02.13.08

Başörtüsü…

Yazı kategorisi: Sözler 3:37 pm yazan: Minik Kelebek

Bacımın örtüsü batmakta rezilin gözüne, Acırım tükürüğe billahi tükürsem yüzüne!

Mehmet Akif Ersoy

Duy şikayet etmede her an bu ney

Yazı kategorisi: Şiirler 8:56 am yazan: Minik Kelebek

Duy şikayet etmede her an bu ney,
Anlatır hep ayrılıklardan bu ney.

Der ki feryadım kamışlıktan gelir,
Duysa her kim, gözlerinden kan gelir.

Ayrılıktan parçalanmış bir yürek
İsterim ben, derdimi dökmem gerek.

Kim ki aslından ayırmış canını,
Öyle bekler, öyle vuslat anını.

Ağladım her yerde hep ah eyledim,
Gördüğüm her kul için dostum dedim.

Herkesin zannında dost oldum ama,
Kimse talip olmadı esrarıma.

Hiç değil feryadıma sırrım uzak,
Nerde bir göz, nerde bir candan kulak?

Aynadır ten can için, can ten için,
Lakin olmaz can gözü her kimsenin.

Ney sesi tekmil hava oldu ateş,
Hem yok olsun, kimde yoksa bu ateş!

Aşk ateş olmuş dökülmüştür ney’e,
Cezbesi aşkın karışmıştır mey’e.

Yardan ayrı dostu ney dost kıldı hem,
Perdesinden perdemiz yırtıldı hem.

Kanlı yoldan ney sunar hep arz-ı hal,
Hem verir Mecnunun aşkından misal.

Ney zehir, hem panzehir, ah nerde var,
Böyle bir dost, böyle bir özlemli yar?

Sırrı bu aklın bilinmez akl-ile,
Tek kulaktır müşteri, ancak dile.

Gam dolu günler zaman hep aynı hal,
Gün tamam oldu, yalan, yanlış, hayal.

Gün geçer yok korkumuz, her şey masal,
Ey temizlik örneği sen gitme, kal!

Kandı her şey, tek balık kanmaz sudan,
Gün uzar, rızkın eğer bulmazsa can.

Olgunun halinden ah, anlar mı ham?
Söz uzar, kesmek gerektir vesselam.

Mevlana Celaleddin Rumi

Şehit’e mektup

Yazı kategorisi: Türkiyem 8:52 am yazan: Minik Kelebek

Mehmet’im.. aslanım.. yiğidim..
Toprağa düştüğünün haberini aldım.
Hain bir pusuda avlamışlar seni.
Tıpkı geçenlerde tertiplerini yaktıkları gibi…
Gecenin en karanlık bir vaktinde,
Memleketin en kuytu bir yerinde.
Nereden geldiğini anlamadığın kahpe ateşlerle,
Yıkılmışsın yiğidim, ben de yıkıldım.

Annen doyamadı sana.
Baban doyamadı.
Bacın doyamadı.
Nişanlın doyamadı.
Sen doyamadın gençliğine yiğidim.
Hayatın anlamını anlayamadan,
Aramızdan ayrıldın.
Hem de nerden geldiğini bilemediğin kahpe kurşunlarla,
Yıkılmışsın yiğidim, ben de yıkıldım.
Biz şimdi arkandan,
Seni arkadan vuranın kim olduğunu bulmaya çalışıyoruz.
Tetiği çeken ‘kahpe’ malum elbette,
Ama tetiği çektirenleri bir türlü bilemiyoruz.
Düşmanı bilmek kolay lakin,
Dost postuna bürünününce, seçemiyoruz.

Yiğidim,
Allah sana makamların en kıymetlisini vaad ediyor.
Cennet-i âlâ’da belki de önüne zemzemler konuyor.
Gel gör ki biz burada kan kusuyoruz yiğidim.
Etrafımızdaki herşey anlamsızlaşıyor.
Bir uğultudur almış başını gidiyor.
Söylenenlerden bir kelime bile anlaşılmıyor.
İhanetin derinliği başımızı döndürüyor yiğidim,
Midemizi kaldırıyor.
Haini, planını, stratejisini gördükçe,
Başımız dönüyor, bakışımız bulanıyor.
Masum göz yaşlarının üstüne timsahlarınki dökülüyor.
Göz yaşlarını ancak kokusundan ayırıyoruz yiğidim.
Bazıları ıstırap, bazıları ihanet kokuyor.

