04.30.08

Sacit Onan - Senide vurular bir gün ey acı!

Yazı kategorisi: Videolar 7:19 pm yazan: Minik Kelebek

:)

Yazı kategorisi: Resimler 7:08 pm yazan: Minik Kelebek

04.28.08

Ağlamak büyük bir meziyettir. Her yürek ağlayamaz…

Yazı kategorisi: Makaleler, İnsanı tanımak 3:52 pm yazan: Minik Kelebek

Ağlamak büyük bir meziyetir. Her yürek ağlayamaz bazen bir kuran okuyuşuna, bazen de günahların affına bazen de insan kardeşleri için ağlar. Allah katında makbul insanlar, Allahu tealayı anıp gözyaşı döken insanlardır.
Allahu teala şöyle buyurmuştur:
“Ağlayarak yüzüstü kapanırlar. Kur’an onların huşuunu arttırır” (İsra suresi/109)
“Siz bu kurana mı taaccüb ediyorsunuz? Ona mı gülüyor da ağlamıyorsunuz?” (Necm suresi/59-60)

Kalbin yumşaklığının, şevkatin ve kalpteki imanın işaretidir ağlamak.

Ebu Ümame Sudayy b. Aclan el-Bahiliden (r.a) Rasulullah’ın (s.a) şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir:
”Allah’ın katında iki damla ve iki izden daha sevimli şey yoktur. Allah korkusundan dolayı dökülen gözyaşı ile Allah yolunda akıtılan kan damlaları. İki ize gelince; Allah yolunda harbederken alnan yara izleri ile, Allah’ın farzlarından birini ifa ederken meydana gelen izler.” (Tirmizi)

Ebu hureyre’den (r.a) rasulullahın (s.a) şöyle buyrulduğu rivayet edilmiştir;
”Yedi sınıf insan vadırki, kendi gölgesinden başka gölgenin olmadığı bir günde Allah onları arşının gölgesi altında gölgelendirir: Bunlar, Adaletli devlet başkanı, Allah’a ibadetle yetişen genç, Kalbi mescitlere tutkun kimse! Allah rızası için birbirini sevip, bu sevgi ile bir araya gelip, bu sevgi ile ayrılan iki kişi, mevki sahibi güzel bir kadının zina teklifine ”Allah’tan korkarım” diye cevap veren kimse, sağ elinin verdiğini sol eli duymayacak şekilde gizli sadaka veren kimse, kendi başına kaldığı zaman Allah’ı anarak gözyaşı akıtan kimse” (Buhari ve Müslim)

Bazen hangimiz istemeyiz ki Rabbe yalvarmak yalvarırkende hıçkırıklra boğulmak: Doyasıya ağlamak hıçkırmak. Rabbimiz bizi bilen bizi duyandır. İnşAllah o affettiği kullar zümresine bilerde dahil oluruz.
Abdullah b eş-Şıhhır (r.a) der ki,
”Peygamberimizin yanına gelmiştim, namaz kılıyordu. Ağladığından, göğsünden kaynayan tencere sesi gibi bir ses geliyordu” (Tirmizi ve Ebu Davud)

O ki Peygamber, o ki böyle ağlarsa bizler nasıl dayanalım bizler affımız için nasıl ağlamıyalım?

Ebu Hureyre (r.a) Rasulullah’ın (s.a) şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir;
”Sağılan süt memeye geri dönmedikçe Allah korkusundan ağlayan kişi de cehenneme girmez. Allah yolunda cihad edrken oluşan tozla cehennemin dumanı birleşmez.” (Tirmizi)

Enes (r.a) der ki;
Rasulullah (s.a) bize şimdiye kadar işitmediğimizbir hudbe okuyarak şöyle buyurdu;
”Eğer bildiğimi bilseydiniz az güler, çok ağlardınız” Enes (r.a) der ki; Rasulullah’ın ashabı bu söz üzerine yüzlerini örttüler, hıçkıra hıçkıra ağladılar.” (Buhari ve Müslim)

