Davranış bozuklukları çocuğun çeşitli ruhsal ve bedensel nedenlere bağlı, iç çatışmalarını davranışlarına aktarması sonucu ortaya çıkar. Hırçınlık, sinirlilik, saldırganlık, inatçılık, yalan, çalma, küfür gibi davranışlar davranış bozukluklarına girer.
Bir çocuğun davranışının bozukluk sayılabilmesi için bazı ölçütler gerekir. Bu ölçütler:
1-Yaşa uygunluk: Her gelişim döneminin kendine özgü davranışları vardır. Bu nedenle çocuğun içinde bulunduğu gelişim döneminin özelliklerini iyi bilmek gerekir. Ör; 2 yaş çocuğu negativist,hareketlidir ve istenilen Şeyi yapmaz. Bu yaşlarda çocuk, özerk bir birey olduğunu öğrenir. Kendisi istemeyince altının değiştirilmesini istemez, öpülmeyi reddeder. 3-5 yaş çocuğu dikkat çekmek ister. Hayal dünyası çok geniş olduğu için inanılmaz öyküler anlatabilir. Henüz yalanla yalan olmayanı ayırt edemezler. Bu nedenle bu yaşlardaki çocukların anlattıkları yalan olarak kabul edilmezken, 11-14 yaşlarındaki çocuklarda görülen yalan normalden sapan bir davranış olarak kabul edilir.
2-Yoğunluk: Bir davranışın bozukluk olarak kabul edilmesindeki 2. Ölçüt yoğunluktur.Ör; 5 yaş çocuğunda öfke ve huysuzluk doğalken, bu davranış başkasına fiziki zarar verme Şekline dönüşürse, davranış bozukluğu kategorisine girer.
3-Süreklilik: Çocuğun belirli bir davranış türünü ıısrarlı bir biçimde ve uzun zaman devam ettirmesidir.
4-Cinsel rol beklentileri: Erkeklerde kızlara oranla daha saldırgan olmaları beklenirken, davranışları ile erkeklere benzer saldırgan davranan kızların davranışları normalden sapan davranış kategorisine girer.
Genel olarak davranış bozukluklarının nedenleri
- Dikkat çekmek: Çocuğa gerekli sevgi ve ilgi gösterilmediğinde ya da yeterli zaman ayrılmadığında dikkat çekmek için davranış bozukluklarına yönelir.
- Ebeveynlere karşı güç kazanma isteği-İntikam alma isteği: Özellikle dayak yiyen,sevgi verilmeyen çocuk ana-babasından intikam almak ister.aşırı otoriter ve baskıcı tutum, katı disiplin ana-babaya karşı öfke ve nefret duygularının gelişmesine ve buna parelel olarak başkaldırıcı bir bireyin oluşmasına neden olur.
- Yetersizlik: Çocuğun kendine güvensiz olması davranış bozukluklarına neden olur. Anne-babanın aşırı koruyucu, hoşgörülü tutumu, gerektiğinden fazla özen gösterilmesi fazla kontrol anlamına gelir. Sonuçta çocuk diğer kimselere aşırı bağımlı, kendine güveni olmayan, duygusal olarak çabuk kırılan bir kişi olur.Bu durum çocuğun kendi kendisine yetmesine olanak vermez ve davranış bozukluklarına neden olur.
Davranış bozukluğu olan çocuklarla olumlu ilişki nasıl kurulur?
1- Karşılıklı saygı: Azarlamak, bağırmak, vurmak, susturmak,tutarsız davranmak çocuğa saygısızlığın göstergesidir. Her ana-baba çocuklarına saygı göstermeyi öğrenmelidir. Her çocuk ayrı bir birey olarak ele alnıp, fikirleri sorulmalı ve fikirlerine saygı gösterilmelidir.
2- Çocuğa zaman ayırmak: Çocukla ilgilenmek, zaman ayırmak gerekir. Birlikte geçirilecek zaman nicelik değil, nitelik olarak önemlidir. Birlikte çocuğun hoşlanacağı faaliyetler yapılabilir.
