Aylık Arşivler: Nisan 2008

Ağlamak büyük bir meziyettir. Her yürek ağlayamaz bazen bir kuran okuyuşuna, bazen de günahların affına bazen de insan kardeşleri için ağlar. Allah katında makbul insanlar, Allahu tealayı anıp gözyaşı döken insanlardır.
Allahu teala şöyle buyurmuştur:
“Ağlayarak yüzüstü kapanırlar. Kur’an onların huşuunu arttırır” (İsra suresi/109)
“Siz bu kurana mı taaccüb ediyorsunuz? Ona mı gülüyor da ağlamıyorsunuz?” (Necm suresi/59-60)

Kalbin yumşaklığının, şevkatin ve kalpteki imanın işaretidir ağlamak.

Ebu Ümame Sudayy b. Aclan el-Bahiliden (r.a) Rasulullah’ın (s.a) şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir:
”Allah’ın katında iki damla ve iki izden daha sevimli şey yoktur. Allah korkusundan dolayı dökülen gözyaşı ile Allah yolunda akıtılan kan damlaları. İki ize gelince; Allah yolunda harbederken alnan yara izleri ile, Allah’ın farzlarından birini ifa ederken meydana gelen izler.” (Tirmizi)

Ebu hureyre’den (r.a) rasulullahın (s.a) şöyle buyrulduğu rivayet edilmiştir;
”Yedi sınıf insan vadırki, kendi gölgesinden başka gölgenin olmadığı bir günde Allah onları arşının gölgesi altında gölgelendirir: Bunlar, Adaletli devlet başkanı, Allah’a ibadetle yetişen genç, Kalbi mescitlere tutkun kimse! Allah rızası için birbirini sevip, bu sevgi ile bir araya gelip, bu sevgi ile ayrılan iki kişi, mevki sahibi güzel bir kadının zina teklifine ”Allah’tan korkarım” diye cevap veren kimse, sağ elinin verdiğini sol eli duymayacak şekilde gizli sadaka veren kimse, kendi başına kaldığı zaman Allah’ı anarak gözyaşı akıtan kimse” (Buhari ve Müslim)

Bazen hangimiz istemeyiz ki Rabbe yalvarmak yalvarırkende hıçkırıklra boğulmak: Doyasıya ağlamak hıçkırmak. Rabbimiz bizi bilen bizi duyandır. İnşAllah o affettiği kullar zümresine bilerde dahil oluruz.
Abdullah b eş-Şıhhır (r.a) der ki,
”Peygamberimizin yanına gelmiştim, namaz kılıyordu. Ağladığından, göğsünden kaynayan tencere sesi gibi bir ses geliyordu” (Tirmizi ve Ebu Davud)

O ki Peygamber, o ki böyle ağlarsa bizler nasıl dayanalım bizler affımız için nasıl ağlamıyalım?

Ebu Hureyre (r.a) Rasulullah’ın (s.a) şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir;
”Sağılan süt memeye geri dönmedikçe Allah korkusundan ağlayan kişi de cehenneme girmez. Allah yolunda cihad edrken oluşan tozla cehennemin dumanı birleşmez.” (Tirmizi)

Enes (r.a) der ki;
Rasulullah (s.a) bize şimdiye kadar işitmediğimizbir hudbe okuyarak şöyle buyurdu;
”Eğer bildiğimi bilseydiniz az güler, çok ağlardınız” Enes (r.a) der ki; Rasulullah’ın ashabı bu söz üzerine yüzlerini örttüler, hıçkıra hıçkıra ağladılar.” (Buhari ve Müslim)

İbn Mesud’dan (r.a) rivayet edilmiştir;
”Rasulullah (s.a) bana ”kuran oku” dedi” Ya Rasulallah! Kuran sana inmişken ben nasıl okurum dedim. O da, ”Onu başkasından duymak istiyorum” dedi. Nisa suresini okudum. ”Her ümmetten bir şahit getirip, seni onlar üzerine şahit getirdiğimiz zaman onların hali nolacak?” ayetine gelince ”Şimdilik bu kadar yeter” buyurdu. Bir de baktım ki, gözleri yaşla dolmuştu.” (Buhari ve Müslim)