İbn Mesud’dan (r.a) rivayet edilmiştir;
”Rasulullah (s.a) bana ”kuran oku” dedi” Ya Rasulallah! Kuran sana inmişken ben nasıl okurum dedim. O da, ”Onu başkasından duymak istiyorum” dedi. Nisa suresini okudum. ”Her ümmetten bir şahit getirip, seni onlar üzerine şahit getirdiğimiz zaman onların hali nolacak?” ayetine gelince ”Şimdilik bu kadar yeter” buyurdu. Bir de baktım ki, gözleri yaşla dolmuştu.” (Buhari ve Müslim)

İbrahim b. Abdurrahman b. Avf der ki,
”Oruçlu olduğu bir gün Abdurrahman b. Avf’a iftar yemeği getirildi. O da şöyle dedi; ”Benden daha değerli olan Mus’ab b. Umeyr şehid edildiğinde hırkasından başka kefenleneceği birşeyi bulunmamıştı. Onunla başı örtülse ayakları, ayakları örtülse başı açık kalıyordu. Sonra bize dünyalıktan verildi de verildi. Öyle ki, iyiliklerimizin karşılığı dünyada verilmeye başlandı, ahirete bir şey kalmayacak diye korktuk” Bu sözleri söyledi, ağlamaya başladı ve iftar edemedi” (Buhari)

Ağlamak insani bir duygudur. İnsanlığımızın, insan olmamızın belirtisidir. Birbirimizle yardımlaşalım. Ağlayan bir çocuk görsek başını okşamaktan onu teselli etmekten çekinmeyelim. Ağlayana destek olmaz ondan kaçarsak bizimde ağlayacak bir omuza ihtiyacımız olduğunda bunu bulamayabiliriz. Kıymeti bilinmese de iyilik yapmaktan geri durmayalım. Rabbim cümle iyiliklerimizin karşılığını bol bol versin inşAllah.

(Alıntı)

04.27.08

Passiflora caerulea

Yazı kategorisi: Resimler 7:50 pm yazan: Minik Kelebek

Su Damlalarının Güzelliği…

Yazı kategorisi: Senai Demirci 6:22 pm yazan: Minik Kelebek

Göklerde ve yerde nice ayetler vardır ki, onlar bunlardan yüz çevirerek üzerlerinde (düşünmeden) geçer giderler” (Yusuf,105)

Her suret Seni göstermeye bahanedir.
Her ayinede görünen Senden nişanedir…
 

Her zerre ‘Bir’liğini açıkça seslendirmektedir.
Her varlık kudretini ayan beyan dillendirmektedir.
Öyle şiddetli görünüyorsun ki, ışığın gözü kamaşıp Seni perdelemektedir…

Öyle Zahirsin ki,kimse gözünü Senden ayıramadığı için Seni fark edememektedir.
Sen kudret ve rahmet eserlerini görünür kılmasan, aklımın ayağı dolaşır.
Sen güzel isimlerini aşikar etmesen, ruhum karanlıkta kalır…

Görünenler Senin görünmek dilemenle görünür; görünenlerin sırrını aç bana.
Görünenler Senin göstermenle görünür; eşyanın hakikatını göster bana…

Senden başkası tanık olmaya değmiyor; zuhuruna tanık olanlardan eyle beni.
Seni anlatan kelimeler hiç bitmiyor; ayetlerine şahit yaz beni.
Gözlerim Seni görmeye yetmiyor; kalbimde görünür eyle kendini…

Senai Demirci

Ve gökten mübarek (bereket ve rahmet yüklü) su indirdik; böylece onunla bahçeler ve biçilecek taneler bitirdik” (Kaf Suresi, 9)

Bedirhan Gökçe & Şeyda Karadeniz - Oğlum

Yazı kategorisi: Bedirhan Gökçe, Türkiyem 11:39 am yazan: Minik Kelebek

Mustafa Cihat - Suskunluğun Bedeli

Yazı kategorisi: Videolar 10:12 am yazan: Minik Kelebek

Muhammed Dürre anısına…

04.26.08

Bayhan - Cezayir Menekşesi

Yazı kategorisi: Videolar 6:12 pm yazan: Minik Kelebek

Masallardan ne öğrendik…

Yazı kategorisi: Biraz da gülelim… 5:41 pm yazan: Minik Kelebek

Sinderella
Hatun kısmının gece 12′den sonra sokakta işi yoktur…

Pamuk Prenses
Her beleşe gelen elma yenmemelidir.
Kadınlar kadınları kıskanır.
Aynalar yalan söylemez…