3- Cesaretlendirme: Çocuğun kendine güvenmesini istiyorsa önce anne-baba çocuğa güvenmelidir. Çocuğun çabasını övmeli ve yüreklendirmelidir. Cesaretlendirme çocuğun kendini değerli algılayabilmesi için çok önemlidir.cesaretlendirme çocuğu olduğu gibi kabul edip, kendi olduğu için değer vermedir.
4- Sevgiyi anlatmak: Çocuğun kendini güvenli hissedebilmesi için, en azından sevildiğini bilmesi ve sevmesi gerekir.
Saldırganlık
Saldırganlık küçük çocuklarda normal bir tepki biçimidir.Çocuğun güvenlik,mutluluk ya da başka bir gereksiniminin Şekil değiştirerek başka bir biçimde ortaya çıkmasıdır.Saldırganlığı kişisel bir yaralanmanın bir başka Şekilde sonuçlanması olarak tanımlayabiliriz.Bu yaralanma sonucunda çocuğun akranlarına vurması, ısırması, eşyaları fırlatması,tekmelemesi, tükürmesi ve zarar vermeyi amaçlayan tehditler şeklinde sözel saldırılarda bulunmasıdır. Sürekli ve aşırı biçimde saldırgan olan çocuk sinirli, anlaşılmaz, eyleme hazır ve aşırı geçimsizdir. İlişkileri gergin ve sürtüşmelidir. Hemen parlar ve kavgaya hazırdır. Durmadan kuralları çiğner ve ceza görür. Bu çocuklar cezadan etkilenmez ya da kısa süreli etkilenmiş gibi görünürler. Olağan anlaşmazlıkları bile bilek gücüyle çözmeye çalışırlar. Tepkileri ölçüsüz ve durumla orantısızdır. Öfkesini yenemez ve hep kendini haklı çıkarmaya çalışır. Bu çocuklar evde okulda sürekli sorun yaratırlar ve yetişkinlerle sürekli çatışma içindedirler. Genellikle erkek çocuklar daha saldırgandırlar.
Saldırganlığın nedenleri
1- Saldırgan davranışların ebeveynler tarafından ödüllendirilmesi. Geleneksel kültürün erkek çocuğun saldırganlığını onaylaması(Ör: parkta iki çocuk birbirini döver. Biri daha çok dayak yerse, annesinin çocuğunun kendisini savunamadığı düşüncesiyle üzülmesi)
2- Çocuğun yetişkinlerden katı ceza, anlayışsızlık ve yetersiz sevgi görmesi
3- Babanın uzun süreli yokluğunda, annenin sürekli çocuğun etrafında olmasıyla ortaya çıkan feministik ortam
4- Televizyon Ve kitle iletişimim araçlarının olumsuz etkisi (Şiddet içeren diziler)
5- Ana-baba tutumlarının olumsuzluğu, çocukla aralarındaki iletişimin iyi olmaması
6- Çocuğun ana-babasından dayak yemesi 7-Beyin zarı iltihabı, beyin zedelenmesi gibi fizyolojik sorunlar
Saldırgan davranışları nasıl önleyebiliriz?
1- Her şeyden önce ana-baba çocuğa saldırganlık modeli olmamalıdır. (Evde dayak yiyen bir çocuk varsa kardeşini dövüyor. Kardeşi yoksa okulda en ufak bir sorunda arkadaşına vuruyor. Ya da hayvanlara eziyet ediyor.)Çünkü dayak herkes için olumsuz duygular yaratır.
2- Çok fazla saldırgan davranışlara tolerans gösterilmemelidir.Çocuğun istekleri bu tip davranışlar yapınca yerine getiriliyorsa, çocuk isteklerini yaptırmada araç olarak görmeye başlar. Bu yolla istekleri yerine getirilmemelidir. Saldırgan davranışlar ödüllendirilmemeli ve onun bu davranışının istenmeyen bir davranış olduğu hemen gösterilmelidir.
