilerine gerçekçi olmayan hedefler koyarlar. Öyle büyük hedefler belirlerler ki, amaçlarına bir türlü ulaşamazlar. Amaca ulaşamayınca kendilerini yenilmiş, başarısız, değersiz hissederler. Ne kadar çok uğraşırlarsa o kadar başarılı olacaklarına inanmaya başladıkları için de iş ve meslek hayatının “işkolik”leri olarak anılmaya başlarlar. Daha fazla iş, daha fazla hırs, daha fazla koşuşturmaca… giderek kendilerine olan güvenlerini yitirmeye başlarlar. Performans kaygısı, özgüven eksikliğiyle buluşmaya başladıkça sosyal fobik özellikler taşımaya başlarlar. Kaybettikleri güven duygusu etraftan anlaşılmasın diye daha da fazla iş yüklenmeye ve iş yüklerini iyice artırmaya başlarlar.
Sadece iş hayatında mı? elbette değil… ev hanımları da benzer özellikler taşıyarak hayatlarını içinden çıkılmaz hale getirirler.
…
Peki nedir bu mükemmeliyetçilik?
Ülkemizde insanlar genellikle mükemmeliyetçilik denilince “en iyiyi yapma çabası” şeklinde bir açıklama yapıyor. Yapılabilecekler arasında iyi bir performans göstererek en iyiyi yapmaya çalışma halinin adı mükemmeliyetçilik değildir sevgili okurlar…!
En iyiyi başarmak için çaba gösterenler başarılı olmak ya da hedeflerine ulaşmak için gösterdikleri bu çabadan zevk alırlar. Mükemmeliyetçi kişiler ise hiçbir zaman ve koşulda hata yapılmaması gerektiğine inandıklarından, kendilerinden ve yaptıklarından sürekli kuşku duyup, kaygı içinde yaşarlar.
Dilerseniz mükemmeliyetçi insanların sahip oldukları bazı ortak özellikleri sıralayayım sizler için.
Hayatlarında en fazla –meli, -malı ifadeleri vardır. “Bugün bu işi bitirmeliyim.” derler ama… bitirmek zorunda olduğu işin, en iyimser bakışla, herhangi bir insan tarafından bile en az bir hafta süreceğinin farkında bile değildirler. Bu tip kişilerin hayatında yapılması gerekenler ve yapılmaması gerekenler vardır. Yaşam ve koşullar karşısında esnek olamazlar.
Sürekli olarak denetleme ve onay alma eğilimi içindedirler. Hem denetlerler hem de kendi yaptıkları en ufak işlerde bile birilerinin onaylamasını beklerler.
Her şey mükemmel olacak ya… her şeyi düzeltir ve tekrarlarlar… evde iş yapıyorsa yaptığı işi denetler durur; iş yerinde evrak hazırladıysa defalarca kontrol ederler.
Aşırı planlama yaparlar. Evet herkesin hayatı belirli bir plan dahilinde yürümelidir ama olmaz… onların planlamaları daha katıdır. Bu böyle olacak dedilerse öyle olacaktır. Ucu açık düzenlemelere asla dayanamazlar. Kalpleri sıkışır. Yaptıkları işler, başlangıçtaki planlı sıraya uymuyorsa yine rahatsız olurlar.
Karar vermede güçlük çekerler. Hangi kararın daha doğru, daha olumlu sonuç vereceğini düşünmekten dolayı bir türlü karar veremezler.
Ertelemeler en fazla onların hayatında vardır. Hatta hatırlarsanız daha önceki yazılarda belirtmiştim. her şeyi ertelemeyi alışkanlık edinmenin ardında mükemmeliyetçi yapı yatar diye. Çünkü her şeyin en mükemmelini yapmak için uğraşırlar. Yapamayacaklarsa kolaylıkla ertelerler.
Ertelemelere, gözde büyüme ve dayanamayıp yapılacaklardan kaçınma davranışı eklenir.
Her şeyin en mükemmelini isteyen insanlar, farkında olmadan etraflarındaki insanları da değiştirmeye çalışırlar. Kendilerine göre hatasız ve düzenli olan durumlara uyumlu kişiler görmekten hoşlanırlar. Onların istediği gibi davranış göstermeyen kişileri küçümserler. Beğenmezler.
Kendileri için ulaşılması olanaksız ve gerçek dışı standartlar belirlerler. Bu kişiler klasik bir tavır olarak kendilerine yönelik son derece yüksek beklentiler dayatırlar ve hata kabul etmezler. İnsan olduğunu unutmuş gibi davrandığı anları olur. Hata herkes içindir ama kendisi için değildir. Hata yapanlar aptaldır. Hata insana mahsus değil, aptallara mahsustur onlara göre.
Kendilerine karşı acımasız bir eleştirmendirler. Sürekli kendilerini eleştirirler. Oturmalarını, kalkmalarını… giyim kuşamlarını… tavırlarını… insanlarla kurdukları diyalogları… yaptıkları işleri… ve işin ilginç olan bir türlü bir şeyi beceremezler gibi davranırlar. O kadar başarılı insan var ki bu durumda. Kültürlü, yetenekli, başarılı… neredeyse bir çoğu kendilerindeki bu özelliklerin farkında bile olmadıkları gibi, sıfır noktasındaymış gibi kendilerine kızıp dururlar.
Kendileri için geliştirdikleri bu eleştiriler, bir süre sonra yakın çevrelerindeki insanları da vurur. Gerçek dışı ve yüksek standartlara başkalarının uymasını bekleme eğilimi geliştirirler. Bu kişiler başkalarına iş veremezler, yaptıklarını beğenmez, sürekli hata bulurlar. Genellikle öfke ve doyumlu ilişki kuramama sorunları vardır.