Uyuyan Güzel
Kızlar uyurken yaşlanmazlar…
Çirkin cadılar her partiye, güne davet edilmelidir, asla atlanmamalıdır…

Kırmızı başlıklı kız
Sokakta her gördüğün zibidiyle konuşulmaz.
Etraf evcil olmayan hayvanlarla dolu dikkatli olunmalıdır.
Bugün ninesini tanımayan yarın kendini de tanımaz…

Çirkin ördek yavrusu
Güzelim deme bir sivilce yeter, çirkinim deme büyüyünce geçer…

Alice Harikalar Diyarında
Her tavşanın lafına kanma, her gördüğünün peşine takılma…

Ali Baba ve kırk haramiler
Şifreler iyi saklanmalı, onun bunun yanında bağırarak söylenmemeli.
Bankamatik kuyruğunda yabancılardan yardım alınmamalıdır…

Hansel ve Gretel
Çikolatadan evler yenmemelidir.
Can boğazdan gelir boğazdan da gider..
Her yaşlı kadın nene değildir tümevarım olaraktan da her sakallı deden değildir…

Aşk bizi terk etmedi

Yazı kategorisi: Edebi yazılar 5:31 pm yazan: Minik Kelebek

Biz bu dünyaya üç harfin mahrecini çıkarmaya geldik…
Ayın, Şın, Kaf  = Aşk
” (*)

Aşk…
“Sen” tahtına kim oturmuşsa onun adıydı.
Ödenilen bedellerin ismiydi.
“Şunu yaptım. Bunu yaptım” dedikçe kanayan yanımızın acısıydı.
En kaygan yanından yürümekti kalbin, düştükçe vazgeçmemek her düşüşte bir daha yenilenmekti.
Yüreği çatlatan en derin nefesti.
Sukutun sesiydi o.

Aşk
İçimizin en garip telaşıydı.
Tanıdık bir isimdi
Kişiler adedince yaşanmışlık taşıyan, bilinen, ama bilindikçe unutulan yanımızdı.
Sonu hüzünlü biten masalların en zalim kahramanı iken, aynı anda en acınan taraftı.
Torbasında tek isimle gelen, bir ömür o ismi tekrarlatandı.
Klasikleşmiş bir şiir gibi her an yenilenen, yenilendikçe çoğalandı.
Hayatın nefes almaktan ibaret olmadığını öğretirken, bir gözleri ahuya zebun edendi.
Bütün “sen”li anları toplatıp, “işte hayat bu” dedirtendi.

Aşk
En mahrem yerden çizilip, en utangaç yanımızdan sınıyordu.
Bencilliği unutup “sen” vadilerinde koşturuyor,
Ertesiz bırakıp, dünlere prangalıyordu.
Tüm mevsimleri değiştirip; zemheride yaz, yazda karakışa dönüyordu.
Şikâyet ettikçe de acıtıp, gülün dikeni oluyordu.
Her geceye bir isim kazıyor, her sabaha o ismin kırıklarını seriyordu.

Aşk
Yalnızlığın peçesini açıyor, acılarla yüz göz ediyordu.
Dile kadar gelip yutkunulan kırgınlıkların tadı oluyor, 
Yürekte kekremsi bir tad bırakıyordu.
Bu halinden hiç şikâyet etmiyor, hüzünlendikçe bileniyordu.
Yani “Ben”li anları un ufak edip başımızdan aşağı serpiyordu.

Aşk
Üç harf tek hece iken,
Bir ömre bedel olacak kadar derindi.
Bir şey için her şeyin feda edildiğini duyduğumuzdan beri, vazgeçişlerin adıydı.
Bir damla gözyaşında tufanlar saklayandı.
O kadar güçlü, bir o kadar masumdu.
Kimi zaman hoyrat bir rüzgâr oluyor; kızdıkça yıkıp, hüzünlerde susuyordu.
Kimini mecnun edip çöllere düşürüyor,
Kimini boğup deryada yitiriyor,
Kimini zindanlara itip, kendini bitiriyordu.

Aşk
Sonsuz sevgi vaad ediyor, her başlangıcı bitişe gebe kılıyordu.
Korkunun ikiz kardeşi olup; hiç güvendirmiyordu.
Ruhumu üşütüp, aklımı başka diyarlara sürüp,
Kalbimden bihaber eyliyordu.
Dilime sıkı düğümler atıp
Sözü namluya sürüp, en ben yanıma nişan alıyordu.

