Günlük Arşivler: Ocak 27th, 2008

Hz. Muhammed’in Hayatı, çağdaş bir “siret”tir. Çağdaş müslüman yazarın taşıması gereken sorumluluk bilinciyle kaleme alınan bu değerli eser, köklü bir araştırmanın ürünü olması yanısıra, yazarın bir “edib” oluşuyla kazandığı ayırıcı bir niteliğe sahiptir. Esere hakim olan üslup bir taraftan okunur ve anlaşılır olmayı kollarken, diğer taraftan konusunun gerektirdiği yoğunluğu rahatça sürdürebilmektedir. Kitabın anlatım biçimiyle kazandığı bu edebi değer, Arapça ilk kaynakları esas almasıyla kazandığı ilmi değerle birleşince kendisini emsallerinden ayıran temel nitelik, iddialı bir tarzda ortaya çıkmaktadır. İngiliz asıllı müslüman yazar Martin Lings (Ebubekir Siraceddin) üç yılını verdiği bu değerli araştırmasıyla, “siyer” bilimiyle uğraşan ciddi çevrelerin haklı takdirlerine mazhar olmuş ve eseri “Siret Ödülü”‘ne layık görülmüştür.

Kitabı Kutlu Doğum Haftası münasebetiyle yayınlayan İnsan Yayınları’nın yetkilileri, eserin özellikle kitap okumaya fırsat bulamayanlara hitap edeceğini ifade ediyor. Daha önce birçok dile çevirilen kitap, uluslararası bir ödüle de sahip. Peygamber Efendimiz’in hayatını anlatan ilk kaynaklara dayalı olarak hazırlanmış, önemli bir çağdaş, siyer çalışması olan kitap, ülkemizde de oldukça fazla okunan eserler arasında yer alıyor. Martin Lings, genç yaşta tanıştığı İslam dinini benimsedikten sonra Ebubekir Siraceddin adını aldı. Bundan sonra İslam dinine yönelik birçok kitap yazan Lings, İslam dünyasında da dikkatleri üzerine çekti. Lings, Peygamber Efendimiz’in hayatını anlatan son eserini derin araştırmalar sonucunda ortaya koymuştur.

İnsanı her anında ve istikbalde büyük imtihanlar ve görevler beklemektedir. Bunlara hazırlanmak ve onları layıkı ile karşılayabilmek, ancak Allah’ın emirlerine uymak ve sünnetlere ittiba etmekle mümkün olabilecektir. Bu sebeplerle her an uyanık, şuurlu olmak ve istikamet üzere bulunmak icab eder.

Bir Müslüman genç olarak, namaza bakışınızı ve namazla ilişkinizi hiç sorguladınız mı?
Namazlarınızı dosdoğru, devamlı ve huşu içinde yani bilinçli olarak kılabiliyormusunuz?
Yoksa, namazlarınızı savsaklayıp ihmal ediyor yada adet yerini bulsun diye, sadece üzerinize bir borç olduğu için mi kılıyorsunuz?
Niçin namaz kıldığımızın, namazda neler söylediğinizin, Allah’a hangi konularda söz verdiğinizin farkında mısınız?
İşte bu kitap; siz sevgili gençlerin şahsına tüm günümüz Müslümanlarının maalesef içi boşalmış namazlarının içini doldurmaya, onların kıldıkları namazlardan haberdar olmalarını sağlayama ve dosdoğru, gereği gibi namaz kılmalarına katkıda bulunmaya yönelik bilgi ve yorumlar içermekte; Kur’an’ın tanımladığı, Allah Rasulü ve ashabının kıldığı namazları yakalamak için haydi namaza! demektedir.

İnsan “Allah” der de, titremez mi?
Elbet bu satırların yazarı da titriyor. Korkudan değil, O’nun hakkında konuşmaya ve yazmaya cüret etmekten.
Hiçbir tasavvur, Allah’ı olduğu gibi anlayamaz. Hiçbir akıl, Allah’ı mutlak ve mükemmeliğiyle kavrayamaz. Hiçbir beşeri dil, sahibine Allah’ı gereği gibi anlatma imkanı sunmaz. O’nun azameti karşısında akıllar dumura uğrar, diller lâl olur, mantık iflas eder, nutk tutulur, sözün soluğu kesilir, kelimelerin nabzı durur.
Peki, bu gerçeği bilmesine rağmen, Allah hakkında bir kitap kaleme almaya yazarı ikna eden gerekçeler ne?
Üç şey:
1. Allah’a inananların Allah tasavvurlarının, vahyin inşa ettiği Allah tasavvurundan giderek uzaklaşması;
2. Doğru bir Allah tasavvuruna sahip olmadan, sahih bir kulluk, iman ve teslimiyetin gerçekleşmeyeceği;
3. Allah doğru bilinmeden, tanınmadan, anlaşılmadan, hayatın anlam ve amacının asla anlaşılamayacağı.
İşte bu yüzden “Allah” demek, “anlam” demektir. Modern hayat Allah’tan uzaklaştıkça anlamdan da uzaklaşmaktadır. Anlamsız bir hayat yük, anlamsız bir insan hiç, anlamsız bir dünya canlı cenazelerin meskun olduğu mezardır.

