Günlük Arşivler: Şubat 1st, 2008

Hâlâ senin yetimliğin düşer payıma
Hâlâ senin öksüzlüğün gelip oturur
En onmaz bir yanıma.

Sensiz üşüdüm dehlizlerinde zamanın
Gülen yüzlerin ruhları mahkum
Sen heybetini dağlara bıraktın
Sıcaklığını çöllere
Gidişini sakladın bir hurma çekirdeğinde
Vuslatları alıp gittin bir başına
Sarı takvimleri bana bıraktın
Firakları devşirdim zamanın aynalarında
Kum saatlerine bakarak bekledim gelişini
Heyhâtlara gömüldüm
Hangi gecenin sabahında bulurum ben seni
Günde beş defa iyi-kötü savaşı çıkartır kelimelerim
On dört asırlık uzaklıktan geliyorum kapına
Suskunluğum, susuzluğum bu yüzden
Bu yüzden sensizliğinde gurbetlerin dili lâl şairiyim.

Senden sonra aşkın gözünü kör etti insanlık
Bizlere âmâlık miras kaldı cedlerimizden
Kör bir yılan Sevr’de bin yıldan beri yolunu bekler
Benim de beklediğim bu duraktan
Yolun geçer mi senin
Gülüşün kadar sıcak gül kokuna hasret çekerim
Senden sonra güllerini kana buladılar
Gönlümün gözyaşları çoğaldı mısralarda
Yetim kalmak ve öksüz olmak
Manasını yitirdi zamanla
Oysa bütün yetimlikler, bütün öksüzlükler
Firakının tam manasıydı
Gidişine alışamayanların dilinde
Hendek’te karnına bağladığın taşlar
Seni anmadan her nefes alıp vermemde
Gelip boğazıma düğümlenir şimdi
Senin için canından geçenler de kimdi
Üç bin meleği etrafında pervane yapan
Yoksa Allah’ın yerdeki kudret eli miydi!

Bedir’den payıma hâlâ bir “keşke” düşer
Senin için hâlâ canından geçenler aklıma düşer
Senin için tahtına küsenler, yardan geçenler
Senin için korkmadan atını denize sürenler var
Hâlâ gelmeni bekleyenlerin sabrı umman kadar
Karen’de Üveys’in yalın ayaklarından
Senin yolunu bulmak için iz sürenler delikanlılar
Çağların ötesinden, taşların dilinden
İzleri kaybolan yedilerin şehrinden
Binler selam yollamakta sana Sevgili.

Hira’da kurşunî bir ses akar sayfalara
Hira’da sakladığın o sır Güneşten daha aşikardı oysa
Sana benzemek için
Birbiriyle yarıştı bütün gülleri dünyanın
Kameri bir işaretiyle ikiye böldü Ahmed’î nazar
Gül bahçesinin sultanı ey gül-i yar
Sendendir her çiçeğin adı gül konulmadı
Efendisinden kaçan köleler çoğaldı
Koyunu kurda kaptırdı çobanlar
Yorgun zamanlara hapsedildi hasretlerimiz
Bir tek sana olan sevdamıza gem vurulamadı
Bir tek sen olunca manalar yüklenir firaka!

Hâlâ senin yetimliğin düşer payıma
Hâlâ senin öksüzlüğün gelip oturur
En onmaz bir yanıma
Tahammülü yok dedim bu firakın
On dört asırlık uzaklıktan kaçıp geldim kapına
Sevdalar zaman mekan tanımaz
Ve ey zaman mekan aşmış Sevgili’m
Ben senin gelişinin dilencisiyim.

Zafer Şık

Yerde Ahmed, semâda Muhammed olan ey Gül!
Selâmlar olsun hakkı fermân eden ey gönül!

Sen’i yüceltmek için değildir sözlerimiz,
Nûrunla kemâl buldu hep kelimelerimiz,

Âlem Sen’le övüldü, biz Sen’inle hep güldük,
On dört asırdır dâim sensizliğe sürüldük.

Gülden mânalar bulan aşkla tutuştu cihân!
Bir gül açtı tam on dört asırdır hiç solmayan!