3- Saldırgan davranışlar kesinlikle dayakla cezalandırılmamalıdır. Ana-babanın ilgisi sevgisi azaldığında ve fiziksel cezalar uzun süre devam ettiğinde, çocukta saldırgan, asi, sorumsuz davranışlar gelişir. Saldırgan davranışlar ortaya çıktığında, yetişkinler sakin davranmalı, anormal duygusal tepkiler yerine ben dilini kullanmalıdır.(Böyle davrandığın için üzüldüm) Dayak saldırgan davranışın hemen bitiminde uygulandığı zaman, onun hemen kesilmesini sağlayabilir ancak, çocukta düşmanca duygular geliştirir.
4- Çocuk gergin ve sinirliyken onunla tartışmamalı, sakinleşmesini beklemeli ve daha sonra davranışı ile ilgili konuşulmalıdır.
5- Çocuğa sosyal olgunluğuna uygun çeşitli sorumluluklar verilmeli, başarabileceği kadarıyla bir çok Şeyleri başlatıp, bitirmesi sağlanmalıdır. Çocuk başarma duygusunu yaşamalıdır.
6- Çocuğa bu davranışın dezavantajları gösterilmelidir. Saldırgan davranışları ile isteklerini elde edemeyeceğini, istediği şeyleri kaybettiğini görmeli ve yaşamalıdır.
7- Olumlu davranışı pekiştirme: Ana-baba ve diğer yetişkinler çocuğun olumlu davranışını görüp, olumsuz davranışı görmemezlikten gelmelidir.Çocuk bu davranışı yapmadığında sözel olarak ödüllendirilmelidir. Ör: 10dk. Kavga etmeden ve bağırmadan oynadığında bu sözel olarak ödüllendirme.
8- Çocuğun dışarıda oynamasına izin verme, bu çocuğun gerilimini azaltır ve enerjisini boşaltma imkanı sağlar.
9- Saldırgan davranış diğer çocukların güvenliğini ciddi bir şekilde tehdit etmedikçe bu davranışın üstünde durmamak gerekir.
10- Kendi kendine konuşma: Çocuk oldukça dürtüsel davranıyorsa ve onun bu yönünü kontrol etmede güçlük yaşanıyorsa; çocuğa başkalarına vuracağı zaman, kendi kendini engelleyici cümleler söylemesi öğretilebilir. Ör: 10′na kadar say ve ona vurma gibi.
11- Çocuk saldırgan modellerle karşı karşıya getirilmemelidir. TV.deki şiddet içeren programları seyretmesi engellenmelidir. Eğer kesinlikle engel olunamıyorsa, ana-baba çocukla birlikte seyrederek şiddetin sonuçlarını tartışabilirler. Ayrıca bu Şiddet filmlerinin gerçek yaşamın modeli değil, kurmaca olduğu çocuğa anlatılabilir.
12- Kızgınlıktan kurtulmak için alternatifler bulunabilir. Yumruklanabilen kil, çakılabilen çiviler, resim çizme, boyama çocuğun kızgınlık duygularını kontrol altına almayı sağlayabilir. Ayrıca futbol, basketbol gibi sporlar kabul gören çıkış yollarıdır.
13- Her yaş ve dönemde çocuğun temel ihtiyaçları zamanında yerine getirilmelidir.
14- Bu çocukların özellikle baba ile daha çok birlikte olması sağlanmalıdır.
15- Anne-babalar bu çocuklarla iletişim kurarken ben dilini kullanmalıdır. Ör; Böyle kavga ettiğin zaman rahatsız oluyorum, üzülüyorum gibi. Kişiler duygu, düşünce ve ihtiyaçlarını davranış anında dile getirmelidir.