Aşk
Aslını kimse bilmiyordu.
Yazıldıkça yazılıyor, söylendikçe gizleniyordu.
Hesapsız harcamaya gelmişti zamanı, kimseden müsaade almıyordu.
Deli bir tay gibi, dizginlendikçe dikleniyordu.
Yürek evinin kapısını zorluyor, kimi zaman açık unutuyordu
Binlerce küçük ayrıntıyı keşfettiriyor, tüm geç kalmışlıkları kanatıyordu.

Aşk
Gitmek ve kalmak arasında sıkıştırıyor,
Hep bulmamak için aratıyordu.
Sefersiz gemilerden bilet alıyor, şehrin titreyen iskelelerinde bekliyor,
Uykusuz banklarına yaslanıyordu.
Hiç ummadığımız anda geliyor, umduğumuz anda gitmiyordu.
Zira umduğumuz an, hiç olmuyordu.

Ve öğretiyordu
Aşk: Keşkesiz kaldıkça yaşanıyordu. 

Dipnot
*Şehit Bayram Öztürk

Saadet Bayri Fidan

Hak bir gün her şeyi fetheder…

Yazı kategorisi: Edebi yazılar 5:23 pm yazan: Minik Kelebek

Eğer gözlerinde yaş yoksa ruhun gökkuşağını göremez…
Kızılderili Atasözü

I.

Gün döner…
Yıldızlar kayar…
Firavun mezarları turistik gezilere konu olur…
Medeniyetler bazen sessiz sedasız, bazen büyük bir gürültüyle çöker…
Hak ise yaşamaya devam eder…
Yeni doğum yapmış bir annenin alnındaki ter damlalarının içinde…
Elleri ekmeğe dokunan bir insanın şükründe tekrar tekrar hayat bulur…

II.

Gün döner…
Güneş tutulur bazen…
Evren, insana sormadan genişlemeye devam eder…
Büyük hayat teorisyenleri fikirleri ile birlikte tarihin sayfaları arasında sıkışır kalır…
Güneşi görebilmek için parmak uçlarımıza muhtaç olurlar…
Hak ise hep gün ışığıdır…
Ümmetine gülümseyen bir Peygamberin yüzüdür mesela…
O yüze dokunan gözlerdeki bir damla yaştır…

III.

Gün durur…
Yıldızlar durur…
Güneş durur…
Her şey durur…
Görebilmek, hissedebilmek için o müstesna anı…
Çünkü bir kent anne olmaya hazırlanmaktadır…
Bir güvercin havalanır gökyüzüne…
Ve bir yetim, dünyaya gözlerini açar…
Çöl bağrına basar onu…
İnsan bir kez daha esirgenir…
Var kılınmanın hazzını yaşar kâinat…
İnsanlar birer birer yeniden doğar…
Ve milyarlarca insan, hep bir ağızdan lebbbeykkkk diye bağırmaya hazırlanır…

IV.

İstanbul Ortaköy’de denizin hemen kenarında ki bir caminin avlusu…
Mavi su… Mavi gök…
Mekke çok uzak… Kudüs çok uzak… Marakeş çok uzak… Kahire çok uzak…
Ama gördüğümüz düşler hala aynı…
Hepimizi aynı düşlerin bir parçası yapan Allah’a hamd olsun…

Hakan Küçüksöz

Hayallerinizi sınırlamayın

Yazı kategorisi: İnsanı tanımak 5:20 pm yazan: Minik Kelebek

İnsanın özü insan, doğumu beşer, tekâmülü hoşgörü, sonu aczini idraktir.” (Cemalnur Sargut)
Biz insanı en güzel surette yarattık.” (Tin, Ayet 4)

Dünyaya gelişinden itibaren her beşer, gerçek insan yani Âdem olmak yolunda mücadele verir. Allah’ın her yarattığı insanda isim ve sıfatları, yani hakkı vardır.
İnsan kendi özü ile karşılaşma yolunda Allah’ın hakkını Allah’a teslim etme mücadelesini verir.İnsan özü ile ayakta. Özüne yerleştiren isim ve sıfatlarla varlığını bilme ve insan “olma” çabasında.