Sönmeyen bir hasrettir sana olan aşkımız,
Toprağın mahviyeti fırtınada farkımız!

Ummanlar kurudu hep, hayat çöl ortasında
Dert varsa dermân da var, dert; Sen, dermânımız da..

Gönüller üzerine yıkıldı koca dağlar
Bu derde sultan dahi düşse onu da dağlar!

Hayat; peşin alınmış ücrettir Yaradan’dan,
En kutsal hediyedir Mekke’de yetim doğan.

Sevgili diye yılan atıldı koynumuza!
Taş kesildi kalpler, vebali boynumuza.

Asır; sînede ateş, îman; elde kor gibi!
Sen’i görmeyen gözse noktasız.. kör gibi!

Şu hicrân duvarları yıkılmalı yeniden
Firâk gömülsün, vuslat yağsın göklerimizden.

Kefenleri biçildi âsilerin, cân Gülüm
Pây-i tahtta saâdet, sana vuslattır.. ölüm.

Taif’te Gül yüzünde kan, ayaklarında kan..
Kâ’be’de yâr-i gârdı senin için ağlayan.

Sensizlik gurbet oldu, bencileyin sarardı
Bir hasretin öyküsü; göklerimiz karardı!

Şah damarından daha cânsın fâni bedene,
Evinde gurbet çektin, yeni yurdun Medine.

Gül bahçelerimiz hep yağmalandı çaresiz,
Maddeye köle olduk, istikbalimiz fersiz!

Sen kokan Güllerini koruyamadık.. Heyhât
Kapımıza dayandı emr-i hak olan memât!

Biz Bedir’de seyrettik elhak o arslanları
Görmedik Uhud kadar kahraman olanları.

Ey aşk! Beni benden al.. Sür nebimin şehrine!
Yalın ayak varayım o ravzay-ı pâkine.

Ey Güllerin sultanı! Gözyaşlarıyla geldik,
Ey kadîm dost! Kapında Kıtmir olmaya geldik!

Hâk olup döneceğiz aslımıza muhakkak!
Lâkin senin nurunla aydınlanır şu âfâk!

Firâkın renksiz takvim, gündüzlerimiz siyâh
Bir tebessümün dahi bize nurlu inşirâh!

Gel gör bir halimizi, hep tilki sofrasında!
Çaresiz kaldık bu ölüm-kalım meydanında!

Çark bozuldu, maviyi katlettiler.. efendim!
Küheylan kesildi şu kör balıklar, efendim!

Sana salât ve selâm.. gönlümüz senle dolsun
Bizleri sana ümmet yapana hamdler olsun.

Zafer Şık

Hadi bugün O’na (Celle Celaluhu) sevgini göster!     

Sevgililer günü ya bugün… O’nun için bir şey yap! O’na kendini beğendir bugün! “Seviyorum” diyorsun ya… Hadi göster sevgini!.. O neyi seviyor, neyi sevmiyor öğren! Ve Sev O’nun sevdiklerini, sevmediklerinden uzaklaş! Ki, O da sevsin seni…     

Seven elbet sevilir ama, lafta kalmasın sevgin… Hadi bugün göster O’na sevgini!.. Sevgililer günü ya bugün.. Bilirsin, seven hep sevdiğini anlatır, “Bülbülün yüz hikâyesi varmış, hepsi de gül üstüne..” Bugün, ulaşabildiğin herkese O’nu anlat! O’nu ve O’nun en sevdiğini (Sallallahu aleyhi ve sellem)… Telefonla, yüzyüze, kavlen ve fiilen O’nu anlat! O, sana senden de yakın olanı.. O, seni senden de iyi bileni.. O, sen O’nu bıraksan da seni asla bırakmayanı.. O, en güzel sevda türküsünü, ölümsüzlük bestesini… Sevgililer günü ya bugün..     

Bilirsin, seven hep sevdiğini düşünür ya.. Bugün sen de hep O’nu düşün! O’nun hoşuna gidecek bir şey yap! Memnun et O’nu..     