Yalan
Günlük yaşamımızda hemen hemen hepimiz yalana başvururuz. Ör; arkadaşımıza “bugün seninle olmayı canım istemiyor” yerine, “işim var” deriz. Çünkü gerçeği söylersek onu inciteceğimizden korkarız. Yalan herkesçe ayıplanan bir davranıştır. Genellikle kendi yalanımızı gerekli, diğer insanların söylediği yalanı büyük yalan olarak görürüz. Başkalarını bilerek aldatmak amacıyla söylenen yalanlar, gerçek yalanlardır. Aslında çocukların yalanları, yetişkinlerin yalanlarının yanında masum kalır. Çünkü; onların yalanları aldatma amcı gütmez. Çocuk gerçeği iyi değerlendiremediği için, gördüklerini çarpıtarak anlatır ve uydurur. Kimi ana-baba çocuğun olmamış şeyleri olmuş gibi anlatmasını yalan sayar. Bunları dinlemek ve olduğu gibi kabul etmek yerine çocuğu suçlar. 3-5 yaş çocuğunun hayal dünyası çok geniş olduğu için inanılmaz öyküler anlatırlar ve bu dönemde yalan ile yalan olmayanı ayırt edemezler.
1- Hayali Yalanlar: Küçük çocuklar gerçeği iyi değerlendiremedikleri için uydururlar. Yetişkinler bunları yalan olarak görür.
2- Taklit Yalanlar: Çocuklar ana-babayı örnek alır. Ana-babanın yalanına tanık olan çocuk, yalan söylemeyi öğrenir. Ör; doktora gidiyoruz diye gezmeye giden anne-baba çocuğun yalan söylemesine zemin hazırlar.
3- Sosyal Yalanlar: Bunlar en yaygın olan yalanlardır. Bir yere gideceğimiz zaman, gitmek istemiyorsak, “hastayım ” deriz.
4- Savunma Yalanları: Çocuk kendini korumak için yalan söyler.Çocuk sık sık eleştiriliyorsa, sert tepki gösteriliyorsa, mükemmelliğe zorlanıyorsa çocuk yalana başvurabilir.Çocuk doğru söylediğinde “yalan söylüyorsun” diye suçlanan çocukta , bu yalanların alışkanlık haline gelmesine neden olur.
5- Yüceltilmiş Yalanlar: Başkalarının hayranlığını kazanmak için söylenen yalanlardır. Bazen de çocuklar bir özlemini dile getirmek için yalan söyler. Ör; babasız bir çocuğun “babam var” demesi gibi. Normal yollardan takdir edilmeyen çocuk, yalana başvuracaktır. “Annem öldü” diyen bir çocuk, kardeş doğumu ile birlikte ilgisiz kaldığı için böyle söylemektedir.
Nasıl önlenir?
1- Yetişkinler örnek olmalıdır. Eğer anne-baba başkalarına yalan söyleyecek olursa, çocuğun dürüstlüğün önemini anlaması çok güç olacaktır.Çocuklar hangi yaşta olursa olsun yaşına uygun bir dille doğruyu söylemek gerekir.
2- Aşırı tepki göstermemek gerekir. Yumuşak ve hoşgörülü olmalı ve cezadan kaçınmalıdır. Aşırı tepki göstermek, çocuğun sizin öfkenizden korunmak için, yalan söylemeye devam etmesine yol açar.
3- Çocuklardan başaramayacakları şeyler beklememelidir.
4- Fazla baskıdan kaçınmalı ve koyduğumuz kurallarla çocuğun yaşamını fazla sınırlamamalıyız.
5- Çocuğu yetişkinler araç olarak kullanmamalıdır. Örnek; anne ya da babanın çocuğa yalan söyletmesi. Annenin “bu yaptığımızı baban duymasın” demesi.
6- Gizli polis gibi çocuğu sorgulamamalı. Ör: “Doğru söylersen ceza vermeyeceğim” dedikten sonra, çocuk doğruyu söyleyince “biliyordum” diyerek tepki vermek ya da dayak, çocukta yalanı pekiştirir. Çünkü çocuk doğruyu söyleyince olumsuzlukla karşılaşmaktadır.
7- Çocuğun diğer çocuklarla kıyaslanmaması gerekir.
8- Ana-baba-çocuk iletişiminin olumlu olması gerekir. Çocuk istek, sıkıntı, kaygı ve endişelerini bizimle konuşabilmelidir. Çocuğu dinlemek ve çözüm yollarını kendisinin bulmasına yardımcı olmak gerekir.