Bu da içinde yeşerttiklerinin hayatına nasıl aksettiğiyle ilintili. İnsan bahşedilen hadsiz hayat sahiplerinin arasında yaşadığı zahiri âlemin dışında bir de sınırları olmayan düşünce gücüyle hayal âlemi sunulmuş hizmetine… Hayal edebilmek… O sonsuz âlemde yer almak ve yolculuğa çıkabilmek… Biz seküler rasyonalitenin kurbanları, çok fazla hayal edemiyoruz. Nasıl hafıza depomuzu boşaltıp kendimizi birkaç yüz kelimeye mahkûm ediyorsak, onun gibi, hayal etme gücümüzü de bilinmeyen kuytularda kaybediyoruz. Modernite çok şeyi değiştirmiş, bu arada hayal duygumuzu da alıp götürmüştü. “Melâli tanımayan nesle aşina değiliz” diyordu, Ahmet Haşim, ama biz “hayal”i hayatlarımızın en ücra köşesine sıkıştırıp hoyrat bir elin hayallerimize kadar uzanmasına, onu bizden koparıp almasına, araçsal rasyonaliteye mahkûm edilmiş mekanik varlıklara dönüştürmesine izin verdik. Hayal etmek bugünü yaşarken zamanın sonsuzluğuna kanat açmak demekti oysa…

Bizi gün içinde değil zaman içinde yaşamaya davet edenlere ulaşmak, o zamanı şimdiden yaşamak ancak hayalle mümkün kılınabilinirdi belki de. Ve kâinat sarayının aziz bir misafiri olarak yaratılışımızla ve onun yöneldiği amaçla buluşturabilir. Bu nedenle, ‘insanın âlemde hayal ettiği müddetçe yaşadığını’ söyleyen Yahya Kemal, hiç de haksız sayılmaz. İnsanı zamanın ötesine götürebilen hayal dünyası, maalesef toplum bünyesinin karakterinin silikleşmeye başlayarak biçimsizleştiğini göz önüne alınca başıboş bırakılan bir gayeye bağlanmayıp ferdi ve toplumu haz-acı sarmalı içerisine almıştır… Bu da kişiyi benmerkezciliğe götürmektedir. Hâlbuki dünyaya gelişinden itibaren her beşer, gerçek insan yani Âdem olmak yolunda mücadele verir. Allah’ın her yarattığı insanda isim ve sıfatları, yani hakkı vardır. İnsan kendi özü ile karşılaşma yolunda Allah’ın hakkını Allah’a teslim etme mücadelesini verir. Yani insan denen varlık yaratıcı kudretin özünü taşıma şerefine sahiptir. “Biz emaneti göklere, yere ve dağlara teklif ettik de onlar bunu yüklenmekten çekindiler, (sorumluluğundan) korktular. Onu insan yüklendi. Doğrusu o çok zalim, çok cahildir.” (Ahzab, 72) buyurulur ayette. Ama insan, kendinde taşıdığı bu emanetten haberdar ise insan olur. Dolayısıyla insanın hayallerini amele dönüştürmesi kaçınılmaz olacağından hayırla tezyin etmesi gerekir.

“Güzel gören güzel düşünür, güzel düşünen güzel rüya görür” der, Said Nursî. İnsana verilmiş ‘iç duygular’ın en önemlilerinden biri olan hayal duygusunu anlamak ve onu insanın manevî yükselişine basamak yapmak, güzel görme ve güzel düşünme eylemleriyle yakından ilişkili. Bunun için hayal duygumuzu süfliyattan sakınarak maaliyata sevk edip ‘fâsık’ olmaktan korumakla yükümlüyüz. “Bize verilen hayal duygusu, insanın şahısları, olayları ve kavramları algılama sürecinde kalp ile akıl arasındaki yolculukta en önemli uğraklardan biridir. Yine Bediüzzaman Said Nursî’nin ifadesiyle, kalpten çıplak olarak çıkan mânâlar, ‘giyinmek’ için hayal isimli dokumacıya uğrarlar. Kavramlar deposu olan hafızadan suretler (görüntüler) deposu olan hayale giden yol ya da algılamamızın tahayyül/tasavvur ve tefekkür boyutları İslâm felsefe geleneğinde farklı yorumlara konu olmakla birlikte, şeylerin zihinde cisimlenen suretleri mütehayyilemiz tarafından belirlenir. Burada mânâlar yalnızca ‘giydirilmez;’ aynı zamanda hayal bu mânâlara ‘takar, bulaştırır ya da perde eder.’”

