Günlük Arşivler: Şubat 14th, 2008

Kurban olam toprağına taşına
Ben yolunda ölmez miyim Türkiyem
Hasret kaldım baharına kışına
Kıymetini bilmez miyim Türkiyem
Ben yolunda ölmez miyim Türkiyem

Özleminle cayır cayır yandıkça
Gönlümdesin, hep sendeyim sandıkça
İçim bir hoş olur seni andıkça
Sana koşup gelmez miyim Türkiyem
Ben yolunda ölmez miyim Türkiyem

Öz vatanım, ana yurdum mekânım
Helâl olsun sana canım ve kanım
Senin için olsa ölmek imkânım
Ölürken de gülmez miyim Türkiyem
Ben yolunda ölmez miyim Türkiyem

Geçirsem de gurbet elde çağları
Koparamam asla senden bağları
Aşkın için nice yüce dağları
Ferhat gibi delmez miyim Türkiyem
Ben yolunda ölmez miyim Türkiyem 
 
Mikdat Bal

Hiçbir çocuk kitap çocuğu değildir. Yani kitaplarda anlatılanlar her çocuk için yüzde yüz doğrudur anlamı çıkarılmamalıdır. Ama genel bilgilerin bilinmesi her çocuğun ayrı kişiliğini çözme anlamında büyük yarar sağlar. Her çocuğun ayrı bir dünya olduğunu unutmamak gerekir.

Büyük çocuk

Eve ilk gelen ve anne babaya ilk ebeveynlik duygularını yaşatan çocuktur. Doğumla birlikte tahtına kurulur ve başlangıçta tek olmanın huzurunu yaşar. Bu keyifli süreç ikinci çocuğun doğumuna kadar sürer. Kardeş ile birlikte birtakım sorumluluklar üstlenmesi beklenir. Artık ağabey veya abla olmuştur. Ve kendisinden adeta çocuk olduğunu unutması isteniyordur… Artık birtakım çocuksu hareketleri eskiye kıyasla daha sık eleştirilmeye başlanmıştır. Kimi zaman ikinci çocukla gerilim yaşayan çocuk, üçüncü çocuğun dünyaya gelmesi ile rahatlayabilir. Çünkü hem yaşça daha büyümüş ve olgunlaşmıştır, hem kardeş kavramına alışmıştır ve hem de artık evin en büyük çocuğu olması nedeniyle ebeveynine kendini daha yakın hisseder.

Ebeveynin yapması gereken:
Kardeş kıskançlığı sendromlarına gerekirse uzman desteği alarak yapıcı davranmalıdır. Bununla birlikte özelikle küçük yaşlarda abla-ağabey olan çocuğa bu şekilde hitap etmemeli, küçük olduğu ve birtakım çocuksu coşkunluklara aynı oranda ihtiyacının olduğu unutulmamalıdır. Ayrıca büyük çocuğun küçük çocuk veya çocukların gölgesi altında kalıp pasifize olması engellenmelidir.

Ortanca çocuk

Ortanca çocuk adeta büyük ve küçük çocuk veya çocuklar arasında sıkışmış gibidir. Kendisini büyüğün ve küçüğün hak ve ayrıcalıklarından yoksun gibi hisseder. “O senin büyüğün, saygılı ol” veya “Kardeşin daha küçük idare etmelisin” tarzı yaklaşımlar nedeni ile adeta kendisini ifade edemediğini düşünür. O ne büyüktür ne küçük. Bu nedenle aile içindeki konumunu bulmak için çok fazla çaba harcar. Ortanca çocuğun yaşadığı bu psikoloji çoğu zaman aile içinde en aktif ve başarılı üye olmasına sebebiyet verir. Yani bu çaba çocuğun lehine sonuçlanabilir. Ortanca çocuk ailenin tek erkek çocuğu veya tek kız çocuğu ise ortanca çocuk psikolojisini muhtemelen yaşamaz.

Çok kalabalık ailelerde de ortanca çocuk konumunda çocuk yoktur. Yaşanan problemler bireysel niteliktedir.

Ebeveynin yapması gereken:
Ortanca çocuk olmak çocuğun psikolojisini başlangıçta negatif etkilese bile ilerleyen yıllarda bunun çocukta olumlu yansımalara sebebiyet verdiği görülür. Fakat çocukluk döneminde ortanca çocuk çok yıpranabilir. Ebeveyn özellikle çocukluk ve gençlik döneminde çocuğunun arada kalmış olma psikolojisini anlamalı yıpranmasına izin vermeyecek şekilde yaklaşımlar sergilemelidir. Onun konumu ev içinde belirlenmeli, yeter derecede onore edilmelidir.

Küçük çocuk

Ebeveyn tarafından büyüdüğü fark edilmeyen, hep küçükmüş gibi değerlendirilen çocuktur. Genellikle büyüdüklerini ispat etme çabasıyla hareket ederler. Evde genellikle ayak işleri hep kendilerine yaptırılan, ama yaptıkları bu nevi işler iş kategorisinde ele alınmayan çocuklardır. Hep küçük olarak algılandıkları için ebeveynleri tarafından hep işleri kolaylaştırılmaya çalışılan ve bu sebeple yaşayarak öğrenme imkânları olmayan çocuklardır.

Ebeveynin yapması gereken:
Çocuğa yaş dönemi dikkate alınarak yaklaşılmalı ve büyüdüğü fark edilmelidir. Ebeveyn küçük çocuğuna da taşıyabileceği sorumluluklar yüklemelidir.

Tek çocuk

Bu çocuklar akranlarından ziyade büyükler ile diyalog halindedirler. Genellikle evin nazlı bebeği pozisyonunda olan, isteklerine çok rahatlıkla ulaşan çocuklardır. Bu çocukların akranlarının bulunduğu mekânlara sık sık götürülmeleri, okul öncesi eğitim kurumlarına gönderilmeleri gerekmektedir. Unutulmamalıdır ki; yaşanan özel bir durum yoksa tercih edilen çocuğa kardeş duygusunun yaşatılmasıdır.

Psikolog Yasemin Yalçın Aktosun

Olması gereken, kendinden emin, çocuğun davranışlarına göre davranış değiştirmeyen kararlı ebeveyn modelidir.

1- Her şeyden önce iyi anne-baba olmanın yolu ebeveynlerin işbirliği halinde ve istikrarlı davranmalarından geçer.

2- İdeal ebeveynlik için okumaktan ve çeşitli eğitim çalışmaları ile kendinizi geliştirmekten geri durmayın.

3- Hayırlı evlat sahibi olmak istiyorsanız hayırlı ebeveyn olmak için çaba sarf etmeli ve dua etmelisiniz.

4- Ebeveynlik eğitimi evlilik öncesine dayanır.

5- Evlilik öncesi taraflar, birbirlerini değerlendirirlerken, kendilerine emanet edilecek çocukların anne-babaları olacaklarını düşünmelidirler. “Ben bu şahısla evlenmek istiyorum; ama acaba ebeveynliği nasıl olur? Asabiyetini ben kaldırabilirim; ama ya çocuklar…” diye düşünebilmeli ve hassas bir şekilde irdelemelidir. Çünkü evliliğin yegâne amaçlarından biri sağlıklı bir neslin yetişmesine katkı sağlamaktır. Bu nedenlerle muhatabın irdelenebilmesi için bireyin ebeveynliği bilmesi gerekir.