Meselâ; Şimdiye dek isteyip te yapamadığın bir emrini uygula bugün! Eğer örtülü değilsen, hiç çıkarmamak sözüyle, Bir başörtüsü al kendine! Kılamıyorsan, bugün namaza başla!     

Meselâ; “Kur’anı mutlaka öğreneceğim” de! Biliyorsan, öğretmek için bir talebe bul kendine! Bir ayet ezberle ve uygula onu!.. Bugün bir hadis öğren ve öğret onu!.. Meselâ; bugün Sevgilini en az bir kişiyle tanıştır! Hiç tanımadığın birine selam ver! Bir yetimin başını okşa! Bir çocuğu sevindir bugün!     

Meselâ; İşyerine giderken O’nu hatırlatacak bir hediye götür bugün, Ya da çal komşunun kapısını, yüreğini bölüş, O’nu anlat bu vesileyle.. Bugün O’nun için birşey yap! Ama yalnız O’nun için.. Nefsini hiç karıştırma! Cennet hesapları yapma bugün, karşılık bekleme! Pazarlıksız, riyasız olsun her yaptığın…     

Bugün şöyle bir düşün! Sevdiklerine ve hatta sevmediklerine, Ne kadar çok vakit ayırıyorsun?.. Fanî dediğin şu dünya için ne kadar çok çalışıyorsun?.. Yarım saat sürecek bir ziyaret için, On dakika sürecek bir yemek için, mutfakta ne kadar kalıyorsun?.. Nazlıca ağlayan yavrunun sesiyle nasıl fırlarsın yatağından, o soğuk gecede?.. İşverenin ay sonunda vereceği üç kuruş için nasıl kahredersin kendini?.. Sınıfını geçebilmek için, iyi not alabilmek için, nasıl geceni gündüzüne katarsın?.. Eşini, çocuklarını, anneni, babanı, nişanlını memnun etmek için nasıl da çırpınırsın… Tüm bunlar ve senin de ekleyebileceğin dahaları için yaptıklarının, Söyle, yüzde kaçını Allah için, Habibullah için yaptın bugüne kadar?..     

Evet bugün sevgililer günü.. Sen de buluş Sevdiğinle bugün! At kendini seccadeye, bir tövbe et, dönmemecesine.. O’nun sevmediği herşeye “elveda” de! Gözyaşların armağan olsun O’na.. Gözyaşların ve zaten O’nun olan yüreğin..     

Bugün ve hergün…     

(Alıntı)

Her andığımda bana eksikliğimi hatırlatan; dile kolay kalbe ağır adını anıyorum.  Adın ki, durmadan çoğalır içimde.  Adın ki bir emanet dilimde.

Her tercih bir vazgeçişse eğer; benim tercihim Sen oluyorsun.  Dilim en çok adını anınca, kalbim yalnız Seni hatırlayınca hayat buluyor.  Adın, anlam katıyor adıma. Adın ki büyük.  Adın ki yüce.  Adın ki en güzel…
Ölüme doğru yürüyen bütün insanlar gibi ben de küçüğüm.  Avuç içindeyim, açılsa düşeceğim.  Bu sabah gözlerime yerleşen tefekkürle Seni söylüyorum.  Yüzlerce, binlerce kez söylüyorum, yetmiyor.  Ard arda ve hepsi farklı anlamlardaki isimlerini söylüyorum.

