05.07.08

“Kopyala/Yapıştır” Evlilikler…

Yazı kategorisi: Aile 1:14 pm yazan: Minik Kelebek

 Aile terapilerinde dikkatimi çekmeye başladı. Çiftler,  birbirine karşı daha az ilgi duymaya, daha az sevgi beslemeye, daha az tahammül  göstermeye, daha az saygılı olmaya; bunların yanında birbirine karşı daha fazla  öfke duymaya, daha fazla incitici tavır sergilemeye, daha fazla sert eleştiriler  yapmaya, daha fazla rencide edici sözler söylemeye başladı.
 Geçen gün yanımda bir  çift varken aklıma geldi. Onlara söylediğim şeyleri sizler için de kaleme  dökeyim dedim. Umarım işinize yarar sevgili okurlar.
 …
 Herkes bilgisayarının  başında bu yazıyı okuduğuna göre, bilgisayar dilinde bir giriş yapmak kalıcı  olur sanırım: Bence “Kopyala/Yapıştır” algılaması gelişti  insanların zihninde. Herkes birbirinin evliliğine bakarak, kendi ailesi için  aynı şeyleri istemeye başladı! Orda yaşananları kopyala, bizim eve  yapıştır.
 …
 Bu yanlış! Şöyle ki;  komşusunun kocası akşamları eve erken geliyor, çocuklarına ders çalıştırıyorsa;  Nermin Hanım eşiyle tartışmaya başlıyor. “Milletin kocası erkenden eve  gelip çocuklarına ders çalıştırıyor! Sen niye yapmıyorsun?” diye.  Eşinin içinde bulunduğu ve belki de gerçekten imkansızlıkların sorgulamasını  yaptığının farkında olmaksızın. Çalışma saatleri ve mesai durumlarını bildiği  halde.
 Ya da etraftaki  bayanlara bakarak, kendi eşinden soğumaya başlıyor. Evlenmemiş, hiç doğum  yapmamış bir bayanın bedeniyle; kendisine dört tane evlat armağan eden eşinin  yıpranmış vücudunu kolaylıkla kıyaslayabiliyor. Ve tehdit bile edebiliyor hiç  rahatsızlık hissetmeden: “Bu kiloları vermezsen seni boşarım. Karnındaki  yağları gözüm görmesin sakın” şeklinde.
 Veya en çok moda olan  durum… aynı zamanda benim en fazla itiraz etmeye başladığım nokta: “Biz  geçmişte görücü usulü evlenmiştik. O zamanın şartlarında kabul etmiştim eşimi.  Şimdi istemiyorum onu. Hata etmişim. Gönlüm geçti. (bayanlar için genel şikayet  şekli) o zamanlar evden kurtulmak için evlenmiştim/ (erkekler için genel söylem)  o dönemlerde harama el uzatmamak için üstün körü yapılmış bir seçimdi”  gibi.
 …
 Görücü usulü veya  anlaşarak fark etmez. Evlilik evliliktir. Evliliğin hangi yolla daha sağlıklı  gelişeceğine dair fikir yürütmek de yanlıştır bence. Çünkü nice evlilik var  yıkılıyor… evlenme yolları görücü usulü ve anlaşarak evlilik şeklinde… nice  evlilik var gayet güzel ilerliyor… evlenme yolları yine görücü usulü ve  anlaşarak evlilik şeklinde.
 Önemli olan bir  evliliğin nasıl başladığı değil; hangi ihtiyaçtan yola çıktığı  ve ilişki kurulduktan sonraki dönemde “süreç”in nasıl  işlediğidir. Görücü usulüyse, eşimize kötü mü davranacağız ya da anlaşarak  evlendik diye kişinin yaptığı kasıtlı ve incitici hatalara göz mü yumacağız?  Doğru olan, insanların kendi dönemlerinde, kendi yaşam şartlarında, kendi iç  ihtiyaçlarına karşılık gelecek düzgün ilişkiyi kurabilmesidir. Bu kurgunun yolu  ister “vesile” ile olur, ister “ani  karşılaşmalar” ve belki “beklenmedik gelişmeler”  biçiminde.
 ”O zaman bilememişim,  şimdi bakıyorum insanlara ne güzel kendi keyiflerine göre eş seçiyorlar” demek,  “Ben kendi seçimlerimin, kendi iç ihtiyaçlarımın, kendi çözümlerimin  farkında değilim. Kim ne yaparsa aynısını yaparım. Bugün bunu yaparım, yarın da  bundan rahatsız olur başka bir şey yaparım” demektir. Bu da teknik  olarak hatalı bir anlayıştır.
 Çünkü… çünkü sevgili  okurlar… bugünün şartlarıyla, bugünün bize yaşattığı yeni algılama  biçimleriyle, bugünün getirdikleriyle geçmişi sorgulamak hatalıdır.  Geçmişin kendi içinde, kendi şartları vardı. Evet… bir çoğumuz geçmişte, o günün  şartlarını değerlendirerek pek çok kararlar vermek zorunda kaldık. Aldığımız  kararların bazıları bizi mutlu etti bazıları bizi üzdü. Ama dönüp de karar  aldığımız güne lanet okumak, aldığımız kararı kıyasıya eleştirmek iyi değil. O  dönemde yapılabilecekler arasında en iyisini yaptığınızı düşünmeniz gerekir. Bu  düşünce şekli aynı zamanda bizi depresyona girmekten korur. Geçmişte insanlar  bir masa bir sandalyeye gelin gidiyordu, günümüzde maşAllah bir iğneleri bile  eksik olmadan evleniyorlar. Annelerimizin başlarını duvara mı vurması gerek bu  durumda ucuza gittikleri için? Elbette hayır. Geçmişin yaşam şartları öyleydi,  bugün farklı.