6- Evlenmeyi düşünen bireyler kuracakları aile ve yetiştirecekleri çocuklar için evlilik öncesi çeşitli eğitimlere katılabilir, danışmanlık hizmeti alabilirler. Böylece evlilik öncesinde veya sonrasında karşılaşabilecekleri sorunlara hazırlıklı olabileceklerinden hata yapma ihtimalleri en aza inecektir.

7- Etkili ebeveynliğin sağlanabilmesi için bir diğer şart eşler arası münasebetin pozitif olması gereğidir. Karı-koca arası tartışmaların yoğun olduğu bir ev ortamında çocukların da psikolojileri kendilerine negatif davranılmasa bile negatif bir biçimde etkilenir.

8- Kendisini tanımlayabilen birey zamanla kendisinde mevcut bulunan negatif, bir başka ifade ile değiştirebilecekleri hasletleri değiştirebilir, geliştirilmesi gerekenleri geliştirebilirler.

9- Nasıl bir insan olduğunuzun farkında mısınız? İyi anne-baba olmadan önce iyi bir birey olmalı, negatif özelliklerinizi terbiye etmelisiniz.

10- Nasıl bir evlat sahibi olacağımız bizim elimizde değil. Ama nasıl bir anne-baba olacağımız bizim elimizde. Ve tercih edilen anne-babalar olursak zamanla tercih ettiğimiz gibi çocuklar yetiştirir ve tercih edilen bireylerin oluşmasına vesile oluruz.

11- Kadının, erkeğe oranla bedensel gücü daha zayıftır; ancak kadın duygusal anlamda erkekten daha güçlüdür ve devam eden sıkıntılara karşı daha sabırlıdır.

12- Kadının eve yaydığı enerji evi tesir altına alabilecek güçtedir. Bu nedenle denilebilir ki; annelerin evde pozitif oluşları evin diğer fertlerine yansıyacaktır. Yani annenin psikolojisi ve evde yaydığı enerjinin çocuğun ders çalışma performansına da, beyin stres atma sürecine de yansıyacağı anneler tarafından unutulmamalıdır.

13- Anne-babalık duygularını yaşamak için çocuklarınıza ihtiyacınız olduğunu unutmayın. Bu duyguyu yaşatmaları dışında, evliliğinizi pozitif yansımaları olması veya ev içi hareket ve mutluluğunu sağlamaları açısından çocuklarınıza ihtiyacınız olduğunu unutmayın. Bunun dışında ebeveynlik bireyin olgunlaşma sürecini hızlandırır.

14- Gebelik dönemiyle birlikte çocuk eğitimi aktif bir biçimde başlar. Bu dönemde çocuk sahibi olacak çift, çeşitli kitaplar ve eğitim çalışmaları ile kendilerini geliştirmeli, anne karnındaki bebeği olumlu etkilemesi için çeşitli musiki vb. müzikler dinlettirmeli, anne adayını stresten uzak tutmaya çalışmalıdırlar.

15- Çocuklarınızın ilk pedagogu siz olmalısınız. Bu nedenle çocuğunuzu gözlemlemeli, gözlem yaparken de objektif ve önyargısız olmalısınız. Bir sorunla karşılaştığınızı düşündüğünüzde ise durumu mutlaka bir uzmanla paylaşmalısınız.

16- Sabır olmadan asla!!!.. Ebeveynliğin birinci şartı sabırdır. Çocuğunuzla olumlu ilişkiler mi geliştirmek istiyorsunuz? İşte yapmanız gerekenler:

* Empati kurun. Yani kendinizi çocuğunuzun yerine koyarak düşünün ve onu anlamaya çalışın. * Karşılıklı saygıya önem verin.

* Her şeye rağmen sevin.

* Çocuğunuza zaman ayırın.

* Çocuğunuza değer verin ve bunu hissettirin.

17- Bir ebeveyn mütebessim olmalıdır. Aynaya bakın ve söyleyin lüften; çocuğunuza karşı genelde mütebessim misiniz?

18- Etkili bir ebeveynlik için olmazsa olmaz şartlardan biri ise çocuğunuzu her şeye rağmen sevmeniz ve ona saygı duymanızdır. Çocuklarınıza karşı iyi kalpli ve kararlı olun.

19- Önce anlayın sonra davranın. Önce ruhunu ve bilinçaltını çözmeye çalışın sonra çocuklarınıza tepkilerinizi şekillendirin. Lütfen dinleyip anlamadan, çocuklarınızın amaçları ve düşünceleri konusunda fikir sahibi olmadan çocuklarınıza tepki vermeyin.

20- Zayıf yönlerinizi göstermeyin. Duygusallığını veya katı otoriteyi amacına ulaşmada kullanan ebeveyn zayıf ebeveyndir.

Psikolog Yasemin Yalçın Aktosun

Kırlangıçların ömrü 6 aydır; ya aile saadetinizin ömrü ne kadar?


Günlerden bir gün kırlangıcın biri bir adama âşık olmuş. Ve adamın penceresinin önüne konup adama şöyle demiş:

- Ben seni çok seviyorum lütfen pencereyi açıp beni içeri al da birlikte yaşayalım.

Adam:

- Olmaz alamam… Sen bir kuşsun hiç bir kuş adama âşık olur mu? demiş. Kırlangıç tekrar:

- Lütfen pencereyi açıp beni içeri al birlikte yaşarız. Hem ben sana dost ve arkadaş olurum canın da sıkılmaz birlikte yaşar gideriz, demiş.

Adam yine:

- Alamam… Git başımdan, diye cevap vermiş.

Üçüncü ve son defa kuş adamın penceresinin önüne konup adama tekrar şöyle demiş:

- Lütfen beni içeri al. Artık soğuklar da başladı, dışarıda kalamam biliyorsun; ben sıcak havalarda yaşayabilirim sadece. Beni içeri almazsan başka sıcak ülkelere gitmek zorunda kalırım. Lütfen beni içeri alda burada kalayım. Birlikte yemek yer, omzuna konar seni neşelendirir sana yarenlik ederim.

Sen de benim gibi yalnızsın, der… Adam ona:

- Git derhal başımdan! Ben yalnız kalırım demiş ve kuşu kovmuş…

Kırlangıç da bu cevap üzerine üzüntülü bir şekilde uçmuş ve uzaklara gitmiş. Adam bir müddetten sonra şöyle düşünmüş:

“Ben ne akılsız bir adamım, niye kırlangıçla birlikte kalmayı kabul etmedim? Ne güzel birlikte kalırdık.” demiş ve çok pişman olmuş, pişman olmuş ama iş işten geçmiş.

Kendi kendine “nasıl olsa sıcaklar başlayınca kırlangıcım yine gelir, ben de onu içeri alırım birlikte mutlu bir hayat sürerim”, demiş. Ve penceresini sonuna kadar açıp beklemeye başlamış.