İki tesbih boncuğu arasında bir kalp kaç kez çarpar, sayamıyorum.  “İkrar”ın sukutu oluyor suskunluğum.  Az ve öz olan bir anlayışla ve kıbleye doğru bir bakışla Seni anıyorum.  Andıkça çoğalıyor anlamların.  Adın ki sonsuzluk…  Adın ki ahd ve vefa…
Evimdir dediğin kalbimin en naif köşesine bırakıveriyorum ismini.  Harfler ruhuma dokunuyor.  Bir su damlasını doldurmayacak büyüklükteki küçüklüğümü hissediyorum.  Devasa bir huzur yanağımdan süzülüyor.  Ellerim Sana doğru uzanıyor: “Sevgine talibim” diyorum; affına ve rızana…  Cevabını duymuyorum ama duyduğunu biliyorum.  Eğer ki adın “en gizli sesleri işiten” olmasa, nasıl bilirim bana “buyur” dediğini.  “O adı günde yetmiş kez anın” diye buyuruluyor.  Ve biliyorum ki kalp kapağı dakikada yetmiş kez açılıp kapanıyor.  Sen, kimsenin göğsüne iki kalp koymamışken ve kalpleri ancak Sen değiştirebilirken kalbimin dik durmasını istiyorum Senden.  Bir muska gibi takıyorum ruhuma adını.  Adın ki “gizliyi bilen, sırları gizleyen…”
“Neden O var?” dediğimde herşey canlanıveriyor?  Hayat adın geçince niçin allı morlu renklere bürünüyor?  Nasıl oluyor da Sen gelince aklıma, omzumdaki ağırlık azalıp ruhumda bir şölen başlıyor?  “O, onsuz olmayandır.” diyen filozofa kulak verince, gözlerim neden böyle doluyor?  Sen ki “hiçbir şey kendisine denk olmayansın”.  Sen ki “yüceliğinde yakın, yakınlığında güzel” olansın.  Ben yer ile gök arasında, ümit ile korkunun ortasında, düştüğüm kayaya tekrar tırmanmak istiyorum.  Sorduğun suale “bela” dediğim günden bu yana, ismine sığan meale kulak veriyorum.  Hayattan uzaklaşıp, gerçeğe yaklaşırken, va’dedilen günü bekliyor, ömrün gelip geçiciliğine tebessümler gönderiyorum.  Ben; kulaklarım, gözlerim ve zihnimin işgal altına alındığı bir devirde seviyorum Seni.  İstemelerim olmasa Senin için bir ehemmiyetim olmayacağını bilerek geldim kapına.  Ve bunun için bağlıyım adına.  Nasıl ki en çok alnım yere değdiğinde hissediyorsam Seni, öyle bir anda kapatmak istiyorum gözlerimi.  Seni razı edecek bir gün istiyorum Senden.  Ey “saltanatında kadim” olan adın düşüyor aklıma.  Adın ki kuluna uzak olmayan…  Adın, esirgeyen ve bağışlayan…

Arının karnını yazan kudret ile semaları tanzim eden kudret aynı eldir.  Kapkara bir gecede kapkara bir taşın üstündeki kara bir karıncayı gören de O’dur.  Varlığın bir sebebi vardır.  Sebebin de bir sebebi vardır.  Ve herşeyin sebebi de büyük adındır.  Sen olmasan, sınırsız sema gözbebeğime nasıl sığardı?  Varlığımın sebebi, kalbimin sahibi,  musibetimin ümidisin.  Rahledeki Kitap, neydeki nefes, içimdeki ses adını fısıldıyor.  “İsmine sığan her şey kendisinden azdır.”  Adın “Baki”, adın “Kafi”…  Adın en güzel isimler sahibi…
“Kimi sevsem, Sensin.”  Bilirim ki kainata dağılmış bütün sevmekler isimlerine karşı verilmiş bir muhabbettir.  Vaha sandıklarım çöl oluyor, kıyılarıma vurup giden insanlar anlamıyor beni.  Kuyularda kalıyorum, yardım eden olmuyor.  Bir adın kalıyor her şeyden geriye.  Ben kuyuya düşsem Sen kovanı sarkıtırsın bilirim.  Menzili vefa olan bir bağı var dostluğunun.  Yazın buharlaşmayan, kışın donmayan, sonbaharda yapraklarını dökmeyen bir dostluk…  Dostluğundan cesaretle istiyorum Senden: Ne olur Sana en güzel göründüğüm an, al beni yanına.  Aşk susturduğu oranda büyür, büyüdüğü oranda sustururmuş.  Susuyor,Seni dinliyorum.  Adın için yaşıyorum.  Adın ki bir emanet dilimde.  Adın ki, eksilmeyen tek kelime…