9- Yalan söylediği için çocuğu suçlamamak gerekir. ”Yalancı” etiketi yapıştırılmış olan bir çocuk, bu etiketin gereklerini yerine getirecektir, çünkü yaptığı işin kendini yansıttığına inanır. Bu davranışı onaylamasak bile, çocuğumuzun kişiliğini bu davranıştan ayrı tutmak gerekir. Salt kendisi olduğu için onu sevdiğinizi çocuğunuzun anlamasına yardımcı olun.
10- Doğrudan emin olmak için kontrol edin. Çocuğa “ödevin bittimi” diye sormak yerine “ödevini görmek istiyorum” deyin. Bu davranış hem kontrol edileceği için ödevini düzgün yapmasını sağlar hem de sonucundan çekindiği için yalan söylemez.
Küfür
Küfür üç temel gruba ayrılır:
- Ya beddua etmek yada birine zarar verilmesi dileğini yansıtan konuşma biçimi
- Cinsel içerikli küfürler, müstehcen konuşmalar
- Kişiliğe yönelik küfürler. Manyak, salak…
Nedenleri
1- Dikkat çekme: Bazı çocuklar ana-babadan yeterli ilgiyi göremiyorlarsa, dikkat çekmek için küfrederler.
2- Sarsılma: Bazı çocuklar için yetişkinleri Şok etme, rahatsız etme eğlenceli olabilir.
3- Ağızdan kaçıverme: İnsanlarda engellenme yada kızgınlık hissedildiğinde yada fiziksel bir gerginlik olduğunda küfürün ağızdan çıkıvermesi çok doğaldır. Çok engellenen, yaşama alanı çok daraltılan çocuk, kızgınlık olarak küfredebilir.
4- Savunma: Bazıları için kötü söz söyleme bir savunma davranışıdır.Küfür etmenin tam anlamıyla yasak olduğu çevrede yetişenler, isyan ederek bağımsızlıklarını göstermek isterler.
5- Olgunlaşma: Bazende çocuklar yetişkin olmanın bir sembolü olarak, kötü söz söylerler.
6- Akranları tarafından onaylanması.
Ne yapmalıdır?
1- Örnek oluşturma: Eğer kaba ve küfürlü bi konuşma eğilimini kendinizde engelleyebiliyorsanız, çocuğunuzda bu kontrolü sizi taklit ederek öğrenecektir.
2- Dürtülerini ifade edebilme: Eğer çocuk, size olan kızgınlıklarını rahatlıkla dile getirebiliyorsa, bu özgürlüğe sahip ise, olumsuz duygularını belirtmek için daha az küfürlü sözcük kullanacaktır.
3- Tartışma: Bu kelimeler bir kağıda yazılarak tanımlanır ve daha sonra tartışılır.
4- Önemsememek: Çocuklar kötü sözcükler kullandığında,anne-babalar bu duruma pek fazla üzülüp şaşırmıyorlarsa, çocukların bu sözcükleri söylemeleri için bir nedenleri kalmayabilir.
5- “Dilsizlik Oyunu”: Ana-babalar böyle durumlarda şoke olmaktan çok, sessizlik oyunu oynayarak çocuğu yönlendirebilirler. “senin kullandığın kelimenin anlamı nedir?”, “anlamıyorum”, denilerek çocuktan yanıtlaması istenir.
6- Tasarımcı olmaya özendirmek: Tasarımcı uğraşlar, yazınsal faaliyetler, spor vb. Tasarım kabiliyetini artırıp kötü söz kullanımını engeller.
7- Kötü sözcüklerin yıpratılması :Çocuk bu kelimeyi kullandığında 5 dakika boyunca bu kelimeyi söylemesini isteyin. Büyük olasılıkla bir daha kullanmayacaktır. Söylemek istemediği zaman, ancak kötü sözcüğü kullanmaktan dolayı verilen cezayı uyguladıktan sonra, istediğini yapabileceğini söyleyin.
8- Ciddi cezalandırmama: Eğer çocuğunuzu, döverek, bağırarak, tehdit ederek cezalandırırsanız; çocuğunuz bu bu kelimeleri yakalanıp cezalandırılmamak için, gizlice kullanmayı öğrenir.