Yazın gelmesiyle kırlangıçlar da gelmeye başlamış. Ama onun kırlangıcı gelmemiş. Yazın sonuna kadar hiç penceresini kapatmadan pencerenin başında beklemiş ama boşuna. Kırlangıç yokmuş. Gelen kırlangıçlara sormuş ama onun kırlangıcını gören olmamış. Sonunda bir bilge kişiye halini danışmak ve ondan bilgi almak için gitmiş. Bilge kişiye olayı anlattıktan sonra bilge kişi ona şöyle demiş:

- Kırlangıçların ömrü 6 aydır…


Hayatta bazı fırsatlar insanın eline bir defa geçer

Her bir günümüz, saatimiz ve hatta anımız kırlangıç misali bize bir kez gelir ve değerlendirmeyi bilmezsek elimizden uçup gider de, biz bir kez daha o güzel zaman dilimlerini yaşayamaz oluruz. Nice günlerimizi göz göre göre küskünlüklerle, tartışmalarla surat asıklılıkları ile geçirmişizdir acaba….

Lütfen siz de düşünün, acaba aile mutluluğunuz adına geçirebileceğiniz imkânların kaçını “Daha sonra” diyerek pencerenizden kovdunuz. Ve acı olan da şu ki, zaman geçer ve o zamanın coşkusu bir başka zamanda yaşanamaz. Yani aslında “daha sonra” hiç gelmez. Her halükârda kayıptasınızdır.

Mesela bir pazar sabahı incir kabuğunu bile doldurmayacak bir sebepten dolayı kızdığınızı ve bütün günü hem sizin ve hem de ailenizin bu gerilimden dolayı kötü geçirdiğini farz edelim. Bu durumda ailece geçirilen bu zaman dilimi güzel değerlendirilememiş, bilakis kapıdan kovulmuş olur. Bu tarz durumlarda “Belki de ailece geçirdiğimiz son pazar kahvaltısıdır.” veya “Başka pazarlar da olsa bu zaman aynen bir daha yaşanmayacaksa bunu boş yere ziyan etmemeliyim.” diye düşünün ve ufak tartışmalar nedeniyle aile huzurunuzu etkileyecek şekilde davranıp zamanın güzelliğini kapınızdan kovmayın.

Evet, zaman hızla geçiyor, çocuklarınız büyüyor, evlilikleriniz olgunlaşıyor. Her anınızın kıymetini bilin. Sonra pişman olduğunuzda geriye dönüşünüz olmayacak. Ve hikâyedeki adam gibi “keşke”lerinizle kalmış olacaksınız.

Ben fark ettim ki, kızım her geçen gün farklılaşıyor ve bir daha bu anlarını göremeyeceğim, bu zamanda ona öğretebileceklerimi bir zaman sonra daha zor öğretecek, onunla kuracağım sevgi bağını ihmal edersem gelecekte bunu telafi etmede zorlanacağım. Sizler de çocuklarınız kaç yaşındaysa, bir daha bu yaş diliminde olmayacaklarını ve bu dönem paylaşımlarını yaşayamayacağınızı düşünün ve zamanınızı dolu geçirin.


* Çocuklarınız henüz küçüklerse onları bol bol kucağınıza alın sevgi dolu paylaşımlar yaşayın, çünkü büyüdüklerinde bunu siz isteseniz bile onlar istemeyecektir.

* Tartışmalarla, küskünlüklerle zamanınızı öldürmeyin.

* Şayet ailece güzel bir akşam yemeğindeyseniz, bunu güzel bir şekilde değerlendirin. Sırf eşinize bir konudan dolayı kızdığınız için bu yemek anını kötü bir biçimde geçirirseniz hem çocuğunuza ve hem de kendinize haksızlık etmiş olursunuz.

* Unutmayın her bir an çok değerlidir. Kırlangıçların ömrü 6 aydır, ama sizin bu kadarcık bile zamanınız olmayabilir.


TEBRİKLER; MEZUN OLDUNUZ…

Evet, anne- baba okulumuz artık bitti. Bizler bu eğitim serisi ile sizlere balık tutmayı öğretmeye çalıştık. Ve şimdi balık tutma sırası sizde. Unutmamalısınız ki, okuduklarınızı hayatınıza geçirmek için biraz zamana ve sabıra ihtiyacınız olacak. Fakat istikrarla uygulanan ve sevginizin eksik olmadığı tüm adımlarınızın neticesini, mutlaka alacaksınızdır. Evet, hikâyemizde vurguladığımız gibi elimizdeki imkânların ve zamanın farkına varın. Ve mevcut durumunuzu en iyi şekilde değerlendirmek için lütfen bu okulda anlatılanları hayatınıza yerleştirin. Evet, artık mezuniyet belgenize adınızı yazabilirsiniz. Okulu başarı ile bitirip bitirmediğinizi ise zamanla anlayacaksınız. Notlarınızı ise aileniz verecek.

Psikolog Yasemin Yalçın Aktosun

Hoşça vakit geçirebilmek için çocuğunuza zaman ayırın


Her ebeveyn mutlaka çocuğuna zaman ayırır. Çocuğunun yemeğini hazırlama, küçükse yemeğini yedirme, üzerini değiştirme, altını temizleme veya büyük yaşlarda ders çalışırken çocuğa yardım etme gibi zamanların her biri aslında çocuğa ayrılmış zamanlardır. Ancak burada kastedilen bu şekilde ayrılan zamanlar değildir. Maalesef birçok ebeveynin çocuğuna ayırdığı zaman dilimleri yukarıda bahsettiğimden çok da fazla değildir. Bu şekilde, ebeveyn ile çocuğun paylaşım yaşaması pek fazla düşünülemez. Çünkü bu şekilde sadece, ebeveyn çocuğun ihtiyaçlarını gidermesini sağlıyor; çocuk ise ihtiyaçlarını gideriyordur.

Bazı ebeveynlerin yaptığı, yani çocuklarına ayırdıkları zaman biraz daha geniş kapsamlıdır. Mesela; çocuğun mutlu olması için ebeveynin çocuğu parka götürmesi veya evde onunla oyun oynaması gibi… Bu ebeveynlerin kaçırdıkları yegâne nokta ise çocuğu ebeveyndeki mutluluğu görme arzusudur. Çocuk bir şey paylaşırken ebeveyninin de mutlu olmasını ister. Şöyle ki; kendisini parka götüren annesinin sıkıldığını gören çocuğun coşkusu, ebeveyninin de mutlu olduğunu gören çocuğun coşkusundan çok daha az olacaktır. Veya bazı ebeveynlerin evlerinde çocukları ile oynadıkları veya sohbet ettikleri halde “yeter artık”, “bir daha seninle oynamayacağım” gibi serzenişlerde bulundukları ve bu paylaşımdan çok da hazzetmediklerini çocuklarına belirttikleri görülür. Bu negatifliği hisseden çocuk da yeterli doyuma ulaşmayacak, kendisine zaman ayrılmış olsa bile bu zaman niteliksiz zaman olduğundan çocukla ebeveyn arası bağı kuvvetlendirmeyecektir.

Yine bunun gibi bazı ebeveynler ise çocuklarını kendileri için keyifli olan, fakat çocukları için sıkıcı olan mekânlara götürürler ve bu mekânlarda, çocuklarından yetişkin olgunlukları beklerler. Bu şekilde de ebeveyn-çocuk paylaşımı sağlanmaz.