Yüsra Mesude

Bilirim, her gün doğmadan kızıllığına yazar adını..
Bilirim, her martı dokunmadan denize,
Kendi dilince tekrarlar duanı…
Ve her gül açmadan kollarını
Bu dünyaya
Senin kokunu bular yüreğine…
Bilirim düşmez güneş
Toprağın hiçbir zerresine
Hatırlamadan seni….
Bilirim seversin Sen seni seveni.Ey beni en çok sevenin en sevdiği.
Ey gönlümdeki sevgiye bengisuyunu, okyanus diyarından yudum yudum damlatan.
Kar suları yıkarken ruhumu, ılık bir yağmur damlasının sevdasında, yürek atışlarıma merhamet denizinden katreler düşüren.
Ey kalbimin en derin toprağına, avuçlarımda biriktirdiğim dualarıma kattığım, kirpiklerimin ıslaklığı ile bezediğim, nazenin çiçeğimin adı.
Sonra, yalnız karanlıklarımın donduran soğukluğunda, yapraklarının gölgesinde bakışlarımı ısıttığım.
Adıyla, en tenha zamanların karmaşasında, içimin dalları kıran fırtınalarını durulttuğum.
Her uyanışımda sabaha, gurubun kızıllığına taze açmış yaseminler aklığında ismini yüreğimle yazdığım.
Ey adıyla, serin rüzgarlarında bedenimi üşüten eylülü, nisanın yeni açmış badem ağaçlarına döndüren.  Içimin dermansız bildiğim dertlerine, sonsuz bir iyileşmeyle deva olan.
Ey seher vakitlerinde soğuk gül yapraklarına ılık dokunuşlarla konan, şebnemlerin nazlı terennümü. Bütün kar taneleri erguvan dalında çiçek oluyor kökünü ruhuma salan.   Adının gölgesine sığınınca günahlardan bizar olmuş yüreğim.
Sana gönderdiğim selamların kabul olma umudunun heyecanıyla, dağbaşlarımı kuşatan bencillik dumanlarının arasında, sevmeye dair al laleler açtıran.
İçimde dünyalık nefesler adına büyüttüğüm bütün mavi kuşları salıyorum semaya. Uğruna, kendi içimde kendimi tutsak ettiğim her anın zincirlerini koparıyorum zihnimden.  Teselliyi sana yolladığım selamın kabul edilmesi umudunda buluyorum. Bilir misin Ya Resulullah? Her yıkılışında içimin kaleleri, kalbimin kırıklarını bu umutla sarıyorum.  Yüzüme kapanan kapıların dibinde gözyaşımdan bir ırmakta boğulurken, bana uzanan elin sıcaklığı bu umuttan.  Bütün alınmışlıklarımın, tek başına bırakılmışlarımın, darmadağın oluşlarımın sessizliğine düşen tatlı bir terennüm oluyor bu umut.  Içimin burukluğunda, merhametsizlik dağlarken yüreğimin her bir zerresini, sabah ezanlarına kadar kapanmayan gözlerimin aminlerine dost ediyorum bu umudun varlığını.
Ey bütün çiçeklerin naif susuşlarının ardında, hiç durmadan söylenip duran sevda ikliminin şanlı adı.
Ey ılık gamzeleri gibi toprağın, ruhumun buz tutmuş dehlizlerine merhametle inen bahar. Gül kokusunda içime çektiğim şefkatin, eşsiz timsali.
İçimin ülkelerine çöreklenmiş menfaat bulutlarından kaçıyorum… Kaçıyorum kibirden yalnız kendine istiyor olmaktan, öfkeden. Kaçıyorum ne varsa faniliğe dair.  Pişmanlıkla ıslanmış bir hıçkırıkta, selamlarımın kabul edilmesi umudunda yeniden geliyorum hayata.  Kan revan oluyor aklımda hüzünler. Yağmamış yağmurlar kadar latif şimdi kalbimde devleşen sıkıntılar.  Korkularımı emziren bütün gecelerin siyahı, yeni açmış bir karanfil kokusu oluyor bulunca seni.
Benliğimin kuytularında sızlayan yalnız kalmışlıklar, kayan dev bir yıldız oluyor anınca seni.Aynı zaman diliminde atsaydı kalplerimiz seninle. Yüreğimiz hissetseydi seni bir kere görmüş olmanın bahtiyarlığını.  Oysa şimdi hercai sevgilerde kanıyor ümitlerimiz. Varsa zihnimin kirli dumanları arasında dünyaya bel bağlamış iniltili hayatımın ortasında hala sevmeye dair kımıldayan bir tomurcuk, sana olan özlemimin sıcaklığındandır.
Ya Resulullah bu özlemimizin sınırsızlığına bakıp dua eder misin yüreklerimize? Secdenin izi alınlarımızdan, amin deyişler gece uyanışlarımızdan ve sana olan sevgi solmayan yediverenler gibi hiç silinmesin gönüllerimizden.
Ey beni en çok sevenin en sevdiği.
Bir lale vakti.  Bir bahar gecesi dudaklarımda sana selamlarla göz kapayışlarım var geceye.  Herşeye rağmen sevilme umuduyla bükülüyor boynum.  Sevginin sonsuzluğuna açılıyor avuçlarımda ruhum.

