Günlük Arşivler: Şubat 18th, 2008

Güzel ahlâklı çocuklar yetiştirmek, her anne-babanın arzusudur. İnsanın aile ve toplum içindeki saygınlığını belirleyen en önemli vasıflardan olan güzel ahlâk, sağlam şahsiyete sahip kişilerde tebârüz etmiş bir özelliktir. Aile ve toplumdaki problemlerin çoğunun temelinde ahlâkî kurallara uyulmaması vardır. “Ben güzel ahlâkı tamamlamak üzere gönderildim.” buyuran Efendimiz’in (sas) ümmeti olarak bizlere düşen mühim vazifelerden birisi de, çocuk ve gençlerimize güzel ahlâk kazandırmaya çalışmaktır. Bundan dolayı, çocuklarımızın ahlâklarının güzel, karakterinin sağlam olması, bütün anne-baba ve eğitimcileri yakından ilgilendirmektedir.

Çocuk eğitiminin hassas şartları

Güzel bir bahçe düşünün, içinde rengârenk çiçekler var. Her bir çiçeğin kendine has rengi ve insana güzel duygular ilhâm eden kokuları mevcut. O bahçenin güzelliğine o kadar hayran kalıyorsunuz ki, hemen aklınıza “Bu bahçenin bahçıvanı kim?” sorusu geliyor. Daha sonra sadece bahçıvanın değil, toprağın özelliklerini, iklim ve hava şartlarını da düşünmeye başlıyorsunuz. Eğer o bahçede güzel çiçekler varsa, onların yetişmesi için gerekli şartlar bir araya gelmiş demektir. Böyle güzel bir bahçenin yabanî otlarını temizleyen, suyunu ve gübresini veren, toprağın ve çiçeklerin bakımını yapan bir bahçıvanı mutlaka olmalıdır. Aynı zamanda toprak verimli, iklim ve çevre şartları müsait olsun ki, çiçekler bu kadar güzel büyüyebilsin. Çocuklarda da güzel ahlâkî vasıfların ve bunun neticesi güzel davranışların olması için, benzer şekilde bütün şartların bir arada olması gerekir. Misâldeki bahsedilen güzel çiçek ve kokular, çocukların ahlâkî güzellik ve müspet karakterlerine; bahçıvan, anne-baba ve eğitimcilere; farklı renkler, mizaç özellikleri ve genetik yapıya; toprak, çocuğun yakın çevresine; iklim ve hava şartları ise, sosyo-kültürel çevreye benzetilebilir. Çocuklarımızın güzel ahlâklı olması için hem iyi bir bahçıvan ve toprak, hem de uygun bir iklim gerekir. Bahçıvanların olmadığı veya görevlerini yapmadığı bahçelerde, yabanî otların etrafı sardığını görürüz. Toprağın iyi olmadığı yerde güzel çiçeklerin yetişmeyeceğini biliriz. Burada güzel çiçek yetiştirmek için bahçıvana daha çok iş düşmektedir, bahçıvan zemindeki kaya ve çakılları temizlemek durumundadır. Ayrıca havanın çok sıcak veya soğuk olduğu yerlerde de güzel çiçekler yetiştirmek istenirse, çiçeklerin kurumamaları için oranın şartlarını iyi hesap etmek gerekir. Bunun gibi, içinde bulunduğumuz aile ve toplum, karakter gelişmesinde oldukça tesirlidir. Çocuk toplumdan müspet bir tesir aldığında anne-babaların işi daha kolay olur; fakat, tersi durumlarda emekler boşa gidebilmektedir.

Mizaç ve karakter özellikleri

Mizaç ve karakter, şahsiyetin iki temel unsurudur. Mizaç; ‘huy, tabiat’ mânâsına gelir. Mizaç özellikleri doğuştan gelir, ruhumuzda mevcut bu potansiyel ile meyillerimize uygun genetik ve biyolojik faktörler birbirini tamamlar. ‘Çekingen, dışa dönük, hareketli, cesur veya hassas’ olabilen mizaç özellikleri, hayat boyu devam eder. ‘Can çıkar, huy çıkmaz.’ veya ‘Kişi yedisinde ne ise yetmişinde de odur.’ gibi sözler insandaki mizaç hakikatine işaret eder. Mizaç özellikleri herkesin kendine hastır ve nötürdür. Karakterin teşekkül sürecinde, bunlar bilinerek çocuğa eğitim ve terbiye verilmelidir. Hamur mesabesindeki mizaç özelliklerinin, karakter eğitimi ve irade kuvveti ile şekillendirilmesi gerekir. Misâl olarak, kişinin doğuştan getirdiği inatçı mizacı Bediüzzaman Hazretleri’nin buyurduğu gibi, hayırlı bir yöne kanalize edilebilir. İnatçılık özelliği imânın muhafazasında kullanıldığında sebat ve sabır olarak kendini gösterir. Hayırlı ameller, dinî vazifeler, imânî vasıflar kişinin iç enerjilerini harekete geçirerek karakterin şekillenmesine yardımcı olur. Bunlara ek olarak ruhun terbiye edilmesi, riyazât, ibadet, zikir ve tefekkür karakter ve kişilik özelliklerine tesir eder. Bu türlü tesirler insanın mânevî boyutlarını daha güçlü hâle getirip güzel ahlâkın korunmasına yardımcı olur. Bunun tam tersi olarak kişinin nefsanî boyutlarının (yeme, içme vb.) ön plânda olması kişinin bunlara uymasına sebep olabilir. Dolayısıyla kişinin dürtülerini kontrol edememesine, çabuk tepkiye ve menfî karakter özelliklerinin (bencillik, yalan, empati yoksunluğu vb.) artmasına sebep olabilir. Karakter: ‘Diğerlerinden ayırt edici vasıflar’ mânâsına gelir. İyi karakter özellikleri, ahlâkın kişideki mücessem hâlidir. Karakter özellikleri çocuğun mizacında, anne-baba terbiyesi, aile ortamı, kişinin aldığı eğitim ve toplum tesiri ile şekillenir. Ceninin, ilk gününden itibaren anne karnında yaşadıkları ve hissettikleri; bundan daha da öncelikli olarak anne-babanın karakter ve kişiliği, çocuğun mizaç hamurunu kısmen şekillendirir. Mizaç özellikleri doğuştan olduğu için, tamamen değiştirilemez, bu yüzden karakter özelliklerini şekillendirmek daha kolaydır. İyi bir karakter eğitimi ile mizaç özelliklerinden azamî şekilde istifade edilir. Kişinin karakteri; anne-babasından, aldığı eğitim ve terbiyeden, kültürel ve içtimaî özelliklerden renkler taşır. Bu renklerin güzel tonlarının fazla olması, şahsiyetin olumlu gelişmesine yardımcıdır.

0-3 yaş dönemi

‘Doğan her çocuk İslâm fıtratı üzere doğar; eğer anne-baba Hristiyan ise Hristiyan, Mecûsî ise Mecûsî, Müslüman ise Müslüman olur.’ hadîs-i şerifinde buyrulduğu gibi, doğan her çocuk tertemiz bir fıtrat üzere dünyaya gelir. Anne-baba ile aile ortamı o çocuğun dinî özelliklerine tesir ettiği gibi, karakter ve şahsiyet özelliklerine de tesir eder. Bebeklik döneminde bebekler; kendini, bakım veren kişiyi (anne veya bakıcı gibi), aile üyelerini ve çevreyi tanımaya başlar. Bu safhada annenin davranışları ve çocuğa gösterdiği alâka onun karakterinin ilk temel taşlarını teşkil eder. Annenin çocuğuna karşı vazifelerini yerine getirmesi, çocuğun da kendi vazifelerini yapması açısından çocuğa verilmiş bir mesajdır. Çocuk ağladığında annenin, onun duygularını fark etmeye çalışması, çocuğa başka kişilerin duygularının önemli olduğu fikrini verir. Çocuğun ihtiyaçlarının zamanında karşılanması, yalan ile avutulmaması önemlidir. Bu açıdan annenin veya bakıcının bakım verme kalitesi, ahlâkî prensipler açısından rota belirlenmesine sebep olur. Hayatın ilk yıllarında güvenli bir bağlanma geçiren çocuklar, sevgi ve emniyet duygusunu almakta ve bu çocukların hayata bakış açıları daha olumlu olmaktadır. Hayatın ilerleyen yıllarında sergilenecek olumlu karakter özelliklerinin dışa yansımasında insanlara, hayata ve topluma karşı duyulan emniyet ve sevgi önemlidir. Hayatı sevmeyen çocuklar hayatta daha saldırgan ve kavgacı olurlar. Bazen, ‘daha küçüktür, bir şey anlamaz!’ diyebildiğimiz 0-3 yaş döneminde insanın ahlâkî özelliklerinin temeli atılır. Bu dönemde, çocuk doğru ve yanlış kavramını bilmez; ama çevresinde gördükleri şuuraltına yerleşir. Karakter eğitimine ‘görerek ve duyarak şuuraltını şekillendirme’ yolu ile başlanmıştır. Bu açıdan ev içinde anne-baba şunlara dikkat etmelidir: Yalan söylememe, çocuğu kandırmama, çocuğa verilen sözü tutma, zamanında çocuğa karşı vazifeleri yerine getirme, tutarsız davranışlar sergilememe, çocuğu aşırı serbest bırakmama, kural bozan davranışları uygun bir şekilde engelleme, aşırı cezalandırma ve korkutmadan kaçınma, diğer insanların duygularını fark ettirme, ev içinde bazı mesuliyetler verme, temizlik ve tertip konusunda itina gösterme… Ayrıca anne-baba arasındaki muhabbet ve hürmet üzerine kurulu sağlıklı davranışlar, diyaloglardaki ses tonu, jest ve mimikler de çocuklara tesir eder.Bu yaştaki çocukların hayatında anne-baba ile geçirilen vakitlerin hayatî önemi vardır. Nasıl çocuğun erişkin dönemde değil de, 0-2 yaşları arasında anne sütü alması hayatî öneme sahipse, aynen bunun gibi, kişinin çocukluk döneminde anne-baba ilgisini belli bir dozda alması, karakter ve kişilik gelişmesinde önemlidir. Anne-baba ile geçirilen zamanlarda onun varlığına değer verilmesi, onun da kendine ve başka insanlara değer vermesine vesile olur. Ancak bu değer verme aşırı olur ise, bu takdirde çocukta gelişen aşırı benmerkezci yapı, onda olumlu ahlâk ve karakter vasıflarının sergilenmesini güçleştirir. Ahlâkın teşekkülünde ilk basamak olan bu dönemin olumlu özellikleri pekiştirilmelidir. Bu dönemde mükâfat önemli bir yere sahiptir. Çocuk iyi bir davranış sergilediğinde onun fark edilmesi ve onaylanması; olumsuz davranış sergilediğinde ise yaşına uygun bir müeyyide uygulanması gerekir. Ama bu yaş aralığındaki çocuk eğitiminde, daha çok mükâfat ağırlıklı bir yetiştirme metodu tercih edilmelidir. Netice olarak Her devirde olduğu gibi günümüzde de bütün problemlerin kaynağında güzel ahlâk vasıflarını kaybetmiş kişiler vardır. Toplumda gerçek adaletin tesis edilmesi, hak ve hukukun yerini bulması, insanların birbirine güven duyması, suç ve şiddet hâdiselerinin azalması, ancak güzel ahlâklı insanlarla mümkün olacaktır. Anne-baba ve eğitimciler olarak güzel ahlâk vasıfları ve olumlu karakter özellikleri ile temayüz etmiş nesillerin yetişmesi için elimizden gelen gayreti göstermeliyiz.