Uygun olmayan bu sözcüklerin yerine, uygun kabul edilebilir sözcükler kullanması için çocuğu bilgilendirmek gerekir. Çocuk olumlu sözcük kullandığında, çocuğun övülmesi teşvik edilmesi gerekir.
Alt ıslatma (enuresis)
Genellikle çocuklar mesane kontrolü gerçekleştirinceye kadar, yani ortalama olarak 2-3 yaşlarına kadar geceleri altlarını ıslatırlar.Gündüz kontrol 2 yaş dolaylarında,gece kontrol ise 3,5-4,5 yaşları arasında kazanılır. Çocukların hemen hepsinin idrar ve dışkı kontrolü kazandıkları 4 yaşından sonra hala altını ıslatmanın devam etmesi “enuresis” adını alır.
Doğumdan başlayarak süregelen ve sinir-kas kontrolündeki gecikmeden kaynaklanan alt ıslatmaya “birincil enuresis” denir. Düzensiz ve yetersiz tuvalet eğitimi, anne babanın ilgisizliği sonucunda oluşur. Fakat birincil enuresis zamanla kaybolur, kalıcı değildir.
Tuvalet kontrolü oluştuktan sonra başlayan alt ıslatmaya “ikincil enuresis” denir. Bu tip alt ıslatma da bir gerileme olayı söz konusudur. Örneğin yeni bir kardeşin doğumu gibi birtakım ruhsal gerginlik durumlarından sonra ortaya çıkar, burda neden çocuğun bir bebek gibi sevilme ve ilgi çekme ihtiyacıdır. Bu ihtiyaca yönelik olarak çocukta geriye dönüş görülür.Yeterli sevgi, ilgi ve anlayışla bu durum çözümlenebilir. Fakat çocuğun itildiği ve sevgiden yoksun kaldığı durumlarda tekrar ortaya çıkar, devam eder.
Enuresis genellikle sosyo -ekonomik düzeyi düşük ailelerde daha sık görülür. Bu ailelerde çocuklar yeterli duygusal etkileşimden yoksundurlar ve aldıkları tuvalet eğitimi yetersizdir. Çocuğun duygusal durumunu büyük ölçüde etkileyen ev ortamı ve yakın çevresi alt ıslatma olayıyla yakından ilgilidir. Aşırı sevgi ve hoşgörü, yetersiz ilgi, kıskançlık gibi ruhsal nedenler enuresisin oluşumunda başlıca nedenlerdir.
Aşırı heyecan ve gerginlik durumlarında da alt ıslatma meydana gelebilir. Bunların yanı sıra korkular, örseleyici yaşantılar ve ameliyatlarda etken olabilir. Korkutucu durumlarda çocukların altlarını ıslatmaları bilinen bir olaydır. Alışılmadık dayak ve cezalarda neden olarak gösterilebilir. Annesine kızıp öfkelenen bir çocuk, altını ıslatarak intikam almak isteyebilir ve bunu saldırganlık aracı olarak kullanabilir. Ayrıca erken ve baskılı tuvalet eğitimi ile çocukla anne arasındaki gergin ilişki de enuresisin bir nedenidir. Ruhsal etkenlerin yanı sıra bedensen etkenlerden de alt ıslatma sorunu kaynaklanabilir. Fakat bedensel nedenler %5 gibi küçük bir grubu kapsarlar. Örneğin, böbrekte ve boşaltım yollarında ki doğuştan bozukluklar, sidik yolarının yangıları başlıca bedensel nedenler arasındadır. Epilepsisi olan çocuklar da gece gelen epilepsi nöbetleri de gece işemelerinin nedeni olabilir. Ayrıca bu çocukların omurganın alt omurlarından birinde çatallı diken denilen bir bozukluğunda yatak ıslatmaya yol açabileceği ileri sürülmüştür. Ancak bu bozukluğun görüldüğü her çocukta gece işemesi görülmez.Alt ıslatma davranışı tek başına ruhsal uyumsuzluğun göstergesi değildir ve özellikle ilk çocukluk döneminde tedaviden kaçınılmalıdır. Tek başına altını ıslatma mutlu, uyumlu bir çocukta kaygı uyandırıcı bir durum değildir. Sabırlı, anlayışlı ve sevecen bir tutumla sorun kısa sürede çözümlenebilir.Kesinlikle çocuğa sert ve otoriter bir tutumla yaklaşılmamalıdır. Çünkü bu tür yaklaşımlar çocukta aşağılık duygusuna yol açabilir.Aslında çocukta alt ıslatma olayında kontrol mekanizması doğal olarak kendiliğinden gelişir ve herhangi bir eğitime gerek duyulmaz.Bu işlevsel gelişme ancak daha sonra fiziksel ve çevresel etkenlerle bozulur. Bu nedenle erken yaşta tuvalet eğitimi vermek yada bunu çocuktan istemek zararlıdır ve en önemlisi çocuğun duygusal dengesini bozar.