Yiğidim,
Sen şimdi bir köşkte,
Misafirsin ötelerde.
Bizse tarifi imkansız bir cenderede,
Sıkıştıkça sıkışıyoruz.
Bir yas var bugünlerde bizim mahallede.
Herkes ağlıyor,herkes ağlıyor.
Hepimiz ağlıyoruz.

Ahmet Böken

İsrail’e bir taş Bağdat’a bir dua gönder!

Yazı kategorisi: Şiirler 8:48 am yazan: Minik Kelebek

Ellerini aç, gözlerini kapat, değiştir boyutunu.
İsrail’e bir taş, Bağdat’a bir dua gönder.  Maskeli baloların gösterişli hayat sahnesinde kalbinden kanlar damlayan insanların ellerinden tut.  Allah’ım ellerimden tut.

Ellerini aç, gözlerini kapat, değiştir boyutunu.  İsrail’e bir taş, Bağdat’a bir dua gönder.  Gözyaşlarını sev.  Tamda unutmuşken merhameti, hatırlamıyorken peygamberlerin bildirgelerini, hissedemiyorken aşka, ayrılığa, hüzne, tebessüme, terkedilmişliğe dair paramparça düşünceleri, gözyaşlarını sev.

Ellerini aç, gözlerini kapat, değiştir boyutunu.  İsrail’e bir taş, Bağdat’a bir dua gönder.  Her gece sabırsızlıkla uyuyup görmek istediğin barış dolu bir dünyanın hayallerini kur.
Düşün…  Bağdat’ın, Filistin’in, gülen çocukların ve sevginin sancılarını…  Hayallerini, hayatı, bir yılan gibi koynuna sokulan gecelerin koyu karanlığını ve geceyi orta yerinden bölen ölümü…   Kaçmak gibi, kaçsan da kurtulamamak gibi, istemesen de ölmek gibi.  Damarlarından zamanı pompalayan kalbinin göğsünden fırlayıp, Bağdat’lı bir çocukla çöle düşmesi gibi.  Gözyaşlarını kanlı avuçlarına doldurmak gibi…

Ellerini aç, gözlerini kapat, değiştir boyutunu.  İsrail’e bir taş, Bağdat’a bir dua gönder.  Günbegün yeni çaresizlikler doğuran hayatın kollarından kurtul.  Çaresizliğinden, vurdumduymazlığından…  Bozkırlara terk edilmiş duyguların koynunda umut yetiştir.  Ölümün soğuk nefesini ensesinde hissedip, hayatını dağlara sürgün eden Bağdatlı çocukların ağırlaşan hayatlarını,  çaresizliğini düşün.  Kalbini… 

Ellerini aç, gözlerini kapat, değiştir boyutunu.  İsrail’e bir taş, Bağdat’a bir dua gönder.  Masum çocuklara, şefkatli analara, çaresiz babalara, gözyaşlarına, kalbine…  kalbime…  sessizliğimize…  parçalanmışlığımıza…

Nurdal Durmuş

Benim bir hayalim var…

Yazı kategorisi: Makaleler 8:46 am yazan: Minik Kelebek

Benim bir hayalim var. Düşünmeye kıyamadığım, yazmaya korktuğum bir hayal. Toplumsal bir barış için kişisel hikayelerden yola çıkan bir hayal… 