Bu bakımdan, hayal etmek, ‘boş bir oyun, süs ya da fantezi’ olarak görülemeyecek kadar da hakikatdar bir duygudur. İnsanı, onu kayıtlayan maddî duvarlardan soyutlayarak zamanın kanatlarını açarak yolculuğa çıkarır muhayyilemiz. Onunla çocukluğumuza yolculuk yaptığımız gibi, kâinatın başlangıcına da uzanabilir ya da kıyamet ve ahirete de yönelebiliriz. Arap yarımadasına uzanıp o en büyük insanı (asm), insanlara yaratılış gerçeğini hatırlatırken de ‘görebiliriz. Bize ‘meccanen’ verilen hayal duygusuyla bedavaya getirebileceğimiz nice yolculuklarımız var bizim.

Nihayet-i kelâma yaklaşırken hayallerimizin ‘güzelliği’ nispetinde pekişen ve gürbüzleşen akletme duygumuz ve buna hayat veren kalbimiz, aslında bizi bir üst hayat mertebesine taşıyan kanatlarımızdır. Ebedî’nin sadık dostu’ olanlar için hayal, ebediyete uzanan bir köprüdür. Hakikatdar hayallere aşina olanlara, içimizdeki hayallere anlam kazandırmamız gerekir.

“Güzelin (Allah’ın) âyinesi güzeldir. Güzelin mehasinlerini gösteren âyine güzelleşir. O âyinenin başına o Güzel’den ne gelse, güzel olduğu gibi; hayatın başına dahi ne gelse, hakikat noktasında güzeldir.”1 Güzele ayine olmak dileğiyle…

Dipnotlar
1-Bediüzzaman Said Nursi, Lem’alar, s.216, 217.

Hilal Çorbacıoğlu

;)

Yazı kategorisi: Resimler 4:19 pm yazan: Minik Kelebek

:o)