İnsan ve yaradılmış olan her şey, her zerresinde akıl almaz bir işlevselliğin ve estetiğin izini taşır. Var edilen her şey evrenin şiirine bir dize yazar. O şiir ki, gözün gördüğünden ötededir; aklın anladığından aladır. Ancak o şiir, gözün görmesiyle yeniden yazılır, yeniden yankılanır, aklın anlamasıyla yeni ahenklere bürünür, yeni renklere ayrılır.
Şimdi her birimiz her an yeniden yazılan bu şiiri anlamaya çalışarak, o şiirin içindeki yerimizi bulmaya çabalıyoruz. Senai Demirci, Elde Var İnsan’la, bizleri gözümüzün gördüklerinden ötesine tanık olmaya çağırıyor. Can kasesinin içinde saklı sırlara dokunarak, bizlere varlığımızı bir kar tanesi yumuşaklığında yeniden hatırlatmaya niyetleniyor.
“Elde Var İnsan”, var edilendeki eşsiz ahengi ve doyumsuz renkleri hissettiren bir kitap…
Elinizde hep bir insan sıcağı olsun diye…

Akanda teyzesine öpücük kutusundan bahsettiğinde kulaklarına inanamamıştı.
Akanda’nın o akşam çocuksu küsmesi, teyzesinin hep yarınlara bıraktığı kitap yazma işlemini hızlandırdı. Mehtap Kayaoğlu, psikolog & psikoterapist. Kitabı elinize aldığınızda usta bir romancının romanını okuduğunuzu düşüneceksiniz. Sade bir dille yazılmış olan psikoterapi öykülerini okurken iletişimdeki hatalarınız gözlerinizin önünden geçecek.
Kendi yolunuzda yürümeyi hiç düşündünüz mü? Yani kendi yaşam planınızı kendi ihtiyaçlarınız doğrultusunda yapabildiniz mi? Kendi yolunuzda yürümek, Yetişkin yaşlarda gelinmesi gereken kimlik gelişim süreçlerinin son noktasıdır bir anlamda.
İyisiyle kötüsüyle, doğrusu ve yanlışı ile nice plan. Kendi yolunda yürümek isteyen gençlere doğru eli uzatmak için önce biz öğrenelim yanlışlarımızı.
Çocuklarınızla hangi durumda nasıl konuştuğunuz önemini hiç düşündünüz mü? Onlar yarınlar ise şimdiden onlar için bir şeyler yapmanın zamanı geldi!

“Üç yaşındayım. Namazdan önceki yıllarımı yaşanmış saymıyorum.” “Eski hayatımdan bugüne pişmanlıklar, günahlar ve acılar kaldı.” “Hidayet yolunda ilerlemek, Rabbimin bana bağışladığı en büyük lütuf…” “Namaz, muhteşem bir ibadet, En Büyük Sevgili’yle buluşma.” Ünlü manken ve sinema oyuncusu Yaşar Alptekin nasıl bir dönüşüm yaşadı? Merhum Sakıp Sabancı’nın cenazesinde nasıl özeleştiri yaptı? Hiç kimse yönlendirmediği halde niçin namaz kılmaya karar verdi? İmanın, namazın ve Allah’a kul olmanın güzelliği, geçmişindeki her türlü çekicilikten nasıl daha cazip ve tatlı geldi? Birçok gencin hayalini kurduğu şöhret, para ve eğlencenin zirvesindeyken neden hepsini terk etti?

Yaşadığımız bu çağın sonuna yaklaşıken, dünya devletlerinin bir yandan teknoloji yarışını hızlandırdıkları, öte yandan eğitime hız verdikleri görülmektedir. İnsan gücünden en iyi şekilde faydalanmasını bilen devletler, kısa zamanda gelişmiş ve yeryüzünde söz sahibi olmuşlardır. Bu gelişmenin ardındaki en önemli gerçek, bu devletlerin sistemli ve programlı bir eğitim yapısına sahib olmalarının yanı sıra, manevi değerlerinden asla taviz vermemeleridir. İnsan hayatında ihmale gelmez ve vazgeçilmez bir yeri olan çocukluk dönemi eğitiminde anne ve babalara, anaokulu ve ilkokul öğretmenlerine büyük destek sağlayacağına inanıyoruz.Allahı ancak somut şeyleri anlıyabilen çocuklara anlatabilmek büyük özen, dikkat ve bilgi ister. Bu kitap, çocuk psikolojisi verilerini değerlendirerek çok büyük bir boşluğu doldurmakta ve sağlam inançlı nesiller yetiştirmeye yardımcı olmaktadır.

“…Gözbebeğimiz gibi baktığımız, gerekli tüm ihtimamı gösterdiğimiz hâlde solan, büyümeyen, çiçek açmayan bitkilerimizi düşündüm. Evlerimizde, suyunu, vitaminini, gübresini verdiğimiz, uygun yere yerleştirdiğimiz, özenle baktığımız hâlde bitkilerimiz çiçek açmazken, bütün engellere rağmen kayalıklardaki çiçeklerin tüm güzelliklerini sergilemesinin nedeni ne olabilirdi acaba? Hani, özel odaları, öğretmenleri, son model cep telefonları varken sınıfta kalan çocuklarımıza inat, gecekonduda yaşayan öğrencilerin takdirname alması, en iyi okulları kazanması gibi… Sanırım bu, bir azim meselesi. Yeter ki isteyelim, içimizden gelsin, bir işi başarma isteği olsun yüreğimizde… İşte o zaman çelik teller bile bizi engelleyemez…”