Düşünün, doğum yılınız 1900′lerin başları olsaydı mesela, neler neler görmüş olurdunuz 100 sene içinde bu memlekette. Ne çok cinayet işlenmiş bu topraklarda, ne çok acı yaşanmış. Bu cinayetlerin önemli bir kısmı siyasi. Ne çok politikacı, sendikacı, gazeteci hedef alınmış, ne çok insan, düşüncelerinden ötürü hedef yapılmış. Farklı etnik ya da dini veya ideolojik kökenden insanlar arasında ne çok nefret tohumu atılmış, ne kıyımlar yaşanmış.   Bu ülke 1970′leri de yaşamış. Her acıdan sonra unutulmuş yaşananlar ya da unutulur gibi yapılmış. Hep -mış gibi yapılmış. Aslında bir türlü geçmişin izleriyle tam olarak yüzleşmeden, affetmeyi de hatırlamayı da bilmeden, sadece günü ya da anı kurtararak ilerlemiş demokrasimiz.
Merak ediyorum seneler seneler sonra, öyle bir uzlaşma ve hoşgörü ortamı olsa, bu katiller ya da adam yaralayanlar hapisten çıktıklarında, kurbanlarının yakınları ile bir araya gelseler. Suçlular masanın bir yanına otursa, onların yaraladıkları ya da yok ettikleri insanların yakınları da öbür tarafa. Böyle karşı karşıya otursalar, birbirlerinin gözlerinin içine baksalar. Konuşmadan, konuşamadan bir müddet öylece kalakalsalar. Sonra, onların tam ortasına, maneviyatı güçlü, sözü dinlenen, herkesin sevdiği ve saydığı biri otursa. Mesela bir din adamı. Ya da rütbesiz, payesiz, som ve saf bir tasavvuf erbabı, gönül insanı. Ya da bir şair olsa bu kişi. Çünkü şairler de yürek insanı. Otursa bu kişi hapisten yeni çıkan suçlu ile mağdurun arasında. Onun kuracağı köprünün üzerinden aşsa her iki tarafın kelimeleri. Konuşsalar. Katiller özür dileseler kurbanlarının yakınlarından, merhamet ve af dileseler.

Seneler sonra katiller anlayabilseler nasıl kullanıldıklarını, şiddete kışkırtıldıklarını. Anlatsalar. Zaman içinde anladıkları hidayeti paylaşsalar. Başkaları da katil olmasın diye, başka gençler de kandırılmasın, kanmasın diye kendi tecrübelerini anlatsalar. Ve en önemlisi kurbanlarının yakınlarından özür dileseler. Kurbanların yakınları ya da kimi durumlarda mağdurların kendileri de bütün bunları dinleyip yüreklerindeki acıyı açığa çıkarabilseler. Doya doya gözyaşı döküp, en nihayetinde affedebilseler.
Benim bir hayalim var. Düşünmeye kıyamadığım, yazmaya korktuğum bir hayal. Toplumsal bir barış için kişisel hikayelerden yola çıkan bir hayal… İtiraf etmeliyim ki bu hayali gerçekleştiren toplumlar var.  BBC televizyonu, din adamı Tutu’nun başını çektiği böyle bir program yapmakta. Başta İRA sorunu olmak üzere, daha pek çok siyasi ve toplumsal yaradan kalma konuları, tamamen insanî düzeyde ele alıyor. Seneler seneler sonra eski teröristlerle onların mahvettikleri insanların yakınlarını bir araya getiriyor. Hapisten çıkan eski mahkumlar iki gözü iki çeşme pişmanlıklarını dile getiriyor. Berikiler ise acılarını haykırıyor. Af diliyor suçlular, sabıkalılar, affediyor onları mağdurların yakınları, yürekleri yana yana, ağlaya ağlaya; ama samimiyetle affediyorlar. Böyle bir program, böyle bir uzlaşma kültürü bizde olsa keşke. Bizde de olabilse… Benim bir hayalim var….

Elif Şafak

Eşk neyse onu yaşayah… :)

Yazı kategorisi: Biraz da gülelim… 8:45 am yazan: Minik Kelebek

Sen meni sev, men seni sevem..
Sen menin için yan..
Men senin için yanim duduşam..
Glasik eşk neyse onu yaşayah..

Ya da sevme haberin olmasın..
Men sana sevdalanıp dolaşam..
Platonik eşk neyse onu yaşayah..