Olması gereken çocuğa zaman ayrılmasıdır, ancak bu zaman diliminden hem çocuğun ve hem de ebeveynin keyif alması beklenir. Bu, geçirilen zamanın nitelikli olması açısından önemlidir. Yani bu süreç hem çocuğu ve hem de ebeveyni mutlu etmelidir. Aksi takdirde ilişkinin pozitif olması bir yana paylaşılan bu zaman diliminde tartışmalar olacak ve ilişki daha da negatifleşecektir.


Çocuğunuza değer verin ve bunu hissettirin

Her çocuk değerlidir. Ve bu değeri görmek çocuğunun en doğal hakkıdır. Çocuk değerli olduğu hissederse bu onun gerek özgüvenine ve gerekse çevreye bakış açısına doğrudan yansır. Kendisine değer verilen çocuk;

1. Her şeyden önce özgüvenli olur.

2. Pozitif bakış açısına sahip olur ve çevreye pozitif yaklaşımlarda bulunur.

3. Başlangıçta ebeveynine ve yaşamının ileriki yıllarında çevresine değer vermeyi bilir.

4. Sağlıklı kişilik gelişimi sağlanır.

5. Kendisinden beklenilenleri gerçekleştirme ve başarılı olma konusunda gayretli olur.

6. Her şeyden önemlisi mutlu olur ve ebeveyni ile ilişkileri olumlu olur.

Bütün bu sebeplerden dolayı çocuğunuza birey olma saygınlığı içinde değer vermelisiniz. Çocuğunuzla konuşurken onun yüzüne bakmayı ihmal etmemeli, rahatsız olduğunu bildiğiniz davranış ve şakalardan kaçınmalısınız. Çeşitli konularda kendisinden fikir almalı ve bu fikirleri değerlendirmeye aldığınızı hissettirmelisiniz. Hitaplarınıza ve davranışlarınıza dikkat ettiğiniz oranda birebir paylaşımlar yaşayarak ve çocuğunuza özel zaman dilimleri ayırarak çocuğunuza değerli olduğunu hissettirebilirsiniz.


Birlikte zevkli vakit geçirin

Bir düşünün lütfen;
Çocuğunuzla veya çocuklarınızla neler paylaşıyorsunuz? Burada kastettiğimiz çocukla aynı mekânda bulunmak değil tabii ki. Çocukla hem sözel anlamda hem duygusal anlamda ve hem de davranışsal anlamda paylaşım yaşamayı kastediyorum. Bazı ebeveynler en ufak işlerini bile çocuğuyla paylaşım yaşama adına değerlendirebilirken, bazı ebeveynler ise çok geniş zamanları olmasına rağmen bir dakika paylaşım yaşayamazlar. Mesela yemek sofrasında oturmak bir paylaşım anı olarak değerlendirilebilir. Veya bir an bile çocukla kontağa girilmeden yemek bitirilebilir. Yemek esnasında yapılan tatlı sohbetler, sofrada çocuktan istenen bir yemek malzemesinin tatlı bir üslupla istenmesi, yemek duasıyla başlayıp, yine bir aileyi ikliminde toplayan bir duayla bitirmek hep bir paylaşım vesilesidir. Fakat bunun tam aksi sofranın sıkıcı bir ortam haline dönüştüğü aile ortamları da vardır. Görüldüğü gibi aynı durum bir paylaşım vesilesi olabiliyorken, sıkıcı paylaşımdan uzak bir duruma da dönüşebilir. Aynı şey yemek hazırlarken, alışveriş yaparken, evi toplarken de geçerlidir. Yani her ânımız bir paylaşım olabilir.

Fakat oyun oynarken dahi paylaşım yaşandığı düşünülse bile hiç paylaşım yaşanmamış olabilir.

Şöyle ki; çocuğuyla oyun oynadığı halde, bu oyun esnasında çocuğunu eleştiren, sohbet etmek bir yana sürekli tartışan bir ebeveyn paylaşım yaşadığını zanneder; fakat sadece boşa harcanmış bir zaman dilimi ile baş başadır.

Bütün bu nedenlerden dolayı çocuğunuzla her ânınızı paylaşıma dönüştürme adına harekete geçmekle birlikte, keyif alacağınız özel paylaşım sahaları oluşturun. Bunun ilişkinize çok olumlu yansıdığını göreceksiniz.

Psikolog Yasemin Yalçın Aktosun

Olumlu ilişkiler geliştirme yöntemleri


Çocukla olumlu ilişkiler geliştirme yollarıyla ilgili olarak geçen hafta “empati” konusunu işlemiştik. Bu hafta da “karşılıklı saygı” konusunu ele alıyoruz.

Karşılıklı olarak birbirinize saygı duyun

Çocuğunuzla olumlu ilişkiler geliştirmek istiyorsanız empatiden sonra dikkat edilmesi gereken bir diğer nokta karşılıklı olarak birbirinize saygı duymanız gerektiğidir. Hemen soralım: Çocuğunuza saygı duyar mısınız?

Toplumda genellikle çocuktan saygı beklenir; ama çocuğa saygı göstermek pek de önemsenmez. Saygı tek taraflı olursa, yani sadece çocuktan beklenirse bu, aradaki ilişkiyi olumlu kılmayacak, bilakis çoğu çocuk için söyleyebilirim ki daha da negatifleştirecektir. Saygı karşılıklı olursa bir anlam ifade edecektir. Yukarıdaki soruya kimi ebeveynler “Ne diye ben saygı duyayım ki o bana saygı duysun!” diye cevap verirken kimileri çok dikkat etmedikleri halde “Tabii ki saygı duyarım!” cevabını hemencecik veriverirler. Gelin her iki cevabı da irdeleyelim.

Çocuğuna saygı duymayı gerek duymayan ebeveynler de var

Bu ebeveynlerin genellikle çocuklarını bir birey olarak kabul etmedikleri ve kendilerine ait bir mülk gibi değerlendirdikleri görülür. Çocuklarını bir birey olarak kabul etmedikleri için çocuklarının da kendilerine ait bir his dünyalarının olabildiğini, onların da birtakım düşüncelerinin olabildiğini hep göz ardı ederler. Ve çocukları ile gerek konuşurken ve gerekse onlara karşı davranırken dikkat etme gereği duymazlar.

Çocuğuna saygı göstermeyenin saygı görmeyi beklemesi oldukça anlamsızdır. Çünkü birçok şeyi olduğu gibi saygı kavramını öğrenip içselleştirmeyi çocuk ebeveyninden öğrenir. Mesela çocuğun; kendisiyle saygısızca konuşulursa, yetişkinlerle dikkatli ve saygılı bir biçimde konuşmaması kendisinden beklenen bir davranış olacaktır.

Saygı gösterdiğini zannedenler

Bazı ebeveynler ise saygı kavramını yanlış değerlendirir ve yaptıkları birtakım davranışlara bakarak çocuklarına saygı gösterdiklerini düşünürler. Mesela çocuklarına bağırmama davranışını ele alarak sadece buna bağlı bir saygı geliştirebilirler veya çocuklarının arkadaşlarına müdahale etmediklerini söyler, bu bağlamda çocuklarına saygı gösterdiklerini düşünebilirler. Evet çocuğa bağırmamak gerekli ve güzeldir; fakat saygı duymak sadece bununla tanımlanamaz. Şöyle demek daha doğru olacaktır: Size nasıl saygı gösterilmesini istiyorsanız ve bekliyorsanız saygıda empati kurmalı ve çocuğunuza bu şekilde yaklaşmalısınız.