Dr. Hasan Aydınlı

Beslenme konusunda eski kuşaklardan daha çok şey biliyor olabiliriz. Öğrenme bozukluklarını tespit etmekle kalmayıp, yeni eğitim teknikleri geliştirmiş olabiliriz. Ebeveynler olarak iyi anne baba olmaya çalışıyoruz ve çocuklarımıza başarılı bir yetişkin olmak için ihtiyaç duydukları her şeyi vermeye gayret ediyoruz. Fakat, tüm bunlara rağmen, yine de, önemli bir noktayı gözden kaçırıyoruz galiba: Çocukların manevî dünyasını.

Oysa maneviyat kendine güvenin, faziletlerin, ahlâkın ve aidiyet hissinin üzerinde yükseldiği esas temeldir. Hayata yön ve anlam veren odur. Biz çocuğumuz doğduğu anda onunla bir sözleşme imzalamış oluyoruz. Bu sözleşme gereği, çocuğumuzun manevî yeteneklerini anlaması ve bu yeteneklerini akıllıca kullanabilmesi için ona yardımcı olmak durumundayız.

Bütün çocuklar, kendi dünyaları hakkında içsel bir merakla hayata açar gözlerini. Doğuştan sezgiye açık bir yapıları vardır. Ebeveyn olarak bizler, çocuklarımızın bu kıymetli ruh hallerini sözlerimizle, hareketlerimizle ve dikkatimizle besleyebiliriz. Nerede merak duygusu varsa, orada maneviyat vardır. Öyleyse, anne baba çocuğunun merak duygusunu köreltmeyecek şekilde, hatta onu sürekli kışkırtacak tedbirler eşliğinde yetiştirmek zorundadır. Hayatı bir dua, ruhî bir yolculuk olarak yaşarsak, sıradan diye baktığımız her şey mucizeye dönüşür. Gündelik hayatın karmaşasına son verdiğimizde ve çocuğumuzun da zevk almasını sağlayarak küçük anları yüceltebildiğimizde, onların merak ve sezgiye dayalı ruhlarını onaylamış ve beslemiş oluruz.

“Bu nasıl olacak? Benim hiç zamanım yok” diyen anne babalar, içiniz rahat etsin. O kadar zor değil tüm bu söylediklerimi yapmak. Dışarıda çalışan iki çocuk, üç çocuk sahibi hanımlar, size sesleniyorum. Benim önerilerim her türlü ailede, her türlü ev ortamında uygulanabilecek basit iş parçalarından oluşuyor. İşte size 5 öneri:

1- Çocuğunuzu dinleyin

Çocuklar kendilerine ruh üfleyen Ruh’la teması yeni olduğu için doğuştan bilgedirler. Eğer onların içine doğan şeyleri dinler ve değer verirsek, çocuklarımız ruhlarıyla temas kurma yeteneklerini pekiştirirler. Bir çocuk “Kendimi iyi hissetmiyorum anne” dediği zaman, onunla daha derin bir ilişki kurmanın ve kendisini iyi hissetmemesinin nedenini bulmanın zamanı gelmiş demektir. Çocuğumuzu dinlemek, sadece onun en derin hislerinin onaylanmasına yardımcı olmaz, aynı zamanda bizim de zevkli, kendi iç dünyamızı daha iyi görmemize yarayan ilham verici bir şeyler yaşamımızı sağlar. Ben çocuklardan çok şey öğrendim. Onları dinlemeye vakit ayırın. Akşam çocuğunuz uykuya dalmadan önce, parkta birlikte yürürken, sabah kahvaltıda, sadece ikinize ayırdığınız özel bir vakitte olabilir bu. Tüm konuşmayı kendiniz yapmayın. Onun ne dediğine kulak verin. Emin olun ki, ağzından çıkan sözler sizi çok şaşırtacak.

2- Sıradan olana anlam katın

Bugünden başlayarak gündelik hayatınıza çocuğunuzla birlikte özel bir anlam katın. Sadece bulaşık yıkamak yerine, sabun kabarcığında yolculuk eden meleği görün. Akşam yemeğinde çocuğunuzla birlikte birkaç tane hurma yiyin. Ruha temas edebilmenin tesirli yollarından biri de müziktir. Çocuğunuzla ruha yükseklik hissi veren müzikler dinleyin. Böylece kısa zamanda çocuğunuz, ruhunu neyin ferahlattığını kavrayacaktır. Apartman hayatı yaşıyorsanız, çocuğunuzun hayal dünyasını beton duvarlar arasında katılaştırmamak için pencerenize konan kuşu gösterin ona. Sık sık dikkatini ağaçlara, yapraklara, göğe, bulutlara ve rüzgara çekin. Onun hayal dünyasından taşırdıklarını, gerçeklik takıntısıyla parça parça etmekten kesinlikle uzak durun.

3- Esnek bir yapı oluşturun

Adı üstünde çocuklar kendi başlarına düzen oluşturamazlar. Dünya onlara tahmin edilemez bir yer olarak görünür. Yaşantınızı iyice gözden geçirirseniz, çocuğunuzun hayatında neyi sıkılaştırıp neyi gevşetmeniz gerektiğini görebilirsiniz. Yedi yaşındaki bir çocuk, “Kendimi bir hapishanede gibi hissediyorum. Herkes bana ne yapacağımı anlatıyor. Servis şoförü bile nereye oturacağımı söylüyor” diyerek bana dert yanmıştı. Buradaki hassas nokta, çok katı olmayan, ama güvenliği de elden geldiğince göz önüne alan, çocuğunuzun rahat hareket edebileceği esnek bir yapı oluşturmaktır. Esneklik, çocuğun maneviyatı kadar şahsiyeti için de çok önemli bir ilkedir. Göreceksiniz, çocuğunuza kendi beklentilerinizi ve sınırlarını açıkça ifade ettiğinizde, her şey daha güven içinde yürüyecektir. Tabii esnekliğe bir parça eğlence de eklemeniz gerekiyor. Bu konuda kafanız çok net değilse, çocuğunuza danışabilirsiniz.

4- Çocuğunuz için iyi bir ayna olun

Siz çocuğunuz için bir aynasınız. O aynada siz gündelik hayat ile maneviyatı buluşturabildiğiniz ölçüde, çocuğunuz için iyi örnek olacaksınız. Yaptığınız ya da söylediğiniz her şey, sahip olduğunuz her tutum ve tavrınız, sesinizin tonu, ifade biçiminiz, bunların hepsi çocuğunuza dünyanın nasıl bir şey olduğu ve sizin onunla nasıl bir ilişki kurduğunuzu anlatır. Çocuğunuzun gözünde dış dünyanın aynası da, sizsiniz. Hatta kendisini de sizin aynanızda görür. Eğer çocuğunuz karşısında ruhuyla rahat ve uyumlu bir ilişki kurmayı başarmış bir ebeveyn görürse, muhtemelen kendisi de öyle olacaktır. Allah ve inançlarınızla ilgili bilgi ve hislerinizi onunla gerektiği ölçüde paylaşırsanız, çocuğunuz bunu kendisine model alacaktır. Çocuğunun Rabbiyle iyi ilişkiler geliştirmesini isteyen bir ebeveyn, bunu önce kendisinde görünür kılmalıdır.

5- Her yeni günü yeni bir başlangıç yapın

Her yeni günü yeni bir başlangıç yapın. Ebeveyn olarak her yeni güne taze bir başlangıç yapmak sizin elinizdedir. Fakat kendinizi hazır hissetmediğiniz, canınızın bir şeye sıkıldığı zamanlarda, çocuğunuza karşılıksız maneviyat pompalamaya kalkışmayın. Ruh her zaman hareket halinde olmaktan zevk alır. Çocuklarımız ve kendimiz için affedici olmak, daima ruhumuzu hareket ettiren ve ona nefes aldıran yaşama gücümüzdür. Dolayısıyla biricik çocuğunuzla birlikte olmanın tadını çıkarın. Onları sıkıca sarın, ruhunuzun sıcaklığını onlara aktarın. Ne kadar biz onlara bir şey öğretiyor gibi görünüyorsak da, asıl onlar bizim öğretmenimizdir. Doğal bir hikmet vardır hallerinde. Onlar bizim unuttuğumuz şeyleri görür ve bize hatırlatırlar. Değerli anne babalar! Çocuklarınızın ruhlarıyla temas halinde kalmalarına yardımcı olalım. Böylece hem onlar zaman içinde ruhlarını yitirmemiş olur, hem de biz kendi ruhumuzla temas kurmuş oluruz.