Nedenleri
Altını ıslatma ya organsal ya da ruhsal bir nedene dayanır. Böbrek, bağırsak bozuklukları ve ağır uyku, organsal nedenlerdendir. Ruhsal nedenler ise oldukça karmaşık ve çeşitlidirler. Altını ıslatma, duyulan bir kaygının dolaylı anlatımı, anneye babaya karşı duyulan öfkenin, kinin bilinç dışı yolla dışa vuruşu da olabilir.Kardeş doğumu ile başlayan ikincil enuresis, bir regresyon belirtisi olabilmekte, bazen enuresis, kardeşe duyulan saldırgan duyguların ifadesi, bazen de aşırı temiz, titiz, düzenli bir annenin baskılı tuvalet eğitimine karşı pasif agresif bir tepki niteliği taşıyabilmektedir. Ailede ölümler, ayrılıklar, geçimsizlik, hastalılar ya da okulda başarısızlıklar gibi yaşam olaylarının yaratacağı anksiyete enuresis ile ifade edilebilir. Ailenin aşırı koruyucu ve hoşgörülü tutumu ile çocukta bebeksi kalma eğilimi, enuresis belirtis ile kendini gösterebilir. Enuresis, sosyo-ekonomik düzeyi düşük olan, aile içinde yeterli duygusal etkileşimden yoksun, nörotik ve uyumsuz çocuklarda daha çok rastlanır. Çeşitli ruhsal etkenlerin oluşumunda başlıca neden olarak sayılabilir.Yaptığımız incelemeler, alt ıslatma sorunuyla çocuğun duygusal dünyası arasında yakın bir ilişki olduğunu ortaya koymaktadır.Yapılan araştırmalar,enuresiste ailesel bir yatkınlık olduğu görüşünde birleşmektedir.Enuretik çocukların %75′inin birinci dereceden akrabalarında devam eden ya da geçmişte enuresis bulunduğu bildirilmiştir. Özetle;
A- Fiziksel Olarak;
- Genetik yatkınlık,
- Sinir kas kontrolünün gecikmesi,
- İdrar yollarında enfeksiyon, idrar kesesinde tonus azlığı
- Çok derin uyku yaratacak aşırı yorgunluk,
- Fazla sulu ve tuzlu yemek yeme,
- Ayakların ve bel kısmının aşırı üşümesi gibi nedenlerden kaynaklanabilir.
B – Psikolojik Olarak;
- Yeni bir kardeşin doğması, okula başlama, okul değiştirme, sevilen birinin kaybı gibi stres faktörlerine karşı hayatın eski dönemlerine geri dönme isteği,
- Erken ve baskılı tuvalet eğitimi (Aşırı titizlik ve sabırsız davranma )
- Gün içinde korku yaşanması,
- Derin uyuma,
- Ruhsal zorlama, aşırı baskı ve üzüntü yaşanması,
- Anne babanın ayrılması, aile ilişkilerinde bozukluklar, evde huzursuzluk gibi ailevi faktörler,
- Ailenin aşırı koruyucu ve hoşgörülü tutumu ile çocukta bebeksi kalma eğilimi,
- İlgi çekmek ve öç alma isteği,
- Okul korkusu gibi nedenlerden kaynaklanabilir.