Karşılıklı saygı nasıl olmalı?

Karşılıklı saygı, her şeyden önce ebeveynin çocuğunu bir birey olarak kabul etmesine dayanır. Çocuğunun duygularına, düşüncelerine kendisi katılmasa bile saygı gösterebiliyorsa ebeveyn saygı adına oldukça mesafe kat etmiştir. Çocuğun odasına girerken kapıyı tıklatmayı ihmal etmemekten tutun, çocuğun çalışma masasını izin almadan toplamamaya kadar her şey saygı kapsamında ele alınır. Oysa ebeveynler çoğu zaman çocuklarının odalarına izinsiz girebiliyor ve dolaplarını onların izni olmadan düzenleyebiliyorlar. Amaç çocuğa saygıyı öğretmek ve devamında bu sürecin aradaki ilişkiyi olumlu kılmasını sağlamaksa küçük yaşlardan itibaren ebeveyn bu tarz davranışlarına çok dikkat etmelidir.

Bunun dışında;

Çocuğun fikirlerine başvurmalı ve saygıyla onu sonuna kadar dinleyebilmelidir.

Negatif eleştiri, hakaret, yüksek ses tonu ile kontrolsüzce konuşma gibi davranışlar ebeveynin kesinlikle başvurmaması gereken yaklaşımlardır.

Çocuk ikinci plana kesinlikle atılmamalıdır. Çocuk konuşurken sözü kesilip bir yetişkinle diyaloğa geçilmemelidir.

Çocuğun duygularına da saygı duyulmalıdır. Çocuk kimi zaman üzülebilir ve bu üzüntü konusu ebeveyn için çok basit olabilir, ebeveyn buna rağmen çocuğun üzüntüsüne saygı duymalıdır. Aynı durum tüm duyular için geçerlidir. Heyecan, öfke, korku vs. “Ne gerek var böyle hissetmene?” tarzı yaklaşımlar da çocuğun duygularına saygısızlık anlamına gelir.

ÖZETLE ebeveyn gerek davranışlarında, gerek konuşmalarında ve gerekse yaklaşımlarında çocuğa saygı gösterdiğini hissettirebilmelidir. Çocuğa saygı duymak onu başıboş bırakmak demek değildir. Sadece önce çocuğu anlamak ve sonrasında çocuğu rencide etmeden ve ilişkileri zedelemeden yaklaşmak demektir. Bu şekilde davranıldığında, çocuk da zamanla saygı duymayı öğrenecek ve aradaki ilişki (ebeveyn-çocuk ilişkisi) daha da olumlu olacaktır.

Şimdi tekrar düşünün lütfen: “Çocuğunuza saygı duyuyor musunuz?”

Psikolog Yasemin Yalçın Aktosun

Çocukla olumlu ilşki geliştirme yöntemleri


Her ebeveyn, çocuğu ile olumlu ilişkiler geliştirmek arzusu içindedir. Ve bu nedenle birtakım davranışlara başvurur. Fakat bu amaçla yaptığı davranışlar kimi zaman ebeveyni amacına ulaştırmaz. Hatta daha kötü sonuçlarla baş başa bırakır. Şöyle ki; mesela ebeveyn çocuğunu mutlu edebilme uğruna “hayır” kelimesini hayatından çıkartarak çocuğuna yaklaşır; yani çocuğunun tüm isteklerine “evet” der. Ama bir süre sonra bu çocuğun, otokontrolü olmayan disipline edilmemiş bir halde ebeveynin karşısına çıktığına şahit oluruz. Başlangıçta bu durum çok fazla sorun gibi görünmez, fakat çocuk büyüdükçe sınırını bilmemesi ve her istediğini yapmak istemesi ebeveyni zorlar, aradaki ilişkiyi bozarcasına tartışmalara neden olur. Görüldüğü gibi aradaki ilişkinin iyi olması için başlatılan çocuğun her istediğine “evet” deme girişimi ilişkiyi zamanla çok daha fazla kötüleştirdiği gibi davranışsal anlamda problemli bir çocuğun var olmasına sebep olabilir.

Yine bunun gibi birçok yetişkin, çocuklara aldıkları hediyelerle yanaşmaya çalışır. Hediye her çocuğu memnun eder. Hediyeyi alan çocuk belki o süre zarfında kendisine hediye verene de yakınlaşabilir. Fakat bu ilişkilerin olumlu olacağı anlamına gelmez. Bu duruma maruz kalan çocukların yani kendilerine sürekli bir şeyler alınarak mutlu edilmeye çalışılan çocukların ise zamanla doyumsuz olduklarını ve mutlu olmakta çok zorlandıklarını görürüz. Yine bu durumda da ebeveyn zamanla çocuğunu mutlu edebilme adına ne yapacağını bilemediği için aradaki ilişki deforme olabilir.

Çocukla olumlu ilişkiler geliştirebilmenin yolu kesinlikle çocuğa sürekli bir şeyler almak veya her dediğine “evet” demek değil. Bu yöntem geçici olarak işe yarıyor gibi görünse bile zamanla gerek çocukta ve gerekse çocukla ebeveyn arasındaki ilişkide sorunlar oluşturabilir.

Çocukla iletişimin püf noktalarını; empati kurmak yani kendimizi onun yerine koyabilmek, karşılıklı saygı oluşturabilmek, her şeye rağmen onu sevmek ve bu sevgiyi ona hissettirmek oluşturur. Ayrıca çocukla hoşça vakit geçirmek için ona özel zaman ayırmak, ona değer vermek ve sıkıntı ve sevinçlerini paylaşmak da önemli başlıkları oluşturur. Önümüzdeki haftalarda bu konuları ayrı ayrı ele alacağız:

Empati kurun

* Empati, çocuğun anlaşılabilmesi, kendisine doğru davranılabilmesi için gereklidir.