(Zafer Dergisi)

Aile toplumun en küçük parçasıdır. Hiçbir anne ve baba, çocuğuna güzel ahlâktan daha başka bir miras bırakamaz. Ebeveynin en önemli vazifesi, çocuğuna iyi bir terbiye ve onları iyi bir şekilde eğitmektir.

Artık çocuk eğitimi, babadan kalma metodlarla yürümüyor. Dayak, bağırıp çağırma, ceza ve benzeri metodlar; çocukları anne, baba ve eğitimcilerden so-ğutuyor; daha kötüsü, anne ve babanın çocuklar üzerin-deki etkisini azaltıyor. Eski metodlar, çocuğu daha iyiye götürmüyor.

Bugün gelişmiş ülkelerde iletişimi esas alan eğitim teorisi itibar görüyor. Çocukla iletişim kurmak ve onu anlamak önem kazandı. Eskiden emreden eğitim teorisi önemliydi. Eğitim anlayışının yeniden gözden geçirilmesi şart.

Alman Pilozof Prof. Jürgen Habermas, iletişime dayalı eğitim teorisinin savunucularından. İletişim araçlarının ekonomiden başlayarak eski hayat düzenini değiştirdiğini söyleyen Habermas, eğitim alanında yeni teoriler ortaya koyuyor. Bugünün gençleri; emreden, mecbur tutan bir yaklaşımla eğitilemeyeceğini eğitimciler, anne ve babalar artık görüyor, görmek zorunda. Eğitim anlayışımızı değiştirmeye mecburuz.

Emreden, cezalandıran sistem artık başarısız. Esasen eğitimde ceza, her zaman sevimsizdir, mümkün oldukça kaçınmak gerekir. En eğitimci olan peygamberimiz (s.a.v) çocukları hiç dövmemiş.

Eğitim alanında ödül, her zaman cezadan daha etkilidir, ilgi, iltifat ve takdir, çocuğu olumlu yönde etkiler.

Başarılı bir yazarın şu cümlesini hiç unutmam: “Hayatta takdir edilme hissi kadar hiçbir şeyin açlığını çekmedim.” Sanatçıların alkışlardan neden çok hoşlandıklarını, takdir edilme ve beğenilme duygusu ile açıklayabiliriz.

Aynı gerçek çocuk eğitiminde de önemlidir. Çocuk; anlaşılmak ve keşfedilmek ister, ilgi görmeyi ve önemsemeyi arzu eder.

Eğitimcilerin yapması gereken en önemli iş, çocuk ruhunun keşfidir. Onları anlamak çok mühim. Çocukların önemsenmesi, duygu düşünce ve isteklerinin dikkate alınması, adam yerine konması çok önemli. Onların ayrı ve önemli birer varlık olduklarını kabul etmemiz lazım. Çocuk ruhunun en önemli ihtiyacı budur.

Önemli olan problemi çözmek

Toplum içinde olduğu gibi ailede de zaman zaman problemler çıkar. Burada önemli olan şudur: “Problem karşısında nasıl davranmalıyız ki onu çözebilelim. Bu arada hem çocuğu kaybetmeyelim, hemde onun ahlâklı ve başarılı bir insan olmasını sağlayalım.”

Çocuğa zorla bir şeyi kabul ettirmeye çalıştığımız takdirde, çoğu zaman onu kaybederiz. Problemi, çocuğu ciddiye alarak, onunla konuşarak, iletişim kurarak ve onu ikna ederek çözmeyi denemeliyiz. Problemi konuşmak ve çocuğun çözümü kavramasını sağlamak için önemli pedagojik adımların atılması ve eğitim prensiblerine uyulması gerekir. Bu adımlar şöyle sıralanabilir:

1. Her şeyden önce bir sohbet ortamı meydana getirmeli ve problemi masaya yatırmalı. Problemin anlaşılması sağlanmalı. Eğitim bir çeşit matematik problemi çözmektir. Anlaşılmayan problem, çözülemez.

2. Çocuğu dinlemeli ve onu anlamaya çalışmalı.

3. Konuşurken sözünü kesmeli ve gereksiz müdahalelerde bulunmamalı. Ne istediğini ve neden istediğini tesbit etmeli.

4. Sonra kendi düşüncelerimizi ve tekliflerimizi söylemeliyiz.

5. Sohbetin dostça bir ortamda, dostça sürdürülmesi şart.

6. Baba, anne ve öğretmen olmak sohbet sırasında önemli olmamalı. Önemli olan argumanlar, gerçekler, fikirlerdir. “Benim dediğim olacak, burada kuralları ben belirlerim, seni ben besleyip büyüttüm, harçlığını ben veriyorum, o halde benim dediklerimi yapmak zorundasın.”

7. Çocuğa zorla bir şeyi kabul ettirmek yerine, birlikte onun beğeneceği bir çözüm üretmek için çaba harcamalıyız. Çözüm üretimine çocuk da katılmalı, onun düşünceleri dikkate alınmalı.

8. Eğer çocuk, güçlü argumanlar ileri sürer, mantıklı ve tutarlı fikirler söylerse bunları onaylamak ve kabul etmek gerekir. “sen ne anlarsın, senin yaşın kaç? Daha aklın ermez.” şeklinde bir tutum takınmamalı. Bu tavır, çocuğu adam yerine koymadığımızı, ona önem vermediğimizi, hatta küçüm-sediğimizi gösterir. Halbuki önemli olan ço-cuktur, onun düşünce ve projeleridir.

9. Sohbet sırasında çocuğun benimse-yebileceği bir çözüm bulunmalı. Emredici, otoriter bir tavır yerine, danışmanlık ve rehberlik yapan dostça bir tavır takınmak gerekir.

10. Çocuğun çözüme katılması ve sorumluluk alması sağlanmalı. Çocuk, bunlar bana dikte ettirildi, aslında ben bunları yapmak istemiyorum, düşüncesine kapılmamalı.

En önemlisi

Kanaatimce en önemli şey; çocuğa şunları söyelemek ve davranışlarımızla bunu göstermek: “Yavrucağım, ben senin dostunum; senin başarılı ve mutlu olmanı istiyorum. Hayat senin, önemli olan sensin. Sen başarılı olsan da olmasan da ben senin yanındayım. Beni her zaman arkanda bulacaksın. Sana her hangi bir şarta bağlı olarak yardım etmiyorum, senden bir karşılık beklemiyorum, seni sevdiğim için yardım etmek istiyorum. Hiçbir anne ve baba, hiçbir öğretmen çocuğu kıskanmaz. Aksine onun kendisinden daha başarılı olmasını ister.

Yavrucuğum, ben sadece senin başarılı ve mutlu olmanı istiyorum. Seni seviyorum ve beğeniyorum, her zaman elimden geldiğince sana yardım edeceğim.”

Çocuk eğitimi her zamankinden daha zor hale geldi. Medya, firmalar, mal satmak isteyenler çocuğu müşteri olarak görüyor. Reklâmlarla çocuklar ve insanlar zaaflarından yakalayarak avlanıyor. Birçok malın reklamı çocukları hedef alıyor. Bilgisayarlar, internet oyunları, tv programları çocukların daha fazla dikkatini çekiyor.

Her şeye rağmen çocuk, anne ve babaya fıtrî bir şekide bağlıdır. Onları kendisinin dostu olduğunu ve kendisi için çalıştırdıklarını bilir. Çocuk eğitiminde motivasyon çok önemli. Çocuğun iç dünyası çok mühim.

Çocuğumuzu ciddiye almalıyız. Onun duygu ve düşüncelerini öğrenmeliyiz. Makul ve güzel şeyler düşünüyorsa desteklenmeli, illâ da kendi düşüncelerimizi ve isteklerimizi kabul ettirmek için ısrar etmemeliyiz.

Anne ve baba, öğretmen ve büyüklerin bir hedef belirlemesi yeterli değildir. Önemli olan çocuğun belirlediği hedeftir. Yapılması istediğimiz şeyi, çocuğun istemesini sağlamalıyız. Bu konuda çocuğumuzu konuşarak ikna etmeliyiz.

Eğitimci, bir şeyin yapılmasını emreden hükümdar değildir. O dosttur, arkadaştır, rehberdir, yol arkadaşıdır, zora düşüldüğü zaman yardıma koşulan güvenilir bir dosttur.

Ali Erkan Kavaklı

Çocuklar ve iletişim

Anne-baba ve çocuk arasındaki iletişim yalnızca bilgi alışverişi anlamına gelmez. Bu ilişkide, aynı zamanda karşılıklı duygu ve düşüncelerin aktarımı da söz konusudur. İletişim denilince çoğu insanın aklına konuşmak gelir. Oysa ki burada konuşmaktan daha önemli olan ve belki de en zor öğrenilen şey dinlemektir.

Anne-baba ve çocuk arasındaki iletişimin ilk temelleri bebeklik döneminde atılır. Bebeğin kendilerine gülümsediğini gören anne ve baba da ona gülümseyerek ve konuşarak karşılık verirler. Bu bebeği daha da mutlu eder. İyi gözlemci olan ve bebeğin diyalog isteğini fark eden anne-babalar bu konuda daha başarılı olurlar. Anne-baba ve çocuk arasındaki mesaj alışverişi yalnız konuşulan sözcüklerle sınırlı kalmaz, onların ötesinde anlamlar taşır. Karşılıklı bilgi alışverişinden başka duyguları da paylaşırlar ve birbirlerine destek olurlar. İyi iletişim kurmayı başarabilen aileler yaşamlarındaki acı-tatlı tüm olayları ve sorunları paylaşmayı bilen ailelerdir. İyi iletişim kurmak için çocukla yalnızca konuşmak yetmez; aynı zamanda, ona hareketlerle duyguların da hissettirilmesi, yani vücut dilinin de kullanılması gerekir. Bu da zamanla öğrenilebilen bir durumdur.

