01.25.08
Vampir değil şefkat kahramanı
Yarasalar, çoğumuz için karanlık şatolarda uçuşan insanın tüylerini ürperten esrarengiz yaratıklardır. Küçük kızınızla yazlığınızın bahçesinde otururken yanınızdan masum bir yarasa geçse, ufaklık hemen çığlığı basar.Halbuki yanınızdan geçen bir muhabbet kuşu ne kadar dehşet vericiyse yarasa da o kadar korkunçtur. Büyük küçük her insanın yarasaları “insanın kanını emen vampirler” gibi değerlendirmesinin tek sebebi, gerilim filmlerinin ve masalların onlardan korkmamız gerektiğini öğretmesidir.
Bir güle bakarken nasıl Allah’ın güzel isimlerini hatırlıyor, tefekkür edebiliyorsanız, Cenab-ı Hakk’ın bambaşka bir sanatı olan yarasalara da ezber bilgilerle değil, O’nun mektubu olarak baktığınızda, sadece bakmayıp onun inceliklerini gördüğünüzde çok farklı bir alemle karşılaşırsınız. Yarasaların yeryüzünde yaklaşık bin farklı türü vardır. Ve bunların arasından sadece üç türü bazı hayvanların kanını emerler. Fakat tarih boyunca insanlara saldırdıkları vaki değildir. Zaten 8-9 santimetrelik boylarıyla öyle bir canlıyı öldürecek kadar da kan ememezler. Örneğin sivrisinekler de her gece kanımızı emiyor ama onları görünce çığlık atıp kaçmıyoruz. Haksız yere yarasalara yapıştırılmış bu kötü etiketin aksine, yarasalar çok şefkatli hayvanlardır. Rahmeti sonsuz Rabbimiz, bu 10 santimetrelik varlıklara nakış nakış merhamet işlemiştir.
Örneğin bir anne yarasa yavrusunu dünyaya getirdikten sonra ölmüşse, yakınlardaki diğer anne yarasalar hemen bir araya gelirler. Yavru yarasının bütün bakımını üstlenirler. Kendi çocuklarından ayırt etmeden öksüz yavruyu büyütürler.
Mehmet Paksu