Ey Rabbim,
En sevdiğinin sevgisini artır ki kalbimde.
Senin yanına sevdiğinin sevgisiyle dolu bir yürekle varabileyim son nefesimde. Dışarda göz yanar, içerde yürek taahut. Ehline tahammul gerek mazlum yarasına merhem diyerek gözyaşı sürersen benide çağır… 

(Alıntı)

freefallbyliekcp3.jpg 

Gül yüzü buluşma yeridir,
En temel kavuşmalar gül yüzünde gerçekleşir.
Çünkü gül yüzler bakışı aşka dönüştürür.
Bakış ki, aşıkın maşuka dönüşüdür;
İlk tanışma ve son ayrılıktır.
Sonra mayelenir bakış;
Bakış aşk olur, bakış vuslat olur.
Aşık ve maşuk tanışmaktan öte geçerler,
Geri döner ve sanki birbirlerini hatırlamış olurlar.
İlk bakışma sonsuz beklemelerin durulduğu bir göl olur.
Güzellik gül yaprağında beklemiştir aşkı.
Aşk gül yüzünde güzelle buluşur.
Aşk gül tenlerde görünür kılar kendini.
Ve güzellik aşkın bakışında seyre dalar kendini.

O yüzden, gülden yüz çeviremeyiz.
Güle uzak duramayız.
Aşk ateşi örseler yüreğimizi.
Kızıl kanlar gibi dolaşır tenimizi aşk.
Ve kızıl utançlarla alevlenir yüzümüz
Güle döneriz, Sevgili’ye döneriz.
Sevgili yüzü olmadan edemeyiz.

Meğer gül, yüzüne Nazar Eden olduğu için gül’müş.
Herşeyi ve herkesi Varedenin teveccühüyle gülmüş.
Önce Teveccüh Eden varmış.
Yokluğa yönelmiş Ebedi Güzellik Sahibi.
Bilinmek dilemiş, sevilmek irade etmiş.
Gizliden açığa çıkmış “Mahfi Hazine”
Hiçlik şafağı kızıla boyanmış.
Varlık güzel yüzlü bir gül olmuş.
Varedilen her şey bir gül yüzünde taçlanmış.

Yoksa biz dikenler idik,
Yalnız bir gül hatırına bu bahçeye vardık.
Varlık gülşeninde bir gül yüzünde ihyalandık.
Ab-ı hayat öylece dolandı yüreğimizi,
Tenimizde öylece kızıl utanç gülleri açtı.
Edebi, iffeti gül yüzünde belledik,
Tebessümü gül yaprağından dudağımıza devşirdik.
Gülün son yaprağının sonrasına hayranlığımızı ekledik.
Beğenimizle kuşattık gülü;
Aşklarımızı gül yanağına devirdik.
Gülün yüzünde güldük, güle baktık güle yazdık.
Güller olduk, güldük.
Güller açıldı, güle döndük.
Gül yüzünde varedilen herşeyle yüzleştik.
Varedilmişler gül yüzünden gün yüzüne çıktı.
Öylece, gülün yüzünde buluştuk.
Gül yüzünden tanış olduk.
Sonra herkesi ve herşeyi oraya çağırdık.
Herşeyi elimize aldık, herkese elimizi verdik.
Gülün yüzüne vardık.
Bildik ki,
Aslında biz sadece gül yüzünden vardık.