İbrahim b. Abdurrahman b. Avf der ki,
”Oruçlu olduğu bir gün Abdurrahman b. Avf’a iftar yemeği getirildi. O da şöyle dedi; ”Benden daha değerli olan Mus’ab b. Umeyr şehid edildiğinde hırkasından başka kefenleneceği birşeyi bulunmamıştı. Onunla başı örtülse ayakları, ayakları örtülse başı açık kalıyordu. Sonra bize dünyalıktan verildi de verildi. Öyle ki, iyiliklerimizin karşılığı dünyada verilmeye başlandı, ahirete bir şey kalmayacak diye korktuk” Bu sözleri söyledi, ağlamaya başladı ve iftar edemedi” (Buhari)

Ağlamak insani bir duygudur. İnsanlığımızın, insan olmamızın belirtisidir. Birbirimizle yardımlaşalım. Ağlayan bir çocuk görsek başını okşamaktan onu teselli etmekten çekinmeyelim. Ağlayana destek olmaz ondan kaçarsak bizimde ağlayacak bir omuza ihtiyacımız olduğunda bunu bulamayabiliriz. Kıymeti bilinmese de iyilik yapmaktan geri durmayalım. Rabbim cümle iyiliklerimizin karşılığını bol bol versin inşaAllah…

(Alıntı)

Göklerde ve yerde nice ayetler vardır ki, onlar bunlardan yüz çevirerek üzerlerinde (düşünmeden) geçer giderler” (Yusuf,105)

Her suret Seni göstermeye bahanedir.
Her ayinede görünen Senden nişanedir…
 

Her zerre ‘Bir’liğini açıkça seslendirmektedir.
Her varlık kudretini ayan beyan dillendirmektedir.
Öyle şiddetli görünüyorsun ki, ışığın gözü kamaşıp Seni perdelemektedir…

Öyle Zahirsin ki,kimse gözünü Senden ayıramadığı için Seni fark edememektedir.
Sen kudret ve rahmet eserlerini görünür kılmasan, aklımın ayağı dolaşır.
Sen güzel isimlerini aşikar etmesen, ruhum karanlıkta kalır…

Görünenler Senin görünmek dilemenle görünür; görünenlerin sırrını aç bana.
Görünenler Senin göstermenle görünür; eşyanın hakikatını göster bana…

Senden başkası tanık olmaya değmiyor; zuhuruna tanık olanlardan eyle beni.
Seni anlatan kelimeler hiç bitmiyor; ayetlerine şahit yaz beni.
Gözlerim Seni görmeye yetmiyor; kalbimde görünür eyle kendini…

Senai Demirci

Ve gökten mübarek (bereket ve rahmet yüklü) su indirdik; böylece onunla bahçeler ve biçilecek taneler bitirdik” (Kaf Suresi, 9)

Muhammed Dürre anısına…

Sinderella
Hatun kısmının gece 12′den sonra sokakta işi yoktur…

Pamuk Prenses
Her beleşe gelen elma yenmemelidir.
Kadınlar kadınları kıskanır.
Aynalar yalan söylemez…

Uyuyan Güzel
Kızlar uyurken yaşlanmazlar…
Çirkin cadılar her partiye, güne davet edilmelidir, asla atlanmamalıdır…

Kırmızı başlıklı kız
Sokakta her gördüğün zibidiyle konuşulmaz.
Etraf evcil olmayan hayvanlarla dolu dikkatli olunmalıdır.
Bugün ninesini tanımayan yarın kendini de tanımaz…

Çirkin ördek yavrusu
Güzelim deme bir sivilce yeter, çirkinim deme büyüyünce geçer…

Alice Harikalar Diyarında
Her tavşanın lafına kanma, her gördüğünün peşine takılma…

Ali Baba ve kırk haramiler
Şifreler iyi saklanmalı, onun bunun yanında bağırarak söylenmemeli.
Bankamatik kuyruğunda yabancılardan yardım alınmamalıdır…

Hansel ve Gretel
Çikolatadan evler yenmemelidir.
Can boğazdan gelir boğazdan da gider..
Her yaşlı kadın nene değildir tümevarım olaraktan da her sakallı deden değildir…

Biz bu dünyaya üç harfin mahrecini çıkarmaya geldik…
Ayın, Şın, Kaf  = Aşk
” (*)

Aşk…
“Sen” tahtına kim oturmuşsa onun adıydı.
Ödenilen bedellerin ismiydi.
“Şunu yaptım. Bunu yaptım” dedikçe kanayan yanımızın acısıydı.
En kaygan yanından yürümekti kalbin, düştükçe vazgeçmemek her düşüşte bir daha yenilenmekti.
Yüreği çatlatan en derin nefesti.
Sukutun sesiydi o.