Empati sempatiyi doğurur. Gerçekten de ebeveyn empati kurabilirse çocuğuyla ilişkileri pozitif olacaktır. Empati, bireyin kendisini karşısındakinin yerine koyabilmesi anlamına gelir. Kendisini karşısındaki muhatabın yerine koyabilen birey ise kendisine nasıl davranılmasını istiyorsa öyle davranacaktır. Bu da yaşanması muhtemel sorunları en aza indirir. Ebeveynlerin de bu kuralı kendilerine düstur edinmeleri çocukları ile kuracakları ilişkinin pozitif olabilmesi için oldukça önemlidir. Ebeveyn çocuğun herhangi bir davranışı karşısında kendisine şu soruyu yöneltebilmelidir: “Bu durumda bana nasıl davranılmasını isterdim?” Bu sorunun cevabını objektif bir biçimde verebildikten sonra çocuğuna yaklaşan bir ebeveyn çocuğun rahatsız olmayacağı ve dolayısıyla negatif etkilenmeyeceği davranışı seçmiş ve uygulamış olacaktır. Mesela birçok ebeveyn, çocuğunun negatif özelliklerini, şikayet babında kendisine yakın hissettiği birilerine anlatır. Aslında bu şekildeki bir davranış hem çocuktaki olumsuz davranışı çözümlemeyecek ve hem de çocukla ebeveyn arasındaki bağı zayıflatacaktır. Ebeveyn bu şekilde çocuğunun negatif özelliklerini toplum içinde anlatmak yerine empati kurabilirse bu davranışın ne kadar rahatsızlık verici olduğunu fark edecektir. Evet bir düşünsenize mesela eşiniz sizi yakın bile olsa bir tanış grubunun yanında yeriyor. Ne hisseder ve eşiniz hakkında ne düşünürdünüz? Çocuğunuzun hissedeceği veya düşüneceği de bundan çok farklı olmayacaktır. Yine çok karşılaştığım hatalı davranışlardan biri çocuğa sıklıkla hatalarını uyarı mahiyetinde hatırlatmak yanlışlığıdır. Oysa ebeveyn çocuğa sık sık uyarı gönderdiği halde çocuk çoğu zaman bu hatalı davranışı terk etmez. Bu davranış yalan söyleme davranışı da olabilir, eşyalarını toparlamama davranışı da vs. yine bu durumda da ebeveyn kendisini çocuğunun yerine koyup şu şekilde düşünebilir: “Mesela eşim bana sürekli kötü yemek yaptığımı söyleyerek uyarırsa” hoşuma gider mi ve eşimin bu yaklaşımı bende ne gibi bir etki oluşturur? Yoksa yemekleri güzel yaptığımda bunu vurgularsa mı güzel yemek yapma arzum artar? Ebeveyn empati kurarak bunun muhasebesini yapabilirse çocuğunu da uyarılarla boğmak yerine teşvik edecek ve daha başarılı kılacaktır.

Ebeveyn, “Şu an bu pozisyonda çocuğum değil de ben olsaydım bana nasıl davranılmasını isterdim?” diye düşünebilmelidir.

Psikolog Yasemin Yalçın Aktosun

Çocuklarınıza zayıf yönlerinizi göstermeyin

Kimdir zayıf ebeveyn, daha önce bunu hiç düşündünüz mü? Veya acaba ben zayıf bir ebeveyn miyim yoksa güçlü ve başarılı bir ebeveyn miyim, diye hiç düşündünüz mü?

Birçok ebeveyn, bulunduğu zaman dilimine bakarak kendisi hakkında fikir sahibi olmaya çalışır. Oysa ebeveynlikte amaç çocukla olan ilişkiyi gelecekte de pozitif kılmaktır. Bir başka deyişle çocuk büyüdüğünde (gençlik veya yetişkinlik yıllarında) ebeveynini düşündüğünde pozitif duygu ve düşüncelerle donanıyorsa ve ebeveynine karşı vefa duyguları taşıyorsa ebeveyn geniş vadede başarısını ve gücünü göstermiş olur, yoksa çocuk küçükken çocuğa karşı güçlü görünmek bir başarı değildir. Çünkü çoğu zaman yanlış yöntemlerle gücünü çocuğuna ispatlamaya çalışan nice ebeveynlerin çocukları vardır ki büyüdüklerinde ebeveynlerine kin duygularını da beraberlerinde büyütmüşlerdir. Yani başlangıçta ebeveyn amacına ulaştığını zanneder; ancak ilerleyen yıllarda çocuğuyla duygusal bir bağ kuramadığında dahası çocuğuyla negatif süreçler yaşadığında aslında hiç de başarılı olmadığını anlar ve “Ben nerede hata yaptım?” diye düşünmeye başlar.

Bütün bu sebeplerden dolayı çocuklarınıza zayıf yönlerinizi göstermemeli, başarılı ve güçlü bir ebeveyn olmaya özen göstermelisiniz.

Öyleyse gelin, zayıf ebeveyn modellerinden bahsedelim.

Amacına ulaşmada duygusal davranan ebeveynler

Bu tarz ebeveynler duygusallıklarını kullanmaya, daha çocuklarının bebekliklerinden itibaren başlarlar. Kesinlikle iyi niyetlidirler. Fakat masumane kullandıkları bu yöntem ileriki zamanlarda çocukları ile olan ilişkilerini zedeler mahiyette kendini gösterir. Başlangıçta çocuğa yemeğini yedirebilmek, soğuk havalarda üstünü giydirebilmek gibi gayelerle ileriki yıllarda çocuğun ders çalışması, eve erken gelmesi gibi gayelerle ebeveyn duygusallığını silah olarak kullanabilir. Mesela: Bebeği olan duygusal ebeveynlerin; “yemeğini yemezsen anne ağlar” veya “şapkanı takmazsan bak hasta olurum” gibi cümleleri sıklıkla kullanırlar. İlerleyen yıllarda çocuğun zayıf notu karşısında ağlayan ve öylece çocuğuna nasihatlerde bulunan ebeveyn modelleri hiç de az değildir. Veya çocuklarının hatalarından dolayı kalbi sıkışan, tansiyonu yükselen ebeveynler de oldukça fazladır. Yani çocuğun yaş dönemine göre ebeveynin verdiği duygusal tepki de değişir. İsterseniz empati kuralım ve ebeveynin bu tarz tepkileri karşısında çocuk ne düşünür bir bakalım.

Yemek yemediği için veya ilerleyen yıllarda zayıf not aldığı için ebeveyni ağlayan çocuk “Benim karnım aç değil veya bir sınavım daha var, bunu düzeltirim, hem bütün sınıf zayıf aldı, peki anneme ne oluyor?” diye düşünür; ama başlangıçta ebeveynini üzmemek için kendisine söylenileni o an için yapar. Fakat çocuk ergenlik dönemine girdiğinde ebeveynini aşırı duygusal ve zayıf olarak değerlendirir.

“Yemek yemiyorum diye hasta olan bir ebeveynim vardı, şimdi büyüdüm yaşadığım bu sorunu söylersem iyice hasta olur.” der ve sorunlarını ebeveyni ile paylaşmaz. Bir süre sonra evini sadece ihtiyaçlarını gidermek için kullanır; ama paylaşım yaşayacak güçte görmez ebeveynini.

Görüldüğü gibi ebeveyn başlangıçta amacına ulaşmış gibi görünse de ilerleyen yıllarda çocuğunu iletişim kurabilme adına kaybetmiştir. Dolayısıyla seçtiği yöntem ebeveyni başarısız kılmıştır.

İdeal ebeveyn modeli: Kararlı, istikrarlı ve iyi kalpli

Başarılı ebeveyn istikrarlı ve kararlı ebeveyndir. Fakat kararlılığını ve istikrarlı halini sergilerken olumlu yaklaşımlarda bulunmayı, iyi kalpli olmayı ihmal etmeyen ebeveyndir. Amacına ulaşmak için sertliği veya duygusallığı seçmeye gerek olmadığını düşünen, çocuğu anlayıp dinledikten sonra ona alternatif sunmayı bilen ve sonrasında kararlarını uygularken iyi kalpli üslubunu kullanan ve çocuğu rencide etmeyerek doğru yaklaşımlar sergileyen ebeveyn bütün zamanlarda amacına ulaşacaktır. Yani ancak bu şekilde başarılı ve güçlü ebeveyn olunabilir. Bu durumda çocuk ne kadar büyürse büyüsün ebeveynini, yaşadığı her şeyi kaldırabilecek güçte görür. Bu nedenle paniğe kapılmadan ve sinirlerinizi kontrol altında tutarak başlığımızdaki formülü hayatınıza geçirmelisiniz yani iyi kalpli, kararlı ve istikrarlı davranmalısınız.