Ebedî Sevgili’nin teveccühüdür gülü güldüren.
Kalbimize aşkı salan Sevgili’nin nazarıdır.
Ki bu kalb Sevgili’nin vechesinden başkasına dönmez.
“Batan şeyleri sevmez”
Yitip gidenlere gönül vermez.
O’nun vechinden başkasına kanmaz aşk.
Aşk O’nun teveccühü ile var oldu.
Güzellerin güzel yüzlerinde güzelliği O halkeyledi.
Aşıkların bakışlarında sevgiyi O tasvir eyledi.

Ve güzellerin en güzelini Mahbubu eyledi.
O’na muhabbet eyledi, O’nu Muhammed eyledi.
Ebedi teveccühünü O’nun vechinde kristalleştirdi.
Cümle halka O’nun yüzünü gül eyledi.
Değil mi ki, önceleri hiçbirşey yoktu
Ve illâ O’nun ebedi teveccühü vardı.
Değil mi ki, varedilmişler O’nun yönelmesiyle
Varlığa yüz buldu.
Öyleyse bu varlık gülşenine önce O Mahbub’un gül yüzü düştü.

Biz dikenlerdik aslında.
Yalnız bir gül hatırına bu bahçeye vardık.
Gül-ü Muhammed’in (s.a.) yüzünde buluştuk.
Gül-ü Muhammed (s.a.) yüzünde tanış olduk.
Sonra herkesi ve herşeyi yüreğimize çağırdık.
Herşeyi elimize aldık. Herkese elimizi verdik.
Gülün yüzüne vardık
Gül yüzünden var olduk.

Sevgili’nin teveccühünü yüzüne devşiren Gül’e,
Yüzümüzü Sevgili’nin vechine çeviren Gül’e
Güllerce salât, yüz’lerce selâm ettik.

Senai Demirci

Allahümme nur-ı Hüda, Allahümme salli ala seyyidina ve nebiyyina Bi Hakkı
nur-ı cemali Muhammed Mustafa, Allahümme salli ala seyyidina ve nebiyyina
Muhammed Mustafa!
Salat Sana
Selam Sana Ya Resulallah…

Ben kim miyim?
Hani Seni Seviyorum ya
Hani gıpta ediyorum ya ashabına
Hani Hz.Fatıma’yı anam, Hz.Hasan Hüseyin’i kardeşim olarak görüyorum ya!

Hani ne zaman hüzünlensem, Sen geliyorsun ya aklıma
Görmeden hayranım Ya cemaline
Kalbin kadar güzel yüzünün hayalini kuruyorum ya…

Hani ne zaman çok gülsem
Sen’in hafif kızgın bana baktığını görüyorum ya!
Hani bana diyorsun ya “Yerinde olsam, az güler çok ağlardım ” diye…

Sonra nerede bir yetim görsem Sen’i buluyorum ya yanımda
Hani bana diyorsun ya “Beni istiyorsan onun başını okşa”

Hani hep bir özlem var ya içimde
Hep vuslat varya hayalimde
Hani gözyaşları içinde, yeşil kubbenin resmine bakıyorum ya
Hani hayal ediyorum ya hep Efendim
Safa-Merve arasında, önümde Sen varmışsın gibi koştuğumu..

Hani uzun boylu, siyah saçlı, beyazlar içinde birine Sen diye sesleniyorum ya!
Sonra adam arkasını dönünce
Senin olmadığını görüyorum da eğiyorum ya başımı,
Sevincim yerini hüzne bırakıyor ya…

Hani Sana gidecek her yolcuyla selam yolluyorum ya
Sonra da selamımı almışsın gibi seviniyorum ya
Hani kalbimin bir yanı “Ümit” derken,
Bir yanı korkuyla atıyor ya…

Hani Seni Seviyorum Ya Efendim
Hani günahlarımı unutup, Seninde beni sevdiğini düşünüyorum ya!
Duyuyorum ya “ÜMMETİ” diye seslenişini…