Enuresisin Tedavisi için Neler Yapılabilir?
Gece altını ıslatan çocukların çoğunda uyku derindir.Bu yapısal özellikten dolayı derin uykuda sidik torbasının büzücü kasları gevşemekte ya da içten gelen işeme uyarılması, çocuğu uyandırmaya yetmemektedir.Uyku derinliğini azaltan ve sidik torbasını büzücü etki yapan çok etkili ilaçlar olup, bu ilaçların doktor kontrolünde 4 ile 6 haftalık kullanımından sonra % 70-80 ninde etkili olmaktadır.İlaç bırakıldıktan sonra da kazanılan alışkanlıklar bozulmamaktır.
Mesane eğitimi başlatılarak, çocuk,ana-babanın kontrolü altında belirli saatlerde idrar yapmaya alıştırılabilir.
Uykuda alt ıslatma durumunda elektrikli sistemi harekete geçen ve çocuğu uyandıran özel yapılmış yataklarda tedaviyi olumlu cevap vermektedir. Fakat çocuk uyandıktan sonra tuvalete gitme alışkanlığı kazandırılmalıdır.
Annenin psiko-pedagojik açıdan eğitilmesi ve yönlendirilmesi de çocuğun alt ıslatma sorununu ortadan kaldırmaya yardımcı olur.
Özellikle 7 yaşından önce çocuğun gecede 2 kez çişe tutulması yararlı olabilir.Çocuklarda tuvalet eğitimin de taklit olayı da etkili olabilir. Kız çocuğun anneyi izlemesi, erkek çocuğunda babayı izlemesi ve tuvaleti ne şekilde kullandığını görmesi lazımdır. Genellikle çocuklara tuvalet eğitimi başladıktan sonra gece yatarken altına bez takılır.Bu yanlış bir tutumdur. Çünkü çocukta gündüzleri altını ıslatmanın yasak olmakla birlikte geceleri bezini ıslatabileceği izlenimini uyandırır. Mesane kontrol kaybı ancak zaman zaman olur ve buna çoğu zaman duygusal gerginlikler yol açar. Bazı durumlarda da altına ve yatağını ıslatma, mesane belirli bir gerilim düzeyine geldiğinde bile uyanamama sonucunu doğuran, soydan gelen bir özelliğe bağlıdır. Bu nedenle pek çok ailede çocukluk sırasında sık görülen yatak ıslatma durumu bir süre sonra kendiliğinden kaybolur.Kısaca özetleyecek olursak, alt ıslatma sorunu çocuktaki idrar kesesinin olgunlaşması ya da ruhsal zorlanmanın ortadan kalkmasıyla kendiliğinden kaybolur. Enuresisin devamı halinde ise organik nedenlerin araştırılması, uyku derinliğinin azaltılması ve duygusal bozuklukların önlenmesi gerekir.
Tuvalet Eğitimi
Çocukta tuvalet eğitiminde sabırlı olmak gerekir.Çocuğun hangi saatlerde kirlettiği çok iyi gözlenmeli ve hem o saatlerde hem de yemeklerden sonra tuvalete oturtulmalıdır. Çocuk tuvalete rahatlıkla ulaşabilmelidir. Giysileri kolay giyip çıkarabileceği türden olmalıdır.Tuvalette gösterdiği her başarıdan sonra ödüllendirilmelidir. Çocuğa nasıl temizleneceği öğretilmeli,elleri her tuvalet sonrası yıkatılmalıdır.Gece kazalarını önlemek için 1 veya 2 kez tuvalete kaldırılmalıdır. Tuvalet ve temizlik eğitimi neşeli bir oyuna dönüştürülerek verilmelidir. Her yaptığı işlem hakkında mutlaka konuşulmalıdır.Örneğin “Şimdi ellerimizi ıslatalım, şimdi sabunlayalım, şimdi de havluya kurulayalım” gibi.
(hanimlar.com)