Sevdada oturah, yiyah içah..
Elele olah, gan kusah..
Tombilik eşk neyse onu yaşayah..

İstersen sevdadan kendimi kesim..
Sağımı solumu doğrayım biçim..
Psikopatik eşk neyse onu yaşayah..

Eyle sevek ki gara sevda olah..
Araplara benzeyen gapgara olah..
Gara eşk neyse onu yaşayah..

Yalan söylemeyeh hep doğru diyah..
Beraber oturah beraber yiyah..
Realist eşk neyse onu yaşayah..

Birbirimize türkü söyleyah, mizildiyah..
El ele tarlalarda, bostanlarda gezah..
Romantik eşk neyse onu yaşayah..

Kediyi, gudiği sen diye sevim..
Sen de horozi, guligi men diye sev..
Sembolik eşk neyse onu yaşayah..

El ele tutuşip kendimizi elehtriga verah..
Zangir zangir tityeyah, ölmeyah..
Elektronik eşk neyse onu yaşayah..

Ahırlarda, komlarda buluşah..
Tezek agalahlarinin dibinde oturah..
Otantik eşk neyse onu yaşayah..

(Alıntı)

Bir dünya istiyorum…

Yazı kategorisi: Şiirler 8:44 am yazan: Minik Kelebek

Bir dünya istiyorum: duru ve billûr havuz. 
Bir dünya istiyorum, Son nebi tek kılavuz!
Bir dünya istiyorum: ilim irfan dalı çok. 
Bir dünya istiyorum, Allah’a sevdalı çok!

Bir dünya istiyorum: kan akmaz, kin bulunmaz.
Bir dünya istiyorum, hin oğlu hin bulunmaz!
Bir dünya istiyorum:cennetlerin misâli.
Bir dünya istiyorum, Ezan okur Bilal’i!..

Bir dünya istiyorum: kardeştir acem, arap.
Bir dünya istiyorum, ona nazar etsin Rab!
Bir dünya istiyorum: merhamet, şefkat olsun.
Bir dünya istiyorum, huzûru kat kat olsun!

Bir dünya istiyorum: Asr’ı Saadet kadar.
Bir dünya istiyorum, Sıddık’ı, Ömer’i var!..
Bir dünya istiyorum: Cennet huzûru gibi.
Bir dünya istiyorum, Kur’an-ın nûru gibi!..

Bir dünya istiyorum: Osman’ı, Ali’si var.
Bir dünya istiyorum, binlerce Velîsi var!
Bir dünya istiyorum: başakları sarışın.
Bir dünya istiyorum, Safasında barışın!

Bir dünya istiyorum: alnından öpmede yaz.
Bir dünya istiyorum, hiç bitmez duâ, niyaz!
Bir dünya istiyorum: insanı has Müslüman.
Bir dünya istiyorum, hepsi elmas Müslüman!

Bir dünya istiyorum: Nûru vefâsı güzel.
Bir dünya istiyorum, onun sefası güzel!
Bir dünya istiyorum: Bilâl’i, Selman’ı var.
Bir dünya istiyorum, Tûba gölgesi kadar!

Bir dünya istiyorum: çağlasın kerem vefa.
Bir dünya istiyorum, tek rehberi Mustafa!
Bir dünya istiyorum: anne sütünden sıcak.
Bir dünya istiyorum, misk kokar köşe bucak!

Bir dünya istiyorum: merhem gönül yarama.
Bir dünya istiyorum, onda yalan arama!
Bir dünya istiyorum: Muhammed’î huyu var.
Bir dünya istiyorum, Tâ şanlı arşa duvar!

Bir dünya istiyorum: sevgide yumak yumak.
Bir dünya istiyorum, yok gafletle uyumak!
Bir dünya istiyorum: çiçek ve kar gibi ak.
Bir dünya istiyorum, dillerde hep zikr’i Hak!

Bir dünya istiyorum: Kur’an’a sünnet e râm.
Bir dünya istiyorum, onda bulunmaz haram!
Bir dünya istiyorum: Ezan tekbir doludur.
Bir dünya istiyorum, Muhammed’in yoludur!