Aşk
İçimizin en garip telaşıydı.
Tanıdık bir isimdi
Kişiler adedince yaşanmışlık taşıyan, bilinen, ama bilindikçe unutulan yanımızdı.
Sonu hüzünlü biten masalların en zalim kahramanı iken, aynı anda en acınan taraftı.
Torbasında tek isimle gelen, bir ömür o ismi tekrarlatandı.
Klasikleşmiş bir şiir gibi her an yenilenen, yenilendikçe çoğalandı.
Hayatın nefes almaktan ibaret olmadığını öğretirken, bir gözleri ahuya zebun edendi.
Bütün “sen”li anları toplatıp, “işte hayat bu” dedirtendi.

Aşk
En mahrem yerden çizilip, en utangaç yanımızdan sınıyordu.
Bencilliği unutup “sen” vadilerinde koşturuyor,
Ertesiz bırakıp, dünlere prangalıyordu.
Tüm mevsimleri değiştirip; zemheride yaz, yazda karakışa dönüyordu.
Şikâyet ettikçe de acıtıp, gülün dikeni oluyordu.
Her geceye bir isim kazıyor, her sabaha o ismin kırıklarını seriyordu.

Aşk
Yalnızlığın peçesini açıyor, acılarla yüz göz ediyordu.
Dile kadar gelip yutkunulan kırgınlıkların tadı oluyor, 
Yürekte kekremsi bir tad bırakıyordu.
Bu halinden hiç şikâyet etmiyor, hüzünlendikçe bileniyordu.
Yani “Ben”li anları un ufak edip başımızdan aşağı serpiyordu.

Aşk
Üç harf tek hece iken,
Bir ömre bedel olacak kadar derindi.
Bir şey için her şeyin feda edildiğini duyduğumuzdan beri, vazgeçişlerin adıydı.
Bir damla gözyaşında tufanlar saklayandı.
O kadar güçlü, bir o kadar masumdu.
Kimi zaman hoyrat bir rüzgâr oluyor; kızdıkça yıkıp, hüzünlerde susuyordu.
Kimini mecnun edip çöllere düşürüyor,
Kimini boğup deryada yitiriyor,
Kimini zindanlara itip, kendini bitiriyordu.

Aşk
Sonsuz sevgi vaad ediyor, her başlangıcı bitişe gebe kılıyordu.
Korkunun ikiz kardeşi olup; hiç güvendirmiyordu.
Ruhumu üşütüp, aklımı başka diyarlara sürüp,
Kalbimden bihaber eyliyordu.
Dilime sıkı düğümler atıp
Sözü namluya sürüp, en ben yanıma nişan alıyordu.

Aşk
Aslını kimse bilmiyordu.
Yazıldıkça yazılıyor, söylendikçe gizleniyordu.
Hesapsız harcamaya gelmişti zamanı, kimseden müsaade almıyordu.
Deli bir tay gibi, dizginlendikçe dikleniyordu.
Yürek evinin kapısını zorluyor, kimi zaman açık unutuyordu
Binlerce küçük ayrıntıyı keşfettiriyor, tüm geç kalmışlıkları kanatıyordu.

Aşk
Gitmek ve kalmak arasında sıkıştırıyor,
Hep bulmamak için aratıyordu.
Sefersiz gemilerden bilet alıyor, şehrin titreyen iskelelerinde bekliyor,
Uykusuz banklarına yaslanıyordu.
Hiç ummadığımız anda geliyor, umduğumuz anda gitmiyordu.
Zira umduğumuz an, hiç olmuyordu.

Ve öğretiyordu
Aşk: Keşkesiz kaldıkça yaşanıyordu. 

Dipnot
*Şehit Bayram Öztürk

Saadet Bayri Fidan