Çocuk, iletişimi de genellikle anne-babadan öğrenir. Kendi anne ve babası küçükken ona nasıl davrandılarsa, onlar da çocuklarına genellikle benzer biçimde davranırlar. Ancak ne yazık ki, çoğu zaman anne-babaların çocuklarına bu konuda iyi bir örnek olabildiklerini söylemek zordur. Anne-baba belirli aralıklarla çocuklarıyla kurdukları iletişimi değerlendirmeli ve özeleştiri yapmalıdır. Kendi anne-babalarının olumlu ve olumsuz yönlerini anımsamalı ve bunların kendileri üzerindeki yansımasını bulmaya çalışmalıdır. Böylelikle karşısındakini dinlememe ve yapıcı değil kırıcı tarzda eleştirme gibi kötü huylarını daha kolaylıkla bırakabilir. Eğer bu yapılabilirse anne-babalar çocuklarıyla daha iyi bir iletişim kurmakla kalmaz, aynı zamanda onlara iyi bir örnek de olurlar.

Anne-babanın okul çağındaki çocuklarıyla iletişiminde çok sık yaptığı bazı hatalar vardır.

Aşağıda bu hatalardan bazı örnekler verilmiştir:
Emrivaki konuşmak (“Bunu söylediğim gibi yapacaksın, yoksa…”)
Ders vermek (“Ben çocukken senin yaptığın işin iki katını yapardım”)
Eleştirmek (“Bugün her şeyi berbat yapıyorsun”)
Alay etmek (“Bu yaptığın çok aptalca bir şeydi”)
Küçük düşürmek (“Senin yaşındaki bir çocuğun bunu bilmesi gerekir”)

Çocukla iletişim kurarken ona olumlu bir bakış açısıyla yaklaşılmalı ve gerektiğinde onurlandırılmalıdır. Örneğin, “Bugünkü matematik ödevlerini çok güzel çözdün.” gibi takdir söylemleri kullanılabilir. Ancak bunu yaparken, anne-baba onu ‘kendi görmek istediği biçimde davrandı’ diye yapmamalıdır. Onun etkinliklerine çok karışmadan, onu olduğu gibi kabul ettiğini göstermelidirler. Örneğin, resim yapmakta olan bir çocuğa hangi boyaları karıştıracağını göstermek yerine, karışmadan onu izlemek çocukta doğru şeyler yaptığı hissi uyandıracaktır.

İyi bir iletişimin koşulu: Dinlemesini bilmek

Çocukla iyi bir iletişim kurabilmek için ondan gerekli mesajların alınması gerekir. Bu da ancak dinlemekle sağlanır. Anne-baba iyi bir dinleyici olabilirse çocuk için de iyi bir model oluşturacaktır.
Aktif dinleme, iletişimin önemli bir parçası olup, iletişim kanallarının açık tutulmasıdır. Bir başka deyişle, anne-babanın çocuğun duygu ve düşüncelerini söyleme isteğini fark etmesi ve onu dinlemeye hazır olduğunu belirtmesi anlamındadır.

Aktif bir dinleyici olmak için şunlara dikkat edilmelidir:

Dinlemeye yeterince zaman ayrılmalıdır. Çevrede dikkati dağıtacak etmen olmamalıdır. Akşam yemeği sırasında ya da yatmadan önce genellikle konuşma için en uygun zamanlardır.
Anne-baba konuşma sırasında kendi düşüncelerini bir kenara bırakıp çocuktan gerekli mesajları almaya çaba göstermelidir. Bunun için tüm dikkatlerini ona vermeli, kendilerini bir an için onun yerine koyarak onun hissettiklerini anlamaya çalışmalı ve onun düşüncelerine değer verdiklerini hissettirmelidirler.
Çocuğu dikkatle dinleyip onu anladıktan sonra, biraz daha yumuşak bir söylemle aynı şeylerin çocuğa yinelenmesine yansıtmalı dinleme yöntemi denir. Fakat, bu çocuğun söylediklerini papağan gibi yinelemek biçiminde olmamalıdır. Çocuğun söylediği şeylerin her zaman tam ve doğru mesajlar olmayabileceği ve bunların altında yatan değişik korku ve endişelerin olabileceği akılda tutulmalıdır. Bu duyguları sözcüklerle belirtmek için konuşma arasına girilerek “sanki bana biraz korkmuşsun… üzgünsün… kızgınsın … gibi geldi” gibi cümlelerle altta yatan duygular öğrenilebilir.
Çocukla konuşurken göz teması çok önemlidir. Onun söylediklerine ilgi gösterildiğini belirtmek için arada bir baş sallayarak onaylamak ya da “evet.. anlıyorum… yaaa” gibi karşılıklar vermek çocuğun konuşmasını sürdürmesini destekleyecektir.
Anne-babalar kendi beklentileri ya da düşüncelerine uymasa bile çocuğun konuşmasını kesmeden, sabırla ve eleştirmeden dinlemelidir.
Çocuğun karşılaştığı sorunları kendisinin çözmesi için ona fırsat tanımalı, bu yönde yüreklendirmeli, ancak uygun biçimde ona yol da göstermelidir.

Anne-baba aktif dinlemeyi öğrendikçe çocuğun duygularını daha iyi anlayabilecek ve aralarında sıcak bir köprü kurulacaktır. Çocuk kendi sorunlarını kendisi çözdükçe, duygu ve davranışlarını daha iyi denetleyecek ve başkalarını da daha iyi dinlemesini öğrenecektir. Çocuk karşısındakini dinleme alışkanlığı kazandıkça, zaman zaman bu davranışı için güzel sözlerle onurlandırılmalı, hatta küçük hediyelerle ödüllendirilmelidir.

Anne-babanın kendisinin de aktif olarak dinleyip dinlemediğini anlamasına yarayan bazı ipuçları vardır. Eğer anne ya da baba konuşmadan sıkılmış, dikkati dağılmış, çocuk yerine başka yerlere bakıyor ya da çok zaman yitirdiğini düşünmeye başlamışsa o sırada aktif olarak dinlemiyor demektir.

Çocuklarla konuşma yöntemleri

Anne-baba çocukla konuşurken ona karşı yargılayıcı ve suçlayıcı olmamalı, olumlu bir diyalog kurmaya çalışmalıdır. Bu diyalog, çocuğun herhangi olumsuz bir davranışını düzeltirken “sen” mesajı yerine “ben” mesajı kullanılarak sağlanabilir. Aşağıda bir kaç “ben” mesajı örneği verilmiştir:
-Okurken daha çok sessizliğe gereksinimim var.
-Masamı en son kullanan toplamadığı için aradığım şeyleri bulamıyorum.
-Çok yorgunum, mutfağın toplanması için yardıma gereksinimim var.

“Ben” mesajları, aslında “sen” mesajları ile aynı şeyleri söylemesine karşın, tehdit içermediğinden, çocuk tarafından daha kolay kabul edilecektir. Böylece, örneğin babasına “sesimin seni rahatsız ettiğini fark etmedim” ya da annesine “yorgun olduğunu söylemen iyi oldu, sana yardım edeyim” gibi yanıtlar verecektir.

“Sen” mesajlarına örnek:
-Bir daha bunu sakın yapma.
-Beni çok kızdırıyorsun.
-Neden dikkat etmiyorsun?

Bu mesajlar daha bir çocuğa yönelik olduklarından, çocuk kendini savunmak zorunda hissedecek, o da benzer karşılıklar verecek ve böylece de etkili bir iletişim olanağı ortadan kalkacaktır.

Bundan daha da kötüsü çocuğu küçük düşürücü konuşma biçimidir. Eğer çocuğa sürekli olarak onun kötü, aptal ve düşüncesiz olduğu biçiminde mesajlar verilirse, yalnız çocukluk döneminde değil, belleğinde o biçiminde yer ettiği için sonra ki yıllarda bile birey kendini o biçiminde algılayabilir ve toplumla olan ilişkilerinde zorluklar yaşayabilir.

Doğal olarak, her çocuk “ben” mesajlarını başlangıçta algılamayabilir ve bu yöntem yararlı olmayabilir. Bu durumda bile, belki başka bir biçimde ya da daha değişik bir ses tonuyla, “ben” mesajları verilmesi sürdürülmelidir. Çocuğa bu mesajları algılaması için biraz zaman tanımalıdır. Konuşurken ses tonunun verilmek istenen mesaja uygunluk göstermesi de çok önemlidir. Eğer anne ya da baba kendi sorunlarını konuşmaya yansıtırlarsa verilmek istenen mesaj tam algılanmayabilir.
Anne-baba, çocukların huylarına göre bazı ufak tefek değişiklikler olsa bile, bütün çocuklarına eşit davranmalı ve ayrım gözetmemelidir

Anne-baba ile çocuklar arasındaki iletişim bozukluğunun olası nedenleri

*Verilmek istenen mesaj anne-baba ya da çocuk tarafından yanlış algılanabilir.

*Anne-baba ile çocuğun huyları birbirleri ile uyuşmayabilir.

*Anne-babanın konuşma tarzı çocuğun öfkelenmesine ve tepki göstermesine neden olabilir. Örneğin, ortaokul çocukları bazen anne ya da babalarının sürekli yargılayıcı ve emrivaki konuştuklarından, kendilerini hiç anlamadıklarından ve konuşmalarını ikide bir kestiklerinden yakınabilirler. Eğer böyle bir durum söz konusu ise, anne-babanın kendi konuşma tarzlarını da tarafsız olarak gözden geçirmesi ve dinlemesini öğrenmesi yararlı olacaktır. Yoksa çocuk bu konuşma biçimini başka kimden öğrenmiş olabilir?