Amacına ulaşmada otoriteyi kullanan ebeveynler

Bu ebeveynler gözleri ile bile çocuklarını korkutabilirler. Ebeveynin gözlerine bakarak ürken çocuklar vardır. Çocuk ebeveynine saygıdan o gözlerden mesaj alıyorsa ne âlâ; ama korkudan ebeveyninin istediğini yapıyorsa ne acı.

Katı otorite ile amacına ulaşmaya çalışan ebeveynler ise duygusallığın aksine sertlikleri ile yani sözel, fiziksel veya duygusal şiddet ile dediklerini yaptırmaya çalışırlar. Aynen yukarıdaki örnekte ifade edildiği gibi bu ebeveynlerin çocukları, “Benim karnım aç değil; ama annem niye böyle öfkeleniyor?” şeklinde düşünür ve ebeveynlerin bu sertliklerine bir anlam veremezler. Başlangıçta ebeveyn bu şekilde çocuğa dediklerini yaptırabilir. Çünkü çocuk ebeveyninin tepkilerine anlam vermese de korktuğu için ebeveyninin dediklerini yapar. Fakat biraz büyüdükten sonra ebeveynine bir şey anlatmamaya başlar. Çünkü ders çalışmıyor diye, yemek yemiyor diye aşırı sinirlenen bir ebeveyni olduğunu düşünür ve “artık benim yaşadığım sorunları ebeveynim hiç kaldıramaz” gibi düşüncelere kapılır ve o da ilerleyen yıllarda ebeveyni ile sadece ihtiyaçları konusunda iletişime geçer.

Psikolog Yasemin Yalçın Aktosun

Lütfen tepki vermeden önce düşünün

Sizce çocuğunuzu yeterince anlıyor musunuz? Çocuk anlaşılabilirse ona göre ebeveynin yaklaşımlarını ayarlaması daha kolay olacaktır. Şayet ebeveyn hâlâ çocuğuna karşı hatalı davranmaya veya en ufak bir hareketinde sabırsızlık gösterip tepkisel davranmaya devam ediyorsa henüz çocuğunu anlayamıyordur. Çocuğu niçin anlamak önemlidir? Bir başka ifade ile çocuk kendisi anlaşılmadan birtakım tepkilere maruz kalırsa bunun sakıncası ne olabilir?

Bunu hemen bir örnekle izah etmek istiyorum: Mesela bedeninizin bir yerinde bir şikayetiniz olduğunu ve bundan dolayı ilgili hekime başvurduğunuzu düşünelim. Örneği daha da özelleştirelim; ayaklarınız ağrıyor olsun. Bu örnek vücudunuzdaki bir başka ağrı için de düşünülebilir. Doktorunuza ayaklarınızın ağrıdığını söylediğinizde muhatabınız olan doktorun size çeşitli sorular sormasını, durumun ciddiyetine göre tetkikler yapması gerektiğini düşünürsünüz. Bütün bu aşamalarda sonra doktorunuzun rahatsızlığınızı anladığına ikna olursunuz. Ve doktora olan itimadınızdan dolayı dedikleri sizi zorlayacaksa bile veya hoşunuza gitmese bile sizin iyiliğiniz için olduğunu bilir ve dediklerini uygulamaya çalışırsınız. Tam tersini düşünün, ayaklarınıza dair şikayeti belirttiğinizi ve size hiç soru sorulmadan ve tetkikleriniz yapılmadan ilaç verildiğini düşünün. Bu durumda da genellikle hasta doktorun kendisini anlamadığı, kararında yanılmış olabileceğini düşündüğünden doktorun tavsiyelerini uygulamaz. Hatta bu davranışından dolayı doktoru eleştirebilir.

Aynen bunun gibidir çocuğun davranışlarının sebebini bilmeden, anlamaya çalışmadan tepki vermek. Çocuk bir şeyler yapmıştır. Fakat bunu yaparken bilinçaltındaki düşüncelerinin tesiri vardır. Mesela duvara resim yapan çocuk, bu davranışı ile duvarı güzelleştirdiğini ve annesinin böylece kendisini fark edebileceğini düşünebilir. Bu düşünce ve heyecanla duvara resim yapan çocuk resmi annesine gösterir. Bu durumda anne resmi karalama olarak nitelendirip ve bundan dolayı fiziksel veya sözel şiddete başvurursa çocuğun ruhunda derin izler bırakabilecektir. Bu tepkisiyle çocuğunu bu davranışından caydırmak isteyen anne belki de bu tepkisi dolayısıyla daha ciddi sorunların baş göstermesine sebep olacaktır. Aynen sorunu anlamadan ilaç yazan doktorun hastayı daha ciddi bir tehlikeye sürüklemesi gibi. Oysa anne önce çocuğu dinleyip anlamaya çalışsaydı hem çocuktaki sevgi boşluğunu fark edebilecek hem de ruhsal anlamda çocuğa zarar vermeden duvara resim çizmenin yanlışlığını çocuğa anlatabilecekti. Aynen tıpta olduğu gibi “önce anlayın sonra tepki verin”.

Önce ruhunu ve bilinçaltını çözmeye çalışın, sonra çocuklarınıza tepkilerinizi şekillendirin.

Bu sebeple lütfen dinleyip anlamadan çocuklarınıza tepki vermeyin.

Her davranışın müspet veya menfi bir amacı vardır

Amaç müspet olduğu halde ters bir tepki ile karşılaşan çocuğun duyguları deformasyona uğrarken zaten ebeveyni ile bağ kuramamış olur ve amacı menfi olan çocuğun duyguları büsbütün negatifleşir ve bağlar kopma noktasına gelir. Çocuk kimi zaman yaptığı davranışla ebeveyninden negatif tepki görür. Fakat buna rağmen ebeveyni ile olumsuz da olsa bağlantı haline geçmekten hoşlanabilir. Bu sebeple her defasında kızıyor olduğunuz halde çocuğunuz hatasında ısrar ediyorsa çocuk hâlâ anlaşılamamıştır demektir. Çocuğunu anlamaya çalışıp da yetersiz kaldığınızı düşündüğünüz zamanlarda da bir uzmana danışmak hata yapma riskinizi azaltır.

[ Çocuklar neden olumsuz davranır? ]

* İlgiyi üzerinde toplama arzusu.

* Ebeveyni üzme arzusu/intikam düşüncesi.

* Gücünü ispat.

* Kendini ifade etme.

Bunlara kardeş kıskançlığı, özgüven problemi, vs.. gibi alt başlıklar çıkarılabilir. Bazen bu maddeler bazı çocuklar için 50’ye bile çıkarılabilir. Ve unutmayın ki çocuğu ve davranışlarının amacını anlayabilirseniz yaşanması muhtemel sorunların büyük ihtimalle önüne geçmiş olursunuz.