Ne zaman bir yüzük alsam elime
Senin yüzüğün geliyor ya aklıma
Hani üzerinde Muhammedun Resulallah yazılı olduğunu düşünüp,
Ebu Bekir ve ashabına selam yolluyorum ya…

Sonra hep hayal ettim ya Efendim, arkanda namaz kıldığımı…

Hani anam, babam, canım Sana feda olsun dedim ya…

Hani ben varım ya…
Seni Seviyorum ya…
Çok Seviyorum ya…
Selat, Selam üzerine olsun Ya Resulallah…

Ben kim miyim?
1400 yıl öncesinde Selam ettin ya..
Kardeş belledin ya…
Seni Seviyorum ya…

(Alıntı)

İlahi
Hamdini sözüme sertaç ettim
Zikrini kalbime miraç ettim
Kitabını kendime minhaç ettim
Ben yoktum var ettin
Varlığından beni haberdar ettin
Aşkınla gönlümü bi karar ettin

İnayetine sığındım kapına geldim
Hidayetine sığındım lütfuna geldim
Kulluk edemedim affına geldim
Şaşırtma beni doğruyu söylet
Neşeni duyur hakikati öğret

Sen duyurmazsan ben duyamam
Sen söyletmezsen ben söyleyemem
Sen sevdirmezsen ben sevemem
Sevdir bize hep sevdiklerini
Yerdir bize hep yerdiklerini
Yaret bize erdirdiklerini

Sevdin habibini kainata sevdirdin
Sedin de kılati risaleti giydirdin
Makamı İbrahim’den
Makamı Mahmud’a erdirdin
Serveri asriye kıldın
Hetemi enbiya kıldın
Muhammed Mustafa kıldın

Salat-u selam
Tahiyyat-u ikram
Her türlü ihtiram O’na
O’nun aline
Ahbabına
Ailesine
Ashabına
Ve etbahına
Yarab

Elmalılı Hamdi Yazır

Filistinli bir duayım şimdi ben!
Nasıl yorgun nasılda çaresizim
Kana karışmış binlerce aminim
Filistinli bir duayım derbeder

Ellerim açılmış tek sahibime
Yedi cihan görür, susar halime!
Ne vakit hesap sorulur zalime
Filistinli bir duayım çaresiz

Meleklerin ayak sesi Bedir’den
Koşup gelse peygamber medine’den
Bu sessizlik çıkartacak çileden!
Filistinli bir duayım çaresiz!

Tükenmiş dizimde derman kalmamış!
Kimsede merhamet vicdan kalmamış
Kan damlıyor yüreğimden,tenimden
Yaramı saracak yaran kalmamış!

Filistinli bir duayım şimdi ben
Bilmem gücün yeter mi söylemeye
Üzerimde binlerce ebu Cehil
Binlerce serzeniş yetim, dilimde
Filistinli bir duayım çaresiz
Nefesim yetmiyor çığlık olmaya!
Evim, yurdum, ırzım daim ateşte
Peygamberin emaneti peşkeşte!

Kardeşim! ağlıyor seccadem hergün
Ağlıyor Filistin ağlıyor Kudüs
Miracı bekliyor mescidi aksa!
Ebubekir ağlıyor,Ömerler yasta!

Filistinli bir duayım şimdi ben!
Öylesine kutsal öyle mübarek!
İstersen diline şan eyle beni!
İster yüzüstü bırak! terk-i diyar et!

Benim kalacak her daim toprağım
Ben uğruna baş konmuş bir sevdayım!
Kılıcımda peygamberin şanı var!
Yenilmem ben! ben mescid-i aksayım

Filistinli bir duayım şimdi ben!
Yalnızca Rabbine erişen sesi
Öyle güçlüyümki yakarışımda
Direnişim ümidin serzenişi
Şimdi ben Filistinim! sahip çık bana!
Şimdi ben peygamberin emanetiyim sana!
Hep zulmü alkışlayan ellerini açsana!
Ben kan kokan toprağın en naçar yeminiyim!
Eyilmeyen başım ben! Ben miracım, müjdeyim!
Filistinli bir duayım şimdi ben!
Senin çaresizliğe terk ettiğin…

Betül Çetin