*Çocukta kekemelik gibi düşüncelerini açıklamasına engel olan bir konuşma bozukluğu olabilir.

*Anne-baba ya da çocuğun zihnini meşgul eden düşünceler, endişeler ve stres iyi bir iletişim kurulmasını engelleyebilir.

*Konuşmak için uygun bir zaman ve yer seçilmemiş olabilir. Okuldan yorgun olarak gelmiş çocukla sorunları konuşmak yerine, çocuk yemek yedikten ve biraz dinlendikten sonra konuşmak çok daha yararlı olur.

*Konuşmak için kimsenin olmadığı, sakin bir yer seçilmelidir.

Sonuç ve Öneriler

“Çocuk uykuda sevilir” kuralını önceki kuşaklardan olan hemen herkes iyi bilir. Yoksa, çocuk şımarır ve babanın otoritesi sarsılır (!) Eski zamanlarda, çoğu ailede baba ile çocuk arasındaki diyalog (elçi!) anne tarafından sağlanırdı. Ülkemizin sanayi ülkesi olma yolundaki adımları, hızlı kentleşme ve medyanın önemli etkisi sonucunda eski büyük ailelerin yerini çekirdek aileler almakta, feodal dönemin özelliklerinden olan babanın mutlak otoritesinin sarsılması ile birlikte baba ile çocuk arasında da daha sıcak ilişkiler kurulmaktadır. Ama yine de çoğu ailede erişkinlere tanınan söz hakkı nedense bugün bile çocuktan esirgenmektedir. Birer anne-baba olarak çocukların bize saygılı davranmasını istiyorsak, bizim de onları saygıyla dinlememiz ve olayları bir de onların gözüyle bakarak onları anlamaya çalışmamız gerekir…

Prof. Dr. Sadık Akşit

Davranış bozuklukları çocuğun çeşitli ruhsal ve bedensel nedenlere bağlı, iç çatışmalarını davranışlarına aktarması sonucu ortaya çıkar. Hırçınlık, sinirlilik, saldırganlık, inatçılık, yalan, çalma, küfür gibi davranışlar davranış bozukluklarına girer.

Bir çocuğun davranışının bozukluk sayılabilmesi için bazı ölçütler gerekir. Bu ölçütler:

1-Yaşa uygunluk: Her gelişim döneminin kendine özgü davranışları vardır. Bu nedenle çocuğun içinde bulunduğu gelişim döneminin özelliklerini iyi bilmek gerekir. Ör; 2 yaş çocuğu negativist,hareketlidir ve istenilen Şeyi yapmaz. Bu yaşlarda çocuk, özerk bir birey olduğunu öğrenir. Kendisi istemeyince altının değiştirilmesini istemez, öpülmeyi reddeder. 3-5 yaş çocuğu dikkat çekmek ister. Hayal dünyası çok geniş olduğu için inanılmaz öyküler anlatabilir. Henüz yalanla yalan olmayanı ayırt edemezler. Bu nedenle bu yaşlardaki çocukların anlattıkları yalan olarak kabul edilmezken, 11-14 yaşlarındaki çocuklarda görülen yalan normalden sapan bir davranış olarak kabul edilir.

2-Yoğunluk: Bir davranışın bozukluk olarak kabul edilmesindeki 2. Ölçüt yoğunluktur.Ör; 5 yaş çocuğunda öfke ve huysuzluk doğalken, bu davranış başkasına fiziki zarar verme Şekline dönüşürse, davranış bozukluğu kategorisine girer.

3-Süreklilik: Çocuğun belirli bir davranış türünü ıısrarlı bir biçimde ve uzun zaman devam ettirmesidir.

4-Cinsel rol beklentileri: Erkeklerde kızlara oranla daha saldırgan olmaları beklenirken, davranışları ile erkeklere benzer saldırgan davranan kızların davranışları normalden sapan davranış kategorisine girer.

Genel olarak davranış bozukluklarının nedenleri

- Dikkat çekmek: Çocuğa gerekli sevgi ve ilgi gösterilmediğinde ya da yeterli zaman ayrılmadığında dikkat çekmek için davranış bozukluklarına yönelir.

- Ebeveynlere karşı güç kazanma isteği-İntikam alma isteği: Özellikle dayak yiyen,sevgi verilmeyen çocuk ana-babasından intikam almak ister.aşırı otoriter ve baskıcı tutum, katı disiplin ana-babaya karşı öfke ve nefret duygularının gelişmesine ve buna parelel olarak başkaldırıcı bir bireyin oluşmasına neden olur.

- Yetersizlik: Çocuğun kendine güvensiz olması davranış bozukluklarına neden olur. Anne-babanın aşırı koruyucu, hoşgörülü tutumu, gerektiğinden fazla özen gösterilmesi fazla kontrol anlamına gelir. Sonuçta çocuk diğer kimselere aşırı bağımlı, kendine güveni olmayan, duygusal olarak çabuk kırılan bir kişi olur.Bu durum çocuğun kendi kendisine yetmesine olanak vermez ve davranış bozukluklarına neden olur.

Davranış bozukluğu olan çocuklarla olumlu ilişki nasıl kurulur?

1- Karşılıklı saygı: Azarlamak, bağırmak, vurmak, susturmak,tutarsız davranmak çocuğa saygısızlığın göstergesidir. Her ana-baba çocuklarına saygı göstermeyi öğrenmelidir. Her çocuk ayrı bir birey olarak ele alnıp, fikirleri sorulmalı ve fikirlerine saygı gösterilmelidir.

2- Çocuğa zaman ayırmak: Çocukla ilgilenmek, zaman ayırmak gerekir. Birlikte geçirilecek zaman nicelik değil, nitelik olarak önemlidir. Birlikte çocuğun hoşlanacağı faaliyetler yapılabilir.

3- Cesaretlendirme: Çocuğun kendine güvenmesini istiyorsa önce anne-baba çocuğa güvenmelidir. Çocuğun çabasını övmeli ve yüreklendirmelidir. Cesaretlendirme çocuğun kendini değerli algılayabilmesi için çok önemlidir.cesaretlendirme çocuğu olduğu gibi kabul edip, kendi olduğu için değer vermedir.

4- Sevgiyi anlatmak: Çocuğun kendini güvenli hissedebilmesi için, en azından sevildiğini bilmesi ve sevmesi gerekir.

Saldırganlık

Saldırganlık küçük çocuklarda normal bir tepki biçimidir.Çocuğun güvenlik,mutluluk ya da başka bir gereksiniminin Şekil değiştirerek başka bir biçimde ortaya çıkmasıdır.Saldırganlığı kişisel bir yaralanmanın bir başka Şekilde sonuçlanması olarak tanımlayabiliriz.Bu yaralanma sonucunda çocuğun akranlarına vurması, ısırması, eşyaları fırlatması,tekmelemesi, tükürmesi ve zarar vermeyi amaçlayan tehditler şeklinde sözel saldırılarda bulunmasıdır. Sürekli ve aşırı biçimde saldırgan olan çocuk sinirli, anlaşılmaz, eyleme hazır ve aşırı geçimsizdir. İlişkileri gergin ve sürtüşmelidir. Hemen parlar ve kavgaya hazırdır. Durmadan kuralları çiğner ve ceza görür. Bu çocuklar cezadan etkilenmez ya da kısa süreli etkilenmiş gibi görünürler. Olağan anlaşmazlıkları bile bilek gücüyle çözmeye çalışırlar. Tepkileri ölçüsüz ve durumla orantısızdır. Öfkesini yenemez ve hep kendini haklı çıkarmaya çalışır. Bu çocuklar evde okulda sürekli sorun yaratırlar ve yetişkinlerle sürekli çatışma içindedirler. Genellikle erkek çocuklar daha saldırgandırlar.

Saldırganlığın nedenleri

1- Saldırgan davranışların ebeveynler tarafından ödüllendirilmesi. Geleneksel kültürün erkek çocuğun saldırganlığını onaylaması(Ör: parkta iki çocuk birbirini döver. Biri daha çok dayak yerse, annesinin çocuğunun kendisini savunamadığı düşüncesiyle üzülmesi)

2- Çocuğun yetişkinlerden katı ceza, anlayışsızlık ve yetersiz sevgi görmesi

3- Babanın uzun süreli yokluğunda, annenin sürekli çocuğun etrafında olmasıyla ortaya çıkan feministik ortam

4- Televizyon Ve kitle iletişimim araçlarının olumsuz etkisi (Şiddet içeren diziler)

5- Ana-baba tutumlarının olumsuzluğu, çocukla aralarındaki iletişimin iyi olmaması

6- Çocuğun ana-babasından dayak yemesi 7-Beyin zarı iltihabı, beyin zedelenmesi gibi fizyolojik sorunlar

Saldırgan davranışları nasıl önleyebiliriz?

1- Her şeyden önce ana-baba çocuğa saldırganlık modeli olmamalıdır. (Evde dayak yiyen bir çocuk varsa kardeşini dövüyor. Kardeşi yoksa okulda en ufak bir sorunda arkadaşına vuruyor. Ya da hayvanlara eziyet ediyor.)Çünkü dayak herkes için olumsuz duygular yaratır.

2- Çok fazla saldırgan davranışlara tolerans gösterilmemelidir.Çocuğun istekleri bu tip davranışlar yapınca yerine getiriliyorsa, çocuk isteklerini yaptırmada araç olarak görmeye başlar. Bu yolla istekleri yerine getirilmemelidir. Saldırgan davranışlar ödüllendirilmemeli ve onun bu davranışının istenmeyen bir davranış olduğu hemen gösterilmelidir.

3- Saldırgan davranışlar kesinlikle dayakla cezalandırılmamalıdır. Ana-babanın ilgisi sevgisi azaldığında ve fiziksel cezalar uzun süre devam ettiğinde, çocukta saldırgan, asi, sorumsuz davranışlar gelişir. Saldırgan davranışlar ortaya çıktığında, yetişkinler sakin davranmalı, anormal duygusal tepkiler yerine ben dilini kullanmalıdır.(Böyle davrandığın için üzüldüm) Dayak saldırgan davranışın hemen bitiminde uygulandığı zaman, onun hemen kesilmesini sağlayabilir ancak, çocukta düşmanca duygular geliştirir.

