VI.

Kâfirdi o ki kısa bir müddet
Aklından mühim şeyler geçiriyormuş gibi susup
Bekledi bekletti işkilleri varmış gibi dingildedi
En kavi en müşekkel en mukni
İfadeye kavuştuğu görüntüsü veren
Küpe daldırıp çıkardı narin cismini
Ve sonra bana dönüp
Hayata atıldığın zaman anlarsın dedi.
Güleyim bari bak neler de bilirmiş
Neymiş hayat atılacakmışım neye
Söyleyebilseydi söylerdi
Hayat mıntıkasının sınırı nereden geçer
Edebilseydi tasrih kuşku yok edecekti
Ama kâfirde nâtıka ne gezer
Sarahatten kâfire ne.

Beni atacaklar mıymış ben mi atlayacak mışım
Ne olmuş ne oluyor ne olacak
Kaynasın keder çorbamız hele bir taşım
İşte ancak o zaman ecnebilerle oturup
Keder denilip de neden kader
Denilmeyişte anlaşalım
Vidayı sök çiviyi çak
Razı ol atılmaya
Hareket tarihi müphem
Bu kafadan atma şeye deniyorsa hayat
Nedir o kafanın cinsi rica etsem
Ricam yerine getirilse pireler berber iken
Adı hayat olarak tescil edilen ve atla
Kafiye yaptığının itirazına mahal bırakılmayan
Kafiyeden başka ne yapar çatlıyorum meraktan
İlle hayata atılmam mı gerekiyor
İlçe el vermez mi.

Kâfir odur ki aslan ağzında görür ekmek
Behey ahmak otobur mudur aslan ki tutsun
Ağzında o kimbilir hangi fırından çıkma şeyi
Bilsin aslanlığını bilecekse o hayvan
Kükresin de görelim ekmeği ağzından sarkıtan
Azan tek duramaz azan azdığıyla kalmaz
Az bulan azdırır dar yolu seçer
Azma bahanesidir azlık
Raydan çıktın mıydı sonun neymiş seyreyle
Aslansındır kuyruğunu tramvay çiğnemiştir
Hissedersin her alanda sıkışıklık
Son vereydin daralmaya görecektin
Boldur Allah’ın nimeti bre zındık
Sarp yamaçlarda alıç
Dağ başlarında ahlat
Bostanda karpuz çölde bal vahada hurma
O senin ekmeğe diş geçirmiş aslan teranesini
Gel de benim külâhıma anlat
Oltaya geldin demektir öyle ufak tefek
Görüp de Karamürsel sepeti sandıysan beni
Asr-ı Saadet’ten bugüne
Her fırsatta elimi aslan ağzından ekmek
Satın alayım diye cebime atmışlığım
Şakasıydı bu işin
Niçin kılımı kıpırdatacakmışım aklıma
Kâfirden tarif sokmak için.

Bir müddet suskun durdu geçerken mezarlığın içinden
Ne zavallı şey! Fatiha bilmiyor ki okusun
Dilinden dökülenler asla Kurânî değil
Özlemedi çatısı altına girmeyi bir gün olsun
Sofrasında helâl lokma yenilmekte olan bir evin
Ne zavallı şey! Ne Grek ne İbrani ne Latin
Değildir aslanımız külkedisi
Külhanede yatmıyor
Yok ona parkta rastlayanımız
Kanepeler kabasına batıyor.

Bir gündü günlerden bir gün ah o gün
Özledi kendisine ücret mukabilinde
Umumhanede gösterilen muhabbeti
Onu gerçeklik teshir etti
Gerçeğin yalapşap etkinliği
Bir müddet suskun askıda dalgın yüreği
Hali engin adamcağızın dediler
Susturursa dediler riyazet susturur adamı
Bu çeşitten gerekçeyle mandepsiye basanlar
Çabucak pişman oluverdiler ama
Bastıkları o yerde bir mayın
Olduğu korkusuyla
Kalakaldılar ayaklar kaldırılmadı
Hayal edilen bir feryat
Karın doyuracağı hayal edilen çıkının infilâk
Edivereceği korkusu
Çektirmedi hiçbirine ayak
Çekemeyip ölçüsünü bilmecburiye ifşa
Ettikleri o ayaklar
Eleverdi romancıların istifadesine mazhar kalıplar
Zaten neyi çekebildi ki fukara
Yirmidokuz otuz
İşte o kadar.

İsmet Özel

Yorum Yapın

*
*