Mustafa Necati Bursalı

Yüreğim kar altında

Yazı kategorisi: Şiirler 8:41 am yazan: Minik Kelebek

Susmak, içine ateş düşmüş bir mavi deniz gibi.
Susmak, üzerine puslu bulutlar çökmüş başı karlı dağ gibi.
Susmak, rengini kızıl havaların çaldığı çöl akşamları gibi.
Susmak, bir türkünün en hareketli yerinde deli bir rüzgar gibi.
Susmak, yalnızlığın ortasında siyah gelinlik giymiş ölüm gibi.
Susmak, bir gurbet Treninin arka vagonunda küsmek gibi.
Susmak nedir sorusunun cevabını konuşmamak olarak algılamak en büyük yanlışlıktır. Bu yanılgıyı en güzel ispatını lal olanlar verir. Onların kelimelere hükmedememesi onların suskun olduğunu göstermez. Onlarda tüm konuşan insanlar gibi düşünür, anlatır ve belki çoğumuzun söyleyemediğini fısıldarlar bize. Ama onların kelimelere hükmedememesi, konuşmanın kelimelerle olmadığının en büyük göstergesidir.

Nedir o halde susmak?
Belki üç noktanın yan yana dizilişi ile başlayan ve yine üç noktanın yan yana dizilişi ile biten sihirli bir cümledir.
Susmak;konuşmaktır aslında anlayana, harfsiz, kelimesiz, cümlesiz. Anlayan susmanın ifade ettiği tüm manayı okur suskunluğun derin yüzünde.
Susmak; birilerini anladığı yada anlamak istediği gibi kabullenmek hiç değildir. Güce hükmedenlerin suskun çoğunluğun her şeyi kabullendiklerini “suskunlukla” algılamaları yanılgının en tebessümlü halidir. Güler geçerim bu denli yanılgı düşlerine.
Susmak bazen içinde çığlıkların boğulduğu yosun tutmuş deniz gibidir.  Bazen güneşleri meçhul limanlara çekilmiş gökyüzü gibi.  Bazen arkana bakmadan her şeyi oluruna bırakıp çekip gitmektir rotası çizilmemiş yollarda.
Susmak bazen yarına postalanmış umut mektubu olur, postaya verilmemiş.  İçine soluk güller konulmuş,aşk şiirleri yazılmış, biraz kırılmış biraz alınmış birazda uçları yakılmış bir mektup. Utangaç bakışları,kızaran yüzler umut mektubunun her satırında kendini ifade edecek bir kelime bulmuştur işte.
Bazen en candan konuşurken bile susar insan. Bütün kelimeler, harfler, lâkırdılar odadaki boşluğu doldurmak içindir. Hani öylesine denize atılmış bir olta gibi, boşluğa bırakılır cümleler.
Susmak konuşmaktan daha zordur aslında. Konuşurken istediğin cümleyi kurar istediğin yerde durup soluklanırsın, istediğinde bağırır istediğinde kızar, istediğinde gülersin, ya susarken…  Ya susarken bütün çığlıkların, hıçkırıkların, yalvarışların, isyanların düğümlenir kalır bir yerde. Kıyısını aşındıran deniz gibi aşındırır yüreğinin en sert duvarlarını. En umulmadık yerlerde çeker yataklara karahummalı sevda hastalığı gibi.
Susmak çekilmektir içindeki bir koyun yalnızlığına. Konuşmanın gölgesinde palazlanır suskunluğun aşk ateşi.
Susmak sesiz bir çoğunluğun konuşan azınlığa karşı isyanı, başkaldırısıdır anlayana.
Susmak direnmektir aslında kelimelerin anlamsızlığına, duyguları karşılayamayışlarına, mananın bitişine darılmaktır kendi çapında.
Susmak bir deniz gibi
Susmak bir dağ gibi
Susmak bir çöl gibi
Senin gözlerinde
ve konuşmak
Senin gözlerinde
Susarak…

Hasan Mahir