4- Çocuk gergin ve sinirliyken onunla tartışmamalı, sakinleşmesini beklemeli ve daha sonra davranışı ile ilgili konuşulmalıdır.

5- Çocuğa sosyal olgunluğuna uygun çeşitli sorumluluklar verilmeli, başarabileceği kadarıyla bir çok Şeyleri başlatıp, bitirmesi sağlanmalıdır. Çocuk başarma duygusunu yaşamalıdır.

6- Çocuğa bu davranışın dezavantajları gösterilmelidir. Saldırgan davranışları ile isteklerini elde edemeyeceğini, istediği şeyleri kaybettiğini görmeli ve yaşamalıdır.

7- Olumlu davranışı pekiştirme: Ana-baba ve diğer yetişkinler çocuğun olumlu davranışını görüp, olumsuz davranışı görmemezlikten gelmelidir.Çocuk bu davranışı yapmadığında sözel olarak ödüllendirilmelidir. Ör: 10dk. Kavga etmeden ve bağırmadan oynadığında bu sözel olarak ödüllendirme.

8- Çocuğun dışarıda oynamasına izin verme, bu çocuğun gerilimini azaltır ve enerjisini boşaltma imkanı sağlar.

9- Saldırgan davranış diğer çocukların güvenliğini ciddi bir şekilde tehdit etmedikçe bu davranışın üstünde durmamak gerekir.

10- Kendi kendine konuşma: Çocuk oldukça dürtüsel davranıyorsa ve onun bu yönünü kontrol etmede güçlük yaşanıyorsa; çocuğa başkalarına vuracağı zaman, kendi kendini engelleyici cümleler söylemesi öğretilebilir. Ör: 10′na kadar say ve ona vurma gibi.

11- Çocuk saldırgan modellerle karşı karşıya getirilmemelidir. TV.deki şiddet içeren programları seyretmesi engellenmelidir. Eğer kesinlikle engel olunamıyorsa, ana-baba çocukla birlikte seyrederek şiddetin sonuçlarını tartışabilirler. Ayrıca bu Şiddet filmlerinin gerçek yaşamın modeli değil, kurmaca olduğu çocuğa anlatılabilir.

12- Kızgınlıktan kurtulmak için alternatifler bulunabilir. Yumruklanabilen kil, çakılabilen çiviler, resim çizme, boyama çocuğun kızgınlık duygularını kontrol altına almayı sağlayabilir. Ayrıca futbol, basketbol gibi sporlar kabul gören çıkış yollarıdır.

13- Her yaş ve dönemde çocuğun temel ihtiyaçları zamanında yerine getirilmelidir.

14- Bu çocukların özellikle baba ile daha çok birlikte olması sağlanmalıdır.

15- Anne-babalar bu çocuklarla iletişim kurarken ben dilini kullanmalıdır. Ör; Böyle kavga ettiğin zaman rahatsız oluyorum, üzülüyorum gibi. Kişiler duygu, düşünce ve ihtiyaçlarını davranış anında dile getirmelidir.

Yalan

Günlük yaşamımızda hemen hemen hepimiz yalana başvururuz. Ör; arkadaşımıza “bugün seninle olmayı canım istemiyor” yerine, “işim var” deriz. Çünkü gerçeği söylersek onu inciteceğimizden korkarız. Yalan herkesçe ayıplanan bir davranıştır. Genellikle kendi yalanımızı gerekli, diğer insanların söylediği yalanı büyük yalan olarak görürüz. Başkalarını bilerek aldatmak amacıyla söylenen yalanlar, gerçek yalanlardır. Aslında çocukların yalanları, yetişkinlerin yalanlarının yanında masum kalır. Çünkü; onların yalanları aldatma amcı gütmez. Çocuk gerçeği iyi değerlendiremediği için, gördüklerini çarpıtarak anlatır ve uydurur. Kimi ana-baba çocuğun olmamış şeyleri olmuş gibi anlatmasını yalan sayar. Bunları dinlemek ve olduğu gibi kabul etmek yerine çocuğu suçlar. 3-5 yaş çocuğunun hayal dünyası çok geniş olduğu için inanılmaz öyküler anlatırlar ve bu dönemde yalan ile yalan olmayanı ayırt edemezler.

1- Hayali Yalanlar: Küçük çocuklar gerçeği iyi değerlendiremedikleri için uydururlar. Yetişkinler bunları yalan olarak görür.

2- Taklit Yalanlar: Çocuklar ana-babayı örnek alır. Ana-babanın yalanına tanık olan çocuk, yalan söylemeyi öğrenir. Ör; doktora gidiyoruz diye gezmeye giden anne-baba çocuğun yalan söylemesine zemin hazırlar.

3- Sosyal Yalanlar: Bunlar en yaygın olan yalanlardır. Bir yere gideceğimiz zaman, gitmek istemiyorsak, “hastayım ” deriz.

4- Savunma Yalanları: Çocuk kendini korumak için yalan söyler.Çocuk sık sık eleştiriliyorsa, sert tepki gösteriliyorsa, mükemmelliğe zorlanıyorsa çocuk yalana başvurabilir.Çocuk doğru söylediğinde “yalan söylüyorsun” diye suçlanan çocukta , bu yalanların alışkanlık haline gelmesine neden olur.

5- Yüceltilmiş Yalanlar: Başkalarının hayranlığını kazanmak için söylenen yalanlardır. Bazen de çocuklar bir özlemini dile getirmek için yalan söyler. Ör; babasız bir çocuğun “babam var” demesi gibi. Normal yollardan takdir edilmeyen çocuk, yalana başvuracaktır. “Annem öldü” diyen bir çocuk, kardeş doğumu ile birlikte ilgisiz kaldığı için böyle söylemektedir.

Nasıl önlenir?

1- Yetişkinler örnek olmalıdır. Eğer anne-baba başkalarına yalan söyleyecek olursa, çocuğun dürüstlüğün önemini anlaması çok güç olacaktır.Çocuklar hangi yaşta olursa olsun yaşına uygun bir dille doğruyu söylemek gerekir.

2- Aşırı tepki göstermemek gerekir. Yumuşak ve hoşgörülü olmalı ve cezadan kaçınmalıdır. Aşırı tepki göstermek, çocuğun sizin öfkenizden korunmak için, yalan söylemeye devam etmesine yol açar.

3- Çocuklardan başaramayacakları şeyler beklememelidir.

4- Fazla baskıdan kaçınmalı ve koyduğumuz kurallarla çocuğun yaşamını fazla sınırlamamalıyız.

5- Çocuğu yetişkinler araç olarak kullanmamalıdır. Örnek; anne ya da babanın çocuğa yalan söyletmesi. Annenin “bu yaptığımızı baban duymasın” demesi.

6- Gizli polis gibi çocuğu sorgulamamalı. Ör: “Doğru söylersen ceza vermeyeceğim” dedikten sonra, çocuk doğruyu söyleyince “biliyordum” diyerek tepki vermek ya da dayak, çocukta yalanı pekiştirir. Çünkü çocuk doğruyu söyleyince olumsuzlukla karşılaşmaktadır.

7- Çocuğun diğer çocuklarla kıyaslanmaması gerekir.

8- Ana-baba-çocuk iletişiminin olumlu olması gerekir. Çocuk istek, sıkıntı, kaygı ve endişelerini bizimle konuşabilmelidir. Çocuğu dinlemek ve çözüm yollarını kendisinin bulmasına yardımcı olmak gerekir.

9- Yalan söylediği için çocuğu suçlamamak gerekir. ”Yalancı” etiketi yapıştırılmış olan bir çocuk, bu etiketin gereklerini yerine getirecektir, çünkü yaptığı işin kendini yansıttığına inanır. Bu davranışı onaylamasak bile, çocuğumuzun kişiliğini bu davranıştan ayrı tutmak gerekir. Salt kendisi olduğu için onu sevdiğinizi çocuğunuzun anlamasına yardımcı olun.

10- Doğrudan emin olmak için kontrol edin. Çocuğa “ödevin bittimi” diye sormak yerine “ödevini görmek istiyorum” deyin. Bu davranış hem kontrol edileceği için ödevini düzgün yapmasını sağlar hem de sonucundan çekindiği için yalan söylemez.

Küfür

Küfür üç temel gruba ayrılır:
- Ya beddua etmek yada birine zarar verilmesi dileğini yansıtan konuşma biçimi
- Cinsel içerikli küfürler, müstehcen konuşmalar
- Kişiliğe yönelik küfürler. Manyak, salak…

Nedenleri

1- Dikkat çekme: Bazı çocuklar ana-babadan yeterli ilgiyi göremiyorlarsa, dikkat çekmek için küfrederler.

2- Sarsılma: Bazı çocuklar için yetişkinleri Şok etme, rahatsız etme eğlenceli olabilir.

3- Ağızdan kaçıverme: İnsanlarda engellenme yada kızgınlık hissedildiğinde yada fiziksel bir gerginlik olduğunda küfürün ağızdan çıkıvermesi çok doğaldır. Çok engellenen, yaşama alanı çok daraltılan çocuk, kızgınlık olarak küfredebilir.

4- Savunma: Bazıları için kötü söz söyleme bir savunma davranışıdır.Küfür etmenin tam anlamıyla yasak olduğu çevrede yetişenler, isyan ederek bağımsızlıklarını göstermek isterler.

5- Olgunlaşma: Bazende çocuklar yetişkin olmanın bir sembolü olarak, kötü söz söylerler.

6- Akranları tarafından onaylanması.

Ne yapmalıdır?

1- Örnek oluşturma: Eğer kaba ve küfürlü bi konuşma eğilimini kendinizde engelleyebiliyorsanız, çocuğunuzda bu kontrolü sizi taklit ederek öğrenecektir.