 Komşunun kızı geçen  hafta dayalı döşeli bir eve gelin gitti diye, insan kendi yirmi yıllık  kocasından soğur mu? Soğumamalı elbet. Ama kişi soğuyorsa, aslında orada eşyadan  daha önemli eksikler var demektir. Eşiyle arasında yeterince doyumlu bir ilişki  oluşamamış demektir. Eşyanın arkasına gizlenmiş, duygusal açlıklar hat safhada  demektir.
 …
 Şunu vurgulamadan  geçemeyeceğim: Gerçek evliliklerin, gerçek ilişkilerin bu ve benzeri  sorunları olmaz. Pişmanlıklar, kahretmeler yaşanmaz. Günlük tatlı ve çözülebilir  zorluklar olur o kadar.
 Bunun yanında iyi  başlayan, güzel hayallerle kurulan evlilikler de vardır ki çeşitli gerekçelerle  devam edemeyebilir. Burada söylemek istediğim, evliliği bitirme gerekçelerinizin  sudan sebepler olmaması. Zamanın trendlerine uyarak, moda haline gelen  sorunlarla ilişkilerinizi yıkmayın lütfen.
 Onun kocası öyle  yapıyor diye sizinkinin de aynısını yapması gerekmez. Birinin hanımı şöyle  yapıyor diye, kendi eşinizden aynı şeyleri birebir bekleyemezsiniz. Herkes  birbirinin aynısı davranacak olduktan sonra, Ahmet’le ya da Mehmet’le evlenmenin  ne farkı olacaktı ki? Hepsi aynı fabrikadan çıkmış davranışlar sergileyecekse  eşiniz Ayşe veya Fatma olmuş ne çıkar?
 Oysa ki…! oysa ki her  evlilik kendi sürecini doğurur sevgili okurlar. Her ilişki kendi “iç  yaşam kuralları”“kendisi” belirler. Her  evliliğin, her ilişkinin kendi iç ihtiyaçları zaman içinde belirir ve bu  ihtiyaçları giderme yöntemleriyle birlikte yeni bir yapılanma oluşur.  Böylece bizim ailenin yaşadıklarıyla, sizin ailenin yaşadıkları birbirinden  farklı olur. Basmakalıp davranış örüntüleri hayatımıza giremez bile.
 Bir önceki yazıda da  söylemiştim ya iyi ki müslümanız diye. Kur’an’a tabi olup ayetleri bol bol  okuyanlar bilirler. Şeytan’ın ilk işi Hz.Adem İle Hz.Havva’nın arasına girip,  birbirleriyle olan diyalog kopukluklarından istifade ederek ve sanki onlar için  dostluk ediyormuş gibi davranarak, yasak ağaca yaklaşmalarını sağlamak olmuştur.  Yani enteresandır, şeytanın ilk vukuatı, eşlerin arasına girmek  olmuştur.
 İkinci vukuat yine  aileye yönelik. Cennetten kovulduktan ve kendisine süre verilenlerden olduktan  sonra; kardeşlerin arasına nifak sokmak ve birisini diğerine karşı kışkırtarak  “ilk kan”ın dökülmesine vesile olmak.
 Bizler inanıyorsak  bilmeliyiz ki şeytan boş durmuyor. Trenler değiştiyse şeytanın hileleri de  değişti! Artık öbür kadınları erkeklere daha güzel gösteriyor, daha bakımlı,  daha düzgün fizikli…! Öteki erkekleri daha iyi koca gösteriyor, daha ilgili,  daha sevgili, daha romantik…! Ya da evlilikten soğutuyor ki işini kolay  yapsın. Şeytan bile biliyor ki yalnız bir insanın depresyona girmesi,  ailesiyle mutlu ve huzurlu yaşayan bir insana göre çok daha kolay.  İnsanı yok etmek, toplumları mahvetmek için, öncelikle kişileri “yalnız  bireyler” haline getirmek zorunda. Aile çökünce, toplumun çöküşü de  daha kolay. O zaman bence herkes aklını başına alsın ve bu gidişata bir dur  desin. Her erkek, öteki bayana gösterdiği şirinliği ve saygıyı evdeki kendi  eşine gösterse, her bayan eşinden beklediği ilgi ve şefkati, kendisi öncelikle  kocasına gösterse niye birbirlerinden kopsunlar ki?
 Özetle diyorum ki  “Kopyala/Yapıştır” evlilik olmaz! İki insan bir araya gelecek ve kendi ailesini  ikisi birlikte oluşturacak. Kendi ailesinde, kendi ürettikleri güzellikleri  yaşayacaklar.
 Başkalarının  yaşadıklarını kopyalamaya harcayacakları enerjiyi, birbirlerini keşfetmeye ve  birbirlerini mutlu etmeye harcasalar ne sorun kalır ne pişmanlık zaten…
 Sevgiyle -ve kendi  ailenizle- kalın…
 
Mehtap Kayaoğlu
Psikolog & Psikoterapist

Yorum Yapın