Yazı kategorisi: Bebekler 3:42 pm yazan: Minik Kelebek

Gül yüzlü Efendim

Yazı kategorisi: Hz. Peygamber (s.a.v.) 12:38 pm yazan: Minik Kelebek

Bir selamlık güne nasıl sensiz merhaba diyelim? Nasıl avunalım günün getirdikleriyle? Farkına varmaz mıyız bir şeyin eksik ve kayıp olduğunun.
Evet, gül yüzlü Efendim.
Eksiklik, öyle tacı elinden alınmış bir padişahın eksikliği değil. Sevginin ayyuka çıktığı bir zaman diliminin, bu asrımızdaki yokluğudur. Saadet Asrı’nın günümüzün
lâl olmuş sessizliği senin yokluğunla birleşirken yanan biz olduk. Çarmıha gerilmiş sana olan hasretimiz. Sensizliğin çölünde sana koştuğumuz serapları yakalayamıyoruz. Kayıplığımız hasretimizle yorgun bir bedenin soluğuyla can olmuşken arıyoruz gül yüzünü. Eksikliğimizi arıyoruz.
Gül yüzlü Efendim.
Yüzümüzün her karesinde oluşan gülüşlerimizde mahzunluk var. Gülüşlerin içine karışmış ebrulî bir yanını göstermekte. Karmakarışık, ama karışıklığın içinde bile sensizliği anlamakta. O gülüş yarım yamalak. O bile tam göstermiyor çehremizde. Ya ağlamalarımız! Bir derya sanki. Bu derya bir de senin için ağlayamamanın garipliği bir veryansın olarak beliriyor yüzde. Gözde her damla senin için şenlendirmek ister yanakları. Ama senin için ağlamaksa her ismi anışında, işte şimdi sensizlik daha bir derinden vurmuştur.
Seni sensizlikte aramak efsunlu gecelerin yıldızı yüreğimize bırakmak gibi bir hal içine girdi. Sensizlik bu kadar yakarken bizi yeryüzüne yakan ışıkları almak. Alıp alıp bağrımıza basmak.  Unutulası anlara bir ışıltı sunar diye gökyüzündeki bütün kandilleri indirmek mümkün olsa. Onunla teselli pınarının suyunu kana kana içsek. Akar bir nebze de olsa nurundan. Hissederiz uzaklardan gelen pırıltıya. Buna bile muhtaçken sensizliğin garipliğinde bize sunulacak ne varsa senin adına amenna.
Yokluğun çölünde, aşkın en güzel buselerden bir demet çiçeğin nazına hasretiz. Senin aşkınla kavrulan bütün yüreklerin ateşi bizi de vursun. Yakıp yakıp kavursun. Ah Muhammed! Deyip vücudu titreyen, kalbi sanki yerinden çıkacakmış gibi atan, onu andıkça bu hale hep giriftar olan yarenlerden olmak. Mecnunları deli eden aşkın seherinde salâvatın sedasını baş göz eylemek.
Öyle muhtaç, öyle garip, öyle sevdalıyız ki sana. Bizi kuşatan günah neticesinde meydana gelen yaralarımıza merhem olsun sana olan sevdamız. Yokluğun yakıcılığı sana muhtaçlığımızdır. Diğer ümmetlerin nazarında ayrı bir yerimiz varsa o da senin ümmetin olmanın şerefidir. Ama o şeref garipliğin enkazında yine sen yine sen demekte. Yine sana koşmakta. Bizar olmuş hayatın her kıvılcımında seninle bir adım daha ilerlemenin yoksun bırakılmış güzergâhında bir avuntu olacak sana olan düşkünlüğümüz.
Bin bir çeşit gök gürültüleri çakar bu yüreğimizde. Sanki birbirleriyle çarpışırlar. Aşkın çarpışması, hasretin birbirine girmesi sana layık olamamanı bir nevi kızgınlığı mı? Bilmiyorum; adını koyamıyorum. Bir şeyler durmadan birbirlerine çarpıyor zıt gidiyor nedense. Ama ben adını koymakta çaresizliğe düştüm. Aşkın dairesinin ortasında sen, çevresini kuşatan bizim vefasızlığımız, yanlışlarımız, ama bunlara eklenen büyük bir utancımız var. Utanıyoruz yüreğimizde hep çarpıp duran gök gürültüsünden. Çünkü biliyoruz o bize hep hatırlatıyor.
Gül yüzlüm Efendim.
Aşkın şahikasında soluk alan ciğerimiz mest olur seni andıkça. Seni hissederiz hâlâ kayıp gitmeyen vicdanımızda. Hâlâ varlığını demirbaş gibi hissettiren salâvatlarında. Onların varlığıdır hâlâ unutulup gitmeyen zamanın hengâmesinde ki kayıplığımızı. Bu kargaşalı dünyanın içinde hâlâ seni hissediyorsak ne mutlu bize. Nurun bin bir parçaya ayrılıp yayılan dünyayı kuşatan salâvatındır; bize varlığımız var olduğumuzu hissettiren. Neden soluk aldığımız bilmeden yaşamak neden bu dünya geldiğimizi bilmeden ömür sermayesini bitirmek ne korkun ne dehşetli bir yara olurdu. Her daim kanayan ve ilaç bekleyen yara. Biz seninle bildik neden bu dünyaya geldiğimizi. Ve yine seninle unutmayacağımız neden yaşadığımızı.
Ay parçası olan gül yüzüne göremeyen, ama sana olan sevdalı yüreklerden biri de bizim yüreğimiz. Hissederiz o güzelliğini. Ararız bu yerlerde senin ışık iklimini. Bekleriz her bekleyişte koca günler bitse de. Yine bekleriz dilimizde dua ellerimizde emanetinle.
Belki layık olanların yanında durursak bizde nasipleniriz şefaatinde. Şimdiden muhtacız şefaatine. Yangınlarla, kör olası günahlarla bekleriz o acayip mahşer olan günü. Belki yüzümüzün karası senin nurunla nurlanır. Günah dilekçemize bembeyaz satırlar yansır. İşte mutluluk seninle desek ve yine seninle en zor menzile varmak istiyoruz. Günleri bir bir bitirirken ömür sermayesini, son sözümüz LAİLAHE İLLALLAH MUHAMMEDEN RESULULLAH olsun.   

Fadime Kaya

« Önceki girişler