2- Dürtülerini ifade edebilme: Eğer çocuk, size olan kızgınlıklarını rahatlıkla dile getirebiliyorsa, bu özgürlüğe sahip ise, olumsuz duygularını belirtmek için daha az küfürlü sözcük kullanacaktır.

3- Tartışma: Bu kelimeler bir kağıda yazılarak tanımlanır ve daha sonra tartışılır.

4- Önemsememek: Çocuklar kötü sözcükler kullandığında,anne-babalar bu duruma pek fazla üzülüp şaşırmıyorlarsa, çocukların bu sözcükleri söylemeleri için bir nedenleri kalmayabilir.

5- “Dilsizlik Oyunu”: Ana-babalar böyle durumlarda şoke olmaktan çok, sessizlik oyunu oynayarak çocuğu yönlendirebilirler. “senin kullandığın kelimenin anlamı nedir?”, “anlamıyorum”, denilerek çocuktan yanıtlaması istenir.

6- Tasarımcı olmaya özendirmek: Tasarımcı uğraşlar, yazınsal faaliyetler, spor vb. Tasarım kabiliyetini artırıp kötü söz kullanımını engeller.

7- Kötü sözcüklerin yıpratılması :Çocuk bu kelimeyi kullandığında 5 dakika boyunca bu kelimeyi söylemesini isteyin. Büyük olasılıkla bir daha kullanmayacaktır. Söylemek istemediği zaman, ancak kötü sözcüğü kullanmaktan dolayı verilen cezayı uyguladıktan sonra, istediğini yapabileceğini söyleyin.

8- Ciddi cezalandırmama: Eğer çocuğunuzu, döverek, bağırarak, tehdit ederek cezalandırırsanız; çocuğunuz bu bu kelimeleri yakalanıp cezalandırılmamak için, gizlice kullanmayı öğrenir.

Uygun olmayan bu sözcüklerin yerine, uygun kabul edilebilir sözcükler kullanması için çocuğu bilgilendirmek gerekir. Çocuk olumlu sözcük kullandığında, çocuğun övülmesi teşvik edilmesi gerekir.

Alt ıslatma (enuresis)

Genellikle çocuklar mesane kontrolü gerçekleştirinceye kadar, yani ortalama olarak 2-3 yaşlarına kadar geceleri altlarını ıslatırlar.Gündüz kontrol 2 yaş dolaylarında,gece kontrol ise 3,5-4,5 yaşları arasında kazanılır. Çocukların hemen hepsinin idrar ve dışkı kontrolü kazandıkları 4 yaşından sonra hala altını ıslatmanın devam etmesi “enuresis” adını alır.

Doğumdan başlayarak süregelen ve sinir-kas kontrolündeki gecikmeden kaynaklanan alt ıslatmaya “birincil enuresis” denir. Düzensiz ve yetersiz tuvalet eğitimi, anne babanın ilgisizliği sonucunda oluşur. Fakat birincil enuresis zamanla kaybolur, kalıcı değildir.

Tuvalet kontrolü oluştuktan sonra başlayan alt ıslatmaya “ikincil enuresis” denir. Bu tip alt ıslatma da bir gerileme olayı söz konusudur. Örneğin yeni bir kardeşin doğumu gibi birtakım ruhsal gerginlik durumlarından sonra ortaya çıkar, burda neden çocuğun bir bebek gibi sevilme ve ilgi çekme ihtiyacıdır. Bu ihtiyaca yönelik olarak çocukta geriye dönüş görülür.Yeterli sevgi, ilgi ve anlayışla bu durum çözümlenebilir. Fakat çocuğun itildiği ve sevgiden yoksun kaldığı durumlarda tekrar ortaya çıkar, devam eder.

Enuresis genellikle sosyo -ekonomik düzeyi düşük ailelerde daha sık görülür. Bu ailelerde çocuklar yeterli duygusal etkileşimden yoksundurlar ve aldıkları tuvalet eğitimi yetersizdir. Çocuğun duygusal durumunu büyük ölçüde etkileyen ev ortamı ve yakın çevresi alt ıslatma olayıyla yakından ilgilidir. Aşırı sevgi ve hoşgörü, yetersiz ilgi, kıskançlık gibi ruhsal nedenler enuresisin oluşumunda başlıca nedenlerdir.

Aşırı heyecan ve gerginlik durumlarında da alt ıslatma meydana gelebilir. Bunların yanı sıra korkular, örseleyici yaşantılar ve ameliyatlarda etken olabilir. Korkutucu durumlarda çocukların altlarını ıslatmaları bilinen bir olaydır. Alışılmadık dayak ve cezalarda neden olarak gösterilebilir. Annesine kızıp öfkelenen bir çocuk, altını ıslatarak intikam almak isteyebilir ve bunu saldırganlık aracı olarak kullanabilir. Ayrıca erken ve baskılı tuvalet eğitimi ile çocukla anne arasındaki gergin ilişki de enuresisin bir nedenidir. Ruhsal etkenlerin yanı sıra bedensen etkenlerden de alt ıslatma sorunu kaynaklanabilir. Fakat bedensel nedenler %5 gibi küçük bir grubu kapsarlar. Örneğin, böbrekte ve boşaltım yollarında ki doğuştan bozukluklar, sidik yolarının yangıları başlıca bedensel nedenler arasındadır. Epilepsisi olan çocuklar da gece gelen epilepsi nöbetleri de gece işemelerinin nedeni olabilir. Ayrıca bu çocukların omurganın alt omurlarından birinde çatallı diken denilen bir bozukluğunda yatak ıslatmaya yol açabileceği ileri sürülmüştür. Ancak bu bozukluğun görüldüğü her çocukta gece işemesi görülmez.Alt ıslatma davranışı tek başına ruhsal uyumsuzluğun göstergesi değildir ve özellikle ilk çocukluk döneminde tedaviden kaçınılmalıdır. Tek başına altını ıslatma mutlu, uyumlu bir çocukta kaygı uyandırıcı bir durum değildir. Sabırlı, anlayışlı ve sevecen bir tutumla sorun kısa sürede çözümlenebilir.Kesinlikle çocuğa sert ve otoriter bir tutumla yaklaşılmamalıdır. Çünkü bu tür yaklaşımlar çocukta aşağılık duygusuna yol açabilir.Aslında çocukta alt ıslatma olayında kontrol mekanizması doğal olarak kendiliğinden gelişir ve herhangi bir eğitime gerek duyulmaz.Bu işlevsel gelişme ancak daha sonra fiziksel ve çevresel etkenlerle bozulur. Bu nedenle erken yaşta tuvalet eğitimi vermek yada bunu çocuktan istemek zararlıdır ve en önemlisi çocuğun duygusal dengesini bozar.

Nedenleri

Altını ıslatma ya organsal ya da ruhsal bir nedene dayanır. Böbrek, bağırsak bozuklukları ve ağır uyku, organsal nedenlerdendir. Ruhsal nedenler ise oldukça karmaşık ve çeşitlidirler. Altını ıslatma, duyulan bir kaygının dolaylı anlatımı, anneye babaya karşı duyulan öfkenin, kinin bilinç dışı yolla dışa vuruşu da olabilir.Kardeş doğumu ile başlayan ikincil enuresis, bir regresyon belirtisi olabilmekte, bazen enuresis, kardeşe duyulan saldırgan duyguların ifadesi, bazen de aşırı temiz, titiz, düzenli bir annenin baskılı tuvalet eğitimine karşı pasif agresif bir tepki niteliği taşıyabilmektedir. Ailede ölümler, ayrılıklar, geçimsizlik, hastalılar ya da okulda başarısızlıklar gibi yaşam olaylarının yaratacağı anksiyete enuresis ile ifade edilebilir. Ailenin aşırı koruyucu ve hoşgörülü tutumu ile çocukta bebeksi kalma eğilimi, enuresis belirtis ile kendini gösterebilir. Enuresis, sosyo-ekonomik düzeyi düşük olan, aile içinde yeterli duygusal etkileşimden yoksun, nörotik ve uyumsuz çocuklarda daha çok rastlanır. Çeşitli ruhsal etkenlerin oluşumunda başlıca neden olarak sayılabilir.Yaptığımız incelemeler, alt ıslatma sorunuyla çocuğun duygusal dünyası arasında yakın bir ilişki olduğunu ortaya koymaktadır.Yapılan araştırmalar,enuresiste ailesel bir yatkınlık olduğu görüşünde birleşmektedir.Enuretik çocukların %75′inin birinci dereceden akrabalarında devam eden ya da geçmişte enuresis bulunduğu bildirilmiştir. Özetle;

A- Fiziksel Olarak;
- Genetik yatkınlık,
- Sinir kas kontrolünün gecikmesi,
- İdrar yollarında enfeksiyon, idrar kesesinde tonus azlığı
- Çok derin uyku yaratacak aşırı yorgunluk,
- Fazla sulu ve tuzlu yemek yeme,
- Ayakların ve bel kısmının aşırı üşümesi gibi nedenlerden kaynaklanabilir.

B – Psikolojik Olarak;
- Yeni bir kardeşin doğması, okula başlama, okul değiştirme, sevilen birinin kaybı gibi stres faktörlerine karşı hayatın eski dönemlerine geri dönme isteği,
- Erken ve baskılı tuvalet eğitimi (Aşırı titizlik ve sabırsız davranma )
- Gün içinde korku yaşanması,
- Derin uyuma,
- Ruhsal zorlama, aşırı baskı ve üzüntü yaşanması,
- Anne babanın ayrılması, aile ilişkilerinde bozukluklar, evde huzursuzluk gibi ailevi faktörler,
- Ailenin aşırı koruyucu ve hoşgörülü tutumu ile çocukta bebeksi kalma eğilimi,
- İlgi çekmek ve öç alma isteği,
- Okul korkusu gibi nedenlerden kaynaklanabilir.