Psikolog Yasemin Yalçın Aktosun

Anne-babalık vasıfları

Ne güzeldir anne-baba olmak. Fakat bir o kadar da zordur. Her bireyin birbirinden farklı hususiyetleri vardır. Herkes birbirine benzemek durumunda değildir. Fakat anne-baba olduktan sonra tüm ebeveynlerin birbirlerine benzemeleri gereken, özellikleri veya bir diğer ifade ile vasıfları olmak zorundadır. Aşağıda bu vasıflardan sadece bir kısmına yer verilmiştir. İlerleyen derslerde hem bu vasıflar zaman zaman detaylandırılacak hem de diğer vasıflar anlatılmaya çalışılacaktır. Bazı bireylerde gerek yaşam koşulları nedeniyle gerek yetiştirilme yöntemleri nedeniyle çeşitli negatif özelliklerin var olduğunu görürüz. Asabiyet, şiddete meyil, sabırsızlık vb. Aslında bu vasıflar zaten bireyde de tercih edilmeyen özelliklerdir. Ama anne-babalık rolleri aktif haldeyken kesinlikle devre dışı bırakılması gereken özelliklerdendir. Hemen her insanın zaman zaman sinirlenme hakkı olabilir veya öfkelenebilir. Fakat anne-babalık rolündeyken birey negatif olan tüm bu özelliklerini frenleyebilmelidir. “Ne yapayım, ben böyleyim” tarzı bir yaklaşım çocuk eğitiminin handikaplarından biridir. Bu nedenle davranışsal anlamda veya ruhsal anlamda çeşitli sorunlar yaşayan bireyler kendilerini kontrol etmeli, edemiyorlarsa çocuklarının yanında hatalı davranıp etkilerini çocuğa yansıtmamaları için gerekirse bir uzmandan destek almalıdırlar. Anne-babaların taşımaları gereken önemli vasıfları şöyle sıralayabiliriz:

* SABIR

“Sabır olmadan asla!” Sabırlı oluş veya sabırsızlık genelde çocuğun davranışlarına bağlı olarak değil ebeveynin ruhsal durumuna göre değişkenlik arz ediyor. Öyleyse aslında sabrımızı zorlayan çocuklarımızın davranışları değil, çocuklarımızın davranışlarına bizim ruhsal anlamda hazır olmayışımızdır, diyebiliriz. Mesela, bir baba bir gün önce hiç kızmadığı bir davranışa ertesi gün çok yorgun olduğu için kızabiliyor. Veya çocuğu suyla oynamayı seven bir anne suyla üstünü ıslatan çocuğuna sabırla yaklaşırken, ertesi gün çocuğa giydirecek temiz kıyafet kalmadığı için aynı davranışa sabır göstermeyebiliyor. Öyleyse burada üzerine su dökme davranışı değil annenin hazır olmayışı bu sabırsızlığı üretmiştir. Kendimden bir örnek verecek olursam. Benim kızımın en büyük eğlencesi dolu poşetleri boşaltmaktır. Makarna poşeti de olabilir, pirinç poşeti de. Henüz neden-sonuç ilişkisi kuramadığı için bunu bir oyun olarak algılıyor. Kızım yaklaşık 2 yaşında. Benim sabırla yaklaştığım bu olaya maalesef birçok ebeveyn öfkeyle yaklaşabiliyor. İstisna denebilecek durumlar vardır. Birtakım davranış sorunları olan ve ısrarla tercih edilmeyen davranışlarda bulunan çocuklar gibi. Bu durumda da çocuğu anlamak ve çocuğa yardımcı olmaya çalışıp sorunun çözümüne odaklaşmak, gerekiyorsa uzman desteği almak gerekir. Yani sabır göstermeyip tepkisel davranmak burada da çözüm değildir.

* SEVGİYLE YAKLAŞIM

Her anne-baba çocuğunu sever mutlaka, ama çok az anne-baba bunu çocuğuna hissettirebilir. Anne-baba, çocuğu sevdiğini ona hem söylemeli hem de hissettirmelidir. Burada baz alınacak nokta çocuğun kendi sevgi dilidir. Beden temasından hoşlanan çocuğa dokunmak, konuşmayı seven çocukla zaman ayırıp sohbet etmek gibi. Bunun dışında çocuğunuzla ilgili yapacağınız tüm işlerde sevgiyle hareket etme önemli bir unsurdur. Yani çocuğunuzu geçiştirmeden veya öfke duygularını sıfırlayarak çocuğa yaklaşma, çocuk için oldukça önemlidir. Çocukların hisleri çok kuvvetlidir. Kendilerinin her şeye rağmen sevildiklerini bilirlerse ebeveynlerini anlama adına daha fazla çaba harcarlar.

* SAYGI

Ebeveynlerin en büyük yanılgılarından biri çocuklarının bir birey olduklarını unutmalarıdır. Evet sevgili anne-babalar çocuklarınız da aynen sizin gibi çeşitli duygu ve düşünceleri olan bireylerdir. Onların da utanma duyguları ve onurları vardır. Bu nedenle size yapılmasını istemediğiniz hiçbir davranışı çocuklarınıza uygulamamalısınız.

* HOŞGÖRÜ

Hoşgörü gösterilecek kişinin kendi yavrunuz olduğunu düşünecek olursanız çocuklarınızın hatalı bile olsa birçok davranışlarına hoşgörü göstermeniz zor olmayacaktır. Çocuklarınıza her zaman hoşgörü gösterin. Tabii bazı hatalı davranışlar karşısında tatlı bir otorite kurmanız ve çocuğunuzun davranışının sonucuna katlanmasına olanak sağlamanız gerekebilir. Ama çocuğunuz bu kararlı halinizi görürken bile siz içinizde hoşgörünüzü daima zinde tutun. “O henüz çocuk” deyin veya “gençliğin bir hatası” olarak değerlendirebilin. Tavır koymanız gereken durumlarda çocuğunuza doğruları öğretme adına tatlı otoritenizi sergilemeli ve kararlı olmalısınız. Fakat bunu iyi kalplilikle yapmalısınız.

* TEBESSÜM

Bazı ebeveynler çocuklarını şımartmamak için onlara tebessüm etmezler. Umarım bu grup ebeveynlerden değilsinizdir. Çocuk tebessümle şımarmaz, bunu asla unutmayın. Samimiyetle çocuğa tebessüm etmek aradaki bağı kuvvetlendireceğinden ebeveynin çocuk eğitiminde daha çabuk mesafe kat etmesine neden olur. Kimi ebeveynlerin ise tebessüm etmiyor olmaları kasıtlı değildir. Ama bunu çocuk için bir ihtiyaç görmediklerinden genellikle çocuğa karşı nötr bir surat ifadesi takınırlar. Çevreye gülücükler saçan nice ebeveynlerin çocuklarının yanında yorgunluk gibi bahanelerle tebessüm bile etmedikleri görülür. Oysa tebessüm çocuğun kendisini değerli hissetmesini kolaylaştırdığı gibi, çocuğun bundan eğitsel anlamda pozitif etkilenmesini sağlar.

Psikolog Yasemin Yalçın Aktosun