Tüm bunlara ilaveten en ilginç olanı ise bana göre başkalarının, kendilerinden ulaşılması olanaksız beklentileri olduğuna inanmaları. Düşünün…! Kendileri herkesten mükemmel olmayı bekliyorlar. Ve kendi kendilerinden de mükemmel olmayı beklerler. Diğer insanların kendilerinden böyle bir beklentisi olmasa bile, aslında herkesin onlardan, mükemmel bir insan olmasını beklediklerini zannederler. Ancak yüksek standartları olursa saygı göreceklerine inanırlar. Genellikle öfkeli olurlar. Kendileri için belirledikleri standartlara ulaşamadıklarında depresyon ve başkaları tarafından yargılanma korkusu duyduklarında da sosyal kaygı sorunları yaşarlar.
Bu kişiler benliklerini ve özsaygılarını başarılarının üzerine kurmuşlardır. Bu nedenle en küçük bir başarısızlık onlar için çok yıkıcı olabilir.
Bu kişiler hata yapmayı başarısızlıkla bir tutarlar, hata yapmaktan aşırı derecede kaçındıkları için öğrenme ve kendini geliştirme fırsatlarını da kaçırırlar. Hata yaptıkları zaman başkaları tarafından kabul edilmeyeceklerine inanırlar. Mükemmel olmaya çalışmak kendilerini olumsuz eleştirilerden ve yargılardan koruma çabasından başka bir şey de değil aslında.
…
Düşününce çok rahatsız edici bir durum sevgili okurlar. insanın hayatını daha iyi yapmak için başlattığı; ama zaman içinde kişinin hareket alanını kısıtlayan bir durum. Ve ciddi ciddi de çağımızın vebası gibi bir hastalık olmaya başladı.
Bundan kurtulmanın bir yolu var mı? elbette var… ama her zamanki gibi yazı alanı küçük… bir sonraki yazıda mükemmeliyetçilik hastalığının sebepleri ve kurtulmak için neler yapabilirsiniz gibi bilgiler aktaracağım.
Sevgiyle kalın…
Mehtap Kayaoğlu
3 Yorum
Bu bir yorumdan çok bir paylaşım olacak okursanız sevinirim…
23 yaşındayım ve yemin ederim mükemmeliyetçi bir yapıya sahip olduğum bilincine şimdi inanabildim. Gerek yaptığım araştırmalardan, gerekse son 1.5 yıldır gördüğüm psikoterapi sayesinde bu farkındalığa vardım. Halen daha tam anlamıyla kabullenmiş değilim. İlkokul, ortaokul ve lisede hep sınıf birincisiydim. Kim görse bu çocuk kesin bilim adamı olacak diye parmakla gösterirdi. Şimdi jeton düştü hep birinci olmak, göz önünde olmak istiyordum. Bir türlü doymak bilmez bir açlığım vardı. Her konuda herrrrrr hep birinci olmak istiyordum ve en iyisini yapmak, yaptığım şey en iyisi olmalıydı, ama sadece başarıya odaklanan bu zihniyet onun dışında hiçbirşeyi umursamayan bir yapıya sahipti.
Tüm istediğim farkedilmek, övülmek, sevilmek ve sayılmaktı. 7 senedir üniversitede okulu bitirmeye çalışıyorum. 4 tane bölüm değiştirdim. Her bölümde mükemmel olmak için çabaladım çabaladık sonra dahada içine battım. Unutkanlık başladı, sonra sosyo fobik bir hale geldim. Bir ara odamdan dışarı çıkamıyordum, hatta tuvalete bile ayağım kayacak ve fayansın sivri yerine kafamı çarpıp oracıkta ölüvericem diye tuvaletimi çok tuttuğum oldu.
Ben kıbrıstan yazıyorum. Özür dilerim sadece paylaşmak istedim; bir çıkış yolu arıyorum. Üniversitede ingilizce eğitim görüyoruz ve bende şimdi görebiliyorum kendime farkında olmadan çok zulüm etmişim. Liseyi bitirdiğimde ingilizcem sadece sınırlı sayıda vocabulary den ibaretti ve sonra bir sene odaya kapanıp çalıştım ve bu süre sonunda neden bir ingiliz kadar iyi konuşamadığım için kendimi aşağıladım, aptallık bastım, sövdüm, iğrendim kendimden. Öyle bir duruma geldim ki bir gün konuşmak istedim ama sesim çıkmadı ve koşup dışarı çıktım ve ağlamaya başladım…
Selamün aleyküm İbrahim bey,
Mehtap Kayaoglu’na telefon, mail, tv veya radyo araciligiyla ulasabilirsiniz.
Tel: (0216) 449 01 53
(0555) 408 12 68
mehtapkayaoglu@gmail.com
Tv ve radyo programlari hakkinda bu linkte bilgi edinebilirsiniz: http://www.yuzlesme.tv/index.php?option=com_content&task=blogcategory&id=25&Itemid=44
Selam ve dua ile…
Ben diyarbakırlıyım ve hiç bi zaman bi türk gibi güzel konuşamayacağımı kafaya koyduğum için kendimi geliştirmedim. Bunun sebebi de yine mükemmelliyetçilik olsa gerek. Ve bu 22 yaşına gelene kadar aslında çoğu kişiden daha güzel konuşmama rağmen bunu yeterli göremedim ve hala bu sorunla uğraşıyorum. Buradan da kastım mükemmeliyetçi insanların erteleme durumu.