Enuresisin Tedavisi için Neler Yapılabilir?

Gece altını ıslatan çocukların çoğunda uyku derindir.Bu yapısal özellikten dolayı derin uykuda sidik torbasının büzücü kasları gevşemekte ya da içten gelen işeme uyarılması, çocuğu uyandırmaya yetmemektedir.Uyku derinliğini azaltan ve sidik torbasını büzücü etki yapan çok etkili ilaçlar olup, bu ilaçların doktor kontrolünde 4 ile 6 haftalık kullanımından sonra % 70-80 ninde etkili olmaktadır.İlaç bırakıldıktan sonra da kazanılan alışkanlıklar bozulmamaktır.

Mesane eğitimi başlatılarak, çocuk,ana-babanın kontrolü altında belirli saatlerde idrar yapmaya alıştırılabilir.

Uykuda alt ıslatma durumunda elektrikli sistemi harekete geçen ve çocuğu uyandıran özel yapılmış yataklarda tedaviyi olumlu cevap vermektedir. Fakat çocuk uyandıktan sonra tuvalete gitme alışkanlığı kazandırılmalıdır.

Annenin psiko-pedagojik açıdan eğitilmesi ve yönlendirilmesi de çocuğun alt ıslatma sorununu ortadan kaldırmaya yardımcı olur.

Özellikle 7 yaşından önce çocuğun gecede 2 kez çişe tutulması yararlı olabilir.Çocuklarda tuvalet eğitimin de taklit olayı da etkili olabilir. Kız çocuğun anneyi izlemesi, erkek çocuğunda babayı izlemesi ve tuvaleti ne şekilde kullandığını görmesi lazımdır. Genellikle çocuklara tuvalet eğitimi başladıktan sonra gece yatarken altına bez takılır.Bu yanlış bir tutumdur. Çünkü çocukta gündüzleri altını ıslatmanın yasak olmakla birlikte geceleri bezini ıslatabileceği izlenimini uyandırır. Mesane kontrol kaybı ancak zaman zaman olur ve buna çoğu zaman duygusal gerginlikler yol açar. Bazı durumlarda da altına ve yatağını ıslatma, mesane belirli bir gerilim düzeyine geldiğinde bile uyanamama sonucunu doğuran, soydan gelen bir özelliğe bağlıdır. Bu nedenle pek çok ailede çocukluk sırasında sık görülen yatak ıslatma durumu bir süre sonra kendiliğinden kaybolur.Kısaca özetleyecek olursak, alt ıslatma sorunu çocuktaki idrar kesesinin olgunlaşması ya da ruhsal zorlanmanın ortadan kalkmasıyla kendiliğinden kaybolur. Enuresisin devamı halinde ise organik nedenlerin araştırılması, uyku derinliğinin azaltılması ve duygusal bozuklukların önlenmesi gerekir.

Tuvalet Eğitimi

Çocukta tuvalet eğitiminde sabırlı olmak gerekir.Çocuğun hangi saatlerde kirlettiği çok iyi gözlenmeli ve hem o saatlerde hem de yemeklerden sonra tuvalete oturtulmalıdır. Çocuk tuvalete rahatlıkla ulaşabilmelidir. Giysileri kolay giyip çıkarabileceği türden olmalıdır.Tuvalette gösterdiği her başarıdan sonra ödüllendirilmelidir. Çocuğa nasıl temizleneceği öğretilmeli,elleri her tuvalet sonrası yıkatılmalıdır.Gece kazalarını önlemek için 1 veya 2 kez tuvalete kaldırılmalıdır. Tuvalet ve temizlik eğitimi neşeli bir oyuna dönüştürülerek verilmelidir. Her yaptığı işlem hakkında mutlaka konuşulmalıdır.Örneğin “Şimdi ellerimizi ıslatalım, şimdi sabunlayalım, şimdi de havluya kurulayalım” gibi.

(hanimlar.com)

DEHB çocuğun odaklanma ve dürtüsel davranışlarını kontrol etme kabiliyetini engelleyen, ergenlik ve erişkinlik dönemlerinde başka psikiyatrik sorunların eklenmesine zemin hazırlayan bir bozukluktur.

Bu teşhisin konulabilmesi için aşağıdaki belirtilerin uzun süre ve bir duruma bağlı olmaksızın hem evde, hem okulda, hem de çocuğun genel yaşantısında görülmesi gerekir. Bu çocuklarda ki hareketlilik yaşlarına ve gelişim düzeylerine uygun değildir. Motor takılmış gibi sürekli hareket halindedirler. Sırasında oturamaz, öğretmenini dinlemez, çok konuşurlar. Heyecanlı yapılarından dolayı karşısındaki kişinin sözünü sık sık keserler. Sıra beklerken zorlanır ve sık sık eşyalarını kaybederler. Kurallara uymakta zorlanır ve sabırsızlık gösterirler. Hareket ederken davranışlarının sonuçlarını hesaba katmazlar. Bir konuya dikkatlerini yoğunlaştırma bu çocuklar için çok zordur. Dikkatsizlikten kaynaklanan ufak hatalar yaparlar. Ev ödevi gibi düşünsel çaba gerektiren işlerden kaçınırlar. İşlerini planlayamadıkları gibi yarım bırakmaya meyilli ve unutkandırlar. Özetle, yaşlarından beklenen olgunluk ve uyumu gösteremezler.

Çocuğum neden hiperaktif?

0-2 yaş arası çocuğun olumsuz yaşantıları, emzirme esnasında annenin yaşadığı duygusal sorunlar, kalıtımsal faktörler, geçimsiz-parçalanmış aileler ve ebeveyndeki psikiyatrik problemler de DEHB’ye zemin hazırlar. Fiziksel ve duygusal olarak zorlu geçen bir hamilelik, gebelikte sigara-alkol- uyuşturucu ve ilaç kullanımı, doğumda herhangi bir komplikasyon, erken doğumdan kaynaklı sinir sisteminde ki bir hasar beynin gelişimini olumsuz etkileyerek bu sorunu tetikler. DEHB’li çocuklarda beynin dikkat ve dürtü kontrolünü sağlayan ön bölgesi normalden az çalışır. Beynin düşünme, planlama ve dikkatle ilgili dış katmanı olan korteks bölgesi daha geç olgunlaşır. Amerika Ulusal Akıl Sağlığı Enstitüsü’nün 2007′de yaptığı araştırmaya göre DEHB’li çocukların 10.5 yaşında ulaştığı korteks kalınlığına normal çocuklar 7.5 yaşında ulaşmıştır.

Türkiye’de 1 milyona yakın hiperaktif çocuk var!

Yapılan istatiksel çalışmalara göre ilköğretim çağındaki çocuklarda %3-5 oranında DEHB görülüyor. Bu verilerden yola çıkarak uzmanlar Türkiye’de ilköğretim çağında 1 milyona yakın çocukta bu bozukluğun görülebileceğini söylüyor. Yani her 20 çocuktan birinin bu sorunla karşı karşıya olduğunu ve belirtilerin 7 yaşından önce ve erkeklerde daha sık gözlemlendiğini göstermektedir. Okul yaşantısı başlayınca, öğretmenden ve arkadaşlarından gelen şikayetler ile aileler bunun yaramazlıktan farklı bir sorun olduğu düşünmeye başlar. Genelde dikkat eksikliği hiperaktivite ile birlikte görülür. DEHB özel öğrenme güçlüğü ile beraber görüldüğünde ise ders başarısızlığı da tabloya eklenir.

Moralinizi bozmayın, çözümü mümkün…

Bilim dünyasında tartışılan bir konu olmakla beraber, bazı zorunlu vakalarda ilaç tedavisi ile beyin kimyası desteklenmektedir. Ancak ilaçlar bozukluğu tedavi etmez, geçici olarak semptomları kontrol edebilir. Kalıcı değişiklikler psikoterapi ile mümkündür. Psikoterapi ile DEHB’den kaynaklı sorunlar en aza indirilerek çocuğun ruh sağlığının korunması hedeflenir. Ebeveynler de doğru yöntemlerle çocuğa yaklaştıklarında başarı oranı artmaktadır.

Ya tedavi edilmezse?..

Tedavi edilmediğinde ergenlikte ve erişkinlikte ciddi sorunlar yaşanabiliyor. Araştırmalara göre alkol ve uyuşturucu kullanma riskleri fazla. Kızlarda ise erken yaşta istenmeyen gebelikler görülebiliyor. Okuldan atılma, okulu bırakma ya da evden kaçma durumları da olabiliyor.

Aileler nasıl yaklaşmalı?

Öncelikle ailenin bakış açısı değişmelidir. Çocuğun davranışlarını “yaramaz ve tembel” olarak yorumlayıp sürekli ceza verdiklerinde özgüven duygusu yok ederler. Aile çocukla sağlıklı bir iletişim kurabilmek için uzmanlardan yardım almalı; yanlış ve hatalı tutumları bırakmalıdır. Çocuk koşulsuz sevildiğini hissetmelidir. Çocukla kısa, net ve açık ifadelerle konuşulmalıdır. Kurallar çocukla beraber oluşturularak sabırlı, kararlı ve tutarlı davranılmalıdır. TV ve bilgisayar oyunları sorunu artıracağı için dikkatli olunmalıdır. Ailenin yanında okulda öğretmen de çocuğun benlik saygısına zarar vermemelidir. Çocuğa karşı anlayışlı ve yardımcı olmalıdır. Öğretmen çocuğun bu davranışları kasıtlı yapmadığını ve bir hastalıktan kaynaklı olduğunu kabul edip, çocuğun kendini güvende hissedeceği bir sınıf ortamı oluşturmalıdır. Kullandığı eğitsel teknikleri zenginleştirerek çocuğu sık sık motive etmelidir. Yani aile ve okul işbirliği içinde olumlu davranışları artırmaya yönelik çocuğa sürekli destek olmalıdır. Tabi ki şefkatle, sevgiyle ve sabırla..

Psikolog Fatih Reşit